GÜNE MUTLU VE UMUTLU UYANMAK
04 Mart 2026, Çarşamba 11:35
Uzun zamandan beri sağlık sorunlarıyla cebelleşen Emin Bey bu sabah ilk kez yataktan dinlenmiş bir şekilde gayet zinde kalktı.Aslında kendine çok dikkat ediyor,sağlığını bozan hiç bir kötü alışkanlıkları olmamasına rağmen her nedense her kış geldiğinde kronikleşmiş hastalıkları yakasına yapışıp onu kolay kolay bırakmıyordu.İki ay süren sağlam bir tedavi gördükten sonra hasret kaldığı gece uykularını artık deliksiz uyumaya başlamıştı.Banyoda elini yüzünü yıkadıktan sonra her akşam indirdiği pencerelerdeki krem renkli stor perdeleri yukarı çekerek evin içini gün ışığına kavuşturdu.Aaa bir de ne görsün, dışarda lapa lapa bir kar yağıyordu.Komşu evlerin çatıları bembeyaza bürünmüştü.Bütün gece boyunca esen gürültülü soğuk fırtınanın ardından gelen kar moralini daha da yükseltmişti.Bu kez bu manzarayı doya doya seyretmek için oturduğu salonun tül perdesini de sonuna kadar açtı.
Sağlıklı bir yaşam,sıcak bir yuva ve dışarıda lapa lapa yağan bir kar...Emin Bey pencere kenarındaki çalışma masasına oturup dışarıdaki enfes manzarayı seyrederken, “Bundan daha güzel ne olabilir ki?”dedi kendi kendine.Bir yerel gazeteye iki haftada bir düzenli olarak yazdığı köşe yazısını yazmak için bilgisayarını açtı.Gözünü dışarda yağan harika kar manzarasından bir türlü alamıyordu.Yazısına başlamadan önce günlük gazete haberlerini okumak için de bir gazete sitesine girdi.Girdiğine de gireceğine de bin pişman oldu.Gazetelerin ilk sayfalarında dünyayı babasının çiftliği gibi gören;kurulduğundan beri dünyayı kan ve gözyaşına boğan eşkiya ABD’nin bir korsanlar çetesi gibi özgür ve bağımsız bir ülke olan Venezuela’ya girip onun Devlet Başkanı Maduro ve Eşini haydutça kaçırıp askerler arasında elleri kelepçeli çekilmiş fotoğrafları...Sağ tarafında, İran’ı işgal etmek için Arap Denizi’ne demirlemiş USS Abraham Lincoln uçak gemisinin tehdit saçan fotoğrafı...Sağ alt köşede ülkeyi tek başına muhalefetsiz yönetmek isteyen,hak hukuk tanımayan iktidarın muhalefetin elindeki belediyelere düzenlediği boy boy operasyon haberleri yer alıyor. İkinci sayfalarında uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan ünlüler...Üçüncü sayfada, sanki ölüm kaderleriymiş gibi arkası bir türlü kesilmeyen kadın cinayetleri...Orta sayfalarda, açlık sınırının çok altında maaşla yaşamaya çalışan emeklilere inat maliye bakanının ülke ekonomisini düzlüğe çıkaracağız palavraları...İşten atılan işçiler... Son sayfasını tamamıyla ekoloji haberlerine ayıran gazeteyi okurken yüreğini hoplatan o haber gözüne ilişir.Trakya’da Nükleer Bela!. başlığı altında verilen haberde,Trakya Çevre Platformu sözcüsü Av.Bülent Kaçar:”Kırklareli Vize Kıyıköy-Kışlacık mevkiinde 14 bin dönümlük ormanlık arazi üzerine kurulması planlanan yer seçimi yapıldı.Bakanlık bölgede sismik ve meterolojik ölçümler ve veri toplama çalışmalarına başladı.Nükleer Santral’ın faaliyete geçmesi için bu bölgede milyona varan ağaç kesileceğini;var olan doğal yapının yok olacağını;sadece kara yaşamı değil deniz yaşamında da büyük tahribatlara yol açacak.Ayrıca Kuzey Ormanları’nın içme ve kullanma suyu tehlikeye gireceğini,tatlı su kaynakları azalacağını,kuraklık daha da artacağını, Istıranca longoz ormanları bölgedeki enerji ve madencilik faaliyetleri nedeniyle büyük tehlike altına gireceğini belirtti.
Nükleer santralın faaliyete geçmesiyle birlikte bölgede bu kadar ağır bir kalıcı tahribat bırakacağı yetmezmiş gibi bir de susuzluk ve kuraklık çeken Trakya’da Meriç nehri,gölet ve barajların da sanayi kullanımına açılacağından bu su kaynaklarının aktarma istasyonlarıyla Çorlu ve Çerkezköy bölgesine taşınacağını söyledi.”
Son haberi de okuyan Emin Bey’in yüreği daraldı.Okumayı yarıda kesip açık balkonun korkuluk mermerlerine serpinti şeklinde yağmaya devam eden biriken karın üzerine konan birkaç adet sığırcık kuşunu seyre daldı.Baba ocağının olduğu yakın köy ve kasabalar derin bir kuraklık yaşarken,hemşerileri susuzluktan tarım yapamazken bölgedeki gölet, baraj ve nehir suyunun başka bir yere aktarılması nasıl olurdu?..Bu haber orada yaşayan,çiftçilik yapan yöre insanının diri diri mezara koyulması demekti.Susuz ne yetişirdi?..Hangi canlı susuz yaşardı?.. Kaç zamandan beri balkonunda görmediği sığırcıkların maskaralıkları bile onu neşesini tekrar yerine getiremedi.Nükleer santralın soğutma sisteminin çalışmasıyla birlikte deniz suyunun sıcaklığının canlıların yaşamasına mani olacak kadar yükseleceğinden o bölgede yaşayan bol miktarda yaşayan çok sevdiği hamsi,istavrit,mezgit,palamut,çinekop gibi balıkların artık yaşama şansları kalamayacağından tek tek yok olacaklarını düşündü.Hele, Eylül ayı gelip havalar güzlediğinde,sokakları aşındıran balıkçı arabaların hoparlörlerinden “Kıyıköy’den,İğneada’dan çok taze palamut,hamsi,istavrit,çinekop balığı geldi”anonslarını bir daha duyumayacağından içi bir garipsedi.Çünkü açlık sınırının altında bir emekli maaşıyla bütçesi ancak balık almaya yeterdi.O da fiyatları uygunsa alabilirdi.
Haberin devamında,Nükleer santralın Çinliler tarafından yapılacağını ve tesislerde çalışacak işçilerin Çin’den geleceği bildiriliyordu.Bu haber, santralın kurulacağı bölgede yaşayan derin yoksulluk içindeki vatandaşların iş bulma ve arazilerinin kat be kat değerleneceğini hesaplayanların açısından büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağı aşikardır.Çünkü Kıyıköy kararı verimeden önce santralın kurulacağı yer olarak İğneada olarak dillendiriliyordu.O sıralar Emin Bey de oradaki yapılacak santralı protesto için yaşadığı şehirdeki doğa koruyucularıyla birlikte İğneada’ya gitmiş;orada çok enteresan bir olayla karşılaşmıştı.Ellerinde nükleer enerji karşıtı pankartlar,dövizler taşıyan epey kalabalık gösterici konvoyu kasabanın içinden geçerek basın açıklaması yapılacak alana giderken kahvehane önünde sere serpe oturan yerli halkla göstericiler arasında aniden tatsız bir olay yaşanıyor.Gösterici yaşlı kadın kahve milletine:
“Burada boş boş ne oturuyorsunuz?Bakın buraya Nüleer santral kurmak istiyorlar.Eğer o santral kurulursa sizin hiç birinizin burada yaşama şansı kalmayacak.Buradan göçüp gitmemiz gerekecek.Biz taa nereden sizin için geldik.Gelin siz de bize kaltılın,bu belayı başımızdan def edelim!”diyor.Kadının çıkışına kızan bir vatandaşın birisi ayağa kalkar, kahvede oturan kalabalığı gösterek:
“Sen ne diyorsun abla!Burada gördüğün insanın çoğu işsiz,geçim sıkıntısı içinde.Tek gelirimiz yazın pansiyonculuk,kışın ise balıkcılık.Bizim bütün umudumuz bu santrala bağlı.İşsizimiz iş bulacak,topraklarımız değerlenecek.”Gösterici kadın:
“Ama sizi burada tutmayacaklar,hepiniz kansere yakalanacaksınız!”Adam:
“Kimse bizi buradan çıkaramaz.Kansere yakalanırsak yakalanalım,sana ne?Zaten şimdi de kansere yakalanan bir sürü insanımız var”diye tartışma sertleşince jandarma araya girip kadını olay mahallinden uzaklaştırıyor.
Çocuklarınıza iş verilecek,arazileri değerlenecek..!Bu vaatler,bu taktikler gerek nükleer santral olsun gerek termik santral olsun bu işi pazarlayan simsarların yörede yaşayan insanların ağızlarına çalınan bir parmak baldı.Bütün gayretleri oradakileri kendi saflarına çekmekti.Santral kurulduktan sonraki bölge halkı başına ne çoraplar örüleceğini ancak iş işten geçtikten,ağır bedeller ödedikten sonra öğrenecekti.Buna benzer aynı sahne daha önce Zonguldak Çatalağzı beldesinde yaşanır.Arazilerinin Yüzde altmış beşi orman ve fundalıkla kaplı,başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olan Çatalağzı beldesinde kurulması planlanan termik santrala karşı yapılan çevre eylemlerinde,belde halkı kendilerine desteğe gelen çevrecileri çocuklarına iş,kendilerine aş vereceğini düşündükleri tesisin kurulmasına mani olacaklar diye linç etmek isterler.Aradan bir süre geçtikten sonra devreye alınan santralın çevreye yaydığı kirlilikten ne tarım yapılabilir ne de hayvancılık yapılabilir olmaktan çıkar.Çevre kirliliği o kadar had safhaya varır ki bölgede astım,KOHA,kanser gibi akciğer hastalıklarında müthiş bir artış gözlenir.Beldede gençlere kadrolu iş vereceğiz diye bol keseden atan işletme sahibi onları ancak işletmedeki taşeron firmalarına yönlendirir.Daha önce 9-10 bin nüfusa sahip belde santralın faaliyete geçmesinden sonra nüfusu son sayıma göre 3415’e düşer.Ağırlıklı olarak milliyetçi muhafazakar iktidara oy veren belde halkı santralı dolaşmaya gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı’na,”Çevre kirliliğinden çok muzdaribiz sayın bakanım,ne olur bizi bu dertten kurtar”diye şikayette bulunan belde sakinlerine bakan ne desin beğenirsiniz:
“Ne yapalım yani?3-5 bin kişi için santralı mı kapalım!”diye fırçasını atıp çekip gider.
İğneada’daki çevre eylemi deniz sahilindeki basın açıklamasıyla devam eder fakat grup oraya vardıklarında çok çirkin bir manzarayla daha karşılaşırlar.Bir gün önceden deniz boyundaki ağaçlara asılan pankartlar santral yanlısı kişiler tarafından parçalanmış,zemini çimenlik yere hayvanları salmışlar ve her taraf taze hayvan tezeğiyle kirletilmiştir.Bir de basın açıklaması yapılırken tam da kürsünün önünde açılmış kurukafa resmi olan”Nükeer Öldürür!”yazılı siyah pankartın üzerine,sinsice grubun içine sızan iki provokatör Türk bayrağını, pankartı örtecek şekilde sarkıtırlar.Grup bu yapılan bu provokasyona karşı gayet soğukkanlı davranıp herhangi bir taşkınlığa mahal vermeden eylem olaysız sona erer.Eylem bittikten sonra İğneada’lı olduğunu söyleyen genç bir kadın aktivist,birkaç kişi hariç ne kasaba halkından ne de civar köylerden eyleme gelen olmadığını yüksek sesle dillendirerek serzenişte bulunur.
Dünya halkları emperyalist saldırganlığın tehditi altında iken, Trakya toprakları küresel sermayenin uzantıları nükleer, lobicilerin,maden şirketlerinin saldırı tehlikesi altında iken,ona buna kızıp her şeyden elini ayağını çekme gibi bir lüksümüz olmamalı.”Bu toplum zaten çok duyarsız,bundan sonra bizden de bir bok olmaz!deme kolaycılığa kaçmadan yaşam alanlarımıza;havamıza,suyumuza,toprağımıza sahip çıkmalıyız.Umudumuzu yitirmeden,inatla yanlışa hayır!demeye devam edip;niçin?nasıl?neden?diye sorgulamayı elden bırakmazsak bu dünya ancak o zaman daha yaşanılabilir bir hale gelir.”diye son sözlerini yazdıktan sonra yarına mutlu ve umutlu uyanmak için arkasına dayanarak derin bir nefes alır.

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum