SAĞLIKTA ÇAĞ MI ATLADIK, İNSANLIKTAN MI ÇIKTIK?

14 Mart Tıp Bayramı nedeniye Keşan Kent Konseyi yazılı bir açıkama yaptı.Keşan Kent Konseyi Başkanı Dr.Uğur Özdağlı tarafından yapılan yazılı açıklamada,
Bir yanda dünyanın saç ekimi , estetik ve obezite cerrahisi vitrini haline gelen ışıltılı plazalar, diğer yanda beş dakikalık muayene sürelerine sığdırılmaya çalışılan bir halk sağlığı enkazı... 14 Mart’ın eşiğinde, madalyonun iki yüzü arasındaki uçurum artık bir yarık değil, toplumsal bir uçurumdur.
Türkiye, son yıllarda sağlık turizminde "başarı hikâyeleri" pazarlıyor. Katarakt ameliyatından mide balonuna, saç ekiminden gelişmiş onkolojik protokollere kadar dünya, Türkiye’nin kapısını aşındırıyor. Sağlık turizminde çağ atladık . Ancak bu küresel pazarın arkasında, kendi öz vatandaşının Merkezi Hekim Randevu Sistemi (MHRS) başında sabahladığı, en temel tahliller için aylar sonrasına gün saydığı sessiz bir çöküş yaşanıyor.
Müşteri Garantili "Şifa" Ticareti
Bugün gelinen noktada sağlık sistemi, vatandaşı "hasta" değil "müşteri", hastaneyi ise "ticarethane" gören vahşi bir piyasa anlayışının pençesindedir. Kamu hastanelerinin içi sistematik olarak boşaltılırken, sistem yandaş zincir hastanelere "müşteri garantili" hasta akıtan devasa bir sevk mekanizmasına dönüştü. Zincir hastane sahiplerinin bakanlık yaptığı sistemin bir sonucu da bu değil midir .Paran varsa ya da özel sigortan "platin" seviyesindeyse; aynı gün robotik cerrahi masasına yatabildiğiniz bir imtiyaz dünyası... Paran yoksa; acil servislerin kaotik kalabalığında, sedye üzerinde bir serum bekleyerek tükenen bir ömür.
Göçmen Kampı Paradoksu ve Hortlayan Orta Çağ Hastalıkları geleceğimizi tehdit ediyor .
Siyasal hesaplarla kontrolsüz bir göçmen kampına dönüştürülen ülkemizde, tıbbın bu topraklarda yıllar önce kökünü kazıdığı kızamık, kabakulak ve su çiçeği gibi hastalıklar yeniden okul sıralarında kol geziyor. Unuttuğumuz çocuk felci riski, bağışıklama zincirindeki zafiyetlerle kapımıza dayandı. Bedava diye yapılan aşılar için aracı firmalara milyon dolarlar aktarılıyor .Koruyucu sağlık hizmetleri tasfiye edilirken; toplum sağlığı merkezlerindeki hekimlerimiz, hastayı sevk etse suç, uzun süre bakmasa suç oluşan bir sisteme dönüştü. Performans puanı toplamak için ekrana hapsedilen, günde yüz hasta bakmaya zorlanan birer "Süper Mario" gibi puan toplayan sisteme kurban ediliyor.
Hekim Göçü: Bir Ülkenin Zekâ Kaybı
Sağlıkta şiddetin sokak ortasında infaza dönüştüğü, beyaz önlüklerin her gün darp edildiği bu iklimde; en parlak zekâlı, nitelikli binlerce hekimimiz çareyi Almanca kurslarında ve yurt dışı biletlerinde buluyor.
Eskiden doktor bulamazdık, şimdi istediğimizi dövüyoruz diyenlerin cezalandırmadığı yeni bir bellek karşımızda .Onların boşluğunu ise; laboratuvarı, hastanesi, hatta öğretim üyesi bile olmayan tıp fakültelerinde kâğıt üzerinde eğitim alan on binlerce asistanla doldurmaya çalışıyoruz. Tıp artık bir "garanti meslek" değil; tıpkı atanamayan öğretmenler gibi, okulunu bitirip baro sınavını geçemezse avukatlık değil arzuhalcilik yapmaya mecbur kalacak avukatlar gibi mezuniyet töreninde işsizliği ve sömürüyü selamlayan birer "beyaz yakalı işçi" ordusu yaratıyor.
Yenidoğan Çetelerinden Malpraktis Tacirliğine
Sistemin kâr hırsı öyle bir canavara dönüştü ki, "Yenidoğan Çetesi" vahşetinde gördüğümüz gibi, en savunmasız yavrularımızın nefesi üzerinden para devşirilecek kadar vicdanlar çürüdü. Skandal geçmişte bakanlık yapan siyasilerin hastanelerine kadar uzandı . Küçük sermayeli, doktor ortaklı ,dürüst özel hastaneler dev zincirlerce yutulurken; hekimlerin ensesinde bir de "malpraktis tazminat avcıları" bekliyor. Bilimsel dayanaktan yoksun, sırf tazminat koparmak için açılan davalarla hekimlik sanatı felç ediliyor, defansif tıp bir kaçış yolu olarak dayatılıyor.
Asıl dramatik olan ise şudur: Bir yanda özel sigortasıyla "yaşamını modifiye eden" azınlık, diğer yanda en temel proteini; eti, sütü,balığı yumurtayı sofrasına koyamadığı için okuluna aç giden, zihinsel gelişimi bodurlaşan bir nesil...açlık sınırının altında yaşamaya zorlanan asgari ücretli çoğunluk . Kişi başı meyve ve sebze et ve balık tüketiminde dünya listelerinin sonuna demir atmış, açlık sınırı altında yaşamaya mahkûm edilmiş bir toplumun "sağlıkta çağ atladığı" iddiası, sadece trajik bir illüzyondur.
Son Söz: Haysiyet Mücadelesi
Bu 14 Mart, bir bayram kutlaması değil, bir haysiyet beyannamesidir. Sağlık sistemi, beş dakikada bir otomatik onay veren yazılımlardan değil; insana zaman ayıran, dokunan ve iyileştiren bir vicdan ittifakından doğar. Hekimliğin "müşteri temsilciliği"ne indirgenmesine izin vermeyeceğiz. Çünkü sağlık, piyasa şartlarına terk edilemeyecek kadar kutsal bir haktır.
Hekimlik, bir ticaret değil; insan onurunu her türlü rantın üzerinde tutma sanatıdır dedi.
Videolar için YouTube kanalımıza abone olmayı unutmayın!

Yorum Yazın
E-posta hesabınız sitede yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişdir.