SİLİVRİ GÜNLÜKLERİ
15 Mayıs 2026, Cuma 17:55
Ankara’da oturuyorsun. Her sabah aynı adliyeye gidiyor, on altı yıldır aynı koridorlarda haber kovalıyorsun.
Sonra bir gün Silivri’desin.
İnsan bazı haberleri okur geçer. Bazılarıysa eve girer, masaya oturur. Sessizleşir herkes. Çünkü bu kez haberlerde gördüğünüz gazeteci Alican Uludağ, benim kuzenim.
Bir anda evin içindeki cümleler değişiyor. Telefonlar kısa konuşuluyor. Eşi dimdik durmaya çalışıyor ama insan bazı yüklerin omuzda değil, gözlerde taşındığını anlıyor. Çocuklar babalarının ne zaman döneceğini bilmiyor.
Bugün Silivri’deydim. Alican Uludağ’ın eşi, çocukları ve ailesiyle birlikte görüş günündeydik. O uzun bekleyişin tam ortasında onların yanındaydım. Doruk’la Güneş’in babalarını görecekleri anı beklerken yaşadıkları heyecana tanık oldum.
İnsan o an anlıyor; bazı çocuklar yaşından önce büyüyor.
Cezaevi kapısının önünde bazen yalnızca insanlar beklemiyor; özlem bekliyor, hasret bekliyor, yarım kalmış bir ev bekliyor.
Çocukların baba hasretini insanın gözünün içine baka baka yaşaması kolay unutulmuyor.
Bazı cümleler işte tam burada bitiyor.
Silivri, Ankara’ya 550 kilometre uzak. Ama bazı mesafeler kilometreyle ölçülmüyor.
Ankara’dan alındı. İstanbul’a götürüldü. Silivri’ye konuldu. Dosyası Ankara’ya gönderildi; kendisi gönderilmedi.
On altı yıldır haber yaptığı adliyede yüz yüze savunma yapmak istedi. Ekran karşısına çıkarılması uygun görüldü.
Gerekçe: “Kaçma şüphesi.”
Oysa onu tanıyan herkes bilir. Kaçacağı tek yer yine Ankara Adliyesi’nin basın odası olurdu.
Bir mahkeme kararını haber yaptı. Yalnızca bunu yaptı. Üstelik ortada yalanlanan bir haber de yoktu.
Ama Doruk ve Güneş yine de babalarını bekliyordu.
Bazen birkaç rakam uzun uzun anlatır her şeyi:
On altı yıl gazetecilik.
On üç paylaşım.
Bir tutuklama.
Cevapsız bekleyiş.
Silivri’de gün nasıl geçiyor bilmiyorum. Ama insan bazen en ağır şeyin demir kapılar değil, belirsizlik olduğunu anlıyor.
Çünkü dışarıda çocuklar babalarının ne zaman geleceğini bilmiyorsa, orada zaman yalnızca içeride akmıyor.
Ankara’da oturuyorsun. Sonra bir gün Silivri yolunda buluyorsun kendini.
Gelmesi ayrı dert, gitmesi ayrı dert.
İnsan içeride yatmasa bile, dışarıda başka türlü tükeniyor.
Çünkü mesele artık sadece dört duvar meselesi değil. Mesele; insanların bir gün yazdığı bir haberden, kurduğu bir cümleden, sorduğu bir sorudan korkmaya başlaması.
Ve insanlar ihtimalden korkmaya başladığında önce kelimeler değişiyor.
Sonra cümleler.
Sonra sessizlik normalleşiyor.
Kimse yüksek sesle söylemiyor belki.
Ama herkes hissediyor.
Alican geri adım atmadı. Susmadı.
Biz de susmayacağız.
Çünkü bazı dönemlerde sessizlik yalnızca sessizlik değildir.
Tarih bunu hep yazdı.
Bugünü de yazacak.


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum