Milli Eğitim Bakanlığı’ndan Karma Eğitime Büyük Darbe
GÜNDEM
Eşitlik için Kadın Platformu (EŞİK) AKP iktidarı kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu karma eğitimi yok etmek için atağa kalkmasını yaptığı yazı açıklama ile tepki gösterdi.
EŞİK tarafından yapılan yazılı açıklamada, AKP iktidarı kız ve erkek öğrencilerin birlikte okuduğu karma eğitimi yok etmek için atağa kalktı.
Milli Eğitim Bakanı, göreve getirildiği ilk günlerde karma eğitime karşı olduğunu açıkça beyan etmişti. Bu görüşünü aşama aşama uygulamaya koyuyor.
Son olarak ülke genelinde 8 kız ortaokulu açıldı ve yeni okulların açılması çalışmaları devam ediyor. Dayanak olarak da Milli Eğitim Bakanlığı’nın Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğü'nün 15 Kasım 2024 tarihli yazısı gösteriliyor. Anayasal hukuk devleti ve laiklik ilkelerine açıkça aykırı olan bu yazı ve bu uygulama, karma eğitime fiilen son verme girişimidir.
Türkiye'de karma eğitim, Anayasa ve Milli Eğitim Temel Kanunu gibi temel hukuk normları tarafından güvence altına alınmış bir ilkedir. Karma eğitim, eğitim sistemimizin yasal ve anayasal temelidir. Bu temel, cinsiyetler arasında eğitimde eşitliği ve ayrımcılığın önlenmesini amaçlar.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, eğitim ve öğrenim hakkını güvence altına alan maddeleriyle karma eğitimin temelini oluşturur.
* Madde 2, 24, 174 uyarınca Laiklik ilkesi, eğitim sistemini de bağlar. Laik eğitim, din ve inanç ayrımı yapamayacağı gibi cinsiyet ayrımını da reddeder.
* Madde 10: Kanun Önünde Eşitlik maddesi, eğitim hakkından yararlanmada cinsiyet ayrımcılığı yapılmasını engeller. Karma eğitim, bu eşitlik ilkesinin doğal bir yansımasıdır.
* Madde 42: Eğitim ve Öğrenim Hakkı maddesi, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından mahrum bırakılamayacağını ve eğitimin laiklik ilkesi çerçevesinde yapılacağını hükme bağlar.
Anayasa Mahkemesi de çeşitli kararlarında, cinsiyetler arası eşitliğin eğitimde de sağlanması gerektiğini vurgulamıştır. Türkiye'nin imzaladığı uluslararası sözleşmeler de cinsiyet eşitliğini ve eğitim hakkını güvence altına almaktadır.
Karma eğitime aykırı uygulamalar, Anayasaya olduğu gibi Milli Eğitim Temel Yasası'na da açıkça aykırıdır. Yasanın 3. Maddesi cinsiyet eşitliğini, 8. Maddesi kadın erkek herkese fırsat ve imkan eşitliğini düzenlemekte; 15. maddesi 'Milli eğitim kurumlarında kız ve erkek öğrenciler karma eğitim görürler' açık hükmünü getirmektedir.
Anayasanın ve yasanın açık hükümleri bir bakanlığın, bir genel müdürlüğünün sıradan bir yazısı ile lağvedilemez. Ne yazık ki, Türkiye anayasal bir hukuk devleti olmaktan uzaklaştırıldıkça, sırtını iktidara dayayan herkes, yürürlükteki yasaları bir yana itip, kendi kişisel tercihlerini tüm topluma uyulması gereken bir kuralmış gibi dayatmaya çalışmaktadır. Konya’da Kıyafetini beğenmediği bir genç kadına hekimlik hizmeti vermeyi reddedip ona hakaret eden devlet memuru da bunun son örneklerinden biri olmuştur.
Karma eğitim adım adım ortadan kaldırılmak isteniyor
Eğitimin diyanet ve tarikatlar eliyle dinselleştirilmesinin vahim uygulamalarından biri, kız ve erkek çocuklarına ayrımcılık yapılarak birbirlerinden ayrılmalarıdır.
Zaten ülkede gereğinden fazla kız imam hatip okulu açılmıştır. Kadın imam sayısı sıfır olduğu halde, örneğin 2022-2023 döneminde imam hatip ortaokullarında 362 bin 403 kız öğrenci okumaktaydı. Bu sayının yüksekliğine rağmen şimdi de kız ortaokulları uygulaması genel örgün eğitime yayılarak karma eğitim tümden ortadan kaldırılmak istenmektedir.
Yıllardır buna hazırlık olarak, kız ve erkek çocuklar için birini sabahçı, diğerini öğlenci yapmak, ayrı sınıflarda ya da aynı sınıfta ayrı kümeler halinde oturtmak, okul bahçelerinde çocukların yan yana gelmesini yasaklamak gibi fiili uygulamalarla tüm okullarda bu yönde adımlar atılmaktadır.
MEB laik ve bilimsel eğitimden geriye ne kaldıysa yok etmek için kendi ile yarışıyor
Anaokuluna dahi zorunlu din dersi konulması, okullara imam atanması, okulöncesi eğitim ve ilköğretim kurumlarında mescidin zorunlu hale getirilmesi gibi birçok adımın uygulayıcısı olan MEB, milli eğitim yasasının laiklik ilkesini içeren 12. ve bilimsellik ilkesini içeren 13. Maddesini de ayaklar altına alıyor.
Bakanlık, 2021 yılında sadece ortaokullar ve imam hatip okulları için Diyanet İşleri Başkanlığı ile el ele başlattığı, ama 2023 yılında pedegojik sakıncaları ile ilgili uyarılara aldırış etmeden ilkokul öğrencileri dahil tüm öğrencileri kapsayacak şekilde genişlettiği ÇEDES (Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum) Projesi’nden sonra laik ve bilimsel eğitime her gün yeni bir darbe vuruyor.
Laiklik kadar bilime de savaş açan MEB, okullarda sanat ve bilimle ilgili ders saatlerini azaltırken diğer yandan DİB’a bağlı bir müdürlükmüş gibi müfredat hazırlıyor. Türkiye’yi yeni yüzyıla hazırlayacağı iddiasıyla ilan ettiği yeni müfredata uygun olarak; 2023-2024 eğitim öğretim yılı için halk eğitim merkezlerinde açtığı kurslar; Ailede çocuğa din eğitimi, Ailede din eğitimi, Aileye din eğitimi, Cenaze hizmetleri, Çocuklar için etkinlikler ve Kuranıkerim eğitimi, Kuran’ı doğru anlama ve tanıma, Kuranıkerim tecvidli okuma, Kurban kesim elemanı, Okçuluk, Osmanlıca Türkçesi imlası gibi başlıklardan oluşuyor.
MEB Diyanet İşleri Başkanlığı’nın alanındaki konularda kurs açarken, DİB ise MEB’in alanına girerek 4-6 yaş grubu çocuklara dini eğitim verilen kreşler açıyor. Eğitim kadar önemli bir alanı Talibanvari uygulamalarla tahrip etme yolunda kendiyle yarışan MEB, eğitimi kız ve oğlan çocuklarını ayrı okullara alarak, müfredatı neredeyse kuran kursuna indirgeyerek, kalan tüm sorumluluklarını da DİB’e devretmeye hazırlanıyor.
Öte yandan, MEB bir yandan nitelikli eğitimcileri zorunlu yer değişikliğine tabi tutarken diğer yandan öğretmenleri de zorunlu din dersine mecbur bırakıyor. Örneğin 13-17 Kasım’daki ara tatilde öğretmenlere Din Öğretimi Genel Müdürü din eğitimi semineri verecek. Laiklik karşıtı bu uygulama diğer yandan öğretmenlerin tatil hakkını ellerinden alıyor.
4+4+4 parçalı eğitim sisteminin getirilmesi, bugünlerde liselerin 2 yıla indirilmesi tartışmalarının yapılması, MESEM'ler ile çocukların ağırlıkla öğrenci değil işçi yapılması, okul bahçelerine işyerleri açılması, tüm çocukların eğitim sisteminden çıkışını teşvik ederken, kız çocuklarının eğitim hakkını öncelikli olarak baltalıyor.
Kız çocuklarını daha ortaokul çağında (10 ya da 11 yaşlarında) ergin olarak görmeye, göstermeye çalışan bu anlayışın, yıllardır çocuklarla cinsel ilişki, evlilik, çocuk işçilik ve zorunlu eğitim yaşını türlü manevralarla değiştirmeye çalıştığının farkındayız. Suça sürüklenen çocuklara yönelik güncel tartışmaların arkasında da aynı zihniyetin yattığını, çocuk kavramının ve yaşının tartışmaya açılmaya çalışıldığını da görüyoruz.
Laikliği, çocuk haklarını, eğitim hakkını ve karma eğitimi savunmaya devam edeceğiz denildi..
İlginizi Çekebilir