Pusula Trakya
Kırklareli
30 Nisan, 2026, Perşembe
  • DOLAR
    30.71
  • EURO
    32.91
  • ALTIN
    1967.5
  • BIST
    8994
  • BTC
    49397.326$

HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ, MÜCADELEYLE KAZANACAĞIZ!

HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ, MÜCADELEYLE KAZANACAĞIZ!

 

Birleşik Kamu İşe bağlı Eğitim İş Genel Merkezi 1 Mayıs  İşçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadelesinin simgesi ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.
Eğitim İş Genel Merkezi tarafından yapılan yazılı açıklamada,HAKSIZLIĞA BOYUN EĞMEYECEĞİZ, MÜCADELEYLE KAZANACAĞIZ!denildi. Eğitim İş açıklamasında,

İşçi sınıfının uluslararası birlik ve mücadelesinin simgesi ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’, Türkiye’de bir bayram olarak kutlanmaktan her geçen yıl daha da uzaklaşmaktadır. Bugün; emeğin en yüce değer olduğu gerçeğinin unutturulmaya çalışıldığı, sömürünün devlet eliyle kurumsallaştığı, hak arama mücadelelerinin şiddetle bastırıldığı bir düzene karşı omuz omuza mücadele verme günüdür. 
Yıllardır ısrarla sürdürülen sermaye odaklı ekonomi politikaları sonucunda yukarıda zenginlik ve refah; aşağıda ise zam, zulüm, yoksulluk ve sefalet birikmektedir. Sınıfsal uçurum giderek derinleşmekte, emekçiler açlık sınırının dahi altında ücretlere mahkûm edilmektedir. Ekonomik krizin ve enflasyonun tüm yükü, emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan halkımızın sırtına yüklenmiştir.
Ekonomik kriz, yoksulluk ve işsizlik TÜİK’in dahi gizleyemeyeceği bir boyuta ulaşmıştır. Mart 2026 verilerine göre, Türkiye’de çalışabilir 66 milyon 798 binlik nüfusun 32 milyon 425 bini çalışıyor. Erkek nüfusun %34’ü, kadın nüfusun ise %68,5’i istihdam dışında kalmıştır.
TÜİK’in vitrine koyduğu dar tanımlı işsizlik oranı %8,1 olarak açıklanırken gerçek tabloyu yansıtan geniş tanımlı işsizlik oranı geçen yıl mart ayına kıyasla 3,1 puan artarak %31,5’e çıkmış; sistematik şekilde tırmanışını sürdüren iş bulma ümidini kaybeden emekçi sayısı, 2025 yılında 500 bin kişi daha artarak 2,6 milyon seviyesini aşmıştır. Öte yandan milyonlarca gencimiz, ‘ne eğitimde ne istihdamda’ yer alarak kayıp kuşak haline getirilmektedir. Türkiye bu alanda, bu yıl da OECD ülkeleri arasında zirvededir. Bu veriler, ülkemizde işsizliğin kalıcı hale getirildiğini ortaya koymaktadır.
Ülkemiz, emek sömürüsünün en çıplak hali olan kayıt dışı istihdamda da %24,6 ile Avrupa birincisidir. Bu oran, her 4 çalışandan birinin hiçbir sosyal güvencesi olmadan sömürüldüğünü göstermektedir. 16 milyon 699 bin kayıtlı işçinin sendikalaşma oranı %14 iken bu oran özel sektörde %5-7 aralığındadır. Kayıt dışı çalıştırılıp sistem dışına itilen emekçiler de hesaba katıldığında, fiili sendikalaşma oranı %12’nin altına düşmektedir. Kısacası her 100 işçinin 88’i örgütsüzlüğe ve güvencesizliğe mahkûm edilmiş haldedir.
Ekonomik kriz yalnızca işsizlikte değil, çalışan yoksulluğunda da görülmektedir. TÜİK’in açıkladığı gerçek dışı enflasyon verileriyle belirlenen 28.075 TL’lik asgari ücret, emekçileri açlık sınırının altında yaşamaya mahkûm etmiştir. Geçtiğimiz yıl bir saatlik emeğiyle 10 ekmek alabilen işçi, bugün evine 7 ekmek götürebilmektedir. 2014 yılında asgari ücretle 6 çeyrek altın alınabilirken, bugün 3 çeyrek altın dahi alınamaması; emeğimizin nasıl pula çevrildiğinin, alım gücünün nasıl gasp edildiğinin kanıtıdır.
Sınıfsal yaraları gidermesi gereken eğitim sistemi ise bizzat sınıfsal uçurumu besleyen ve derinleştiren bir mekanizmaya dönüşmüştür. Devlet, elini laik ve kamusal eğitimden çekerek çocuklarımızı ucuz iş gücü olarak sermayenin kucağına itmektedir. Bu kapsamda MESEM, çocuk işçiliğinin yasal kılıfından başka bir şey değildir.
Bu ağır ekonomik kriz ve yoksulluk ortamında, tüm kamu emekçileri gibi biz eğitim emekçileri de geçim derdiyle boğuşmaktayız.
Eğitim emekçileri borçla ay sonunu getirmeye çalışmak, kredi kartlarıyla yaşamak zorunda bırakılmıştır. Sözleşmeli ve ücretli öğretmenlik gibi güvencesiz istihdam modellerinden mülakat zulmüne, liyakatsiz yöneticilerden öğretmenleri kategorize ederek ayrıştıran Öğretmenlik Meslek Kanunu’na uzanan her uygulama; emeğimize ve meslek onurumuza karşı yürütülen sistemli bir itibarsızlaştırma operasyonudur. Bizleri yoksullukla ve liyakatsizlikle sınayıp teslim alabileceklerini sananlara karşı; emeğimizi, meslek onurumuzu, çocuklarımızı ve laik, bilimsel eğitimi savunma mücadelemizden bir adım dahi geri atmayacağız.
Eğitim-İş olarak TÖS ve TÖB-DER’den devraldığımız mücadele ruhuyla, tüm eğitim emekçilerine çağrımızdır:
Bugün, haklarımız için omuz omuza verip direnme günüdür. Fakir Baykurt’un izinde; yalvarmadan, el açmadan bizi yoksulluğa ve güvencesizliğe iten düzene karşı alanlarda ‘ders verme’ günüdür. Vakit, sınıflarımızda öğrencilerimize anlattığımız haksızlık karşısında boyun eğmeme iradesini kuşanma vaktidir.
1 Mayısları gerçek bir bayram coşkusuyla kutlayacağımız aydınlık yarınları laik, bilimsel ve kamusal eğitim mücadelemizle kuracağımıza olan inancımızla, tüm emekçilerin ‘1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü kutluyoruz denildi.
 

Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Facebook Yorum

Yorum Yazın

E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar ile işaretlenmişdir.