ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!
23 Mart 2026, Pazartesi 15:53
Bütün çocuklar annelerine çok güçlü bir bağlanma arzusuyla doğarlar.Hamileliğin dördüncü ayından itibaren çocuk,annesi tarafından istenip istenilmediğini,sevilip sevilmediğini sinirler yoluyla hissedebiliyormış.Anne tarafından istenen ve sevilen embriyon fiziksel,duygusal ve ruhsal yönden sağlıklı bir gelişme gösteriyorlarmış.Annesinin kendini nasıl hissettiğini,babasının annesine nasıl davrandığını sezebiliyormuş.
Çocuklar yaşama bağlanmaları için ilk önce onu dünyaya getiren annesi tarafından sevilip okşanmasını,şevkat ve ilgi göstermesini;onu dış tehlikelerden koruyup kollamasını istiyor.Bunlar olmadan çocuğun sağlıklı büyümesi ve hayata tutunması çok zor oluyor.Kimi çocukların bahtı güzel olur,Ebeveynlerin şevkati ve koruması altında sağlıklı beslenip büyütülür.İyi bir eğitim,öğretim aldıktan sonra yaşamlarını mutlu ve huzurlu bir şekilde sürdürüyorlar.Kimileri ise daha ana rahmindeyken kötü kaderinin bedelini ödemeye başlarlar.Açlık,yokluk,zorunlu göçler,savaşlar,çatışmalar,doğal afetlerdir onların kaderidir artık.Eğer anasından doğar doğmaz hastanede terk edilmez,bir cami havlusuna veya bir apartmanın kapı önüne bırakılmazsa...Hatta bir çöp konteynerine atıldıktan sonra sağ kalırsa onların hayattan çekecekleri çilelerin haddi hesabı bilinmez.
Çocukların sevgisiz, şevkatsiz sosyalleşmeden ne bir dil öğrendikleri ne de yaşama şansları kalmadığına dair tarihte iki korkunç çocuk deneyinden bahsediliyor.Birincisini MÖ.664-610 yılları arasında yaşamış Mısır Fravunu 1.Psamtik iki bebekle;ikincisini 1200 yılında Kutsal Roma İmparatoru 2.Frederich de 50’ye yakın bebekle yapıyor.Bebeklere hiçbir sevgi şevkat göstermeden sadece beslenip bakılıyorlar.Her ikisinin de amacı, bebekler hiç kimseyle ilişkiye geçmeden kendi kendilerine hangi dili konuşacaklarını ortaya çıkarmak.Bu korkunç deneylerin ikisi de maalesef sonuçlanmıyor,çünkü bir müddet sonra bebeklerin hepsi ölüyorlar.Yani, sevgiden ve şevkatten yoksun ebeveynsiz büyüyen bebeklerin beynin salgıladığı mutluluk ve hayata bağlanma hormonları çalışmadığı için yaşamaları da imkansızlaşıyor.
İstenmeyen ilişkilerden,istenmeyen hamilelikten dünyaya gelen çocukların ilk karşılaştıkları tehlike, annesinin veya ailesinin onu sahiplenmemesi,onu bir hastane köşesinde veya bir cami havlusunda kundağıyla birlikte terketmesidir.Doğada en vahşi hayvanlar dahi doğurdukları yavrularına sevgilerini şevkatlerini gösterip sahiplenirken bazı ebeveynlerin çocuklarını her türlü tehlikelerin olduğu ortamlara terk etmelerinin hiç bir izahı yoktur.Onlar bir kedi,bir köpek kadar bile olamazlar.Ondan sonra,çeşitli nedenlerden dolayı boşanan eşlerin çocuklarının durumunu göz önüne getirelim.Kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan;bu ayrılığın çocuklarının o küçücük dünyalarında nice fırtınalar koparacağını,nice travmalara yol açacağını hiç hesaba katıyorlar mı?Katmıyorlar tabii ki,zaten katmış olsalar eften püften sebeplerden dolayı boşanmadan önce şaplarını önüne koyup defalarca düşünmek zorunda kalmaları gerekir.O yetmezmiş gibi çocuklarını, boşanan eşine karşı koz kullanan eşler de yok değil.Hatta boşandığı eşinden istediklerini elde etmek için çocuğunu şantaj malzemesi gibi kullanan ebeveynlerin de olduğunu çevremizde görüyoruz,duyuyoruz.Büyüklerin hatalarının,kibirlerinin,kaprislerinin bedelini niye hep çocuklar ödüyor?..Onlara yazık değil mi?O çocuklar büyüdüklerinde çocukluklarında yaşadıklarını unuturlar mı dersiniz?Hayır! kesinlikle unutmazlar.O kötü anlar,anılar küllenmiş korlar gibi bütün yaşamları boyunca onlarla birlikte yaşayacaklardır.Töre cinayetlerinde,kan davalarında yaşları küçük olduğu için az ceza alırlar diye hep çocuklar kullanılmıyor mu?..Kahrolası önyargılarla bezenmiş, namus ve intikam için işlenmiş cinayetlerin ağır faturalarını hapishane köşelerinde çürüyerek ödeyen yine o gencecik bedenler değil mi?...Maalesef,toplumun cürümüş,küflemiş,köhneniş anlayışların bedellerini hep o genç fidanlara ödetiyoruz.
Dünya nimetlerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen,bunun için her türlü vahşeti yapmaya çekinmeyen emperyalist devletlerin körüklediği bölgesel çatışmalarda,savaşlarda daha çocuk yaşta eline silah vererek insan öldürmeleri istenen çocuk savaşçılara ne denmeli..?Bir karıncıyı bile ezemeyecek,bir kuşun kanadını bile incitmeyecek kadar yufka yürekli bu çocukları daha o yaşlarda birer canavara nasıl dönüştürürler insanın hafsalı almıyor.Bir çocuktan bir katil veya bir ölüm makinesi yaratmak onlara göre ne kadar kolay değil mi!Kendi çocukları olsa onları o bu pis işleri hiç bulaştırırlar mıdı acaba..?
Bunun yanısıra,dünyayı babalarının çiftliği gibi yönetmek isteyen;krizi girdiklerinde ekonomilerini insanların ölmesi için silah üretimine çevirip bu silahları deneyip satmak için çeşitli gerekçelerle bağımsız ülkeleri işgal ermekten çekinmeyen emperyalist devletlerin o ülkelerde öldürdüğü küçüçük masum bedenlerin hesabını kim,nasıl ödeyecek?..Şehirlerin üzerlerine yağmur gibi bombalar yağarken,acı acı sirenler çalarken o emri veren o aşağılık savaş baronları korkularından ödü kopan o minicik yavruların yaşadıkları kabusları acaba hiç gözlerinin önüne getirirler mi?..Getirmezler.Zaten getirseler,onlarda biraz acıma,merhamet duygusu olsa savaşa karşı çıkarlardı.Aynı bombalar kendi şehirlerinin parklarında oyun oynarken,okullarında ders yaparken veya sıcacık evlerinde televizyon izlerken kendi çocuklarının üstüne düşse ne yaparlardı acaba?..
Irak’ta,Suriye’de,Filistin’de,İran’da ve dünyanın daha birçok yerinde dünya rantını paylaşım savaşlarında ölen yüzlerce masumun kanına giren başta ABD olmak üzre etrafındaki bütün komşu devletlerine kudurmuş bir it gibi saldıran, adeta bir savaş makinesine dönmüş siyonist İsrail’in Orta Doğu coğrafyasında öldürdüğü yüzlerce canın yarısından çoğu çocuktu.1991 yılında kimyasal silahları var gerekçesiyle ABD önderliğinde koalisyon güçlerinin Irak’a saldırdığı o kanlı savaş öncesi bir Iraklı çocuk annesine:
“Anne,daha ben küçüğüm.Acaba beni küçük bombalarla mı öldürecekler?” diyen o çocuğun ne acılar çektiğini kim bilebilir ki..?
Sözün özü,bu dünyanın nimetleri herkese yetecek kadar vardır.Yeter ki bunları adil ve eşit bir şekilde paylaşmasını bilelim.Ancak,insanların iflah olmaz açgözlülükleri,egoları,bencillikleri ve önlenemez hırsları yüzünden dünyayı kana bulamaktan;hayatı yeni yeni tanımaya çalışan geleceğimizin teminatı dediğimiz küçücük canları hunlarca katletmekten geri durmamaktadırlar.Batsın sizin dünyaya demokrasi götürme yalanlarınız!Yetti artık yoksul dünya halklarına çektirdiğimiz zulümler,acılar!Çocuklara kıymayın efendiler!
Satırlarımı Nazım’ın “Çocuklara Kıymayın Efendiler” şiiri ile noktalamak istiyorum.
Kapıları çalan benim;kapıları birer birer
Gözünüze görünemem;göze görünmez ölüler.
Son verin savaşlara;çocuklar üzülmesin
Vazgeçin hırsınızdan;soyunuz tükenmesin.
Ne yazar hükmetseniz savaşlarla dünyaya
Ne tat alacaksınız çocuk sesleri yoksa.
Çocuklar geleceğin umut ışığıdırlar
Söndürmeyin onları;bizi aydınlatsınlar.
Benim sizden kendim için hiç bir isteğim yok
Şeker bile yiyemez ki kağıt gibi yanan çocuklar.
Çocuklar öldürülmesin! Şeker de yiyebilsinler.

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum