Kırklareli
04 Mart, 2026, Çarşamba
  • DOLAR
    30.71
  • EURO
    32.91
  • ALTIN
    1967.5
  • BIST
    8994
  • BTC
    49397.326$

GÜNE MUTLU VE UMUTLU UYANMAK

04 Mart 2026, Çarşamba 11:35

 

  Uzun zamandan beri sağlık sorunlarıyla cebelleşen Emin Bey bu sabah ilk kez yataktan dinlenmiş bir şekilde gayet zinde kalktı.Aslında kendine çok dikkat ediyor,sağlığını bozan hiç bir kötü alışkanlıkları olmamasına rağmen  her nedense her kış geldiğinde kronikleşmiş hastalıkları yakasına yapışıp onu kolay kolay bırakmıyordu.İki ay süren sağlam bir tedavi gördükten sonra hasret kaldığı gece uykularını artık deliksiz uyumaya başlamıştı.Banyoda elini yüzünü yıkadıktan sonra her akşam  indirdiği pencerelerdeki krem renkli stor perdeleri yukarı çekerek evin içini gün ışığına kavuşturdu.Aaa bir de ne görsün, dışarda lapa lapa bir kar yağıyordu.Komşu evlerin çatıları bembeyaza bürünmüştü.Bütün gece boyunca esen gürültülü soğuk fırtınanın ardından gelen kar moralini daha da yükseltmişti.Bu kez bu manzarayı doya doya seyretmek için oturduğu salonun tül perdesini de sonuna kadar açtı.

   Sağlıklı bir yaşam,sıcak bir yuva ve dışarıda lapa lapa yağan bir kar...Emin Bey pencere kenarındaki çalışma masasına oturup dışarıdaki enfes manzarayı seyrederken, “Bundan daha güzel ne olabilir ki?”dedi kendi kendine.Bir yerel gazeteye iki haftada bir düzenli olarak yazdığı köşe yazısını yazmak için bilgisayarını açtı.Gözünü dışarda yağan harika  kar manzarasından bir türlü  alamıyordu.Yazısına başlamadan önce  günlük gazete haberlerini  okumak için de bir gazete sitesine girdi.Girdiğine de gireceğine de  bin pişman oldu.Gazetelerin ilk sayfalarında  dünyayı babasının çiftliği gibi gören;kurulduğundan beri dünyayı kan ve gözyaşına boğan eşkiya ABD’nin  bir korsanlar  çetesi gibi özgür ve bağımsız bir ülke olan Venezuela’ya girip onun Devlet Başkanı Maduro ve Eşini haydutça kaçırıp askerler arasında elleri kelepçeli çekilmiş fotoğrafları...Sağ tarafında, İran’ı  işgal etmek için Arap Denizi’ne demirlemiş USS Abraham Lincoln uçak gemisinin tehdit saçan fotoğrafı...Sağ alt köşede  ülkeyi tek başına muhalefetsiz yönetmek  isteyen,hak hukuk tanımayan  iktidarın muhalefetin elindeki belediyelere düzenlediği boy boy operasyon haberleri yer alıyor. İkinci sayfalarında uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan ünlüler...Üçüncü sayfada, sanki ölüm kaderleriymiş gibi arkası bir türlü kesilmeyen kadın cinayetleri...Orta sayfalarda, açlık sınırının çok altında maaşla  yaşamaya çalışan emeklilere inat maliye bakanının ülke ekonomisini düzlüğe çıkaracağız palavraları...İşten atılan işçiler... Son sayfasını tamamıyla ekoloji haberlerine ayıran gazeteyi okurken yüreğini hoplatan o haber gözüne ilişir.Trakya’da Nükleer Bela!. başlığı altında verilen haberde,Trakya Çevre Platformu sözcüsü Av.Bülent Kaçar:”Kırklareli Vize Kıyıköy-Kışlacık mevkiinde 14 bin dönümlük  ormanlık arazi üzerine  kurulması planlanan yer seçimi yapıldı.Bakanlık bölgede sismik ve meterolojik ölçümler ve veri toplama çalışmalarına başladı.Nükleer Santral’ın faaliyete geçmesi için bu bölgede milyona varan ağaç kesileceğini;var olan doğal yapının yok olacağını;sadece kara yaşamı değil deniz yaşamında da büyük tahribatlara yol açacak.Ayrıca Kuzey Ormanları’nın içme ve kullanma suyu tehlikeye gireceğini,tatlı su kaynakları azalacağını,kuraklık daha da artacağını, Istıranca longoz ormanları bölgedeki enerji  ve madencilik faaliyetleri nedeniyle büyük tehlike altına gireceğini belirtti.

     Nükleer santralın faaliyete geçmesiyle birlikte bölgede bu kadar ağır bir kalıcı tahribat bırakacağı yetmezmiş gibi bir de susuzluk ve kuraklık çeken Trakya’da Meriç nehri,gölet ve barajların da sanayi kullanımına açılacağından bu su kaynaklarının aktarma istasyonlarıyla Çorlu ve Çerkezköy bölgesine taşınacağını söyledi.”

    Son haberi de okuyan Emin Bey’in yüreği daraldı.Okumayı yarıda kesip  açık balkonun korkuluk mermerlerine serpinti şeklinde yağmaya devam eden biriken  karın üzerine konan birkaç adet sığırcık kuşunu seyre daldı.Baba ocağının olduğu yakın köy ve kasabalar derin bir kuraklık yaşarken,hemşerileri susuzluktan tarım yapamazken bölgedeki gölet, baraj ve nehir suyunun başka bir yere aktarılması nasıl olurdu?..Bu haber orada yaşayan,çiftçilik yapan yöre insanının diri diri mezara koyulması demekti.Susuz ne yetişirdi?..Hangi canlı susuz yaşardı?.. Kaç zamandan beri balkonunda  görmediği sığırcıkların  maskaralıkları bile onu neşesini tekrar yerine getiremedi.Nükleer  santralın soğutma sisteminin çalışmasıyla birlikte deniz suyunun sıcaklığının canlıların yaşamasına mani olacak kadar yükseleceğinden o bölgede yaşayan bol miktarda yaşayan çok sevdiği hamsi,istavrit,mezgit,palamut,çinekop gibi  balıkların artık  yaşama şansları kalamayacağından tek tek yok olacaklarını düşündü.Hele,  Eylül ayı gelip havalar güzlediğinde,sokakları aşındıran balıkçı arabaların hoparlörlerinden “Kıyıköy’den,İğneada’dan çok taze palamut,hamsi,istavrit,çinekop balığı geldi”anonslarını bir daha  duyumayacağından içi bir garipsedi.Çünkü açlık sınırının altında bir emekli maaşıyla bütçesi ancak balık almaya yeterdi.O da fiyatları uygunsa alabilirdi. 

   Haberin devamında,Nükleer santralın Çinliler tarafından yapılacağını ve tesislerde çalışacak işçilerin Çin’den geleceği bildiriliyordu.Bu haber, santralın kurulacağı bölgede yaşayan derin yoksulluk içindeki  vatandaşların  iş bulma ve arazilerinin kat be kat değerleneceğini hesaplayanların açısından büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağı aşikardır.Çünkü  Kıyıköy kararı verimeden önce santralın kurulacağı yer olarak İğneada olarak dillendiriliyordu.O sıralar Emin Bey de  oradaki yapılacak santralı protesto için yaşadığı şehirdeki doğa koruyucularıyla birlikte İğneada’ya gitmiş;orada  çok enteresan bir olayla karşılaşmıştı.Ellerinde nükleer enerji karşıtı pankartlar,dövizler taşıyan epey kalabalık gösterici  konvoyu kasabanın içinden geçerek basın açıklaması yapılacak alana giderken  kahvehane önünde sere serpe oturan yerli halkla göstericiler arasında aniden tatsız bir olay yaşanıyor.Gösterici yaşlı kadın kahve milletine:

   “Burada boş boş ne oturuyorsunuz?Bakın buraya  Nüleer santral kurmak istiyorlar.Eğer o santral kurulursa sizin hiç birinizin   burada yaşama şansı kalmayacak.Buradan göçüp gitmemiz gerekecek.Biz taa nereden sizin için geldik.Gelin siz de bize kaltılın,bu belayı başımızdan def edelim!”diyor.Kadının  çıkışına kızan bir vatandaşın birisi ayağa kalkar, kahvede oturan kalabalığı gösterek:

   “Sen ne diyorsun abla!Burada gördüğün insanın çoğu işsiz,geçim sıkıntısı içinde.Tek gelirimiz yazın pansiyonculuk,kışın ise balıkcılık.Bizim bütün umudumuz bu santrala bağlı.İşsizimiz iş bulacak,topraklarımız değerlenecek.”Gösterici kadın:

  “Ama sizi burada tutmayacaklar,hepiniz kansere yakalanacaksınız!”Adam:

  “Kimse bizi buradan çıkaramaz.Kansere yakalanırsak yakalanalım,sana ne?Zaten şimdi de kansere yakalanan bir sürü insanımız var”diye tartışma sertleşince jandarma araya girip kadını olay mahallinden uzaklaştırıyor.

   Çocuklarınıza  iş verilecek,arazileri değerlenecek..!Bu vaatler,bu taktikler gerek nükleer santral olsun gerek termik santral olsun bu işi pazarlayan simsarların  yörede yaşayan insanların ağızlarına çalınan bir parmak baldı.Bütün gayretleri oradakileri kendi saflarına çekmekti.Santral kurulduktan sonraki bölge halkı  başına ne çoraplar örüleceğini ancak iş işten geçtikten,ağır bedeller ödedikten sonra öğrenecekti.Buna benzer aynı sahne daha önce Zonguldak Çatalağzı beldesinde yaşanır.Arazilerinin Yüzde altmış beşi orman ve fundalıkla kaplı,başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olan Çatalağzı beldesinde kurulması planlanan termik santrala karşı yapılan çevre eylemlerinde,belde halkı kendilerine desteğe gelen çevrecileri çocuklarına iş,kendilerine aş vereceğini düşündükleri tesisin  kurulmasına  mani olacaklar diye linç etmek isterler.Aradan bir süre geçtikten sonra devreye alınan santralın çevreye yaydığı kirlilikten ne tarım yapılabilir ne de hayvancılık yapılabilir olmaktan çıkar.Çevre kirliliği o kadar had safhaya varır ki  bölgede  astım,KOHA,kanser gibi akciğer hastalıklarında müthiş bir artış gözlenir.Beldede gençlere kadrolu iş vereceğiz diye bol keseden atan işletme sahibi onları ancak  işletmedeki taşeron firmalarına yönlendirir.Daha önce 9-10 bin nüfusa sahip belde santralın faaliyete geçmesinden sonra nüfusu son sayıma göre 3415’e düşer.Ağırlıklı olarak milliyetçi muhafazakar iktidara oy veren belde halkı santralı dolaşmaya gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı’na,”Çevre kirliliğinden çok muzdaribiz sayın bakanım,ne olur bizi bu dertten kurtar”diye şikayette bulunan belde sakinlerine bakan ne desin beğenirsiniz:

    “Ne yapalım yani?3-5 bin  kişi için santralı mı kapalım!”diye fırçasını atıp çekip gider.

   İğneada’daki çevre eylemi deniz sahilindeki basın açıklamasıyla devam eder fakat grup oraya vardıklarında  çok çirkin bir manzarayla daha karşılaşırlar.Bir gün önceden deniz boyundaki ağaçlara asılan pankartlar santral yanlısı  kişiler tarafından parçalanmış,zemini çimenlik yere hayvanları salmışlar ve her taraf taze hayvan tezeğiyle kirletilmiştir.Bir de basın açıklaması yapılırken tam da kürsünün önünde açılmış  kurukafa  resmi olan”Nükeer Öldürür!”yazılı siyah pankartın üzerine,sinsice grubun içine sızan iki provokatör  Türk bayrağını, pankartı örtecek şekilde sarkıtırlar.Grup bu yapılan bu provokasyona karşı gayet soğukkanlı davranıp herhangi bir taşkınlığa mahal vermeden  eylem olaysız sona erer.Eylem bittikten sonra İğneada’lı olduğunu söyleyen genç bir kadın aktivist,birkaç kişi hariç ne kasaba halkından ne de civar köylerden eyleme gelen olmadığını yüksek sesle dillendirerek serzenişte bulunur.

   Dünya halkları emperyalist saldırganlığın tehditi altında iken, Trakya toprakları küresel sermayenin uzantıları nükleer, lobicilerin,maden şirketlerinin saldırı   tehlikesi  altında iken,ona buna kızıp her şeyden elini ayağını çekme gibi bir lüksümüz olmamalı.”Bu toplum zaten çok duyarsız,bundan sonra bizden de bir bok olmaz!deme  kolaycılığa kaçmadan yaşam alanlarımıza;havamıza,suyumuza,toprağımıza sahip çıkmalıyız.Umudumuzu yitirmeden,inatla yanlışa  hayır!demeye devam  edip;niçin?nasıl?neden?diye sorgulamayı elden bırakmazsak bu dünya ancak o zaman  daha yaşanılabilir bir hale gelir.”diye son sözlerini yazdıktan sonra yarına mutlu ve umutlu uyanmak için arkasına dayanarak derin bir nefes alır.

 

   

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.

Facebook Yorum