Kırklareli
05 Haziran, 2026, Cuma
  • DOLAR
    30.71
  • EURO
    32.91
  • ALTIN
    1967.5
  • BIST
    8994
  • BTC
    49397.326$

PROF. DR. MEHMET ÖZDOĞAN’I TANIMAK

17 Şubat 2022, Perşembe 17:23

Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın kariyeri hakkında bilgi edinmek isteyen kitaplarından, yazılarından, gazetelerde/dergilerde onun hakkında yazılanlardan, onunla yapılan röportajlardan, konferanslarının video kayıtlarından vb. yararlanabilir. Ben bunlardan söz etmeyeceğim. Ben Sayın Özdoğan’ın toplumla, insanla olan iletişimini/ilişkilerini benim gördüğüm, tanık olduğum sınırlılıklar içerisinde aktarmaya çalışacağım.
Sanırım dil konusundan başlamak doğru olacak. Türkçenin arkeolojide bilim dili olmasıyla ilgili çalışmaları önemsediği hemen görülür. Kitaplarında, konferanslarında hatta sohbetlerinde bu çalışmalardan ( Bu alanda Prof. Dr. Kılıç Kökten, Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun çalışmaları gibi sonrasında da Prof. Dr. Halet Çambel, Prof. Dr. Ufuk Esin ve kendisinin de katıldığı çalışmalar bilinir.) elde edilen terimleri, sözcükleri kullanmakta özen gösterir. Dolayısıyla okuyucu ya da dinleyici anlatılanı daha kolay anlama olanağı bulur.
Mehmet Hoca arkeolojinin amaçları yönüyle “…geçmiş dönemlere ait kalıntıların ortaya çıkarılarak bilginin üretilmesi…” kadar, bilginin “…uzman olmayan kişilere aktarımı…”na dikkat çekerken; yazdığı kitaplarda, konferanslarında, konuşmalarında, sohbetlerinde buna ilişkin izler görülür. Bu açıdan bakınca Ahmetçe Köyü’ndeki Trakya Araştırmaları Merkezi’ni ve Aşağıpınar Açık Hava Müzesi’ni hem çok anlamlı hem çok önemli buluyorum. Mehmet Hoca köy okulunu ele aldığında kazı evi olarak değil; çalışmalara, araştırmalara, toplantılara ev sahipliği yapacak bölümleri olan “Trakya Araştırmaları Merkezi” olarak düzenledi. Hatta ailesinden kalan ve kendisine ait olan kitaplardan güzel bir kütüphane bile oluşturdu. Kendi kazı ekibinin dışında çalışma yapanları desteklemesine bir örnek olarak, 2015 ve 2017 yılında (2016’da kesintiye uğramış) arkeolog Dr. Jesko Fildhuth ve İTÜ Mimarlık Bölümü’nden Doç. Dr. Bilge Ar tarafından Kırklareli civarındaki köylerde Bizans Dönemi’ne ait beş kale kalıntısı incelemesini söyleyebilirim. Mehmet Hoca hem bu araştırmanın yapılabilmesi için çaba sarfetmiş hem de araştırma yapacak ekibin araştırma merkezinde kalmasını sağlayarak destek olmuştur. Böylece Kırklareli tarihi için çok önemli bir araştırma gerçekleştirilebilmiştir. Araştırma merkezini gereği gibi anlatabilmek kolay değil, gidip görmek bilgi almak için daha doğru olur kanısındayım. Aşağıpınar Açık Hava Müzesi’nde ise yıllar süren çalışmalarından elde ettikleri bulguları, bilgileri ziyaretçilere anlatabilmenin yollarını arayıp buldular ve 8 bin yıl önce yaşamış olan insanların gözümüzde canlanmasını sağladılar. Ama ne yazık ki parasal yetersizliklerden dolayı planladıklarının hepsi yapılamadı. Umarım projenin tamamlanması yolunda bir çözüm bulunur, toplum olarak bize ve yetkililere ait olan bu kusur giderilir!
Mehmet Hoca ile sohbet çok keyifli olur. Diyelim ki Neolitik üzerine mi konuşuyor: azıcık ilgisi ve bilgisi olan birinin anlayabileceği sade (zaman zaman esprili) bir dille Çekirdek Bölge ile başlayıp, ülkemizdeki ve komşu ülkelerdeki arkeolojik çalışmaları karşılaştırıp birleştirerek, tarih öncesi değişimleri birbirine ekleyerek lafı uzatmadan dolaştırmadan Trakya’ya kadar bağlar. Dinleyen kişinin zaman tünelinde yürümüş duygusuna kapılması mümkündür. Fırsat buldukça Ahmetçe Köyü’ndeki kahvede köylülerle sohbet etmeyi de unutmaz. Fakat onun yoğun çalışma temposunun içinde sohbet için uygun bir
zaman dilimi bulabilmek o kadar kolay değildir. 28 Yıl boyunca Prof. Dr. Mehmet Özdoğan’ın başkanlığında Kırklareli’deki Aşağıpınar arkeolojik kazıları yoğun çalışmalarla sürdü. Kırklareli’ye geldiklerinde uygun olan zamanlarda görüşür, yapılan çalışmalar hakkında bilgilenmeye çalışırız. Birlikte yapabileceklerimizi kararlaştırırız. Bazen de üniversitelerin çeşitli bölümlerinde okuyan öğrencilerle ziyaretine gideriz. Bir gün Trakya Üniversitesi Arkeoloji Bölümü’nün bir öğrencisi Açık Hava Müzesi’ni gezmek için benden yardım istemişti. Birlikte kazı alanını ve açık hava sergisini dolaştık. Konuşmalarıyla sorularıyla daha fazla bilgi edinmeye çalışan bir öğrenci olduğu belli oluyor. “Mehmet Hoca ile tanışmak, konuşmak ister misin?” diye sordum. “Çok isterim ama mümkün mü?” dedi şaşırarak. Mehmet Hoca’yı arayıp “Gelin.” cevabını alınca hemen Ahmetçe Köyü’ne gittik. Bir saat boyunca arkeoloji, eğitim, müze gibi konularda güzel bir sohbet ortamı oldu. Arkeoloji öğrencisi Mehmet Hoca ile tanışıp sohbet etmekten ve araştırma merkezini görmekten çok etkilenmiş olmalı ki bana bile tekrar tekrar teşekkür etti ayrılırken. Ama 2014 yaz ayları benim gördüğüm en yoğun dönemdi. Bir yandan kazıları sürdürüyorlar, bir yandan Ahmetçe’deki Trakya Araştırmaları Merkezi’ne gelen akademisyenleri ve konukları ağırlıyorlar, bir yandan da 2014 Eylül ayında İstanbul’da yapılacak Avrupa Arkeologlar Birliği toplantısı (Türkiye’de yapılması için Mehmet Hoca çok çaba harcamıştı.) hazırlıklarını yapıyorlardı. Üç bine yakın arkeolog için toplantı salonları/binaları, konaklama yerleri, yemek, geliş-gidiş, gezi güzergahları, gelenlerle ilgilenecek personel, evrak basımı… gibi pek çok konuda hazırlıkları yetiştirmek gerekiyordu. Çok çalıştılar, çok yoruldular ama başardılar. İstanbul toplantısına katılan arkeologlardan yaklaşık 60 kişi Kırklareli’ye de gelerek Aşağıpınar’ı gezdiler. İşte o 2014 yaz ayları Mehmet Hoca’yı en az görebildiğimiz yaz ayları oldu.
Toplumla ilişki kurabilmek için de zaman ayırır, çaba gösterir. Güzel bir örnek olarak Kırklareli Kültür Varlıkları Derneği’ni söyleyebilirim. Mehmet Hoca ve kazı ekibi 2008’de kurulan derneğimizin kurucu üyeleri arasındadır. Dernek çatısı altında ya da diğer sivil toplum örgütleriyle ortaklaşa pek çok etkinlik, çalışma gerçekleştirdik. Aşağıpınar Açık Hava Müzesi’ni ziyaretçilerine yardımcı olma, kültür varlıklarına / doğaya zarar veren projelere itiraz etme / dava açma, yazarlarımızı anma, çeşitli konularda konferanslar düzenleme gibi etkinlikleri örnek verebiliriz. Kendisini de konferans vermek üzere defalarca davet ettik. Her defasında zaman ayırıp bizleri “Kırklareli Tarih Öncesi Araştırmaları” “Anadolu’da Gelişen Çiftçiliğin Avrupa’ya Aktarımı” “ Arkeolojinin Düşünce Sistemine Etkisi” …gibi konularda bilgilenmemizi sağlamıştır. Ayrıca başka bilim dallarındaki akademisyenlere / bilim insanlarına ulaşmamızda pek çok katkıları da olmuştur. Her yıl yurt içinden ve yurt dışından pek çok toplantı için davet alır. Gidilen yerlerden döndüğünde bize de aktardıkları olur. Aktardıkları / anlattıkları arasında gittiği yerlerdeki topluma ve teknolojiye ait ilginçlikler, değişiklikler de vardır ama daha çok gördüğü arkeolojik gelişmeler, müzeler üzerinedir. Gezilen alanlarda çektikleri fotoğraflarla, anlattıklarıyla oralarda topluma neyin nasıl anlatıldığı konusunda biz de bilgilenmiş oluruz.
Mehmet Hoca’nın alanında çalışma yapanlar, proje oluşturma çabasında olanlar, O’nun düşüncelerini almak üzere yardım istediklerinde geri çevrilmezler. Mehmet Hoca kendisi görüşerek konuyla ilgili düşüncelerini anlatır.
Tarih öğretmeni Mustafa Özgür (Lüleburgaz-Ramazan Yaman Fen Lisesi) ve öğrencileri de hazırladıkları “Göbeklitepe’den Stonehenge’ye Uygarlık Yürüyüşü Kırklareli Aşağıpınar Höyük; Anadolu’nun Taşrası Avrupa’nın Çekirdeği” TÜBİTAK projesi için Mehmet Hoca ile uzun uzun görüşme fırsatı buldular. Aşağıpınar hakkında bilgi ve kaynak aldılar. Hazırladıkları proje çok beğenildi. TÜBİTAK’ın İstanbul 2020 bölge sergisi için seçilen 10 projeden biri oldu. Şimdi başka projeler için hazırlık yapıyorlar. Bazı yıllar Aşağıpınar’da da Müzeler Haftası nedeniyle düzenlenen etkinliklerde etkinliğin bir parçası olma ya da bazı okulların düzenlediği öğrencilere dönük arkeoloji bilimi tanıtımlarına kendisinden istenen katılım ve katkıya olumlu cevaplar vererek toplumla olan ilişkilerini hep pozitif düzeyde tutmuştur.
Mehmet Hoca’yı çok iyi anlatabilme iddiasında değilim kuşkusuz. Başlangıçta da ifade etmeye çalıştığım gibi gördüğüm, tanık olduğum sınırlılıklar içerisinde ve bana ilginç gelen, bence kaydedilmesi gereken O’nun bazı yönlerini anlatmaya çalıştım. Yaptığı pek çok şey için kendisine teşekkür edilmelidir düşüncesindeyim. Ben kendi adıma şöyle teşekkür etmek istiyorum: Sorduğum yüzlerce soruya (bazıları saçma sapan da olsa) bıkmadan, usanmadan cevap verdiğiniz için de ayrıca teşekkürler Mehmet Hocam. Selamlar, saygılar.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum