İNEK ŞABAN’DAN RECEP İVEDİK’E ; YILMAZ GÜNEY’DEN İBRAHİM TATLISES’E!
10 Nisan 2026, Cuma 12:45
İnek Şaban, büyük göçün başladığında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü, gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy saflığını taşıyan, ezik ve etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti.
Şehrin katakullilerini bilmez ve akıl erdiremezdi. Yüksek binalara hayran hayran bakarken şapkası düşerdi! Karşısına çıkan kızlara bakarken de ne yapacağını bilemezdi. Şaban, zamanla şehre alıştı gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti. Altına da bir dükkan açtı.Akrabalarıyla birlikte bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Zamanla kaçak binalara tapu tahsis belgesi verildi. Süreç içersinde kaçak binalar kat karşılığı müteahhitlere verildi. Şaban’ın eline para geçtiğinden artık kentlilere çekinerek bakmıyordu. Kentli kızları aşağılıyor,sokakta karşısına çıkana, adap öğretiyor, amaçsızca bağırıyor ve bundan mutlu oluyordu. Yüzündeki o gülümsemenin yerini,insanı aşağılayan ve hakaret eden bir nefret anlatımı almıştı. Kentin yeni efendisi, kentin eski efendilerini aşağılıyordu. Yani İnek Şaban kendini aşıyor ve Recep İvedik’e dönüşüyordu! Türk toplumu artık kendi yüzünü Şaban’da değil,bu yeni Recep’de görüyordu. Bu kültürün değişimidir. Yani toplumun kültürü değişti,başkalaştı. Otuz yılı aşkın sürede medya başta olmak üzere bir çok kurum Recep’leşmeyi, (lümpenleşmeyi) destekledi. Şaban’lar Recep İvedikleşti. Yılmaz Güney çizgisi yoksul halktan gelip,bilincini sosyalizme tahkim etti ve kendi devrimi yaptı. Bununla da yetinmedi “devrimi” kendi dışına da yaymaya çalıştı. Yılmaz Güney, devrimci inancı ve düşüncesini sanatsal eylemle pratiğe dönüştürdü. Bu onu halk kahramanı yaptı. Yoksulluktan gelmenin ve ezilmesinin öfkesini sisteme (oligarşiye) yönelten bir devrimci iradeyi temsil ediyordu, Yılmaz Güney! 12 Eylül Askeri Darbesi; “tehlikeli ve politikleşmiş halk kahramanı “ imgesini kıyarak ya da sürgüne yollayarak yok ederken,boşalan tahta “İbrahim Tatlıses” yerleşti. İnşaatlarda sigortasız, güvencesiz ve sendikasız amele olarak çalışırken “İbo” bir türkü çığırdı ve kaderi değişti. Ezilenin kaderciliğini, mağduriyetini ve bireysel yükselişinin (yırtma-sınıf atlama) hırsını temsil eden,yeni imge oldu. Sistemle barışık bu yeni lümpen figür, doğal olarak darbecilerin pek hoşuna gitti. Halk kendini Yılmaz Güney’le özdeşleştirerek onda kendi onurunu ve direnişini buluyordu. Tatlıses ise halka “ bir başarı hikayesi” sundu.”Ayağımda kundura” ile başlayan süreç bireysel bir sınıf atlamaya dönüştü. “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’de devrimci kimliği çerçevesinde sömürgecilik karşıtı ve sınıfsal bir bilinci ifade ederken, Tatlıses’de ise bir “folklara”,”şiveye” ve “acılı lahmacun-viski kültürüne” indirgenen, siyasi içeriği boşaltılmış, sisteme entegre edilmiş , devletini seven mağdur “İmparator” imgesi alıyordu. Egemen sınıflar, 12 Eylül ile Yılmaz Güney’in temsil ettiği “umut”u Tatlıses’in temsil ettiği “kader”e dönüştürdü! Yılmaz Güney “başkaldırı”, Tatlıses ise “teslimiyet” ti.
Ezcümle;İnek Şaban, Recep İvedik ve Tatlıses çizgisinin Türkiye’yi getirdiği yer çıkmaz bir sokaktır! Çıkmaz sokaktan “Kurtuluş” ise “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’in çizgisinde saklıdır!!!


Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.
Facebook Yorum