Kırklareli
28 Temmuz, 2026, Salı
  • DOLAR
    30.71
  • EURO
    32.91
  • ALTIN
    1967.5
  • BIST
    8994
  • BTC
    49397.326$

VERİLEN EMİR YERİNE GETİRİLMEZSE..!

28 Temmuz 2026, Salı 13:52

         

   En son çalıştığı işyerinden emekli olalı uzun yılları deviren Emin Bey,akşam televizyonda haberleri izlerken gösteri yapan üniversite öğrencilerine yeni tanımlamayla “orantısız  güç”yani  çok sert,toleranssız  davranan güvenlik güçlerinin o hallerini görünce üzülür.İçinden,”Haklarını aramak isteyen pırıl pırıl gençlerin ortalığı kırıp dökmeden kendilerini ifade etmelerine izin verilse kim ne kaybeder ki.Göstericilere  bu kadar sert davranmaları emrine veren amirlerine o emri verenlerin o  yaşlarda hiç mi çocukları yok?Aynı muameleyi kendi çocuklarına yapsalar bir ana baba olarak  ne tepki verirlerdi acaba?”diye geçirir..Haberin devamında, onları görüntüleyen gazeteciler de aynı akıbete uğramaktan kurtulamazlar tabii ki.Yaşı altmışı çoktan devirmiş tekaüt Emin Bey’in bu duruma  canı çok  sıkılır.

  “Sokakta şiddet,televizyonlarda şiddet,mahallede şiddet.İçimiz dışımız şiddetle doldu.Bu önü alınamaz şiddetin, tahammülsüzlüğün sonu gelmeyecek mi?”diyerek sinirle televizyonu kapar.Yanında sessiz sedasız örgü ören eşi onun bu tepkisine bir anlam veremez.

  “Ne kızıyorsun herif,sen de seyretmezsin olur biter!”diyerek televizyon kumandasını kaptığı gibi insanlara milyoner olma hayalinin heyecanını  yaşatan yarışma programını  açar.Emin Bey de  sehpanın üzerindeki  kitabını kaptığı gibi öteki odaya kaçar.Kitabın ayracını yan tarafa koyup okumaya başlar ama gözünün önüne haberlerdeki o şiddet görüntüleri gelince  ne kadar zorlasa da kendini  bir türlü kitaba veremez.Sonunda kitabını kapatıp  derin  düşüncelere dalar.Kırk küsur sene önce yaptığı askerlik hizmeti sırasında hiç unutamadığı  anısını anımsar.

   Askerlik öncesi sivildeki işçilik hayatında gerek sendikal mücadelede içinde  gerek siyasi,politik  birçok faaliyetlerde bulunur.Yaptığı bu kabahatlerinden(!) dolayı 1980 askeri darbeden bir müddet sonra   gözaltına alınıp tutuklanır.Toplam bir yıl kadar  kaldığı tutukluluk  sürecinde hem sivil mahkemelerde hem de sıkıyönetim mahkemesinde yargılanır.Şansı yaver gidip  tutuklu kaldığı askeri cezaevinden tahliye olduktan iki hafta sonra askere alırlar.Mahkemeleri bir taraftan devam ederken bizimki  iki aylık devre kaybı olarak apar topar sürgün yeri olan Sivas Temeltepe’ye postalanır.Çünkü sülüsünde,”Bildiri dağıtmak suçundan cezaevine girdiğinden sınıfı jandarmadan piyadeye çevrildi”yazılıdır.Yani sizin anlayacağınız  bizim Emin Bey sakıncalı piyade olarak askere alınıyor.İki buçuk aylık bir temel eğitimden sonra dağıtımı Ankara’ya  çıkar.Sene 1981,sıkıyönetimin en sert uygulamalarının olduğu bir dönem.Operasyonlar,gözaltına almalar,ev aramaları,işkenceler...Ortalık toz duman içinde.Dağıtım olduğu yer sıkıyönetim uygulamalarının tam merkezidir.Bir de öyle bir bölüğe düşer ki,bağlı bulunduğu  komutanlığın en disiplinli,en gözde bölüğüdür.Başlarında  bir bölük komutanı Yüzbaşı vardır ki ismini duyan bir kere salavat getirmek durumunda kalırdı.Zaten usta birliğine ilk teslim olduğunda, başka bölüklerden ona nereye düştüğünü sorduklarında o bölüğün adını duyan herkes,”Eyvah!Allah yardımcın olsun tertip,orada askerliğin hiç bitmez”diyorlar.Emin, çevreden gelen bu moral bozucu yorumlardan  haliyle biraz tedirgin olur ama sonra,”Yahu ne olacak ki askerlik işte,cezaevi değil ya, sayılı günler gelip geçer”diye kendine teselli verse de  kafa kağıdına düşülen o  sakıncalı nottan   dolayı kuyruk titremeye başlar.Neyse bölüğüne gidip teslim olur.Onun bütün derdi dağıtım olduğu  bölüğün çok disiplinli olması veya bölük komutanının sert  olması değil,askerlik evrakları acemi birliğinden buraya geldiğinde neyle karşılacağının kaygısı içindedir.”Beni burada kesin tutmazlar,mutlaka Doğu’ya bir yere sürgün ederler”diye hesaplıyor.Çünkü dağıtım olduğu yer konum itibariyle yönetime el koyan askeri yönetimin  bir nevi kalbinin attığı çok önemli bir stratejik bir merkezdir.Böyle bir yerde  sakıncalı bir askeri hiç tutarlar mı?.. Uzatmayalım,birkaç aylık uygulamalı  meslek içi  eğitimden sonra o da ekiplerle birlikte gece ev aramalarına,Ankara sokaklarında yaya,motorlu devriyelere,toplumsal olaylara müdahalelere,yönetime el koyan beşli askeri konseyin yol güzergahlarında onların güvenlik tertibatlarını alma gibi daha  birçok  görevler yapmaya başlıyor.Acemi birliğinden dağıtım olduktan sonra evrakların bölüğüne ulaşıncaya kadar aradan 5-6 ay geçer.O zamana  kadar gerek öğrenim durumu gerekse bölükteki tutum ve  davranışlarından dolayı Trakya damadı olan bölük komutanının dikkatini çeker.O aralar teskereye giden askerler arasında onbaşılar da olunca bölüğün eksilen onbaşı ihtiyacını karşılamak için bölükte  onbaşı sınavı açılır.Emin de   onbaşı sınavlarına girerek sınavı  kazanıp  onbaşı olur.Onbaşı rütbesini taktıktan bir müddet sonra zaten kaygıyla beklediği askerlik şubesinin evrakları da bölüğüne ulaşır.Durumu öğrenen, o ana kadar araları çok iyi olan    Gümüşhaneli ülkücü  bölük yazıcısı çavuş sabah içtimasında herkesin içinde ,”Emin Onbaşım sen sivilde terörist miydin demez mi?” Bunu duyan bizimki, çavuşa ne yanıt vereceğini şaşışır.Bölük yazıcısının o imalı çıkışının sonra  her sabah bölüğüne içtimadan bir saat önce gelip bölük mıntıkasını  kolaçan eden Bölük Komutanı Yüzbaşı, çiçeği burnunda onbaşı Emin’i bölüğe mıntıka temizliği yaptırırken görür ama ona  ters ters bakar.İçtimadan sonra  yazıcı çavuşa onu çağırtı.Yanında yazıcı çavuş olduğu halde esas duruşunu bozmayan Emin’in  yüzüne  bakmaya tenezzül bile etmez.Büyük hayal kırıklığı ve kızgınlık içinde:

  “Onbaşım söyle bakalım sivilde ne haltlar karıştırdın.Ne bu silah,kavga falan ?”diye sorar.Emin daha önceden kafasında yazdığı hikayemsi birşeyler anlatsa da komutanını bir türlü ikna edemez.Sert bir komutla yazıcı çavuşa:

 “Derhal bunun şubesine bir yazı yazın,sivilde ne b.klar yediğini araştırın bakalım.Başçavuşa   da söyleyin bu hergeleyi ciple mahkemeye götürsün ” talimatını verir.

 Bölükte oldukça  disiplinli ve yanlışlara karşı tavizsiz tutumuyla  arkadaşlarının güvenini sağlamış,diyalogu da gayet iyidir.Görev esnasında onlara karşı  hakkaniyetli,eşitlikçi tavırlarıyla bölükte hatırı sayılır bir saygınlığı da vardır. Günler günleri,günler ayları kovalarken askerlik günleri de yavaş yavaş erimektedir.Gelelim o hiç unutamadığı verilen emre uymama hadisesine...

   Olay  1982’de oluyor.Meclis,siyasi partiler kapatılmış, özgürlükçü  1961 anayasasını rafa kaldıran beşli cunta konseyi  darbeden bir kaç gün  sonra emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun başkanlığında bir hükümet oluşturmuşlardır.Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığına da  24 Ocak kararlarının mimarı,serbest piyasacı  Turgut Özal’ı getirirler.O dönem Türkiye için kayıp yıllardır. Devlet Bakanlığı’na getirdikleri Özal,ülkeye dışardan sıcak para girmesi ve vatandaşın yastık altındaki birikimlerini ortaya çıkarmak için bir dizi uygulamalara girişir.Bankaların yüksek faiz uygulamaları devam ederken,onlardan çok daha yüksek faiz veren “bankerler krizi” ortaya çıkar.Vadandaşın mevduatına “bire on”faiz vereceğini söyleyerek piyasadan milyarlarca para toplamaya devam eden  bankerlere karşı darbe hükümeti biraz kısıtlama getirince aralarında meşhur Banker Kastelli gibi 250 kadar banker topu atar.Tabii kısa sürede zengin olmayı hayal eden  sayıları yüzbinleri  vatandaşların yıllardan beri birikimleri güme gitmiştir.İşte bu bankerzedelerin  aralarında emekli ikramiyelerini olduğu gibi bankerlere kaptıran emekli subay aileleri de   vardır.

    Hadise günü kışlalarında her zaman hazır kıta bekleyen  Emin’in birliği, yukarıdan gelen bir emirle “Meclisin önünde olay var,hazırlanın gidiyorsunuz”demesiyle  kısa bir sürede tam tekmil hazırlanan  üç manga asker olay yerine intikal ederler.Oraya vardıklarında meclisin önü adeta mahşer  gibidir.Paralarını bankerlere kaptıran,aralarında emekli asker ailelerin de olduğu kalabalık bir grup, ellerinde dilekçeler bağırış çağırış meclise girmek için oradaki polis barikatını aşmaya çalışıyorlar.Polisler grubu dağıtmada yetersiz kalınca olaylara müdahalede askeri de devreye sokarlar.Olay yerine varır varmaz duruma  Emin’in birliğinin başındaki  timin komutanı demokrat görüşlü asteğmen el koyar.

   Gruba sert davranan polislere bankerzede grubun içinden  üç temsilciyi tespit ettirip  meslise göndererek işi  tatlıya bağlar.İkna olan grup yavaş yavaş dağılmaya başlayınca bunlar da  birliğine geri dönmek için arabalara  binerler.Yolda gelirken arabanın şoför mahallinde oturan asteğmenin telsizinden  bu kez Çankaya’da başka bir gösterici grubunun olduğu anonsu  duyulur.Bahsedilen cadde,Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı köşklerinin bulunduğu, en üst düzeyde güvenlik tedbirlerinin alındığı,  bir  yerdir.Hemen gerisin geriye dönüp  oraya varırlar.Arabalarından inip gerekli tertibatı almaya başlarlar.Onlar gidinceye  polisler göstericileri   çember içine almaya kalksa da   bunlar da bankerzede emekli asker aileleri olunca  gruba müdahalede yetersiz kalıyorlar.İş yine Emin’lere düşüyor.Başlarındaki tim komutanı asteğmen,aralarında bağlı bulundukları  tümenin komutanın da olduğu yüksek  rütbeli sivil resmi polis ve askerlerin bulunduğu kalabalığın yanına gidince tim komutan yardımcısı olarak insiyatifi  Emin alıyor.Aradan çok zaman geçmez bölük komutanının Postası  koşarak yanlarına çıka gelir.Demek ki bölük komutanı da oradaymış meğerse.Posta heyecan içinde Emin’e  aynı zamanda Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olan  Paşa’nın  onu çağırdığı söyler. Emin Paşa’nın yanına vardığında Paşa gösterici grubu işaret ederek:

“Oğlum,derhal bu grubu gözaltına alıp merkeze götürüyorsunuz”diye emri veriyor.İşte o anda Emin’in iç kavgası başlar.”Emredersiniz Komutanım!”deyip Paşa’nın yanından ayrılır ayrılmasına da şimdi ne halt yiyeceğini kara kara düşünmeye başlar.Verilen emir en yüksek bir makamdan geliyor,mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor,başka alternatifi yoktur.İkinci husus,emir yerine getirilmesine getirilir  ama anası babası yaşında o yaşlı başlı insanları gözaltına alırken zor kullanması gerekiyor.Öte yandan kendi özel durumunu da hesaba katmak durumundadır.Sivilde karıştığı siyasi olaylardan dolayı hala mahkemeleri görülürken,yetmezmiş gibi bir de yasadışı örgüt kurmaktan da sıkıyönetim mahkemesinde bir davası da hala devam etmektedir.Nereden bakarsan bak değneğin her iki ucu değil her tarafı boklu,tutacak bir yer kalmamıştır.Emir yerine getrilmeyip iş kontroldan çıkarsa başına neler geleceğini düşünmek bile istemiyor.Bütün bunları emrindeki üç manga askerle gösterici grubu kontrol  altına alırken düşünüyordu.”E” dese emrindeki izbandut gibi askerler anında insanları askeri cemselere doldurmaya başlayacaklardı.Etrafına bakındı, tim komutanı asteğmen de ortalarda gözükmüyordu aksilik,mecbur ihale ona kalmıştı.Ona rağmen askerlere,“Sakın kimsenin kılına dokunmayın!”talimatını verir.İşte o an Emin, ilerde  başına geleceklerini hiç hesaba katmadan,”Beni divanı harbe de verseler,ömür boyu hapishanelerde çürüsem de babam annem yaşında bu insanlara zor kullanmayacağım”deyip çok radikal bir karar veriyor.Göstericilere etkili öyle bir konuşma yapıyor ki gösterici  grup askerlere hiç direnmeden kısa sürede kendiliğinden dağılırlar.Ve böylece Paşa’nın “Gözaltına alın!” emrini yerine getirmiyor.Bunlar mahalle aralarına dağılan grubu bir müddet daha  takip edip gözlemledikten sonra  ortalıkta kimse kalmayınca başladıkları noktaya geri dönerlerken Paşa’dan emir getiren bölük komutanın Postası karşıdan koşa koşa gelerek Emin’i Paşa’nın tekrar çağırdığı söyler.Karmaşık duygular içinde  komutanın huzuruna çıkan  Emin’e Paşa,“Ne yaptınız oğlum?diye sorar.Emin’e o an büyük bir cesaret ve kendine özgüven gelir.Kendinden gayet emin  tok ve kararlı bir şekilde Paşa’ya öyle ikna edeci bir yanıt veriyor ki bunları söylerken yanında omzu kalabalık yüksek rütbeli asker ve polis şefleri de vardır.O kasvetli ortamda bu haberi alan Paşa’nın  yüzünde bir memnuniyet ifadesi belirir.Verilen emre uymadığı için Paşa’nın vereceği yanıtı ecel terleri dökerek dinleyen Emin ceza beklerken Paşa,“Teşekkür ederim oğlum,gidebilirsin.”demez mi...Heyecandan  komutanın yanıtını zor anlayan Emin sert bir topuk selamı vererek,”Emredersin Komutanım!”diyerek sevinç içinde oradan uzaklaşır.

   Şimdilerde edebiyat alanında çalışmalar yapan,kitaplar yazan bizim tekaüt Emin Bey’in askerdeyken başından geçen bu olay onun hayata bakışında büyük değişimler yaratıyor.Demek ki insanlar   hangi önemli makamında olurlarsa  olsunlar verecekleri kararlarda aklını,vicdanı ve sağduyusunu iyi kullanıp  vatandaşlara hakkaniyetli davrandıkları  müddetçe çözülemeyeck hiç bir problem yoktur.Emin’in Paşa’ya ne yanıt verdi de işi kazasız belasız sıyırmasını merak edenler için...Eee o da meslek sırrı olarak bizde kalsın canım.Kalın sağlıcakla.

 

  

 

 

 

 

 

   

 

          VERİLEN EMİR YERİNE GETİRİLMEZSE..!

   En son çalıştığı işyerinden emekli olalı uzun yılları deviren Emin Bey,akşam televizyonda haberleri izlerken gösteri yapan üniversite öğrencilerine yeni tanımlamayla “orantısız  güç”yani  çok sert,toleranssız  davranan güvenlik güçlerinin o hallerini görünce üzülür.İçinden,”Haklarını aramak isteyen pırıl pırıl gençlerin ortalığı kırıp dökmeden kendilerini ifade etmelerine izin verilse kim ne kaybeder ki.Göstericilere  bu kadar sert davranmaları emrine veren amirlerine o emri verenlerin o  yaşlarda hiç mi çocukları yok?Aynı muameleyi kendi çocuklarına yapsalar bir ana baba olarak  ne tepki verirlerdi acaba?”diye geçirir..Haberin devamında, onları görüntüleyen gazeteciler de aynı akıbete uğramaktan kurtulamazlar tabii ki.Yaşı altmışı çoktan devirmiş tekaüt Emin Bey’in bu duruma  canı çok  sıkılır.

  “Sokakta şiddet,televizyonlarda şiddet,mahallede şiddet.İçimiz dışımız şiddetle doldu.Bu önü alınamaz şiddetin, tahammülsüzlüğün sonu gelmeyecek mi?”diyerek sinirle televizyonu kapar.Yanında sessiz sedasız örgü ören eşi onun bu tepkisine bir anlam veremez.

  “Ne kızıyorsun herif,sen de seyretmezsin olur biter!”diyerek televizyon kumandasını kaptığı gibi insanlara milyoner olma hayalinin heyecanını  yaşatan yarışma programını  açar.Emin Bey de  sehpanın üzerindeki  kitabını kaptığı gibi öteki odaya kaçar.Kitabın ayracını yan tarafa koyup okumaya başlar ama gözünün önüne haberlerdeki o şiddet görüntüleri gelince  ne kadar zorlasa da kendini  bir türlü kitaba veremez.Sonunda kitabını kapatıp  derin  düşüncelere dalar.Kırk küsur sene önce yaptığı askerlik hizmeti sırasında hiç unutamadığı  anısını anımsar.

   Askerlik öncesi sivildeki işçilik hayatında gerek sendikal mücadelede içinde  gerek siyasi,politik  birçok faaliyetlerde bulunur.Yaptığı bu kabahatlerinden(!) dolayı 1980 askeri darbeden bir müddet sonra   gözaltına alınıp tutuklanır.Toplam bir yıl kadar  kaldığı tutukluluk  sürecinde hem sivil mahkemelerde hem de sıkıyönetim mahkemesinde yargılanır.Şansı yaver gidip  tutuklu kaldığı askeri cezaevinden tahliye olduktan iki hafta sonra askere alırlar.Mahkemeleri bir taraftan devam ederken bizimki  iki aylık devre kaybı olarak apar topar sürgün yeri olan Sivas Temeltepe’ye postalanır.Çünkü sülüsünde,”Bildiri dağıtmak suçundan cezaevine girdiğinden sınıfı jandarmadan piyadeye çevrildi”yazılıdır.Yani sizin anlayacağınız  bizim Emin Bey sakıncalı piyade olarak askere alınıyor.İki buçuk aylık bir temel eğitimden sonra dağıtımı Ankara’ya  çıkar.Sene 1981,sıkıyönetimin en sert uygulamalarının olduğu bir dönem.Operasyonlar,gözaltına almalar,ev aramaları,işkenceler...Ortalık toz duman içinde.Dağıtım olduğu yer sıkıyönetim uygulamalarının tam merkezidir.Bir de öyle bir bölüğe düşer ki,bağlı bulunduğu  komutanlığın en disiplinli,en gözde bölüğüdür.Başlarında  bir bölük komutanı Yüzbaşı vardır ki ismini duyan bir kere salavat getirmek durumunda kalırdı.Zaten usta birliğine ilk teslim olduğunda, başka bölüklerden ona nereye düştüğünü sorduklarında o bölüğün adını duyan herkes,”Eyvah!Allah yardımcın olsun tertip,orada askerliğin hiç bitmez”diyorlar.Emin, çevreden gelen bu moral bozucu yorumlardan  haliyle biraz tedirgin olur ama sonra,”Yahu ne olacak ki askerlik işte,cezaevi değil ya, sayılı günler gelip geçer”diye kendine teselli verse de  kafa kağıdına düşülen o  sakıncalı nottan   dolayı kuyruk titremeye başlar.Neyse bölüğüne gidip teslim olur.Onun bütün derdi dağıtım olduğu  bölüğün çok disiplinli olması veya bölük komutanının sert  olması değil,askerlik evrakları acemi birliğinden buraya geldiğinde neyle karşılacağının kaygısı içindedir.”Beni burada kesin tutmazlar,mutlaka Doğu’ya bir yere sürgün ederler”diye hesaplıyor.Çünkü dağıtım olduğu yer konum itibariyle yönetime el koyan askeri yönetimin  bir nevi kalbinin attığı çok önemli bir stratejik bir merkezdir.Böyle bir yerde  sakıncalı bir askeri hiç tutarlar mı?.. Uzatmayalım,birkaç aylık uygulamalı  meslek içi  eğitimden sonra o da ekiplerle birlikte gece ev aramalarına,Ankara sokaklarında yaya,motorlu devriyelere,toplumsal olaylara müdahalelere,yönetime el koyan beşli askeri konseyin yol güzergahlarında onların güvenlik tertibatlarını alma gibi daha  birçok  görevler yapmaya başlıyor.Acemi birliğinden dağıtım olduktan sonra evrakların bölüğüne ulaşıncaya kadar aradan 5-6 ay geçer.O zamana  kadar gerek öğrenim durumu gerekse bölükteki tutum ve  davranışlarından dolayı Trakya damadı olan bölük komutanının dikkatini çeker.O aralar teskereye giden askerler arasında onbaşılar da olunca bölüğün eksilen onbaşı ihtiyacını karşılamak için bölükte  onbaşı sınavı açılır.Emin de   onbaşı sınavlarına girerek sınavı  kazanıp  onbaşı olur.Onbaşı rütbesini taktıktan bir müddet sonra zaten kaygıyla beklediği askerlik şubesinin evrakları da bölüğüne ulaşır.Durumu öğrenen, o ana kadar araları çok iyi olan    Gümüşhaneli ülkücü  bölük yazıcısı çavuş sabah içtimasında herkesin içinde ,”Emin Onbaşım sen sivilde terörist miydin demez mi?” Bunu duyan bizimki, çavuşa ne yanıt vereceğini şaşışır.Bölük yazıcısının o imalı çıkışının sonra  her sabah bölüğüne içtimadan bir saat önce gelip bölük mıntıkasını  kolaçan eden Bölük Komutanı Yüzbaşı, çiçeği burnunda onbaşı Emin’i bölüğe mıntıka temizliği yaptırırken görür ama ona  ters ters bakar.İçtimadan sonra  yazıcı çavuşa onu çağırtı.Yanında yazıcı çavuş olduğu halde esas duruşunu bozmayan Emin’in  yüzüne  bakmaya tenezzül bile etmez.Büyük hayal kırıklığı ve kızgınlık içinde:

  “Onbaşım söyle bakalım sivilde ne haltlar karıştırdın.Ne bu silah,kavga falan ?”diye sorar.Emin daha önceden kafasında yazdığı hikayemsi birşeyler anlatsa da komutanını bir türlü ikna edemez.Sert bir komutla yazıcı çavuşa:

 “Derhal bunun şubesine bir yazı yazın,sivilde ne b.klar yediğini araştırın bakalım.Başçavuşa   da söyleyin bu hergeleyi ciple mahkemeye götürsün ” talimatını verir.

 Bölükte oldukça  disiplinli ve yanlışlara karşı tavizsiz tutumuyla  arkadaşlarının güvenini sağlamış,diyalogu da gayet iyidir.Görev esnasında onlara karşı  hakkaniyetli,eşitlikçi tavırlarıyla bölükte hatırı sayılır bir saygınlığı da vardır. Günler günleri,günler ayları kovalarken askerlik günleri de yavaş yavaş erimektedir.Gelelim o hiç unutamadığı verilen emre uymama hadisesine...

   Olay  1982’de oluyor.Meclis,siyasi partiler kapatılmış, özgürlükçü  1961 anayasasını rafa kaldıran beşli cunta konseyi  darbeden bir kaç gün  sonra emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun başkanlığında bir hükümet oluşturmuşlardır.Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığına da  24 Ocak kararlarının mimarı,serbest piyasacı  Turgut Özal’ı getirirler.O dönem Türkiye için kayıp yıllardır. Devlet Bakanlığı’na getirdikleri Özal,ülkeye dışardan sıcak para girmesi ve vatandaşın yastık altındaki birikimlerini ortaya çıkarmak için bir dizi uygulamalara girişir.Bankaların yüksek faiz uygulamaları devam ederken,onlardan çok daha yüksek faiz veren “bankerler krizi” ortaya çıkar.Vadandaşın mevduatına “bire on”faiz vereceğini söyleyerek piyasadan milyarlarca para toplamaya devam eden  bankerlere karşı darbe hükümeti biraz kısıtlama getirince aralarında meşhur Banker Kastelli gibi 250 kadar banker topu atar.Tabii kısa sürede zengin olmayı hayal eden  sayıları yüzbinleri  vatandaşların yıllardan beri birikimleri güme gitmiştir.İşte bu bankerzedelerin  aralarında emekli ikramiyelerini olduğu gibi bankerlere kaptıran emekli subay aileleri de   vardır.

    Hadise günü kışlalarında her zaman hazır kıta bekleyen  Emin’in birliği, yukarıdan gelen bir emirle “Meclisin önünde olay var,hazırlanın gidiyorsunuz”demesiyle  kısa bir sürede tam tekmil hazırlanan  üç manga asker olay yerine intikal ederler.Oraya vardıklarında meclisin önü adeta mahşer  gibidir.Paralarını bankerlere kaptıran,aralarında emekli asker ailelerin de olduğu kalabalık bir grup, ellerinde dilekçeler bağırış çağırış meclise girmek için oradaki polis barikatını aşmaya çalışıyorlar.Polisler grubu dağıtmada yetersiz kalınca olaylara müdahalede askeri de devreye sokarlar.Olay yerine varır varmaz duruma  Emin’in birliğinin başındaki  timin komutanı demokrat görüşlü asteğmen el koyar.

   Gruba sert davranan polislere bankerzede grubun içinden  üç temsilciyi tespit ettirip  meslise göndererek işi  tatlıya bağlar.İkna olan grup yavaş yavaş dağılmaya başlayınca bunlar da  birliğine geri dönmek için arabalara  binerler.Yolda gelirken arabanın şoför mahallinde oturan asteğmenin telsizinden  bu kez Çankaya’da başka bir gösterici grubunun olduğu anonsu  duyulur.Bahsedilen cadde,Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı köşklerinin bulunduğu, en üst düzeyde güvenlik tedbirlerinin alındığı,  bir  yerdir.Hemen gerisin geriye dönüp  oraya varırlar.Arabalarından inip gerekli tertibatı almaya başlarlar.Onlar gidinceye  polisler göstericileri   çember içine almaya kalksa da   bunlar da bankerzede emekli asker aileleri olunca  gruba müdahalede yetersiz kalıyorlar.İş yine Emin’lere düşüyor.Başlarındaki tim komutanı asteğmen,aralarında bağlı bulundukları  tümenin komutanın da olduğu yüksek  rütbeli sivil resmi polis ve askerlerin bulunduğu kalabalığın yanına gidince tim komutan yardımcısı olarak insiyatifi  Emin alıyor.Aradan çok zaman geçmez bölük komutanının Postası  koşarak yanlarına çıka gelir.Demek ki bölük komutanı da oradaymış meğerse.Posta heyecan içinde Emin’e  aynı zamanda Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olan  Paşa’nın  onu çağırdığı söyler. Emin Paşa’nın yanına vardığında Paşa gösterici grubu işaret ederek:

“Oğlum,derhal bu grubu gözaltına alıp merkeze götürüyorsunuz”diye emri veriyor.İşte o anda Emin’in iç kavgası başlar.”Emredersiniz Komutanım!”deyip Paşa’nın yanından ayrılır ayrılmasına da şimdi ne halt yiyeceğini kara kara düşünmeye başlar.Verilen emir en yüksek bir makamdan geliyor,mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor,başka alternatifi yoktur.İkinci husus,emir yerine getirilmesine getirilir  ama anası babası yaşında o yaşlı başlı insanları gözaltına alırken zor kullanması gerekiyor.Öte yandan kendi özel durumunu da hesaba katmak durumundadır.Sivilde karıştığı siyasi olaylardan dolayı hala mahkemeleri görülürken,yetmezmiş gibi bir de yasadışı örgüt kurmaktan da sıkıyönetim mahkemesinde bir davası da hala devam etmektedir.Nereden bakarsan bak değneğin her iki ucu değil her tarafı boklu,tutacak bir yer kalmamıştır.Emir yerine getrilmeyip iş kontroldan çıkarsa başına neler geleceğini düşünmek bile istemiyor.Bütün bunları emrindeki üç manga askerle gösterici grubu kontrol  altına alırken düşünüyordu.”E” dese emrindeki izbandut gibi askerler anında insanları askeri cemselere doldurmaya başlayacaklardı.Etrafına bakındı, tim komutanı asteğmen de ortalarda gözükmüyordu aksilik,mecbur ihale ona kalmıştı.Ona rağmen askerlere,“Sakın kimsenin kılına dokunmayın!”talimatını verir.İşte o an Emin, ilerde  başına geleceklerini hiç hesaba katmadan,”Beni divanı harbe de verseler,ömür boyu hapishanelerde çürüsem de babam annem yaşında bu insanlara zor kullanmayacağım”deyip çok radikal bir karar veriyor.Göstericilere etkili öyle bir konuşma yapıyor ki gösterici  grup askerlere hiç direnmeden kısa sürede kendiliğinden dağılırlar.Ve böylece Paşa’nın “Gözaltına alın!” emrini yerine getirmiyor.Bunlar mahalle aralarına dağılan grubu bir müddet daha  takip edip gözlemledikten sonra  ortalıkta kimse kalmayınca başladıkları noktaya geri dönerlerken Paşa’dan emir getiren bölük komutanın Postası karşıdan koşa koşa gelerek Emin’i Paşa’nın tekrar çağırdığı söyler.Karmaşık duygular içinde  komutanın huzuruna çıkan  Emin’e Paşa,“Ne yaptınız oğlum?diye sorar.Emin’e o an büyük bir cesaret ve kendine özgüven gelir.Kendinden gayet emin  tok ve kararlı bir şekilde Paşa’ya öyle ikna edeci bir yanıt veriyor ki bunları söylerken yanında omzu kalabalık yüksek rütbeli asker ve polis şefleri de vardır.O kasvetli ortamda bu haberi alan Paşa’nın  yüzünde bir memnuniyet ifadesi belirir.Verilen emre uymadığı için Paşa’nın vereceği yanıtı ecel terleri dökerek dinleyen Emin ceza beklerken Paşa,“Teşekkür ederim oğlum,gidebilirsin.”demez mi...Heyecandan  komutanın yanıtını zor anlayan Emin sert bir topuk selamı vererek,”Emredersin Komutanım!”diyerek sevinç içinde oradan uzaklaşır.

   Şimdilerde edebiyat alanında çalışmalar yapan,kitaplar yazan bizim tekaüt Emin Bey’in askerdeyken başından geçen bu olay onun hayata bakışında büyük değişimler yaratıyor.Demek ki insanlar   hangi önemli makamında olurlarsa  olsunlar verecekleri kararlarda aklını,vicdanı ve sağduyusunu iyi kullanıp  vatandaşlara hakkaniyetli davrandıkları  müddetçe çözülemeyeck hiç bir problem yoktur.Emin’in Paşa’ya ne yanıt verdi de işi kazasız belasız sıyırmasını merak edenler için...Eee o da meslek sırrı olarak bizde kalsın canım.Kalın sağlıcakla.

 

  

 

 

 

 

 

   

 

          VERİLEN EMİR YERİNE GETİRİLMEZSE..!

   En son çalıştığı işyerinden emekli olalı uzun yılları deviren Emin Bey,akşam televizyonda haberleri izlerken gösteri yapan üniversite öğrencilerine yeni tanımlamayla “orantısız  güç”yani  çok sert,toleranssız  davranan güvenlik güçlerinin o hallerini görünce üzülür.İçinden,”Haklarını aramak isteyen pırıl pırıl gençlerin ortalığı kırıp dökmeden kendilerini ifade etmelerine izin verilse kim ne kaybeder ki.Göstericilere  bu kadar sert davranmaları emrine veren amirlerine o emri verenlerin o  yaşlarda hiç mi çocukları yok?Aynı muameleyi kendi çocuklarına yapsalar bir ana baba olarak  ne tepki verirlerdi acaba?”diye geçirir..Haberin devamında, onları görüntüleyen gazeteciler de aynı akıbete uğramaktan kurtulamazlar tabii ki.Yaşı altmışı çoktan devirmiş tekaüt Emin Bey’in bu duruma  canı çok  sıkılır.

  “Sokakta şiddet,televizyonlarda şiddet,mahallede şiddet.İçimiz dışımız şiddetle doldu.Bu önü alınamaz şiddetin, tahammülsüzlüğün sonu gelmeyecek mi?”diyerek sinirle televizyonu kapar.Yanında sessiz sedasız örgü ören eşi onun bu tepkisine bir anlam veremez.

  “Ne kızıyorsun herif,sen de seyretmezsin olur biter!”diyerek televizyon kumandasını kaptığı gibi insanlara milyoner olma hayalinin heyecanını  yaşatan yarışma programını  açar.Emin Bey de  sehpanın üzerindeki  kitabını kaptığı gibi öteki odaya kaçar.Kitabın ayracını yan tarafa koyup okumaya başlar ama gözünün önüne haberlerdeki o şiddet görüntüleri gelince  ne kadar zorlasa da kendini  bir türlü kitaba veremez.Sonunda kitabını kapatıp  derin  düşüncelere dalar.Kırk küsur sene önce yaptığı askerlik hizmeti sırasında hiç unutamadığı  anısını anımsar.

   Askerlik öncesi sivildeki işçilik hayatında gerek sendikal mücadelede içinde  gerek siyasi,politik  birçok faaliyetlerde bulunur.Yaptığı bu kabahatlerinden(!) dolayı 1980 askeri darbeden bir müddet sonra   gözaltına alınıp tutuklanır.Toplam bir yıl kadar  kaldığı tutukluluk  sürecinde hem sivil mahkemelerde hem de sıkıyönetim mahkemesinde yargılanır.Şansı yaver gidip  tutuklu kaldığı askeri cezaevinden tahliye olduktan iki hafta sonra askere alırlar.Mahkemeleri bir taraftan devam ederken bizimki  iki aylık devre kaybı olarak apar topar sürgün yeri olan Sivas Temeltepe’ye postalanır.Çünkü sülüsünde,”Bildiri dağıtmak suçundan cezaevine girdiğinden sınıfı jandarmadan piyadeye çevrildi”yazılıdır.Yani sizin anlayacağınız  bizim Emin Bey sakıncalı piyade olarak askere alınıyor.İki buçuk aylık bir temel eğitimden sonra dağıtımı Ankara’ya  çıkar.Sene 1981,sıkıyönetimin en sert uygulamalarının olduğu bir dönem.Operasyonlar,gözaltına almalar,ev aramaları,işkenceler...Ortalık toz duman içinde.Dağıtım olduğu yer sıkıyönetim uygulamalarının tam merkezidir.Bir de öyle bir bölüğe düşer ki,bağlı bulunduğu  komutanlığın en disiplinli,en gözde bölüğüdür.Başlarında  bir bölük komutanı Yüzbaşı vardır ki ismini duyan bir kere salavat getirmek durumunda kalırdı.Zaten usta birliğine ilk teslim olduğunda, başka bölüklerden ona nereye düştüğünü sorduklarında o bölüğün adını duyan herkes,”Eyvah!Allah yardımcın olsun tertip,orada askerliğin hiç bitmez”diyorlar.Emin, çevreden gelen bu moral bozucu yorumlardan  haliyle biraz tedirgin olur ama sonra,”Yahu ne olacak ki askerlik işte,cezaevi değil ya, sayılı günler gelip geçer”diye kendine teselli verse de  kafa kağıdına düşülen o  sakıncalı nottan   dolayı kuyruk titremeye başlar.Neyse bölüğüne gidip teslim olur.Onun bütün derdi dağıtım olduğu  bölüğün çok disiplinli olması veya bölük komutanının sert  olması değil,askerlik evrakları acemi birliğinden buraya geldiğinde neyle karşılacağının kaygısı içindedir.”Beni burada kesin tutmazlar,mutlaka Doğu’ya bir yere sürgün ederler”diye hesaplıyor.Çünkü dağıtım olduğu yer konum itibariyle yönetime el koyan askeri yönetimin  bir nevi kalbinin attığı çok önemli bir stratejik bir merkezdir.Böyle bir yerde  sakıncalı bir askeri hiç tutarlar mı?.. Uzatmayalım,birkaç aylık uygulamalı  meslek içi  eğitimden sonra o da ekiplerle birlikte gece ev aramalarına,Ankara sokaklarında yaya,motorlu devriyelere,toplumsal olaylara müdahalelere,yönetime el koyan beşli askeri konseyin yol güzergahlarında onların güvenlik tertibatlarını alma gibi daha  birçok  görevler yapmaya başlıyor.Acemi birliğinden dağıtım olduktan sonra evrakların bölüğüne ulaşıncaya kadar aradan 5-6 ay geçer.O zamana  kadar gerek öğrenim durumu gerekse bölükteki tutum ve  davranışlarından dolayı Trakya damadı olan bölük komutanının dikkatini çeker.O aralar teskereye giden askerler arasında onbaşılar da olunca bölüğün eksilen onbaşı ihtiyacını karşılamak için bölükte  onbaşı sınavı açılır.Emin de   onbaşı sınavlarına girerek sınavı  kazanıp  onbaşı olur.Onbaşı rütbesini taktıktan bir müddet sonra zaten kaygıyla beklediği askerlik şubesinin evrakları da bölüğüne ulaşır.Durumu öğrenen, o ana kadar araları çok iyi olan    Gümüşhaneli ülkücü  bölük yazıcısı çavuş sabah içtimasında herkesin içinde ,”Emin Onbaşım sen sivilde terörist miydin demez mi?” Bunu duyan bizimki, çavuşa ne yanıt vereceğini şaşışır.Bölük yazıcısının o imalı çıkışının sonra  her sabah bölüğüne içtimadan bir saat önce gelip bölük mıntıkasını  kolaçan eden Bölük Komutanı Yüzbaşı, çiçeği burnunda onbaşı Emin’i bölüğe mıntıka temizliği yaptırırken görür ama ona  ters ters bakar.İçtimadan sonra  yazıcı çavuşa onu çağırtı.Yanında yazıcı çavuş olduğu halde esas duruşunu bozmayan Emin’in  yüzüne  bakmaya tenezzül bile etmez.Büyük hayal kırıklığı ve kızgınlık içinde:

  “Onbaşım söyle bakalım sivilde ne haltlar karıştırdın.Ne bu silah,kavga falan ?”diye sorar.Emin daha önceden kafasında yazdığı hikayemsi birşeyler anlatsa da komutanını bir türlü ikna edemez.Sert bir komutla yazıcı çavuşa:

 “Derhal bunun şubesine bir yazı yazın,sivilde ne b.klar yediğini araştırın bakalım.Başçavuşa   da söyleyin bu hergeleyi ciple mahkemeye götürsün ” talimatını verir.

 Bölükte oldukça  disiplinli ve yanlışlara karşı tavizsiz tutumuyla  arkadaşlarının güvenini sağlamış,diyalogu da gayet iyidir.Görev esnasında onlara karşı  hakkaniyetli,eşitlikçi tavırlarıyla bölükte hatırı sayılır bir saygınlığı da vardır. Günler günleri,günler ayları kovalarken askerlik günleri de yavaş yavaş erimektedir.Gelelim o hiç unutamadığı verilen emre uymama hadisesine...

   Olay  1982’de oluyor.Meclis,siyasi partiler kapatılmış, özgürlükçü  1961 anayasasını rafa kaldıran beşli cunta konseyi  darbeden bir kaç gün  sonra emekli Oramiral Bülent Ulusu’nun başkanlığında bir hükümet oluşturmuşlardır.Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcılığı ve Devlet Bakanlığına da  24 Ocak kararlarının mimarı,serbest piyasacı  Turgut Özal’ı getirirler.O dönem Türkiye için kayıp yıllardır. Devlet Bakanlığı’na getirdikleri Özal,ülkeye dışardan sıcak para girmesi ve vatandaşın yastık altındaki birikimlerini ortaya çıkarmak için bir dizi uygulamalara girişir.Bankaların yüksek faiz uygulamaları devam ederken,onlardan çok daha yüksek faiz veren “bankerler krizi” ortaya çıkar.Vadandaşın mevduatına “bire on”faiz vereceğini söyleyerek piyasadan milyarlarca para toplamaya devam eden  bankerlere karşı darbe hükümeti biraz kısıtlama getirince aralarında meşhur Banker Kastelli gibi 250 kadar banker topu atar.Tabii kısa sürede zengin olmayı hayal eden  sayıları yüzbinleri  vatandaşların yıllardan beri birikimleri güme gitmiştir.İşte bu bankerzedelerin  aralarında emekli ikramiyelerini olduğu gibi bankerlere kaptıran emekli subay aileleri de   vardır.

    Hadise günü kışlalarında her zaman hazır kıta bekleyen  Emin’in birliği, yukarıdan gelen bir emirle “Meclisin önünde olay var,hazırlanın gidiyorsunuz”demesiyle  kısa bir sürede tam tekmil hazırlanan  üç manga asker olay yerine intikal ederler.Oraya vardıklarında meclisin önü adeta mahşer  gibidir.Paralarını bankerlere kaptıran,aralarında emekli asker ailelerin de olduğu kalabalık bir grup, ellerinde dilekçeler bağırış çağırış meclise girmek için oradaki polis barikatını aşmaya çalışıyorlar.Polisler grubu dağıtmada yetersiz kalınca olaylara müdahalede askeri de devreye sokarlar.Olay yerine varır varmaz duruma  Emin’in birliğinin başındaki  timin komutanı demokrat görüşlü asteğmen el koyar.

   Gruba sert davranan polislere bankerzede grubun içinden  üç temsilciyi tespit ettirip  meslise göndererek işi  tatlıya bağlar.İkna olan grup yavaş yavaş dağılmaya başlayınca bunlar da  birliğine geri dönmek için arabalara  binerler.Yolda gelirken arabanın şoför mahallinde oturan asteğmenin telsizinden  bu kez Çankaya’da başka bir gösterici grubunun olduğu anonsu  duyulur.Bahsedilen cadde,Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı köşklerinin bulunduğu, en üst düzeyde güvenlik tedbirlerinin alındığı,  bir  yerdir.Hemen gerisin geriye dönüp  oraya varırlar.Arabalarından inip gerekli tertibatı almaya başlarlar.Onlar gidinceye  polisler göstericileri   çember içine almaya kalksa da   bunlar da bankerzede emekli asker aileleri olunca  gruba müdahalede yetersiz kalıyorlar.İş yine Emin’lere düşüyor.Başlarındaki tim komutanı asteğmen,aralarında bağlı bulundukları  tümenin komutanın da olduğu yüksek  rütbeli sivil resmi polis ve askerlerin bulunduğu kalabalığın yanına gidince tim komutan yardımcısı olarak insiyatifi  Emin alıyor.Aradan çok zaman geçmez bölük komutanının Postası  koşarak yanlarına çıka gelir.Demek ki bölük komutanı da oradaymış meğerse.Posta heyecan içinde Emin’e  aynı zamanda Sıkıyönetim Komutan Yardımcısı olan  Paşa’nın  onu çağırdığı söyler. Emin Paşa’nın yanına vardığında Paşa gösterici grubu işaret ederek:

“Oğlum,derhal bu grubu gözaltına alıp merkeze götürüyorsunuz”diye emri veriyor.İşte o anda Emin’in iç kavgası başlar.”Emredersiniz Komutanım!”deyip Paşa’nın yanından ayrılır ayrılmasına da şimdi ne halt yiyeceğini kara kara düşünmeye başlar.Verilen emir en yüksek bir makamdan geliyor,mutlaka yerine getirilmesi gerekiyor,başka alternatifi yoktur.İkinci husus,emir yerine getirilmesine getirilir  ama anası babası yaşında o yaşlı başlı insanları gözaltına alırken zor kullanması gerekiyor.Öte yandan kendi özel durumunu da hesaba katmak durumundadır.Sivilde karıştığı siyasi olaylardan dolayı hala mahkemeleri görülürken,yetmezmiş gibi bir de yasadışı örgüt kurmaktan da sıkıyönetim mahkemesinde bir davası da hala devam etmektedir.Nereden bakarsan bak değneğin her iki ucu değil her tarafı boklu,tutacak bir yer kalmamıştır.Emir yerine getrilmeyip iş kontroldan çıkarsa başına neler geleceğini düşünmek bile istemiyor.Bütün bunları emrindeki üç manga askerle gösterici grubu kontrol  altına alırken düşünüyordu.”E” dese emrindeki izbandut gibi askerler anında insanları askeri cemselere doldurmaya başlayacaklardı.Etrafına bakındı, tim komutanı asteğmen de ortalarda gözükmüyordu aksilik,mecbur ihale ona kalmıştı.Ona rağmen askerlere,“Sakın kimsenin kılına dokunmayın!”talimatını verir.İşte o an Emin, ilerde  başına geleceklerini hiç hesaba katmadan,”Beni divanı harbe de verseler,ömür boyu hapishanelerde çürüsem de babam annem yaşında bu insanlara zor kullanmayacağım”deyip çok radikal bir karar veriyor.Göstericilere etkili öyle bir konuşma yapıyor ki gösterici  grup askerlere hiç direnmeden kısa sürede kendiliğinden dağılırlar.Ve böylece Paşa’nın “Gözaltına alın!” emrini yerine getirmiyor.Bunlar mahalle aralarına dağılan grubu bir müddet daha  takip edip gözlemledikten sonra  ortalıkta kimse kalmayınca başladıkları noktaya geri dönerlerken Paşa’dan emir getiren bölük komutanın Postası karşıdan koşa koşa gelerek Emin’i Paşa’nın tekrar çağırdığı söyler.Karmaşık duygular içinde  komutanın huzuruna çıkan  Emin’e Paşa,“Ne yaptınız oğlum?diye sorar.Emin’e o an büyük bir cesaret ve kendine özgüven gelir.Kendinden gayet emin  tok ve kararlı bir şekilde Paşa’ya öyle ikna edeci bir yanıt veriyor ki bunları söylerken yanında omzu kalabalık yüksek rütbeli asker ve polis şefleri de vardır.O kasvetli ortamda bu haberi alan Paşa’nın  yüzünde bir memnuniyet ifadesi belirir.Verilen emre uymadığı için Paşa’nın vereceği yanıtı ecel terleri dökerek dinleyen Emin ceza beklerken Paşa,“Teşekkür ederim oğlum,gidebilirsin.”demez mi...Heyecandan  komutanın yanıtını zor anlayan Emin sert bir topuk selamı vererek,”Emredersin Komutanım!”diyerek sevinç içinde oradan uzaklaşır.

   Şimdilerde edebiyat alanında çalışmalar yapan,kitaplar yazan bizim tekaüt Emin Bey’in askerdeyken başından geçen bu olay onun hayata bakışında büyük değişimler yaratıyor.Demek ki insanlar   hangi önemli makamında olurlarsa  olsunlar verecekleri kararlarda aklını,vicdanı ve sağduyusunu iyi kullanıp  vatandaşlara hakkaniyetli davrandıkları  müddetçe çözülemeyeck hiç bir problem yoktur.Emin’in Paşa’ya ne yanıt verdi de işi kazasız belasız sıyırmasını merak edenler için...Eee o da meslek sırrı olarak bizde kalsın canım.Kalın sağlıcakla.

 

  

 

 

 

 

 

   

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum