Kırklareli
10 Mart, 2026, Salı
  • DOLAR
    30.71
  • EURO
    32.91
  • ALTIN
    1967.5
  • BIST
    8994
  • BTC
    49397.326$

CHP’Lİ BELEDİYELERE SALDIRININ ARKA PLANI… 

10 Mart 2026, Salı 10:41

 

24 Ocak kararları (1980) ile başlayan neoliberal politikalar, Türkiye’de “sosyal devleti” etkisizleştirdi. 
Sosyal Devlet’in etkisizleştirilmesi ve tasfiye edilme süreci, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin (1991)tarih sahnesinden çekilmesinden sonra daha da hızlandı. Sosyal Devlet’in zayıflamasıyla ortaya çıkan boşluk yerel yönetimlerce, yani belediyeler tarafından dolduruldu. Devletin hak temelli sunduğu sosyal politikaların yerini giderek yerel düzeyde yardım/sadaka mekanizmaları aldı. Belediyeler sadece asfalt yapan, çöp toplayan kurumlar olmaktan çıkıp  , yaptıkları yardımları ile yoksullarla temas etmeye başladılar. Sadece çöp toplayan, asfalt döken bir kurum değil; yiyecek, kömür vb yardımı yapan, lokanta açan… bir kuruma dönüştüler. Yoksullarla kurulan bu temas, sosyal politikanın ötesine geçerek siyaset yapmanın en önemli bir mekanizması haline geldi. Bu mekanizma sadece sosyal politikayı değil, siyasetin doğasını da dönüştürdü!  Sonuçta hak temelli sosyal politika yerini alturist bir yardım ve lütuf ilişkisine  bıraktı. 25 milyon kişi sosyal yardım alsa da burada sosyal devletten söz edilemez. Sosyal devlet’de yurttaşa yardım edilmez,; yurttaş hakkı olanı alır. Yeni rejim; bir sosyal devlet değil,merkezi/yerel yönetimin, parti mekanizmasına dayanarak işlettiği sadaka(t) rejimidir! Bu sadaka(t) rejiminde hak temelli yurttaşlık hakkı ile değil, yardım ve lütuf ilişkileri üzerinden  bir siyasi bağ üretildi. Bu rejim 1990’lı yılların ortalarında  Refah Partisi’in yerel yönetimlerde iktidara gelmesi ile başladı.  Refah Partili belediyeler klasik belediyecilik anlayışının ötesine geçerek bir sosyal politika pratiği geliştirdiler. Gıda, yakacak yardımları, burs programları ve mahalle ölçeğinde kurulan dayanışma ağları…  Burada ortaya çıkan şey sadece yardım yapmak değil, siyasi bir ilişki üretmesiydi!  Refah Partisi’nin  belediyecilik pratiği, bu mekanizmanın Türkiye’de en erken ve etkili örneklerinden biri oldular. Özcesi; bu dönemde belediyeler yalnızca hizmet sunan kurumlar değil,ayni zamanda siyasi ilişkilerin kurulduğu ve yeniden üretildiği mekanlara dönüştü!   Bu modelin gerçek anlamda genişlemesi ve ülke ölçeğinde kurumlaşması ise AKP iktidarı döneminde gerçekleşti. Bu yıllarda sosyal yardımlar sosyal politikanın en önemli göstergeleridir. Bir yandan sosyal devlet tasfiye edilmesi ve özelleştirmeler; sosyal yardımların ister istemez genişlemesini de beraberinde getirdi.  Yani sosyal politikalar yerel yönetimlerce üretilmek zorunda kaldı. Yanlız bu sosyal politika düzenini; sosyal devlet politikası olarak değil,”sadaka(t) rejimi” olarak tanımlamak daha doğru olur.  Refah partisi döneminde başlayan ve AKP iktidarında ülke ölçeğinde kurumlaşan bu sadaka(t) rejimi mekanizması 2019 seçimleri ile bir kırılma yaşadı. CHP’nin İstanbul, Ankara olmak üzere Büyükşehir belediyelerini kazanması ile birlikte;yerel yönetimlerde yeni bir sosyal politika uygulanmaya başladı.Bu “halkçı belediyecilik” olarak nitelendirildi. CHP’li belediyeler yeni model kurmadılar ama sosyal yardım temelli belediyecilik anlayışına Kent Lokantaları,Kreşler,sosyal destek kartları,öğrenci bursları… ile boyut getirdiler . CHP’nin bu anlayışı AKP’nin seçici lütuf paketlerinin aksine,Kent lokantalarında olduğu gibi kapıdan giren herkesi hak sahibi gören evrensel bir hizmet niteliği taşıyordu. Yani CHP’nin yardımları yurttaşlık, dayanışma ve sosyal hak kavramı etrafında meşruluk kazanıyordu.        

Ezcümle; CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, saldırıların arka planında ne yolsuzluk, ne irtikap, ne rüşvet,ne de casusluk …  var; AKP’nin “sadaka(t) belediyeciliğni” CHP’ye ( Hak temelli bir boyut katmıştı) kaptırmamak var. Bunun için de siyasal islamcı AKP, hukuku siyasallaştırmada sınır tanımıyor!

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum