BİR KERE DAHA MUHALEFETİN BİRLİĞİNİN ÖNEMİ
28 Temmuz 2026, Salı 13:57
AKP-MHP iktidar bloğu ülkeyi yönetemiyor. Meşruiyetlerini yitirdiklerini kendileri de biliyor. AKP, iktidara geldiği 2002’de geçmişteki “askeri ve bürokratik vesayetleri kaldırmak”, toplumu demokratikleştirmek, AB’ye üye yapmak gibi vaatlerle gözünü boyadıkları geniş halk kitlelerini bundan böyle ikna edemeyeceğinin gayet farkında.
Bu nedenlerle de tek çareyi toplumsal muhalefeti susturmakta, bölmek ve parçalamakta, direnen muhalif kesimleri korkutmak, sindirmek, cezalandırmakta buluyor. Uzun yıllar kitlesel mücadeleler ile kazanılan demokratik kazanımları ortadan kaldırmak için uzun sayılabilecek iktidar yılları içinde tamamen kendilerine bağladıkları, parti aygıtının uzantıları haline getirdikleri yargı ve bürokrasi marifetiyle ülkeyi adeta kalıcı bir olağanüstü hal rejimiyle yönetmeye çalışıyor.
Kısacası iktidar, toplum nezdinde rıza üretemez, temiz, dürüst, hakkaniyetli, şeffaf, kendi ifadeleriyle “boğazlarından haram lokma geçmemiş”, “kul hakkı yememiş” bir imaj çizemeyeceğini peşinen kabullenmiş görünüyor. Bu nedenle çareyi, muhalefeti itibarsızlaştırmak, yolsuzlukların, hırsızlıkların odağı gibi sunmak, türlü çeşitli komplo ve düzmece davalarla halk nezdinde mahkum etmek, “ahlaki eşitleme” yoluyla, “yok birbirinden farkları” duygusu vererek tepkileri köreltmek, temiz siyasete olan inancı sarsmak, zamanla kendi rejimlerine itirazı bulunan kesimleri pasifleştirmek, içine kapanmaya zorlamak stratejisi izliyor.
Bütün bu gelişmelere rağmen toplumdaki güçlü direniş dalgasını kırmayı, bu baskı rejiminden kurtulmaya kararlı toplumu susturmayı, halktaki mücadele azmini dindirmeyi bir türlü başaramıyor. İşçilerden öğrencilere, emeklilerden öğretmenlere, toprağına, suyuna sahip çıkan köylülerden feministlere ve hayvanseverlere değişik toplum katmanları tepkilerini dile getirmekten çekinmiyor, hakları için sokaklarda, meydanlarda itirazlarını yükseltiyorlar.
Siyasi partiler, sendikalar, meslek örgütleri ve çeşitli toplum kesimlerinin tümünü kapsayan muhalefetin ortak bir duruşu temsil ettiğini, iktidara teslim olmadığını söylememiz yanlış olmaz. Ancak bugünün ihtiyacı, muhalefetin dağınık, parçalı, bölünmüş yapısını daha sistemli bir biçimde yan yana getirmek, tek tek enerjilerini daha güçlü bir toplumsal dinamiğe dönüştürmek, böylelikle ülkenin ve toplumun değişebileceği umudunu pekiştirmek, bir anlamda mücadeleyi bir üst aşamaya çıkartmaktır. Zira iktidar çaresiz kaldıkça, kitlelerin kendisinden umudunu kestiğini anladıkça sertleşiyor. Öyle ki, mizah yoluyla halkı güldüren, düşündüren sanatçılardan gazetecilere, yerel yöneticilere, sadece sosyal medya paylaşımlarıyla eleştirilerini dile getiren sade vatandaşlara kadara farklı muhalefet temsilcilerine demir parmaklıkları gösteriyor.
Tüm bu gerçekler ışığında, bugün bir ortak mücadele çağrısı yapmak, toplumsal muhalefeti en temel taleplerde birleşmeye davet etmek; ideolojik ve politik farklılıkların ortadan kalkması, bazı konularda değişik talep ve çözümler önermekten geri durulması anlamına gelmez. Özetle mücadelenin bugünkü aşaması, farklılıklarla bir araya gelmenin, bir ortak paydada birleşmenin gereğini vurguluyor, olanaklarını sunuyor.
Kitlesel mücadelenin en önemli ayaklarından biri olarak ezilen halkların sorunlarına sahip çıkmaktan geçtiğini unutmadan, Kürt halkının anadil başta olmak üzere kimlik ve tanınma taleplerine sahip çıkılmalıdır. Kürt Sorununun eşit ve eşdeğer yurttaşlık temelinde çözümü başat bir konu olarak savunulmalıdır. Devam etmekte olan mevcut “çözüm sürecinin”, bir sorun çözmekten ziyade, iktidarın ömrünü uzatmak için oyalama, vakit kazanma ve yönetme yetersizliğini perdeleme taktiği olduğu dile getirilmelidir. Aleviler dahil her türlü, sömürü, ezilme, ayrımcılık ve dışlanmaya tepki olarak yükselen özgürlük ve toplumsal eşitlik taleplerinin yanında yer almamız gerektiğinin altı çizilmelidir.
Muhalefetin önemli görevlerinden birinin toplumsal enerjiyi ortaya çıkarmak olduğu unutulmamalıdır. Bugün geniş halk kesimlerinde birikmiş çok önemli itiraz kültürü, dinamik bir muhalif duruş söz konusudur. Toplumsal öfkeyi de içinde barından muhalif duruş, yeni bir yol açmak için kullanılmalıdır. Aksi halde geniş halk kesimlerinin itirazı karşılık bulmayacak, umut örgütsüz, dağınık ve kendiliğindenci bir öfke seline dönüşecektir. Neticede bu durum, iç ve dış dinamiklerin etkisiyle sıkışan iktidarın işini kolaylaştıracak, yeniden manevra alanını genişletecektir. Doğru, devrimci siyaset, toplumda biriken adalet, eşitlik ve özgürlük taleplerini süreklilik arz eden bir dinamizme dönüştürmektir. Bir bütün olarak muhalefet bu önemli görevi beceremezse, toplumsal değişimin önünde önemli bir engel haline dönüşür ve mevcut ceberut iktidarın devam etmesinde katkıda bulunmuş olur.
Söylemeye gerek yok ki; umut olmadan hiçbir amaç gerçekleşemez. Öncelikli amaç umudun örgütlenmesi, cesaretin büyütülmesi olmalıdır. Umut olmadan muhalefetin, direnişin, mücadelenin ivme kazanmayacağı hatırlatılmalı; halkın umudunu tazeleyecek, vicdanını temsil edecek, enerjisini harekete geçirecek bir siyasi öznenin yaratılması için mücadele edilmelidir.

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum