<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Kırklareli Manşet Haber Gazetesi</title>
        <link>https://www.mansethabergazetesi.com/</link>
        <description>Trakya&#039;nın güncel haberleri Kırklareli Manşet Haber&#039;de! Kırklareli, Edirne, Tekirdağ&#039;dan ekonomi, kültür, spor ve daha fazlası burada. En doğru bilgiler için takip edin.</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Kırklareli Yeni Partiyi Bekliyor</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklareli-yeni-partiyi-bekliyor-480</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklareli-yeni-partiyi-bekliyor-480</guid>
                <description><![CDATA[Kırklareli Yeni Partiyi Bekliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>CHP'de mutlak butlan yönetiminin Merkez Yönetim Kurulu (MYK), Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında Genel Merkez’de toplandı.Toplantı sonrası mutlak yönetiminin parti sözcüsü Müslim Sarı açıklamalarda bulundu. Sarı; CHP'de 8 il başkanının, yönetimleri ve disiplin kurulları ile beraber görevden alındığını açıkladı. Merkez ilçesiyle birlikte görevden alınan iller arasında; Edirne, Isparta, Kastamonu, Konya, Tokat, Zonguldak, Yalova ve Rize yer aldı.<br />
Marmara bölgesinde tüm iller görevden alınırken, neredeyse mutlaka alırlar diye baktığımız CHP &nbsp;Kırklareli il Başkan ve yönetimi butlan yönetimi tarafından görevden alınmayan tek il kaldı.Bunu nasıl yorumlamak lazım bilemem ama CHP yönetimi tarafından göreve getirilmesi beklenen bir görev bekleyen birilerinden aldığımız kulis bilgilerine göre Kırklareli il yönetiminin alınmaması noktasında Kılıçdaroğlu'na baskı yapıldığı yönünde.<br />
Aldığımız kulis bilgilerine göre Kırklareli İl yönetimi ve tabanı yüzde 90 oranında Özgür Özel tarafından kurulacak partiye geçiş yapacaklarını ve görevden alarak onların kahraman yapılmaması yönünde görüş bildirdikleri noktasında.Nasılsa partide kimse kalmayacak kalanlarla yeniden yapılanarak il-ilçe örgütlerinin kurulması noktasında hazırlık yaptıkları yönünde.<br />
Kırklareli Özgür Özel'in kuracağı partiye hazır.CHP tabanında yüzde 90'lara varan bir destekle Genel Merkezden işaret bekliyor.Saflarda zaten netleşti artık.Dünde Kırklareli Merkez İlçeye bağlı Kavaklı Belediye Başkanı Ufuk İn ve Üsküp Belediye Başkanı Halil Çallı'nın Belediye meclis üyeleri ile birlikte CHP den istifa ettiler.<br />
Her iki Başkanda yaptıkları açıklamada butlan yönetimine tepkileri ortaya koyarak seçilmiş Belediye Başkanları olarak Özgür Özel'e destek verdikleri Kırklareli kamuoyuna yaptıkları ortak açıklama ile tavırlarını ortaya koydukları kamuoyunun bilgisindedir.Her iki Başkan ve Meclis üyelerinin görevlerine bağımsız olarak devam edeceğiz ve ardımdan da Özgür Özel'in kuracağı partiye geçmeleri beklenmektedir.</p>

<p>KIRKLARELİ ÖZGÜR ÖZEL'İN PARTİSİNİ BEKLİYOR</p>

<p>Türkiye'de baş döndürücü bir şekilde değişken siyaset ve CHP giderek artan baskılar karşısında Özgür Özel ve ekibi yaptıkları saha çalışmaları ile gönüllerde her geçen gün artan sevgi ve destek ile iktidar hedefinden sapmadan oy oranlarını parti kurulmadan yüzde 40 lar seviyesine çıkarabilmiştir.Özgür Özel ve ekibinin yaptıkları bu çalışmalar Kırklareli tabanında da yakından takip edilmektedir.Lüleburgaz mitinginde &nbsp;Özel'e gösterilen yoğun ilgi giderek artmıştır.Butlan kararının açıklanmasının ardından da ülke genelinde olduğu gibi Kırklareli'nde de CHP gücünü giderek eritmiştir.Kırklareli'nde de kamuoyu baskılarından çekinen, ve ben butlancıyım ve Kılıçdaroğlu ekibine destek veriyorum diyen bir CHP li duymadık, görmedik yada gözden kaçırdık.Zaten Kırklareli'nde il ilçe yönetimlerinin &nbsp;oluşturulamasının bir nedeni budur.Bir il ve ilçe yöneticilerini oluşturacak eleman bulunamaması ve kamuoyu baskından çekinenlerin kimliklerini &nbsp;açıklayamamasından olsa gerek Kırklareli CHP il örgütünü görevden alamadılar ve Butlancı bir aday bulup atayamadılar ve ili de görevden alamadılar.Nokta.Kırklareli'nde hergün CHP den istifalar ile Özgür Özel'in kuracağı partiye destek ateşi yakılmış ve bu ateşin 20 Temmuz sonrası CHP de bir yangında dönüşmesi kaçınılmaz olacaktır.Çünkü CHP tabanı Kırklareli'nde Özgür Özel'in kuracağı partiye geçmek gün saymaktadır.Bu ülke genelinde Cumhuriyet kurmuş bir partinin AKP yargısı ile seçilmişlere yapılan darbeye karşı yürüttükleri bir savaştır.<br />
Bu savaş, AKP nin umudu haline gelen ve partiyi iktidara taşıyacak Özgür Özel ve ekibi ile muhtemelen Cumhur ittifakında yer alacak olan Kılıçdaroğlu'nun genel Başkanlığında bir CHP ye karşı yürütülen bir demokrasi savaşıdır.<br />
Bu savaş, seçilmişlere karşı darbe yapanlar ile gücünü üyeden, delegeden ve örgütten alanlar arasında yapılan bir savaştır.<br />
Bu savaş PM üyelerini istifaları ile aldığı kararları,üyenin imzaladığı ve Olağanüstü kurultay talebinin yok hükmünde sayarak hukuku ve parti tüzüğünü uygulamayan keyfi butlan yönetim anlayışı ile örgütten aldığı güç ile kendilerine darbe yapan butlan yönetimi arasındaki hukuki mücadeledir.<br />
Bu savaş, benim koltuk derdim yok &nbsp;ama koltuk uğruna CHP ye AKP nin bile yapmadığı anti demokratik uygulamalar ile CHP yi bölen örgütleri görevlerinden alarak kamuoyu nezdinde itibarsızlaştıran Kılıçdaroğlu ekibinin koltuk ve çıkar savaşlarına karşı demokrasilerde geçerli olan ama kültürünün meşruluğu yerine örgütün ve seçilmişlerin gücününün üstün olduğu bir mücadelenin adıdır.<br />
Bu savaş işsizin, emeklinin, işçinin, başta atanamayan öğretmenler olmak üzere tüm ataması yapılmamış insanların,üzerlerinde her geçen gün artan baskılar ile mücadele eden sendikalar kamu çalışanları, STK lar v.b kuruluşlar ile AKP ve tek adam rejimine karşı demokrasiyi korumak ve kollamak, üstünlerin hukukunu değil, hukukun üstünlüğünü savunanalar arasında geçen bir süreçtir.<br />
Nazım usta ne der biliyorsunuz,&nbsp;<br />
Eğer; Hak Haksızlıktan Yüce, Sevgi Nefretten Üstün,&nbsp;<br />
Aydınlık Karanlıktan Güçlüyse;<br />
Çaresi Yok Usta,<br />
Biz Kazanacağız.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 13:06:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırklareli\&#039;nde CHP\&#039;de Butlana Geçit Yok!</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklarelinde-chpde-butlana-gecit-yok-479</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklarelinde-chpde-butlana-gecit-yok-479</guid>
                <description><![CDATA[Kırklareli\'nde CHP\'de Butlana Geçit Yok!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Şimdi Gözler Atamayı Kabul Edecek İsim Kim Olabilir.?</p>

<p>CHP Kılıçdaroğlu ve Butlan yönetimi "mutlak butlan" üzerinden Kırklareli il yönetimini görevden alarak yerine Kılıçdaroğlu'na yakın birinin İl &nbsp;Başkanlığına &nbsp;yapılacağı öne sürülen atama girişimi CHP Kırklareli parti tabanında butlan ekibi tarafından beklenen destek olarak karşılığı bulamadı.<br />
Kılıçdaroğlu'nun CHP nin başına mahkeme kararı ile üstelik polisin biber gazı ve plastik mermilerle Genel Merkezine CHP tarihinde darbe dönemleri dahil görmediği kapıların kırılarak, demirlerin kesilerek Genel Merkezin işgal edilmesini sert tepki göstermiş ve bu öfkede de bazılarının yatışır demesinin ve böyle düşünmesinin aksine her geçen gün dahada Kılıçdaroğlu ve ekibine giderek artan bir şekilde CHP tabanının tepkisini "HAİN!" diyecek şekilde her geçen gün tepkisini göstermeye devam ediyor.<br />
CHP örgütü Kırklareli'nde Kılıçdaroğlu ekibine karşı kenetlenerek "Seçilmiş genel Başkan Özgür Özel'in arkasındayız" &nbsp;açıklamasının yapılamasının &nbsp;ardından Örgüt üyelerinden yükselen tepkilerin ve sosyal medya üzerinden yapılan açıklamalar karşısında Kılıçdaroğlu ekibinin İl Başkan adayı bulamama sıkıntısının ardından destek arayışlarının da sonuçsuz kaldığı konuşuluyor.<br />
Kırklareli CHP tabanında ve kulislerde konuşulan atama için birkaç ismin adı geçerken o kişilerde sosyal medya üzerinden yaptıkları açıklamalar ile görev kabul etmeyi düşünmediklerini ifade etmelerinin ardından Kılıçdaroğlu ekibi yeni arayışlar içine girmek zorunda kaldı.<br />
Kulislerde birkaç ismin öne çıktığı iddia edilirken, asıl merak edilen soru 'Örgütün iradesine rağmen bu görevi kim kabul edecek? ve " bu görevi kim kabul edecek"....<br />
CHP Geleneksel Çarşamba toplantılarında Merkez İlçe Başkanı ve il Başkanı,Parti üyeleri, "Sandıkta kaybeden Kılıçdaroğlu'nun delegenin oyu ile seçilmiş mazbatalı Genel Başkan Özgür Özel'in yerine gelen Kılıçdaroğlu'nu atamayla Genel Başkan olarak partiye kazandırmaya çalışmak örgüt iradesine saygısızlıktır." görüşünü dile getirirken, olası bir atamayı kabul edecek ismin siyasi tepkileri de üstlenmek zorunda kalacağını savunuyor.<br />
CHP Merkez İlçede bu gelişmeler yaşanırken partinin yine en büyük İlçesi Lüleburgaz ilçesi başta olmak üzere tüm ilçelerin yaptıkları haftalık olağan Halk toplantılarda çıkan hakim görüş " Seçilmiş Başkan Özgür Özel'in Genel Başkan olduğu görüşünde Kırklareli tek vücut olmuş durumda.Ve bu durum Kırklareli'nde il ve ilçelerde ortak bir tavır olarak belirlenmiş durumda.<br />
O yüzdendir ki Kırklareli'nde &nbsp;artık tartışılan konu Kırklareli'nde CHP il Başkanlığına yapılacak atamanın yapılıp yapılmayacağı değil, örgütün iradesine rağmen o koltuğa oturmayı kim ve kimlerin oturmayı göze alacağı konusunda. CHP Kılıçdaroğlu ve ekinin görevden aldığı 41 il içinde Kırklareli için henüz bir görevden alınma kararı olmasada alınmasıda sürpriz olmaz.Atanacak aday bulunursa Kırklareli il yönetimini görevden almaması büyük bir süpriz olur ama olurda görevden alınan il yönetimi ile ilgili resmî bir görevden alma kararı bulunmazken, gözler kulislerde CHP nin Kırklareli'ne İl Başkanı olarak kim atanır gözler ona çevrilmiş durumda.</p>

<p>Kırklareli'nde CHP nin ve ve tabanın söyledikleri "Kılıçdaroğlu Kırklareli'ne bir kişiyi atayabilir".( O da bulursa tabi ki).Atamayı bir kişi kabul etmişte olabilir ona CHP lilerin tavrı çok sert olur o kişi yada kişilere verilecek selamımız bile olmayacak ama onu kabul eden kişinin yönetimine kimler girecek, partiye kimler ihanet edecek bekleyip göreceğiz. Kimler gerçekten partili, kimler koltuk sevdalısı hepsi ortaya çıkacak' diyerek sert bir şekilde tepkilerini gösterdiler.&nbsp;<br />
Bizier parti içi dengeleri ve CHP tabanını bilen ve iyi tanıyan biri olarak gözlemiz odur ki Kırklareli tüm örgütü ile ilçe ve seçilmişleri ile Parti üyeleri kesin ve net bir tavırla parti üyelerimizin ve delegelerimizin oylarıyla seçilen İl Başkanımız Av.Bora Terzi'dir. Yapılacak "butlan atamasını kesinlikle kabul etmiyoruz" diyerek tepkilerini açık dille ifade ettiler.CHP Kırklareli tabanının genel görüşünün bu yönde olduğunu biliyor ve gözlemliyorum.Şimdilik hava bu ama ya yarın.<br />
CHP MYK toplantısı yapılacak ve ne gibi kararlar alınacak kimler ihraç edilecek hangi iller görevden alınır yada alınmaz göreceğiz.</p>

<p>CHP de neler olacak, kimler gidecek, kimler kalacak göreceğiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 14:44:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ANKARA’DA, NATO TOPLANTISI SONA  ERERKEN    </title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ankarada-nato-toplantisi-sona-ererken-478</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ankarada-nato-toplantisi-sona-ererken-478</guid>
                <description><![CDATA[ANKARA’DA, NATO TOPLANTISI SONA  ERERKEN    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; Ankara'da yapılan, emperyalislerin ve işbirlikçi kukla rejimlerin , halk düşmanı savaş örgütü <strong>NATO</strong> toplantısı, AKP/saray iktidarının, su katılmamış Amerikancılığını ve demokrasi düşmanı zihniyetini çok açık ortaya çıkardı. her adımda, <strong>ABD</strong>,ye ve haydut başkanı Tramp katiline, sirin görünmeye, Tramp katilinin desteğini alıp meşruiyet kazanamaya çalıştılar.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; O kadar ki, Tramp haydutu, her açıklamasında, defalarca, ''ben ne istiyorsam <strong>AKP</strong> başkanı onu yapıyor, istemediğimi yapmıyor, sözümden çıkmıyor, rahip Bronsun’u bırak dedim hemen bıraktı, ABD'ye gönderdi'' diyerek, açıkça hakaret etmesini bile, bir utanç kaynağı değil, sevinç kaynağı görerek mutlu olduklarını, çoook memnun olduklarını bile söyleyebildiler. kalemlerini siyasal islamcı saray rejimine satmış medya ve troller aracılığı ile, Tramp ve iktidar övgüsü ahlaksızca sürdürüldü, sürdürülüyor<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>1969 </strong>da, emperyalist savaş makinesi 6. filoya karşı çıkan yurtsever, devrimci güçlere saldıran, kanlı pazarı yaratan, 6. filoyu kıble yapıp namaz kılan dinciler nasıl ABD işbirlikçiliği yapıp demokrasi güçlerine saldırdılarsa, bu gün de, cemaat/tarikatların iktidarını temsil eden AKP rejimi de, aynı mantıkla, yine ilerici, demokrat, devrimci güçlere, aynı vahşetle saldırarak, islamcıların , Amerikan işbirlikçiliğini ortaya koydu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İktidar, halkına hizmet etme ve halkının refah seviyesini yükseltmek yerine, halkının yoksulluk ve sefaletini , boya, badana yaparak, branda çekerek, gizleyip, milyarlarca lirayı efendilerine şatafat göstermek için, yeni yollar, yeni hava alanları yaparak , şark kurnazlığı ile, gösteri işine sarıldı. ülke gerçeklerini gizledi. Sanki gerçekler gizlenebilirmiş gibi<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;12 eylül darbesini yapan ve ABD başkanının, bizim çocuklar dediği faşist cunta da, yurtseverlere devrimcilere, ABD karşıtı oldukları için , vahşi işkenceler, baskı ve terör uyguladı. 12 eylüllerde bu faşist cuntanın temsilcileri, hangi il'e, hangi ilçeye gelseler, orada hala tutuklanmamış demokrat-devrimci kim varsa, akşamdan gözaltına alınıyor, bu çete elamanı defolup gidince bırakılıyordu. Şimdi de görüyoruz ki, NATO’lu emperyalistler defolup gidince, evlerinden barbarca &nbsp;gözaltına &nbsp;alınanlar bırakılıyor. &nbsp;Kısacası, 46 yıl önceki faşist cunta uygulamaları, ileri demokrasi getirdik &nbsp;diyen, siyasal islamcı AKP rejiminde aynen devam ediyor. utanç verici şekilde..<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; AKP iktidarının söylediği aslında şu: ABD bizim canımız, feda olsun kanımız, kim ABD'ye karşı gelirse bilin ki düşmanımız anayasa, hukuk, demokrasi vız gelir'' İktidar, sözde,Filistin’in, Gazze’nin , İran &nbsp;halkının yanındayız diye hamasi nutuklar atıyor. Ama, onbinlerce Filistin, Gazze ,İran &nbsp;Müslümanlarınıın katliamcısı Natenyahu faşistinin, ağa babası ADB’nin &nbsp;haydut &nbsp;başkanı eli kanlı katil Tramp canavarına tek &nbsp;söz söyleyemiyorlar. Tersine övüyorlar, &nbsp;.Tramp’ın &nbsp;savaş planlarının parçası olmaya &nbsp;can atıyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Demek ki, islamcılığın, yeni ‘’yerli ve milli iktidarlar’’ modeli &nbsp;böyle oluyor&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<strong>KAHROLSUN EMPERYALİZMİN KANLI SAVAŞ ÖRGÜTÜ NATO&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;YAŞASIN &nbsp;BAĞIMSIZ &nbsp;DEMOKRATİK &nbsp;TÜRKİYE</strong></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 12 Jul 2026 14:21:02 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZEL Mİ.?. KILIÇDAROĞLU MU.?</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ozel-mi-kilicdaroglu-mu-477</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ozel-mi-kilicdaroglu-mu-477</guid>
                <description><![CDATA[ÖZEL Mİ.?. KILIÇDAROĞLU MU.?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Ülkemiz Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi, 21 Mayıs 2026 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi 38. Olağan Kurultayı na yönelik açılan iptal davasında, kurultay seçimlerini ve alınan tüm kararları baştan itibaren geçersiz sayan "mutlak butlan" kararı vermesinin ardından ülke gündemi CHP de yaşanan bu süreç ile ülke siyaseti yeniden şekillenmesi ile gündem oldu. &nbsp;<br />
Girdiği 13 seçimde yerle bir Kılıçdaroğlu seçmenin ve delegenin oyunu alamayınca AKP ile pazarlık yaptğı iddiaların ardından yargı kararı ile Cumhuriyet tarihinde bir ilk yaşandı. YSK nın kesin kararlarına rağmen CHP nin sözüm ona Genel Başkanı oldu ve görevini adına yakışır bir şekilde CHP'nin genel merkezinin kapılarını kırdırarak biber gazı ve plastik mermilerle siyasi tarihte görülmemiş bir operasyon ile CHP nin seçilmiş Genel Başkanı Özgür Özel ve ekibini görevden uzaklaştırma ve tasfiye hareketiyle işbaşı başladı.<br />
İstinaf mahkemesi kararıyla CHP Genel Başkanlığı görevine iade edilen Kemal Kılıçdaroğlu'nun ilk uygulaması, genel merkezin üç avukatını azletmek oldu.Ardından da kıyım harekatı başladı ve Mahkeme kararı ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanlığı görevine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu idaresindeki parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısında, &nbsp;dokuz milletvekili hakkında partiden ihraç sürecinin başlatılması kararlaştırıldı.Oy birliği ile disipline sevk edilen milletvekillerinin, Veli Ağbaba, Umut Akdoğan, Ensar Aytekin, Ali Mahir Başarır, Burhanettin Bulut, Gökhan Günaydın, Özgür Karabat, Nurhayat Altaca Kayışoğlu ve Turan Taşkın Özer oldu.<br />
Kılıçdaroğlu başkanlığında &nbsp;toplanan MYK’da toplamda 36 il başkanını görevden alınırken, atanan il il Başkanları partiye çilingir ve zafer naraları atarak girdikleri tüm kamuoyuna yandısıd.MYK kararı İl başkanlarından 7’si de ihraç istemiyle disipline sevk edildi.CHP'nin grup Başkanları görevlerinden alındı.Ne gariptir ki hukuksuz yapan atamalara karşın tüzükte yer alan olağanüstü kararde Bulan ekibinin yetkisi yokmuş.Bu insan aklıya dalga geçmektir.Ve zaten tüm hukukçularda tüzük gereği Kurultay yapılmasının zorunluluk olduğunda hemfikirler.Sadece Kılıçdaroğlu ekibi bu görüşte değil.PM düştü, Delege yeterli imza sayısına ulaşılmasına rağmen AKP iktidarını arkasına aldığı iddia edilen Olağanüstü Kurultay yapmayan Butlan yönetimi bunun dışında her şeyi yapmaya başladı.<br />
<br />
KILIÇDAROĞLU CHP YE BÖLMEK İÇİN GELMİŞTİR.<br />
CHP Genel Başkanı olarak girdiği Cumhurbaşkanlığı, Milletvekilliği yerel ve genel tüm seçimleri kaybeden Kılıçdaroğlu'nun yapması gereken siyaseten emekli olması gerekirdi.Benim koltuk derdim yok derken acaba kendi söylediğine kendi inanırmı çok merak ettim.Resmen komedi gibi.AKP nin umudu olan Kılıçdaroğlu 13 seçimde başarısız olmuşsa 14. seçimde de &nbsp;başarılı olacağına sadece kendi inanır.Ama Özgür Özel ve ekibi 47 yıl aradan sonra CHP yi Türkiye'de yerel seçimlerde tarihi bir başarı ile birinci parti yaptı.Butlan kararı açıklanmadan önce video kaydı ile Türkiye'ye butlan ile geleceğinin sinyalini vermişti.Görevi de Özgür Özel ve ekibini tasfiye ederek AKP nin iktidarını ve Cumhurbaşkanının da bir dönem daha seçilmesi için görev aldığı iddiaları gittikçe güçlenmeye ve kamuoyunda da giderek artan bir Kılıçdaroğlu nefretine dönüştü.<br />
Türkiye'de CHP &nbsp;örgütlerini, vekilleri ve CHP yi tasfiye etmek için AKP ile işbirliği yaptığı iddiaların giderek güç kazandığı bir ortamda Kırklareli'nde de il örgütünün alınmaması atama yapılacak kişinin bulunamamasından kaynaklandığı iddiaları da giderek güç kazanmaktadır.Bunun örneği vekil Vecdi Gündoğdu nun parti ve Kırklareli halkından gördüğü gerek sosyal medya gerekse diğer alanlarda tepkiden çekinenler peşpeşe sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamalar ile biz görev kabul etmedik, etmeyiz açıklamaları yapmak zorunda kaldılar..Kılıçdaroğlu taraftarları Kırklareli'nde güç toplayamaz ve görev alacaklarda sert tepkilerle karşılaşır.O yüzden de Kırklareli il örgütünü görev alamamakta ama ilk fırsatta da &nbsp;görev kabul eden olursa Kırklareli il örgütü görevden alınacak ama Kırklareli CHP tabanı ve Kırklareli halkı delegenin oyu ile gelen il yönetiminin arkasında durarak butlancılara geçit vermeyeceğini bilmek için alim olmaya gerek yok.<br />
YENİ PARTİ KIRKLARELİ'NDE NE YAPAR.?<br />
Türkiye'de olduğu gibi Kırklareli'nde de CHP de artık siyaset yapmanın imkansız olduğunu tüm CHP seçmeni ve tabanı görüyor ve yeni partinin artık kaçınılmaz olduğu görüşünde hemfikir.Butlan kararının açıklanmasının ardından vekil Vecdi Gündoğdu ile eski vekil Turabi Kayan kurultaya imza vermeyerek Kırklareli CHP tabanında ve seçmeninde çok tepki gördükleri kamuoyunun malumu.Önceki denemm ve şimdik dönem İki vekilin Özgür Özel karşısında tavır alması büyük tepki çekmişti.Bekle gör politikası yapan iki değerli vekilimiz CHP delegesinin özgür iradesiye seçilen ve Türkiye'de partiyi birinci parti yapan &nbsp;Özgür Özel ve ekibine yapılan darbeyi onaylayarak AKP ve Cumhur ittifakı ile aynı çizgide olmayı içine sindirebilmişlerdir. Bu deneyimli iki siyasetçimiz Özgür Özel'in yanında olmadı ama Kılıçdaroğlu'na da sözüm ona mesafeli olup Kılıçdaroğlu ekibinin de yanında değil bir adım mesafede Oğuz Kaan Salıcı ekibiyle hareket ederek kendine göre bir tercih yaptılar.Fahri Özkan Kurultay çağrısına imza koyarken CHP tabanında büyük destek gördü.Butlan sonrası İl Başkanlığında yapılan toplantıda, Belediye Başkanlarının tamamı, İlçe Başkanlarının tamamı,İl Genel ve Belediye Meclis üyelerinin tamamı Özgür Özel'den destek açıklaması yaparken kişisel görüşüm bunun pratikte böyle olmadığı yönünde.Bunu yol ayrımında göreceğiz.Özgür Özel ekibinin kuracağı ÖZGÜR TÜRKİYE ÖZGÜR GELECEK" &nbsp;partisine kaç kişinin geçip kaç kişinin de Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP de kalarak "HALKIN UMUDU KILIÇDAROĞLU" sloganı ile seçimlere katıldığında görerek yaşayacağız.CHP oylarıyla seçilmiş ve belli bir göreve gelmiş insanların tasarruflarını kendi kişisel tercihi ile belirlemesi siyaseten etik olmaz.CHP oyu ile gelip AKP ye geçen vekil ve Belediye Başkanları nasıl tepki ile karşılanıp verilmiş oylara ihanet olarak görünüyorsa CHP nin başına butlan ile gelen Kılıçdaroğlu ile siyaset yapanlarında vatandaşlar nezdinde tepki göreceği açıktır.<br />
Hayatını demokrasi mücadelesinde geçirmiş, 21 kez mahkemelere çıkmış, yargılanmış, biri olarak bu süreçte ülke geleceği açısından son derece bir sürece girildiğini düşünüyorum.12 Mart ları, 28 Şubatları muhtıralarını,12 Eylül darbelerini görmüş yaşamış biri olarak her türlü darbenin karşısında demokrasiyi savunmuş biri olarak bu süreçte de üyenin ve delegenin oyu ile seçilmiş Özgür Özel ve ekibinin yanında durmak, Butlan ile yani yargı darbesi ile gelen ve AKP nin-Cumhur ittifakının tetikçisi olduğu iddiaları ile göreve gelen &nbsp;Kılıçdaroğlu'nun karşısında olmak insan ve demokrat olmanın sonra da torunlarımıza bırakacağımız miras adına son derece önemlidir.<br />
KİM DAHA GÜÇLÜ.? NERDEN KAZANIRIM? DÜŞÜNCESİ<br />
Siyaset bir koltuğa gelme sanatı değil, ülkeye ve insanlığa hizmet etme sanatıdır.Bizler de siyasetin tam göbeğinde olduk ama hiçbir koltuk ve makam derdimiz olmadı.Bir yere aday olmadık olmayada niyetimiz yok.Biz siyaseti inandığımız değerler ve ilkelerle gelecek adına yaparız.Kişlere bağlı değiliz.Kimsenin askeri olmadık,adam da satmadık.Aksine siyasi bedeller ödedik.Şimdi bir seçim sürecindeyiz.Seçilmişler yada seçilmek için görev bekeleyenler matematik hesaplarına başlamıştır.Ben nerede olursam kazanırım.Özgür Özel'in yanında mı olsam. Yada partide kalarak Kılıçdaroğlu liderliğinde CHP de siyset yaparak yerimide garantilerim hesapları yapılması da siyasetin doğasında vardır.CHP seçmeni ve üyeleri olarak artık bir yol ayrımına geldik.Geldiğimiz nokta tek adam rejiminin her geçen gün baskısını arttırdığı, Yaşamın başta emekliler ve dar galiler olmak üzere yokluğun ve yoksulluğun giderek arttığı bir dönemdeyiz.Şimdi CHP tabına düşen ayrışma değil birleşmedir ve bu birleşmede ancak 47 yıll aradan sonra ülkede CHP yi birinci parti yapacak olan Özgür Özel ve kadrolarının yanında olmak ve destek olmaktır.SİYASETİ GÜNÜ KURTARMA ADINA DEĞİL GELECEĞİ KURTARMA ADINA YAPMAK GEREKİR.O yüzdendir ki zaman koltuk değil ülke menfaatini gözönünde tutulma zamanıdır diye düşünüyorum.Evet ufukta bir yol ayrımı var.Yeni bir partinin kurulması gündemde.Ve kurulacak olan Özel'in liderliğindeki &nbsp;o partiyi iktidar yapma gibi bir sorumluluğumuzda var.Ve biz bu sorumluluktan kaçmayız kaçamayız.Torunlarımızın sorumluluğunu alanlar olarak kurulacak yeni partide ( kurulması muhtemelen ) bizler yerinizi alırız. Desteğimizi veririz.Ve büyütmek içinde elimizi ülke menfaati adına, demokrasi adına gelecek kuşaklar adına yaparız, yapmakta zorundayız.Darbeler karşısında demokrasaiyi savunmak kendini demokrat sayan, gören her vatadaşın görevidir.<br />
Cumhur ittifakının başarısı için bugüne kadar yaptıklar nasıl Kılıçdaroğlu'nun eseri ise gelecekte faklı bir şey beklemekte hala olur.Özgür Özel delegenin oyu ile seçilmiştir ve hepimizin genel Başkanıdır.Demokrat olmak böyle bir şeydir.Tersi de mümkün tabiki. Seçimle gelenleri görevden alıp kayyumlarla, butlanlarla yönetenlere Kılıçdaroğlu gibi kendi seçmenine ihanet edenlere desteklerde &nbsp;oldu.Olacaktırda.Herkez bir tercihte bulunacaktır.Yapmayan, yapamayan varsa ki var olacaktır.Bu tarihin her sürecinde var olmuştur.Onlar da tarihin doğru yada yanlış tarafında durdurduklarınin hesaplarını gelecek kuşaklara miras bırakacaklardır.<br />
GÜZEL GÜNLER GÖRECEĞİZ<br />
AKP Butlan oyununun tutmadığını gördü ve bir lider yarattı.CHP yi karpuz gibi ikiye bölerek güçsüz bir muhalefetle seçime girerek tekrar iktidar olacağını düşündü.Ama bütün anketler gösterdi ki bu hesap tutmadı.Özgür Özel ve ekibi doğru hamlelerle vatandaşın gönlünde taht kurdu ve halkın 1977 seçimlerinde yarattığı "Karaoğlan Ecevit" gibi kendi liderini kendi yarattı.Özel tüm siyaset bilimcilerini şaşırttı ve önce mitinglerle ardın da vatandaş buluşmalarının mitinge dönüştüğü bir süreç ile baba ocağı dediği CHP de her türlü meşru mücadelesini yürütüyor.CHP de bana göre siyaset yapma şansı olmayacaktır.Ama Özel yaptığı mücadelerle &nbsp;her geçen günde vatandaşın gönlündeki yerini de perçimliyor.Artık halk kararını verdi ve liderini yarattı.Bize düşende görevde delegenin oyları ile &nbsp;seçilmiş bir Genel Başkanın yargı darbesiyle görevden alınmasına karşı çıkmak, Özel ve ekibinin yanında Kılıçdaroğlu gibi vatandaşların HAİN diye suçladığı KILIÇDAROĞLU ve ekibinin karşısında olmaktır.Tarih bizi bu iki seçenek arasında bir tercih yapmaya zorladı ve biz tarihin doğru tarafında olacağız.<br />
Başkaları nerede olur ve tarihin &nbsp;hangi tarafında,neresinde olur bilemeyiz.Bunu süreç içinde göreceğiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 03 Jul 2026 16:47:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKİYE NATO’NUN ÜYESİ Mİ, NATO’NUN (ABD’NİN) SÖMÜRGESİ Mİ?</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/turkiye-natonun-uyesi-mi-natonun-abdnin-somurgesi-mi-476</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/turkiye-natonun-uyesi-mi-natonun-abdnin-somurgesi-mi-476</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKİYE NATO’NUN ÜYESİ Mİ, NATO’NUN (ABD’NİN) SÖMÜRGESİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; İkinci emperyalist paylaşım savaşından galip &nbsp;çıkan ABD, kapitalist emperyalist haydutluk sisteminin &nbsp;yeni çetebaşı oldu. Savaştan sonra, dünya, bir yanda ABD liderliğinde Emperyalist blok, diğer yanda da. SSCB başkanlığında Sosyalist &nbsp;Blok oluştu. Soğuk savaş dönemi de, &nbsp;böylece &nbsp;başlamış oldu.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Türkiye’de, 1946 da, çok partili sistemle birlikte, iktidar ve muhalefette bir ABD hayranlığı başladı. Bu eğilim, Truman Doktrini ve &nbsp;Marşal yardım masallarıyla &nbsp;zirveye &nbsp;çıktı. 1950 seçimlerinde iktidara gelen Demokrat Partinin, 10 yıllık Bayar-Menderes döneminde, Komünizme karşı ‘Hür Dünya’da yer almalıyız ‘karşı devrimci’ &nbsp;söylemleriyle, Türkiye, ekonomiden, siyasete, askeri, mali, ticari, diplomatik ve &nbsp;köleleştiren ikili antlaşmalarla ABD’ye &nbsp;peşkeş &nbsp;çekildi. Bugünkü bağımlılığın bütün temelleri o zaman atıldı. ( Milli Birlik Komitesi Üyesi Haydar Tunçkanat- İkili Anlaşmaların &nbsp;İç Yüzü kitabına bakınız)<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Demokrat parti, tıpkı bu gün AKP’nin halkı kandırdığı gibi, özgürlük gelecek, ekonomi düzelecek, baskılar gidecek, Türkiye küçük Amerika olacak yalanıyla gelip, tamamen, Amerikan mandacılığına girdiler. Önce, 1951 de, solcu avına çıkıp, Amerika karşıtı diye, yüzlerce aydını tevkif ettiler, işkenceden geçirdiler. 1952 yılında, sırf NATO’ girmek için, mecliste bile tartışmadan 5500 kişilik bir askeri birliği, ABD’nin Kore devletini bölmek için başlattığı, Kore savaşına gönderdiler. Yüzlerce askerin ölümüne, yaralanmasına ve tutsaklığına sebep oldular. İktidarın, bu mutlak bağımlılığı karşısında, ABD, 1952de Türkiye ve Yunanistan’ı, aynı gün &nbsp;NATO üyesi yapılmasını sağladı. Bundan &nbsp;sonra Türkiye, bağımsızlığını yitirip, NATO/ABD işbirlikçisi bir ülke oldu. Türkiye’nin NATO’ya &nbsp;girmesiyle &nbsp;tescillenen ABD işbirlikçiliği, bütün sağcı ve &nbsp;dinci iktidarlar tarafından, bu gün de, aynen devam etmektedir. AKP iktidarı, bu işbirlikçiliğin açık ve &nbsp;somut durumudur.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; NATO, kurulduğu günden beri, savaşları önlemiyor. tam tersine yeni gerilimler, yeni savaş sebepleri yaratıyor. Başta ABD olmak üzere, emperyalist ülkelerin çıkarını koruyor.. Emperyalizm, özgürlük değil, egemenlik peşinde oldu için, NATO, halkların &nbsp;dostu değil &nbsp;düşmanı bir örgüttür. ABD ve işbirlikçilerinin güzelleme masallarına rağmen, NATO, Emperyalist haydutluk sisteminin kanlı bir savaş örgütüdür. Türkiye, bağımsızlık için NATO’dan derhal çıkmalıdır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; NATO toplantısı, bu yıl Ankara’da yapılıyor. Halkların düşmanı emperyalist ülkelerin ele başları da ,Ankara’da toplanacaklar. Bölge ve dünya halklarına, sahte barış, güvenlik, demokrasi, özgürlük, kalkınma &nbsp;nutukları atacaklar, demokrasi ve halk düşmanı niyetlerini &nbsp;gizleyecekler.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Siyasal islamcı AKP tek adam &nbsp;rejimi, NATO toplantısı nedeniyle, ülke genelinde, özellikle de Ankara’da, fiili sıkıyönetim ilan etmiş durumda. ABD ve NATO’ya karşı çıkar gerekçesiyle, ev baskınları yapılıyor. Gözaltına alınan yüzlerce bilim insanı, aydın, emekçi tutuklanıyor. Her türlü hak arama eylemi yasaklanıyor. 70 bin güvenlik görevlisi sahaya &nbsp;çıkarılmış. Kamu hizmetleri tatil ediliyor. Nedir bu korku, panik, Aslında yapılan bu sınırsız tedbirler, sıkıyönetim ilanları, bir acizlik ve beceriksizlik &nbsp;görüntüsüdür<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; Avrupa’nın göbeğinde, ABD sarayının önünde, NATO protestosu, yapılıyor. Bunun, bir &nbsp;özgürlük ve insan hakkı olduğu kabul ediliyor. Türkiye’de neden yasak oluyor? ABD’nin, katliamcı çeteliğine yaranmak için mi. Neden? Ülkemiz, NATO/ ABD’nin sömürgesi mi ki, her dedikleri yapılıyor? Ülkemizde, istedikleri yere, silah ve üs konuşlandırıyorlar. AKP, İsrail’e karşı hamasi nutuklar atıyor ama, ABD/NATO’nun, başta İncirlik ve Kürecik olmak üzere üstleri, ve füze bataryaları, İsrail güvenliği için çalışıyor ve ülkemizi hedef yapıyor. Önce bunu önleyin. Ülkedeki, bir avuç sermaye çetelerinin ve zenginleştirilen kesimin dışındaki, milyonlarca emeklinin, asgari ücretlinin, çalışanın durumunu düzeltin. NATO için gelenlerin yolundaki yoksulluk görüntülerine, branda çekmek, ve boyalamak, yoksulluğu gizler ama, ortadan kaldırmaz.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İktidar, hala soğuk savaş zihniyetiyle hareket ediyor. Eleştiriyi ‘tehdit’, protestoyu ‘Risk’ olarak görüyor. Çünkü, Anayasayı, hukuku, hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan dinci bir rejim yürütüyor. Halktaki meşruiyetini yitirdi. Şimdi, Meşruiyetini ABD’den, Tramp’dan, NATO’lu emperyalist ülkelerden almak istiyor. Dün, Devrimci/Yurtsever 68 kuşağı 6. Filoyu protesto ederken, işbirlikçi iktidar ve dinciler karşı çıkıp saldırıyorsa, bu gün de, aynı durum devam ediyor. Kahrolsun emperyalizm ve kanlı savaş örgütü NATO<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;YAŞASIN BAĞIMSIZ DEMOKRATİK TÜRKİYE MÜCADELEMİZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 16:01:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>   OKUYUCUYA  DOKUNMAK...</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/okuyucuya-dokunmak-475</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/okuyucuya-dokunmak-475</guid>
                <description><![CDATA[   OKUYUCUYA  DOKUNMAK...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Edebiyat,insan ruhunun derinliklerine inen ve duygusal yönleriyle etkileyici bir sanat dalıdır.İster roman,hikaye,şiir olsun veya&nbsp; edebiyatın başka dalları olsun,hatta gazetede bir haber bile olsa&nbsp; okuyucu onda kendinden bir şeyler arar.O iletişim kanalında&nbsp; yazılanlarla kendi dünyası arasında bir bağ oluşturmaya çalışır.Zaten o bağı kurduktan sonra arkası gelir.Bu bağ sadece edebiyatta değil hayatın her alanında da böyledir.En önemlisi yazılanların,anlatılanların kişinin kendisini alakadar etmesi gerekir ki yoksa&nbsp; o kişi mevzudan uzak kalır.Biz buna&nbsp; “okuyucuya dokunmak” deriz.Yani kitap fuarlarında veya buna benzer etkinliklerde&nbsp;&nbsp; stanta&nbsp; gelen bir okuyucunun yazarın&nbsp;&nbsp; eseriyle yakından&nbsp; ilgilenmesine karşılık, yazarın da&nbsp; onunla diyalog kurmasını böyle nitelendiriyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Serin bir Mayıs günü memleketim olan Uzunköprü Belediyesi ile&nbsp;&nbsp; Trakyaşad derneğinin ortaklaşa organize ettikleri 1.Kitap Fuarı iş merkezlerinin de olduğu Belediye İş Hanının salonunda standımızı kurmuş tanıdık,tanımadık eş dostu,okuyucularımızı standımıza gelmesini bekliyoruz.U şeklindeki salon kalabalık bir yazar-şair dostların stantlarıyla dolu.Belediyenin bizlere olan ilgisi,hizmeti olağanüstü.Karnımızı doyurdular.Bunun yanında çay,kahve hizmeti de sınırsız.Sağ olsun bizimle yakında ilgilenen kadın görevli&nbsp; bir dediğimizi ikiletmedi fakat her nedense etkinliğe gelen hiç yok gibiydi.Esnaf tabiriyle adeta sinek avlıyorduk.Bir ara gayet kibar,oldukça konuksever&nbsp; bir kişi olan&nbsp; Belediye Başkanı ekibiyle birlikte bütün stantları dolaşarak bizlerle tanıştı,sohbet etti.Beni de sadece bir yakın arkadaşım ziyarete gelip uzun uzun sohbet ettik,o kadar.Hal böyle olunca “Körler sağırlar birbiriniz ağırlar”misali yazarlar bu kez kendi aralarında birbirlerinin kitaplarını imzalamaya başladılar.Üstümde kalın bir mont olmasına rağmen serin salonun serin betonunda yazlık ayakkabılarımla iliklerime kadar üşümeme rağmen başkaları gibi işim var deyip oradan ayrılmak aklıma bile gelmedi.Ben de yanıma gelen birkaç yazar arkadaşla fotoğraf çekilip birbirimize kitaplarımızı imzalayıp hediye ettik.Ben ayaklarımdan üşüyünce sık sık tuvalete çıkmaya başlamıştım.Saat 16.00’ya doğru standıma ellili yaşlarda genç sayılabilecek başı bağlı bir kadın geldi.Benim hemen arkamdaki tanıtım afişinde “Ötekiler,Taşeron İşçiler “kitabımın kapağındaki üstü açık bir kamyonetin kasasında yolculuk yapan mavi elbiseli işçileri olduğu afişi göstererek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hocam,kaç kez oldu afişinizin önünde geçerken bana kendimi&nbsp;&nbsp; o kamyonetin üzerinde hissettirdiniz ”dedi.Ben çok şaşırdım kaldım tabii ki.”Buyrun yanıma gelin”diyerek onu yanımdaki boş sandalyeye buyur ettim.Genç kadın yanıma oturdu ama gözü hala afişteydi.Buğulanmış dostane bakışlarla derin bir hiç çekerek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hocam,bu resmi kitabınızın kapağına nasıl buldunuz?”diye merakla sordu.Ben de&nbsp; ”Bu resimden niye bu kadar etkilendiniz?”dedim.”Deşme yaramı”diyorcasına genç kadın okuyucumla derin bir sohbete daldık.Fatsa’lıymış.Bir zamanlar Karadeniz’in çekim merkezi&nbsp; olan Fatsa’nın efsanevi Devrimci Belediye Başkanı Terzi Fikri Sönmez’in memleketlisi. Ablası da yazar olup Uzunköprü’ye çok yakın&nbsp; bir köyden biriyle evliymiş.Kitaplarını karşı stantda sergilemişti.Salona ilk girdiğimde yazar ablasıyla tanışmıştım ama onu hiç fark etmemiştim doğrusu.İstanbul’da yirmi yedi yaşında bir oğluyla birlikte yaşıyorlarmış.Eşi Diyarbakırlı olup,işin enteresan tarafı eşinin siyasi yapısı bizim gelenekten olup yakın zamanda vefat etmiş.Gam yüklü olduğu her halinden belli kadın okurum eşim Diyarbakırlı deyince ben de Ahmet Kaya’nın o ünlü şarkısından&nbsp; esinlenerek “Adı Bahtiyar mı?”dedim.Güldü,”Hayır”dedi.Çok sevdiği eşinin ismini bana söyledi.Ayrıca,”Kendi kızlık soyadımı kullanmayıp sadece eşimin soyadını taşımaktan onur duyuyorun.”dedi.İstanbulda merdiven altı dedikleri bir tekstil atölyesinde çalışarak hayatlarını idame ettiriyorlarmış.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Ben de taşeron işcisiyim”dedi hüzünlü bakışlarıyla.Çalıştığı tekstil atölyesinin bir hayvanı bağlasanız durmaz hijyenik olmayan&nbsp;&nbsp; yemekhanesinden,ihtiyaçlarını gidermek için erkeklerle ortak kullanmak zorunda oldukları tuvaletlerden ve daha birçok şeylerden bahsetti.Sonra kitaplarımı tek tek incelemeye başlayarak niye yazma gereği duyduğumu sordu.Ben de&nbsp; her bir kitabımın yazılış hikayesini dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.O dramatik hayat hikayesini anlatınca&nbsp; haliyle ben de hüzünlendim.Ona,&nbsp; çok beğendiği “Ötekiler Taşeron İşçiler”kitabımı&nbsp; hediye etmeye kalktım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Hayır! dedi benim param var.Siz de emek harcıyorsunuz,olmaz öyle şey”deyip benim de yönlendirmemle toplumsal içerikli üç kitabımı imzalatarak ücretini ödedi.Sohbetimiz uzayınca ablası da yanımıza gelerek o da bize katıldı.Çay servisi yapan kadının bıraktığı sıcak enfes çaylarla içimiz ısınmıştı.Hazır yakalamışken onlara Fikri Sönmez’in belediye başkanlığı dönemini sordum.O yıllarda yaşları küçük olduğu için başkalarından duydukları çok güzel&nbsp; şeyler aktardılar.Ben de çeşitli vesilelerle&nbsp; Fatsa’dan tanıdığım Fikri Sönmez’in oğlu Naci Sönmez&nbsp; ve daha birkaç kişiden bahsettim.Ablasının stantına ziyaretçiler gelince benimle&nbsp; fotoğraf çektirip&nbsp; vedalaşarak yanımdan ayrıldılar.Saat 19.00’a doğru gece sazlı sözlü,şiirli programa&nbsp; kalacakların haricinde olan yazarlar yavaş yavaş satantlarını toplamaya başlamışlardı.Ben de toplanıp&nbsp; salonu terk ederken&nbsp; onlar da stantlarını topluyorlardı.Özellikle “Ötekiler,Taşeron İşçiler”kitabıma&nbsp; böylesine ilgi gösteren kadın okurumun&nbsp; yaklaşımı bende şöyle bir duygu oluşturdu.Kitap fuarlarında okuyucular&nbsp; stantlardaki kitapların görsellerinde kendinle özdeşleştirdiği objeler&nbsp; üzerinde yoğunlaşıyorlar.Ondan sonra kitaplarını eline alarak içine sinerse o kitabı alıyorlar.Yazar da stantına gelen ziyaretçisine&nbsp; bir müşteri gibi değil&nbsp; de&nbsp; bir kitap dostu gibi görürse ancak o zaman okuruna dokunmuş olur.Başka türlüsü yakışık almaz zaten.Ve böylece her şey amacına ulaşmış olur.Kalın sağlıcakla. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jun 2026 10:04:04 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vergide Adalet Var mı.?</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/vergide-adalet-var-mi-474</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/vergide-adalet-var-mi-474</guid>
                <description><![CDATA[Vergide Adalet Var mı.?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>Türkiye’de öyle bir vergi sistemi var ki, sanırım dünyanın en adil olmayan uygulamalarından biriyle karşı karşıyayız. Çıkarılan yasalarla hepimiz birer vergi mükellefiyiz ve gelir elde etsek de etmesek de çeşitli kalemler altında vergi ödemeye devam ediyoruz.</p>

<p>Vergi dairesine gittiğinizde duvarlarda sıkça karşılaştığınız bir söz vardır: “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır.” Bu ifade ile hem verginin devlet düzeni için önemi hem de vatandaşın vergi ödeme sorumluluğu vurgulanır. Elbette çağdaş devletlerde vergi vermek bir vatandaşlık görevidir. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şudur: Vergi sistemi gerçekten adil mi?</p>

<p>Bugün Türkiye’de birçok vatandaşın hissettiği temel sorun, vergi yükünün gelir düzeyine göre dengeli dağılmamasıdır. Dar gelirli vatandaş, küçük esnaf, ücretli çalışan ve emekli her alışverişte, her faturada, her işlemde vergi öderken; büyük sermaye gruplarına sağlanan çeşitli teşvikler, istisnalar ve muafiyetler kamuoyunda sık sık tartışma konusu olmaktadır. Bu nedenle toplumun önemli bir kesiminde “Az kazanandan çok, çok kazanandan az vergi alınıyor” algısı giderek güçlenmektedir.</p>

<p>Kendi yaşadığım örnekten hareketle bunu daha net ifade edebilirim. Kırklareli’nde yaklaşık 14 yıldır faaliyet gösteren, sadece 15 metrekarelik küçük bir iş yerim var. 2026 yılının ilk beş ayında ödediğim vergi miktarı 20 bin lirayı buldu. Üstelik yılın geri kalan yedi ayında ne kadar daha vergi ödeyeceğimi de bilmiyorum.</p>

<p>Vergi yatırmak için vergi dairesine gittiğimde doğal olarak şu soruyu sordum: “Bu ödediğim vergi tam olarak neyin vergisi?”</p>

<p>Karşıma peşin vergi, stopaj, KDV, damga vergisi ve çeşitli kalemlerden oluşan uzun bir liste çıktı. Bir süre dinledikten sonra aklıma gelen asıl soruyu yönelttim:</p>

<p>“Peki siz benim bu kadar kazandığımı sordunuz mu?”</p>

<p>Aldığım cevap oldukça düşündürücüydü:</p>

<p>“Orası bizi ilgilendirmez.”</p>

<p>İşte tam da burada vergi adaleti tartışmasının özü yatıyor. Çünkü sistem, birçok durumda ne kadar kazandığınıza değil, yükümlü olduğunuz kalemlere odaklanıyor. Kazanıp kazanmadığınız, işlerin iyi gidip gitmediği, ekonomik koşulların sizi nasıl etkilediği çoğu zaman ikinci planda kalıyor. Devlet vergisini peşin tahsil ediyor, gerisini ise mükellefin mücadelesine bırakıyor.</p>

<p>Oysa verginin temel mantığı, kişinin ekonomik gücü oranında kamu hizmetlerine katkı sunmasıdır. Kazanandan vergi alınması doğaldır. Ancak kazanmayanın, ayakta kalmaya çalışan küçük esnafın, gelir elde etmekte zorlanan işletmelerin aynı yükün altında ezilmesi adalet duygusunu zedelemektedir.</p>

<p>Vergi vermeye karşı değilim. Hiçbir vatandaş da kamu hizmetlerinin sürdürülebilmesi için vergi alınmasına karşı çıkmaz. Ancak vatandaş ödediği verginin karşılığını görmek ister. Ödediği verginin eğitim, sağlık, ulaşım, altyapı ve sosyal hizmet olarak kendisine geri dönmesini bekler. Eğer insanlar ödediği verginin nereye harcandığını göremez, yaşam kalitesinde bunun karşılığını hissedemezse, vergiye olan güven de zamanla azalır.</p>

<p>Bugün birçok vatandaşın sorguladığı konu da budur. Sorun verginin varlığı değil, verginin adaletli dağıtılıp dağıtılmadığı ve toplanan kaynakların ne kadar şeffaf kullanıldığıdır.</p>

<p>Bu nedenle “Vergilendirilmiş kazanç kutsaldır” sözünün gerçekten anlam kazanabilmesi için önce vergilendirmenin adil olması gerekir. Çünkü adalet duygusunun olmadığı yerde ne vatandaşın devlete güveni güçlenir ne de vergiye gönüllü uyum sağlanabilir.</p>

<p>Sonuç olarak, vergi vermek vatandaşlık görevidir. Ancak devletin de vatandaşına karşı görevi, vergiyi adaletli toplamak ve toplanan vergilerin hesabını şeffaf bir şekilde verebilmektir. Asıl tartışılması gereken konu da budur: Türkiye’de vergi var, peki vergide adalet var mı? Bu sorunun cevabını toplumun vicdanına bırakıyorum..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 10 Jun 2026 17:31:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ERDEM,AHLAK,ETİK VE SİYASET</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/erdemahlaketik-ve-siyaset-473</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/erdemahlaketik-ve-siyaset-473</guid>
                <description><![CDATA[ERDEM,AHLAK,ETİK VE SİYASET]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Erdem;vicdan,(iç muhakeme)merhamet adalet,sevgi,dayanışma, dostluk,yalan söylememek rezil olmamak, sömürüye, zulme ve haksızlığa karşı çıkma, insana ve doğaya saygı … demektir.1776 Amerikan,1789 Fransız devrimcileri ve 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi’nin mimarı&nbsp; &nbsp;Atatürk “Cumhuriyeti” bir erdem olarak nitelemiştir.<br />
&nbsp;Erdemden bağımsız bir ahlak anlayışı söz konusu olamaz.Öte yandan ahlak ne cinselliğe özelikle de kadın cinselliğine (Bunu ancak ahlaktan yoksun erkekler yapabilir) ne de dini ritüellere indirgenebilir. Bunlar ahlakla ilgisi olmayan konulardır, gerçek ahlakı gizlemektedir. Yaşamın anlamı &nbsp;insanın erdemli bir yaşam sürmesinde saklı. Etik ise sınır demek, insanın potansiyel olarak yapabileceğinden kaçınması demek… &nbsp;Cumhuriyetin de içinde yer aldığı tüm erdemlerden arınmış &nbsp;bir ahlak (!) anlayışına sahip olanların etiği (sınır) aşarak yapamayacakları hiçbir şey yoktur…&nbsp;<br />
&nbsp;İnsanlık tarihi bunun sayısız örnekleri ile doludur. Kökleri Kurtuluş Savaşı’na kadar giden, Atatürk’ün önderliğinde Modern Türkiye’yi 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi ile kuran CHP’de ki “Mutlak Butlan” ve sonrası yaşanan süreci erdem,ahlak ve etik açıdan okumakta yarar var. &nbsp;Erdem, ahlak ve etik değerlere sahip kadrolarca (Bu kadroların bir kısmı zindanlarda yatarak , bir kısmı da meydanlarda demokrasi mücadelesi verenlerle &nbsp;birlikte mücadele veriyor.) yönetilen bir &nbsp;CHP; &nbsp;Sarayın bir uzantısı olmayacağı &nbsp;bir tarafa, Türkiye’nin &nbsp;teokratik niteliği ağır basan totaliter bir İslam Cumhuriyeti’ne dönüşmesine asla izin vermez!&nbsp;<br />
&nbsp;Devlet aklı (sanki Saray’dan bağımsız bir akıl varmış!) &nbsp; retoriği&nbsp; gizemine başvuran sarayın en büyük umudu CHP’de ki kaos! CHP’de ki kaosa hizmet eden herkes niyetinden ve amaçından bağımsızdır.Bazıları da niyetini açık açık belli edip hukuksuz mahkeme kararlarına sığınarak siyaset yapmaya çaşılıyor.Yani etik açıdan bu sureyi değerlendirirsek partililer giderek iki ayrı yola ayrılmış durumundadır..Birinci yoldakiler erdemlerini hatırlayarak Türkiye'nin kurucu partisi olduğunu bilerek demokrasi için meydanlara çıkmışlardır.İkinci yola gidenler geçmişini unutup arkadaşlarını polis zoruyla &nbsp;parti binalarından atma cüretini göstermişlerdir.<br />
Cumhuriyetin kazanımlarını ve geçmişini bilenler kazanacak, mutlak butlancılar yenilecektir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 11:39:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMHURİYETTEN MONARŞİYE YURTTAŞLIKTAN TEBAALIĞA!    </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cumhuriyetten-monarsiye-yurttasliktan-tebaaliga-472</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cumhuriyetten-monarsiye-yurttasliktan-tebaaliga-472</guid>
                <description><![CDATA[CUMHURİYETTEN MONARŞİYE YURTTAŞLIKTAN TEBAALIĞA!    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;1688 İngiliz,1776 Amerikan, 1789 Fransız ve 1923 Türk Devrimleri; yönetme yetkisini gökyüzünden alan, onun yeryüzündeki temsilcileri olan teokratik monarşileri tasfiye eden, yönetme yetkisini yeryüzündeki halka-millete veren, tebaalıktan, kulluktan yurttaşlığa geçişi sağlayan modernite devrimleridir</p>

<p>Arka planında rönesans,reform ve aklı inançtan, bilimi, felsefeyi sanatı dinden &nbsp;bağımsızlaştıran &nbsp;aydınlanma felsefesi vardır! &nbsp; &nbsp; 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi;3000 yıldır kul kültürünün sürdüğü topraklarda (Hitit,Bizans,Osmanlı) gerçekleşti. Arkasında 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin birikim vardır ve İslam dünyasında bir ilktir. Bugün Batı,Amerika başta olmak üzere dünyanın (“Vatikan” dışında) hiç bir Hristiyan ülkesinde teokratik monarşi yoktur!((İngiltere,İspanya, Danimarka… gibi ülkelerdeki monarşiler semboliktir ve tüm yetkiler parlementodadır! ) Bu ülkelerdeki modernite devrimlerin kazanımları tartışma dışındır! İslam dünyasınında Türkiye dışında laik olan ve demokrasi ile yönetilen başka bir ülke yok, o da uçurumun eşiğinde! Kökleri 200 yıllık modernleşme karşıtlığına kadar giden Siyasal İslam,aslında emperyalizmin, 1946’da başlayan “soğuk savaş” döneminin “yeşil kuşak” politikalarının bir imalatıdır.! 2002’de iktidara gelen siyasal islamcı AKP, çeyrek yüzyıllık iktidarlarında, 1923 Devrimci Cumhuriyet’in tüm kazanımlarını tasfiye etti. Yerine henüz teokratik-totaliter (monarşik) bir İslam Cumhuriyeti’de kurabilmiş değiller. Çeyrek yüzyıllık iktidarları sonucu siyasal islamcı AKP tüm toplumsal desteğini ve meşrûtiyetini yitirdi! &nbsp;Tüm bu koşullarda sahneye ABD Başkanı Trump ve Ankara Büyük Elçisi Tom Barrack sahneye çıktı. Trump, Erdoğan’a “Meşruiyet” vereceğini söylerken, Tom Barrack ise İslam ülkelerinde “Demokrasinin” gerçekleşmediğini &nbsp;söyleyerek Türkiye’ye , en iyi sistem olarak &nbsp;“Osmanlıcılık” ve “Merhametli(Hayırlı) Monarşi”(Tarihte hiç görünmeyen) öneriyordu. (Tabii ki monarşiden kastedilen İngiltere’ki Meşruti Monarşi değil!) Bu siyasal islamcıların inşa ettikleri &nbsp;“Tek Adam Sistemi’nin” yerni bir aşamaya evrilmesi demektir. O da Erdoğan’ın ilelebet (Belki de ailesinin) iktidarda kalacağı teokratik niteliği ağır basan totaliter bir &nbsp;İslam Cumhuriyeti! Bu ayni zamanda Türkiye’de yaşayan yurttaşların bu kimliğini yitirerek Erdoğan’ın tebaasına,kullarına dönüşmesi anlamına da &nbsp; geliyor. Kökleri &nbsp;Kurtuluş savaşı’na kadar giden, Atatürk’ün önderliğinde 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi ile Modern Türkiye’yi kuran,1946’da Çok Partili Sisteme geçiren ve 1950 yılında iktidarı barışçıl bir şekilde “Demokrat” Parti’ye devreden &nbsp;CHP’ye dönük saldırılarının arka planında &nbsp;bu gerçek var! &nbsp;Mutlak Mutlak Butlan sadece CHP’ye değil, yurttaşın seçme-seçilme hakkına müdahale ve seçimsizleştirme anlamına da geliyor. Amaç kontrollü bir muhalefet! CHP’yi parçalamadan ve yok etmeden Erdoğan rejiminin yeni bir aşamaya evrilmesi yani “Merhametli (Hayırlı) Monarşi(!)” kurulması mümkün değil. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; Trump’ın, Tom Barrack’ın ve Erdoğan’ının unuttuğu bir gerçek var. O da Türkiye’nin &nbsp;sıradan bir İslam ülkesi olmadığı gerçeği,ardında 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin bir birikimi var! Bu birikimin 1908,1923 Devrimleri’ni &nbsp;ve 1950’de &nbsp;Çok Partili Sistemi getirdi. Bu birikim tebaadan, kulluktan, yurttaşlığa geçişide içerir. Bu birikim Türkiye’nin teokratik niteliği ağır basan totaliter bir İslam Cumhuriyeti’ne &nbsp;(Merhametli(Hayırlı) Monarşi” ye )dönüşmesine izin vermeyecektir… &nbsp;Ezcümle; Türkiye’de ki yurttaşlar &nbsp;ne Erdoğan’ın yeni bir monark olmasını ne de onun bir tebaası, bir kulu olmayı &nbsp;asla kabul etmeyeceklerdir…!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Jun 2026 09:25:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>   EĞER  YAŞASAYDI...</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/eger-yasasaydi-471</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/eger-yasasaydi-471</guid>
                <description><![CDATA[   EĞER  YAŞASAYDI...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; İnsan yaşamında öyle enteresan kişilerle&nbsp; karşılaşıyor ki&nbsp; aradan uzun yıllar&nbsp; geçse bile o&nbsp; kişiyi kolay beri&nbsp; hafızasından silemiyor.Eğer bu kişi&nbsp; sizin yaşamınızda kalıcı bir iz bırakmışsa kesinlikle onun söylediklerini,sosyal hayatta yaptıklarını kesinlikle unutamazsınız.Liseyi 1977 yılında bitirdikten hemen ertesinde işçilik hayatına başladığım&nbsp; Çerkezköy’de emek ve&nbsp; demokrasi mücadelesi sürecinde çok değerli bir kişiyle tanışmıştım.Eşi benzeri olmayan&nbsp; bu değerli abimin&nbsp; ismi Metin Karaca’ydı.Pancar Bölge şefliğinde çalışıyordu.O yıllar benim yaşım 18-19 civarında.O da otuzlu yaşlarda olsun.Bir vesileyle onunla tanışma olanağı bulmuştum.Seksen öncesinin o mücadele dolu günlerinde sol sosyalist hareketin altmış küsur parçaya bölündüğü bir ortamda farklı fraksiyonlarda olsak da o bunu sorun etmez, bizim gibi devrim için kendini adayan gençlerle her konuda dayanışma içinde olurdu.İşsiz kaldığımızda bize şirketinde hamallık da olsa iş ayarlar,aç kaldığımızda evinde bizim karnımızı doyuracak&nbsp; kadar vefalı,cefakar bir insandı.Sadece biz gençlerin işine koşmaz,mahallede herkesin işini yapmaya çalışırdı.Metin abi lafta değil yaptıklarında da&nbsp; sapına kadar sosyalist birisiydi.Zaten çevresinde onu çoğu “Komünist Metin”olarak adlandırıyorlardı.Kötü anlamda değil tabii ki.Eşitlikçi,toplumcu,koletif davranışları sebebiyle ona bu lakabı uygun görmüşlerdi.Metin abinin elleri öpülesi, en az onun kadar cefakar bir eşi ve yaşları benden küçük iki kızı vardı.Onun,&nbsp; gecekondusu olan ve yeni kooperatif dairesine&nbsp; taşınmadan önce uzun yıllar oturduğu&nbsp; eski mahalledeki&nbsp; arsasına bir meyva bahçesi yaptığını,içinde evvahi meyvalar yetiştirdiği ve hiç kimsenin bahçeye zarar vermediğini duymuştum.Bunu kendisine sorduğum,”Niye zarar versinler İbocuğum?”dedi.Yaptığı şeye bakın.Meyvalar olgunlaştıktan&nbsp; sonra mahalleliyi toplar,birlikte topladıkları meyvaleri aralarında eşit bir şekilde dağıtıktan sonra geri kalanını alıp evine götürürmüş.”Gerçek komünislik bu olsa gerek”dedim kendi kendime.Paylaşımcılık...Sorun da&nbsp; bu zaten.Her şeyin eşit paylaşılmadığı,kimisinin deveyi hamuduyla götürürken milyonların açlık sınırının altında yaşamaya mecbur bırakılması durumu... Ondan dolayı onun bu davranışını bilen mahalle sakinleri meyva bahçesini kendi malı gibi koruyorlarmış.Tabii biz 12 Eylül askeri darbesinde tutuklandık.Şans eseri darbe Metin abiye teğet geçti.İlk tutuklandığımızda Çerkezköy cezaevinde kalırken darbecilerin dışarıda selam verenleri bize selam gönderenleri bile gözaltına almaya yeltendiği o kaotik günlerde dahi bizimle ilişkisini koparmayıp yardımlarını esirgememişti.12 Eylül askeri darbesi Türkiye solunda çok büyük&nbsp; kırılmalara ve dağılmalara neden olmuştu.Mücadele biçimlerinde,kutsal saydığımız sol değerlerde büyük değişimler yaşanmıştı.Emek ve Demokrasi mücadelesi alanında kendisinden çok şey öğrendiğim Metin Karaca abi de haliyle çok değişmişti.Onun çok enteresan siyasi tespitleri vardı.Darbenin sol üzerindeki ölü toprağı kalkıp biraz rahatladıktan sonra yeniden bir araya gelen sol,sosyalist yapılar yeni parti çalışmalar yaparken Metin abi hemen hemen çoğunda yer almıştır.Fakat o da eskisi gibi değildir artık.Her şeye&nbsp; temkinli yaklaşır,gördüğü,duyduğu bir şeyde en ufak bir şüphe hissederse ona göre tavır koyardı.Onun kafasına yatmayan bir&nbsp; mevzuda takındığı tavır,”Bu bir emperyalist proje,çok dikkatli olmak gerekir”diyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Yakın zamanda, yolsulluk çeken iktidar değişikliği bekleyen milyonlarca vatandaşın bir umut kapısı,bir can suyu olacak CHP’ye&nbsp; yapılan o utanç verici saldırıları&nbsp; rahmetli görseydi kesin olarak,”Bu olay bir emperyalist projedir.Bunun arka planında dönen çok önemli şeyler var”diye yakın dostlarını uyarırdı.Bir de buna çanak tutanların başını çeken;bir zamanlar benim&nbsp; dahi herkesin güvenini,sempatisini kazanan partinin eski genel başkanı ve ona yakın siyasi figürler olunca yapılanların insanın havsalı almıyor.En son olarak ütün dünyanın gözü önünde başkent Ankara’nın göbeğinde CHP genel merkezinde yaşananları görünce hemen Metin abinin o ünlü nitelendirmesi aklıma geldi.Emperyalist proje...Metin abinin ülkemizde ve dünyada olan siyasi gelişmelere ait çok doğru tespitleri,değerlendirmeleri vardı.Bazen yanılsa da çoğunlukla söylediklerinde haklı çıkıyordu.Keşke rahmetli bu kez de yanılsaydı da bu çirkinliklere şahit olmasaydık. ”Ötekiler,Taşeron İşçiler”kitabımda da kendisine geniş yer verdiğim,bu dünyadan ebediyete intikal edene kadar söyledikleriyle yaşamı arasında tutarlılık olan;cenazesini tıp öğrencilere kadavra olsun diye vasiyet eden Metin Karaca abimi burada saygıyla,özlemle anıyorum.Işıklar içinde uyusun.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 16:05:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP KIRKLARELİ  İL BAŞKANI GÖREVDEN ALINACAK MI?</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-kirklareli-il-baskani-gorevden-alinacak-mi-470</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-kirklareli-il-baskani-gorevden-alinacak-mi-470</guid>
                <description><![CDATA[CHP KIRKLARELİ  İL BAŞKANI GÖREVDEN ALINACAK MI?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
KAYAN İL BAŞKANI MI OLACAK ?<br />
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin 38. Olağan Kurultayı için mahkemenin aldığı "mutlak butlan" kararı sonrası yeniden CHP Genel Başkanı görevine dönen &nbsp;Kemal Kılıçdaroğlu'nun Kurultay için toplanan imzaları öteleyerek 40 İl Başkanını görevden alacağı konuşuluyor.<br />
Kırklareli'nde &nbsp;CHP İl Başkanlığını başarılı bir şekilde sürdüren Av.Bora Terzi'nin de görevden alınacak 40 İl Başkanı arasında olup olmadığı ise kamuoyunda şimdiden merak konusu olmaya başladı.Bilindiği üzere Av.Bora Terzi değişim kurultayında Genel Başkan adayları arasında yer alan Özgür Özel'i desteklemiş ve PM üyesi seçilmiş ancak kotalardan dolayı PM de yer bulamamıştı.<br />
CHP Kırklareli il Başkanı Av.Bora Terzi &nbsp;Özgür Özel ile uyumlu bir şekilde çalışmış ve mutlak butlan kararının açıklanmasının ardından da yaptığı çıkışla kararı tanımamış ve yaptıkları eylem ve söylemlerle Genel Başkanımız Özgür Özel'dir ve arkasında yız mesajı vererek Kılıçdaroğlu karşıtı olarak Kurultaya imza koyan 5 Kırklareli degeden biri olarakta biliniyor.(Bu arada tek imza vermeyende Turabi Kayan olduğununda kamuoyu tarafından bilinmesi gerekir).</p>

<p>CHP İL Başkanı Kayan mı Oluyor?<br />
Kırklareli İl Başkanının görevden alınacak olması fazla süpriz olmayacağı ve Kılıçdaroğlu'nun da ilk görevden alacağı iller arasında Kırklareli'nin de olacağı siyasi kulislere yansıyan bilgiler arasında yer alıyor.<br />
Kırklareli CHP tabanıNIN merak ettiği&nbsp; Kırklareli'nde CHP il yönetiminin görevden alınmasından çok kimin Kırklareli'ne CHP il Başkanlığına atanacağı yönünde.<br />
CHP kaynaklarından alınan bilgilere göre bu konuda bir çok adayın ismi geçmesine rağmen en kuvvetli adayında Kurultaya imza vermeyen&nbsp; önceki dönem vekillerinden Turabi Kayan'ın adı öne çıkıyor.Kayan . mutlak butlan kararının duyulmasının ardından CHP il ve Lüleburgaz İlçe örgütlerinin hiçbir eylem ve söylemelerine katılmayarak ve Babaeski önceki dönem vefat eden Kurultay delegesi Erol Mutlu'dan sonta Kırklareli'nin kurultayda 5 delege ile temsil edeicek olması ile birlikte 4 Kırklareli delegesinin Kurultaya imza verdiği&nbsp; &nbsp;Turabi Kayan'ın ve Vecdi Gündoğdu'nun imza vermediği biliniyor..O yüzden de Kayan'ın&nbsp; CHP Kırklareli İl Başkanlığına atanacak en güçlü aday olduğu kulis bilgilerine yansımaktadır.<br />
Kayan Kırklareli'nde ön seçimde rekor oyla seçilmiş ancak son dönemde ise&nbsp; Genel Merkez tarafından aday gösteilmemişti.Genel Merkez tarafından Vecdi Gündoğdu Fahri Özkan atanmasına Kayan&nbsp; büyük tepki göstermişti.</p>

<p>Kayan&nbsp; Kılıçdaroğlu aleyhine siyasi çalışmalar yaparken Lüleburgaz ilçesinde Belediye Başkanlığında&nbsp; ön seçim yapılmaması nedeniyle de mevcut Başkan Bora Terzi'ye karşı ittifaklar yaparak il Başkanlığı seçimlerinde taraf olmuş ve Kırmızı liste ile seçime giren Bora Terzi ve ekibine yenilmişti.Şimdi yeniden güç gösterisine giren ve üyeden bulamadığı karşılığı Genel Merkez tarafından iL Başkanlığına atanarak çalışmalar yaptığı yönünde&nbsp; kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında olduğu için bizce de İl Başkanlığına atanması sürpriz olmaz.<br />
Şimdi gözler kimin CHP Kırklareli İl Başkanlığına adaylığına atanacağına çevrilmişken il Başkanlığına atanacak kişinin de Kırklareli Milletveili Vecdi Gündoğdu ve önceki sönem vekillerinden Turabi Kayn dışında Kılıçdaroğlu'da destek veren kişilerin&nbsp; olmaması bu iki eski ve yeni iki vekil dışında tüm Belediye Başkanları Merkez ilçe dahil 8 ilçe Başkanı il Genel Meclis Başkanı ve İl Genel Meclis üyeleri&nbsp; ile Belediye Meclis grup Başkan vekili ve Kırklareli Belediye Meclis üyelerinin tamamı, İl-ilçe Kadın Kolları Başkan ve yönetimleri eski&nbsp; vekil ,le İl başkanlarının tamamına yakını Özgür Özel'e destek verirken kimlerle ve ne şekide çalışacağı yönünde.<br />
Atanacak CHP İl Başkanı il ve ilçe yönetimlerini oluşturabilecek mi? yada kimlerden oluşturacak?.Kırklareli siyasi kulislerde merak konusu oldu.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 12:24:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’YE DAİR…  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpye-dair-468</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpye-dair-468</guid>
                <description><![CDATA[CHP’YE DAİR…  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;CHP sıradan bir parti değil. Kökleri Kutuluş Savaşı’nı örgütleyen Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri’ne kadar gider.</p>

<p>CHP; Kurtuluş Savaşı’nın kazanılması sonucu Atatürk’ün önderliğinde 1923 Türk(Cumhuriyet) ile Modern Türkiye’yi kuran bir partidir. Öte yandan CHP Türkiye’yi 1946’da Çok Partili Sisteme taşıyan ve 1950’de de iktidarı seçimle barışçıl bir şekilde “Demokrat Parti”ye devreden bir partidir! 103 yaşında olan CHP, dünyanın en eski 3 partisinden biridir. Emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin bir imalatı olan siyasal islamcı AKP ve Erdoğan 2002’de iktidara geldi. AKP ve Erdoğan, çeyrek yüzyıllık iktidarlarında 1923 Cumhuriyet Devrimi’nin tüm kazanımlarını tasfiye ettiler. Tasfiye ettikleri Laik Cumhuriyet yerine teokratik-totaliter bir İslam Cumhuriyeti kurabilmiş değiller.(Bu yolda epey bir mesafe aldıkları da bir gerçek) Bunun önünde tek engel &nbsp;İmamoğlu-Özel liderliğindeki CHP! &nbsp;Siyasal islamcılar “Mutlak Butlan” ve Kılıçdaroğlu aparatı ile CHP engelini aşmak istiyorlar. Bunu gerçekleştirdikleri zaman teokratik-totaliter bir İslam Cumhuriyet’i kurmalarının ve Erdoğan’ın ilelebet iktidarda kalmasının önünde herhangi bir engel kalmayacak.</p>

<p>Bu Türkiye için “yeni bir Ortaçağ” demek. Umarım CHP Milletvekilleri başta olmak üzere herkes bu gerçeği idrak etmiştir..!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 01 Jun 2026 16:22:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’DE “MUTLAK BUTLAN” KRİZİ VE KIRKLARELİ’NDE DİRENİŞ</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpde-mutlak-butlan-krizi-ve-kirklarelinde-direnis-467</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpde-mutlak-butlan-krizi-ve-kirklarelinde-direnis-467</guid>
                <description><![CDATA[CHP’DE “MUTLAK BUTLAN” KRİZİ VE KIRKLARELİ’NDE DİRENİŞ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) &nbsp;yargılanan 38. Olağan Genel Kurultayı hakkında mahkemeden çıkan “mutlak butlan” kararı, Türk siyasetinde eşi benzeri görülmemiş yeni bir tartışmanın fitilini ateşledi.<br />
Açıklanan mahkeme kararıyla birlikte Genel Başkan Özgür Özel ve yönetiminin görevden alınmasına, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve dönmesine hükmedildi.</p>

<p>Kararın açıklanmasının ardından yalnızca CHP içerisinde değil, siyasi partilerden sivil toplum kuruluşlarına, hukuk çevrelerinden sosyal medyaya kadar toplumun geniş kesimlerinden sert tepkiler yükseldi. Özellikle CHP tabanında kararın siyasi olduğu yönündeki değerlendirmeler dikkat çekti.</p>

<p>Kırklareli’nde ise süreç çok daha farklı bir boyuta taşındı. CHP Kırklareli İl Örgütü, alınan mahkeme kararını tanımadığını ilan ederek “örgütsel direniş” kararı aldı. İl örgütü, “Baba ocağı CHP’dir, terk etmeyeceğiz” diyerek il ve ilçe binalarında nöbet başlattı.</p>

<p>Başta Kırklareli İl Başkanlığı olmak üzere 7 ilçede partililer parti binalarına sahip çıktı.İl ve ilçe binalarında ışıklar sabahlara kadar sönmedi "Direniş Nöbeti" başladı. İl ve ilçe örgütleri tarafından yapılan basın açıklamalarında, “Seçilmiş iradeye müdahale kabul edilemez” mesajı verildi. Kırklareli merkezde düzenlenen yürüyüşlerde ise yüzlerce partili sloganlarla ve alkışlarla karara tepki gösterdi.Vatandaşlardan da yürüüyüşetekilere &nbsp;çok büyük destek geldi.</p>

<p>Süreç boyunca CHP Kırklareli İl Başkanı’nın çağrısıyla belediye başkanları, ilçe başkanları, il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri ve kadın kolları temsilcileri ayrı ayrı toplantılar düzenledi. Yapılan ortak açıklamalarda, “Seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel’in ve yönetiminin yanındayız” mesajı verildi.</p>

<p>Ancak tüm bu açıklamalarda dikkat çeken bazı eksiklikler de kamuoyunda tartışma yarattı.</p>

<p>Yapılan yürüyüş ve açıklamalarda CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu, Fahri Özkan ve önceki dönem milletvekillerinden Turabi Kayan’ın yer almaması dikkat çekti. Yine Lüleburgaz Belediye Başkanı’nın süreç boyunca net bir tavır ortaya koymaması, yürüyüşlere katılmaması ve kamuoyuna açık güçlü bir destek açıklaması yapmaması çeşitli soru işaretlerini beraberinde getirdi. Buna karşın daha sonra il binasında gerçekleştirilen belediye başkanları toplantısına katılarak Gerenli'nin hazırlanan &nbsp;ortak metne &nbsp;imza vermesi dikkatlerden kaçmadı.</p>

<p>Gözlemimize göre İl Başkanlığı tarafından hazırlanan görseller kamuoyuyla paylaşılırken, toplantılara kaç belediye başkanının katıldığı, kaçının imza verdiği; ilçe başkanlarından kimlerin toplantıda yer aldığı ve kimlerin destek açıklamasına imza koyduğu net olarak açıklanmadı.</p>

<p>Aynı durum il genel meclisi üyeleri, belediye meclisi üyeleri ve kadın kolları açıklamalarında da yaşandı. Kamuoyuna yalnızca ortak görseller servis edildi ancak destek verenlerin isim listeleri yada imza metinleri kamuoyu ile &nbsp;paylaşılmadı.</p>

<p>Oysa keşke yapılan toplantılarda açık basın açıklamaları düzenlenseydi, kamuoyu da bu birlik mesajlarına doğrudan şahit olabilseydi.İl Başkanlığı tarafından düzenlenen toplantılarda &nbsp;keşke ortak metinler imzaya açılsaydı ve kimlerin imza attığı, kimlerin imza atmaktan kaçındığı şeffaf biçimde ortaya konulsaydı diyorum.</p>

<p>Çünkü bugün CHP tabanının en çok merak ettiği konulardan biri budur:</p>

<p>Kimler Özgür Özel’in yanında?<br />
Kim sessiz?<br />
Kimler bekle-gör politikası yürütüyor?<br />
Kim gizli biçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyor?.Tüm kamuoyunun merak ettiği ve bilmesini istediği konuların başında geliyor.Kim yada kimler neyi tercih ediyor?</p>

<p>Bu bir tercih meselesidir çünkü.</p>

<p>Ya halkın oylarıyla seçilmiş, CHP’yi 47 yıl sonra Türkiye’nin birinci partisi haline getiren ve partiyi iktidar yürüyüşüne taşıyan Özgür Özel’den yana tavır alırsınız…</p>

<p>Ya da girdiği 13 seçimde kazanamamış sıdır çekmiş, yerel genel Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hiç birini &nbsp;kazanamayan, siyasette yaptığı stratejik hatalar yıllardır tartışılan Kemal Kılıçdaroğlu çizgisini desteklersiniz.Halkın umudu yerine AKP'nin umudu olmuş ve CHP yi bölme görevi verilmiş birinide tercihte edebilirsiniz.</p>

<p>Elbette herkesin siyasi tercihi kendisinedir. Ancak siyaset aynı zamanda açıklık ve cesaret işidir. Gizli destekler, perde arkası hesaplar ve bekleme politikaları tabanda güven oluşturmaz.</p>

<p>CHP sıradan bir siyasi parti değildir. Cumhuriyeti kuran partidir. Dünyada kuruluşunun üzerinden bir asır geçmesine rağmen varlığını sürdüren ender siyasi yapılardan biridir.</p>

<p>Bu parti darbeler gördü.<br />
12 Eylül’ü gördü.<br />
Muhtıralar gördü.<br />
Kapatılma süreçleri yaşadı.<br />
Ama her defasında küllerinden yeniden doğmayı başardı.</p>

<p>İsmet İnönü’nün yıllar önce söylediği o tarihi söz bugün yeniden hafızalara geliyor:“Hiçbir ülke yoktur ki, kendi içinden bizim kadar hain yetiştirebilsin.”</p>

<p>Bugün yaşanan süreçte de tarih herkesi not etmektedir.</p>

<p>Mutlak butlan kararının ardından sokaklarda direnenleri…<br />
Yağmur altında nöbet tutanları…<br />
TOMA’nın karşısında duranları…<br />
Biber gazına, plastik mermilere rağmen geri adım atmayanları…<br />
“Hak, hukuk, adalet” diye meydanları dolduranları…</p>

<p>Ve aynı zamanda sessiz kalanları da…</p>

<p>Başta seçilmiş Genel Başkan Özgür Özel ve ekibi olmak üzere, demokrasi mücadelesinin her alanında yer alan tüm CHP üyelerine ve demokrasiye sahip çıkan vatandaşlara,"Sokaklarda, meydanlarda Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber ya hiç birimiz diyen demokrasi sevdalılarına &nbsp;selam olsun.Unutmayalım ki;</p>

<p>Çünkü tarih, direnenleri de yazacaktır…<br />
Sessiz kalanları da…<br />
İhanet edenleri de…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 28 May 2026 17:10:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖZEL\&#039;den  Yeni Parti İddiaları Siyaset Gündemini Hareketlendirdi</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ozelden-yeni-parti-iddialari-siyaset-gundemini-hareketlendirdi-466</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ozelden-yeni-parti-iddialari-siyaset-gundemini-hareketlendirdi-466</guid>
                <description><![CDATA[ÖZEL\'den  Yeni Parti İddiaları Siyaset Gündemini Hareketlendirdi]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşanan gelişmelerin ardından Ankara kulislerinde yeni bir siyasi oluşum iddiaları gündeme gelmeye başladı.&nbsp;<br />
Parti genel merkezinde yaşanan gerginlikler, güvenlik güçlerinin Cumhuriyet tarihinde görülmemiş şeklinde &nbsp;müdahaleleri ve “mutlak butlan” tartışmaları sonrası siyaset sahnesinde dikkat çeken senaryolar konuşuluyor.</p>

<p>Parti yönetimine yönelik yargı süreci ve sonrasında yaşanan gelişmelerin ardından gözler yeniden parti içindeki güç mücadelesine çevrilirken, taraflardan gelen açıklamalar da kulislerdeki hareketliliği artırdı.</p>

<p>Genel Başkan Özgür Özel’in, partinin yeniden olağanüstü kurultaya gitmesi gerektiğini savunduğu ve 45 gün içerisinde bir kurultay çağrısı yapılmasını beklediklerini ifade etti. Ancak eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’na yakın isimlerin ise mevcut delege yapısında Özel’in yeniden seçilme ihtimalinin yüksek olduğunu düşündükleri ve bu nedenle “kurultay olsun ancak hemen değil, zamanında yapılsın” görüşünü savundukları iddia ediliyor.</p>

<p>“Yeni Yapılanma” İddiaları</p>

<p>Ankara kulislerinden yansıyan iddialara göre, parti içerisinde yeni bir yapılanma sürecinin planlandığı ileri sürülüyor. Bazı kaynaklar, mahalle delegelerinden başlayarak ilçe ve il kongrelerine uzanan yeni bir örgütsel sürecin işletilebileceğini, bu sürecin sonunda ise yeni bir delege yapısının oluşabileceğini öne sürüyor. Siyasi kulislerde konuşulan senaryolara göre bu sürecin 6 ila 7 ay sürebileceği değerlendiriliyor.</p>

<p>Öte yandan, Özgür Özel cephesinin olası bir erken seçim ihtimaline karşı hazırlık yaptığı ve yeni bir siyasi parti seçeneğinin masada olduğu yönündeki iddialar da gündemdeki yerini koruyor.</p>

<p>Parti İsmi Tartışmaları</p>

<p>Kamuoyuna sızdığı ileri sürülen bazı kulis bilgilerine göre kurulması düşünülen yeni siyasi oluşum için farklı isimler gündeme geliyor. Bazı çevreler partinin adının “İstiklal” olabileceğini öne sürerken, bazı kaynaklar ise “Ekim” ismi üzerinde durulduğunu iddia ediyor.</p>

<p>“Ekim” isminin özellikle kamuoyunda daha fazla karşılık bulabileceği değerlendirilirken, EKİM isminin seçilmesindeki gerekçe bunun Ekrem İmamoğlu ismiyle kurulan çağrışım nedeniyle tercih edilebileceği yönünde yorumlar yapılıyor.</p>

<p>Siyasi gözlemciler, yaşanan gelişmelerin Türk siyasetinde yeni bir kırılma yaratabileceğini belirtirken, parti içerisindeki mücadele ve olası yeni oluşum tartışmalarının önümüzdeki günlerde daha da netleşmesi bekleniyor.</p>

<p>Şimdilik tüm bu gelişmeler Ankara kulislerinde konuşulan iddialar ve siyasi değerlendirmelerden ibaret. Gözler ise önümüzdeki süreçte yapılacak resmi açıklamalara çevrilmiş durumda.</p>

<p>Bekleyip göreceğiz.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 18:06:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPERYALİST PROJE..!</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/emperyalist-proje-465</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/emperyalist-proje-465</guid>
                <description><![CDATA[EMPERYALİST PROJE..!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; İnsan yaşamında öyle enteresan kişilerle&nbsp; karşılaşıyor ki&nbsp; aradan uzun yıllar&nbsp; geçse bile o olayı hafızasından bir türlü silemiyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Liseyi bitirdikten hemen ertesinde işçilik hayatına başladığım&nbsp; Çerkezköy’de emek ve&nbsp; demokrasi mücadelesi sürecinde çok değerli bir kişiyle tanışmıştım, ismi Metin Karaca.Pancar Bölge şefliğinde çalışıyordu.Derler ya sapına kadar sosyalist birisiydi.Zaten çevresinde onu çoğu “Komünist Metin”olarak adlandırıyorlardı,kötü anlamda değil tabii ki.Onun eşitlikçi,toplumcu,koletif davranışları sebebiyle ona bu lakabı uygun görmüşlerdi.Emek ve Demokrasi mücadelesi alanında kendisinden çok şey öğrendiğim bu değerli sosyalist abimin çok enteresan siyasi tespitleri vardı.Hiç bir siyasi oluşumlardan geri kalmaz,bugüne kadar kurulan bütün sol, sosyalist partilerde ya kurucular arasında yer almıştır yada partinin yönetim kademelerinde görev yapmıştır.O her şeye&nbsp; temkinli yaklaşır,gördüğü,duyduğu bir şeyde en ufak bir şüphe hissederse ona “Bu bir emperyalist proje”derdi.Dün CHP Genel Merkezine yapılan o utanç verici saldırıyı görseydi rahmetli,”Bu olay bir emperyalist bir projedir.Bunun arka planında dönen çok önemli şeyler var”diye yakın dostlarını uyarırdı.Dün bütün dünyanın gözü önünde başkent Ankara’nın göbeğinde yaşananları görünce hemen Metin abinin o ünlü nitelendirmesi aklıma geldi.Bir de buna sebep olan, bir zamanlar milyonlarca insanın&nbsp; umudu olmuş,arkasından yürümüş,hatta benim bile sempatimi kazanmış bu şahsın halkına&nbsp; reva gördüğü en büyük kötülüğü&nbsp;&nbsp; düşündükçe insanın havsalı almıyor.Metin abinin ülkemizde ve dünyada olan siyasi gelişmelere ait çok doğru tespitleri,değerlendirmeleri vardı.Bazen yanılsa da çoğunlukla söylediklerinde haklı çıkıyordu.Keşke Rahmetli bu kez de yanılsaydı da bu çirkinlere şahit olmasaydık. ”Ötekiler,Taşeron İşçiler”kitabımda da kendisine geniş yer verdiğim,bu dünyadan ebediyete intikal edene kadar söyledikleriyle yaşamı arasında tutarlılık olan;cenazesini tıp öğrencilere kadavra olsun diye vasiyet eden Metin Karaca abimi burada saygıyla,özlemle anıyorum.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Işıklar içinde uyusun.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 25 May 2026 14:17:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LAİKLİĞE,CUMHURİYETE VE DEMOKRASİYE MUTLAK BUTLAN!</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laikligecumhuriyete-ve-demokrasiye-mutlak-butlan-464</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laikligecumhuriyete-ve-demokrasiye-mutlak-butlan-464</guid>
                <description><![CDATA[LAİKLİĞE,CUMHURİYETE VE DEMOKRASİYE MUTLAK BUTLAN!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; Bu topraklarda Laiklik, Cumhuriyet ve Demokrasi 200 yıldır süren Osmanlı-Türk Modernleşmesi birikiminin ürünüdür.&nbsp;<br />
1908,1923 Devrimleri ve Çok &nbsp;Partili Sistem bu birikimin doruk noktalarıdır. 21 Mayıs’da &nbsp;Mutlak Butlana uğratılan CHP ile birlikte Laikliktir,Cumhuriyettir, Demokrasidir. Mutlak Butlan ile Kılıçdaroğlu’ndan &nbsp;beklenen AKP'nin Türkiye’ye yaptığını &nbsp;CHP’ye yapmasıdır! &nbsp;Yanlız Erdoğan ve Kılıçdaroğlu’nun unuttuğu bir gerçek var o da; Türkiye dünyada demokratik birikimi en güçlü ülkelerden birisi olduğu gerçeği . Erdoğan,Kılıçdaroğlu, Bahçeli ve ABD Ankara Büyük Elçisi Tom Barrack’ın &nbsp;desteği ile Türkiye seçimlerin yapılmadığı veya formalite haline getirildiği monarşik bir rejime asla geri döndürülemez.<br />
&nbsp;Bu iş Siyasal İslamcı AKP'yi çok aşar… O iş bitti!Modernite sürecimiz gerici güç odakları tarafından zaman, zaman aşındırılabilir ama geriye dönüş olmaz. Bu konuda ısrar edenleri halk eninde sonunda tarihin çöplüğüne gönderir.Türkiye’nin sosyolojisi AKP'yi, &nbsp;Kılıçdaroğlu’nu ve Bahçeli’yi aştı. Türkiye’de yaşanları Gramsci’nin “Eski dünya ölüyor,yeni dünya doğmak için mücadele ediyor, şimdi canavarlar zamanı” ifadesi çok net bir şekilde açıklıyor.<br />
&nbsp;Ezcümle;Mutlak Butlan kararı sadece CHP’ye yönelik bir saldırı değil, Türkiye’nin Modernleşme birikiminin ürünü olan Laikliğe,Cumhuriyete ve Demokrasiye bir saldırıdır..!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 15:51:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’de “Mutlak Butlan” Kararı Sonrası İlk Gece: İl Binasında Direniş Nöbeti</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpde-mutlak-butlan-karari-sonrasi-ilk-gece-il-binasinda-direnis-nobeti-463</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpde-mutlak-butlan-karari-sonrasi-ilk-gece-il-binasinda-direnis-nobeti-463</guid>
                <description><![CDATA[CHP’de “Mutlak Butlan” Kararı Sonrası İlk Gece: İl Binasında Direniş Nöbeti]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve parti yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırılması, eski Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin görevi devralmasına yönelik kararının ardından, CHP örgütlerinde hareketli saatler yaşandı. Kararın duyulmasının hemen ardından çok sayıda partili CHP Kırklareli İl Başkanlığı binasına akın ederek kararı protesto etti.</p>

<p>Parti binası önünde toplanan partililer, “Bu kararı tanımıyoruz” sloganları atarken, gece boyunca süren nöbette demokrasi ve parti iradesine sahip çıkılması yönünde mesajlar verildi.</p>

<p>Parti Örgütü İl Binasında Toplandı</p>

<p>CHP Kırklareli İl Başkanı Bora Terzi, il yöneticileri, belediye başkanları, ilçe başkanları, belediye meclis üyeleri ve çok sayıda partili gece boyunca il binasında bir araya geldi. Partililer, Genel Başkan Özgür Özel’e destek mesajları vererek alınan kararın “yok hükmünde” olduğunu savundu.</p>

<p>Gece boyunca parti binasında dikkat çeken isimler arasında eski il Başkanlarından, milletvekili Turgut Dibek, eski belediye başkanlarından Cavit Çağlayan ile merkez ve ilçe örgütlerinden çok sayıda yönetici yer aldı. Lüleburgaz, Pınarhisar, Babaeski ve Kofçaz ilçe başkanlarının yanı sıra Ahmetbey, Kavaklı, Alpullu, Kaynarca ve Büyükkarıştıran belediye başkanlarının da gece boyunca parti binasında olduğu gözlendi.</p>

<p>Partililer yaptıkları açıklamalarda, “Bizim için Genel Başkanımız Özgür Özel’dir. Atanmış değil, seçilmiş iradenin yanındayız” ifadelerini kullandı.</p>

<p>“Hak, Hukuk, Adalet” Sloganları Geceye Damga Vurdu</p>

<p>İl Başkanlığı önünde yapılan açıklamalar sırasında sık sık “Hak, Hukuk, Adalet” ve “Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganları atıldı. Partililer alınan kararın siyasi olduğunu savunurken, yaşanan süreci “hukuk katliamı” ve “sivil darbe girişimi” olarak değerlendirdi.</p>

<p>Gece boyunca nöbet tutan partililer, “Mücadele edeceğiz. Bir kez daha Tayyip Erdoğan’ı iktidarda tutacak girişimlere izin vermeyeceğiz” diyerek tepkilerini dile getirdi.</p>

<p>Bora Terzi: “Bu Karar Hukuki Değil, Siyasidir”</p>

<p>CHP Kırklareli İl Başkanı Bora Terzi yaptığı konuşmada, örgütün kararlı duruşuna vurgu yaptı. Terzi, şunları söyledi:</p>

<p>“Cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıktığınız için her birinize teşekkür ediyorum. Alınan bu karar hukuki değil, siyasidir. Biz bu kararı kabul etmiyoruz. Baba ocağımızda ışıklar sönmeyecek. Direniş nöbetimizi sürdüreceğiz.”</p>

<p>Terzi ayrıca, CHP örgütünün Genel Başkan Özgür Özel’in yanında olduğunu ifade ederek parti tabanının demokrasi mücadelesini sürdüreceğini söyledi.</p>

<p>Gözler Katılmayan İsimlerdeydi</p>

<p>Öte yandan gece boyunca parti binasında bulunmayan bazı isimler de kulislerde konuşuldu. CHP Kırklareli Milletvekili Vecdi Gündoğdu ile bazı eski il başkanları( Ünal Başkur,Gürcan Saatçı, Tayfun Okan Çobancık, Alaaddin Güncer) önceki dönem Merkez İlçe Başkanları Özgür Uygul, Neslişah Erseçkin), &nbsp;ve önceki dönem yöneticilerinin geceye katılmaması dikkat çekti.</p>

<p>Parti tabanında, karar öncesinde “mutlak butlan” beklentisi içerisinde olduğu öne sürülen bazı isimlerin süreç karşısındaki sessizliği de tartışma konusu oldu.</p>

<p>Sabaha Kadar Nöbet Tutuldu</p>

<p>CHP Kırklareli İl Başkanlığı’nda başlayan nöbet sabahın ilk ışıklarına kadar sürdü. Partililer gece boyunca il binasında kalarak partiye ve seçilmiş yönetime sahip çıkacaklarını ifade etti.</p>

<p>Sabaha karşı saat 04.30’a kadar süren nöbette partililer, “Baba ocağında ışıklar sönmeyecek” mesajı verdi.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 14:17:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Baba Ocağına Diz Çöktüremezsiniz</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/baba-ocagina-diz-cokturemezsiniz-462</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/baba-ocagina-diz-cokturemezsiniz-462</guid>
                <description><![CDATA[Baba Ocağına Diz Çöktüremezsiniz]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Burası bizim evimizdir.<br />
Burası bizim baba ocağımızdır.<br />
Burası, Mustafa Kemal Atatürk'ün emaneti olan Cumhuriyet Halk Partisi'dir.</p>

<p>Bu partinin yönünü korkuyla değiştirebileceğini sananlar büyük bir yanılgının içindedir.</p>

<p>Çünkü bu evi kimin yöneteceğine saraylar değil, halk karar verir.<br />
Bu ocakta kimin oturacağına kulisler değil, örgüt karar verir.</p>

<p>Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in yanındayız.</p>

<p>Bugün "mutlak butlan" adı altında yürütülen tartışmaların neyi hedeflediğini gayet iyi biliyoruz. Mesele hukuk değildir. Mesele, büyüyen halk iradesini durdurma telaşıdır.</p>

<p>Ama unuttukları bir şey var:</p>

<p>Biz zalimin karşısında susmayı değil, direnerek ayakta kalmayı öğrendik.</p>

<p>CHP teslim alınacak bir parti değildir.<br />
CHP, baskıyla susmayanların, tehdit karşısında geri çekilmeyenlerin partisidir.</p>

<p>Biz mücadeleden kaçan değil, bedel ödeyerek yürüyen bir geleneğin çocuklarıyız.</p>

<p>Dün boyun eğmedik.<br />
Bugün de eğmeyeceğiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 May 2026 11:57:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÖLÜMÜN SOLUĞUNU ENSENDE HİSSETMEK</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/olumun-solugunu-ensende-hissetmek-461</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/olumun-solugunu-ensende-hissetmek-461</guid>
                <description><![CDATA[ÖLÜMÜN SOLUĞUNU ENSENDE HİSSETMEK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">ÖLÜMÜN SOLUĞUNU ENSENDE HİSSETMEK</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Sağlıklı, mutlu ve huzurlu yaşamak güzel ama hastalıklar,elemler,ayrılıklar,ölümler de&nbsp; hayatımızın katı bir gerçeğidir.Nasıl dikensiz bir gül bahçesi bulmak olanaksızsa sorunsuz ve mükemmel bir hayat yaşamak da neredeyse imkansız.Yaşam merdivenleri inişli çıkışlıdır.Hayatımızın akışı içinde sevinçlerin,mutlulukların yanında birçok sorunla,zorlukla da karşılaşabiliriz.Normalde hepsini gayet makul karşılamamız gerekiyor ama biz kendimizi öyle şartlandırmışız ki&nbsp; hayatın hep iyi yanını düşünüyoruz.Hiç hastalanmayacakmış,hiç ölmeyecekmiş gibi bir halet-i ruhiye içinde sağlığımıza gereği kadar dikkat etmeyerek yaşamaya çalışıyoruz.Ama gelin görün ki insan sağlığının kıymetini ancak onu kaybettikten sonra anlayabiliyormuş.Hikayemizin kahramanı Numan Bey,bunun böyle olduğu ancak başımdan geçen o unutulmaz buhranlı dönemi yaşadıktan sonra anlar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Uzun yıllar çeşitli sektörlerde beden işçisi olarak çalışmış,erken yaşlarda başladığı sigortalı yaşamı, kırk dört gibi genç sayılacak bir yaşta emekliliği hak kazanarak aktif çalışma hayatımı sonlandırmıştı.En son çalıştığı işyerinde ilişkisini kesmek için gittiği&nbsp; İnsan Kaynakları departmanında onu gören akranı şef:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Olmaz böyle şey!bunda bir yanlışlık olmalı,sen daha çok gençsin”demesi onu hayli gururlandırmıştı.Bir de emekliliğinin ilk günlerinde bir yakınının oğlunu&nbsp; iş başvurusu için fabrikanın birisine götürdüğünde,çocuk iş talep&nbsp; formunu doldururken bekçinin ona,”Sen niye form doldurmuyorsun?Çalışmaya niyetin yok mu yoksa?”diye uyarması da çok hoşuna gider.Numan Bey’in dışardan bakıldığında kaporta iyi gözüküyor ama motorda arıza bitmiyordu.Çok sağlıklı görünse de&nbsp; emekliliğine&nbsp; az bir süre kala son zamanlarda hayli ciddi sağlık problemleriyle boğuşur olmuştu.Aslında çok düzenli bir yaşam tarzı vardı.İşyerinde çalışırken koruyucu sağlık kurallarına harfiyen uyuyor;sigara alkol gibi&nbsp; sağlığımızı için için&nbsp; harap eden bütün kötü alışkanlıklardan da uzak kalıyordu.İnsan,çalışırken sağlığına ne kadar dikkat etse de maruz kaldığı tehlikeli ortamlardan mutlaka zarar görebiliyor,hastalığa yakalanma riski kaçınılmaz oluyordu.Onun da&nbsp; en son uzun yıllar çalıştığı ağır sanayi kategorisine&nbsp; giren fabrikada zorlu çalışma&nbsp;&nbsp; koşulları;maruz kaldığı kimyasal gazlar,tozlar,yüksek desibelli gürültülü ortamlar sağlığını iyice bozmuştu.Daha işyerinde çalışırken yakalandığı kronik sağlık problemleri yüzünden sık sık işyeri hekimine çıkıyordu.Bu sıklıklar o kadar artmıştı ki&nbsp; kendisine her zaman iyi davranan işyeri hekimi, hakkında olumsuz bir düşünceye kapılmasın diye hasta olmasına rağmen karşısına çıkmaya&nbsp; sıkıldığı için&nbsp; tedavisini SGK hastanesinde&nbsp; devam ettiriyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Genç yaşta emekliliği ona, kendini dinleme ve bozulan sağlığını tedavi ettirmek&nbsp; için büyük bir fırsat yaratmıştı.Çalışırken tedavisini yaptıramadığı yarım kalmış rahatsızlıklardan kurtulmak için hemen hemen her gün hastane kapılarını aşındırıyordu.Hastaneye gide gele bu kez hastanedeki hekimlerle ahbap olmuştu.Hatta,bir keresinde iyi görüştüğü dahiliye hekimi ona,”Hiç bir şeyin yok, evham yapıyorsun,git kendine bir meşgale bul!”diye tatlı sert uyarmasına&nbsp; rağmen sağlığı düzeleceğine daha da kötüye gidiyordu.Sonunda, uzun bir depresyonlu hayatının başlangıcı olan&nbsp; beklenen o an ortaya hasıl olur.Büyük bir acı ve sancıyla kendini zor attığı tuvalette idrar yollarından gelen koyu simsiyah kan deryası onu yeyip bitirir.Çektiği öyle bir acıdır ki canından can alırcasına adeta ömrünün yarısını alıp götürür.Kanama sonucu tıkanan idrar yollarının açılması için hastane aciline&nbsp; gittiğinde tahlil sonuçlarının anormalliğini gören doktor,”Gördüm de bu kadarını görmedim”diyerek hayretini&nbsp; gizleyemiyordu.Zaten ne olduysa ondan sonra oluyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; O yıllarda kamu kurumu hastanelerinde çalışan doktorların dışarda muayene açma hakları vardı.Doktorlar tedaviyi hastanede başlatıp geri kalanını özel muayenelerinde devam ediyorlardı.Ona bakan üroloji hekimi kibarca,”Senin tahlil değerlerinde bir anormallik gördüm.Bu kadar yüksek olmaması gerekir.Yarın istersen&nbsp; bana bir uğra”diyerek onu kendi muayenesine çağırıyor.Doktor bu çağrıyı çok ciddi,umutsuz bir vaka ile karşılaşmış bir yüz ifadesiyle yapınca bizim Numan Bey’in kuyruk titremeye başlıyor.Panikten ne yapacağını şaşırır,eli ayağına dolaşır.Acil’den çıktığı gibi soluğu doğru evde alıyor.İçeri girer girmez hemen bilgisayarını açıp daha önce hiç yaptırmadığı,adını bile duymadığı tahlilin ne menem bir şey olduğu öğrenince başından kaynar sular dökülüyor.Eğer doktorun şüphelendiği şey doğruysa bu değerler onun&nbsp; yüzde yüz prostat kanserine&nbsp;&nbsp; yakalanmış olması demekti.Hem de, bundan geri dönüşü ve kurtuluşu olmayan kanserin son evresinde...Çünkü değerler sınır sayılan rakamın tam on yedi katı kadarını gösteriyordu.Biçare Numan Bey belki bu işte bir yanlışlık vardır,internet de yanılabilir umuduyla konuyla ilgili onlarca sağlık sitesine girer.Hepsinde de aynı bilgiler olunca,mevcut tahlil sonuçlarına&nbsp; göre&nbsp; kendisi artık kanserdir.Büyük bir hayal kırıklığı ve moral bozukluğuyla bilgisayarını kapatır.Doktoru&nbsp; ona daha kesin sonucu söylemeden bu kendinin&nbsp; kanser olduğuna&nbsp; inanmaya başlamıştır bile.Zaten bundan&nbsp; sonra, aylar sürecek bitmek tükenmek bilmeyen o&nbsp; depresyonlu günleri&nbsp; başlıyor.Belki bir umut olabilir düşüncesiyle ertesi günü üroloji hekiminin özel muayenesinin kapısını çalar.Burada da yapılan tahlil ve tetkikler sonucu değiştirmiyor,değerleri yine çok yüksektir.Üroloji doktoru&nbsp; onu meslekdaşı, intaniye doktorunun özel muayenesine yönlendiriyor.Kapana kısılmış bir kaplan gibi çaresiz alan Numan Bey derdine çare bulmak için&nbsp; üroloji ve intaniye uzmanı iki doktorun özel muayenesi arasında uzun bir süre mekik dokuyor.Doktorların her ikisi de elde ettikleri sonuçlara göre kendisine “Ne kansersin,ne değilsin”diye kesin bir şey söylemeyip onu oyalayıp duruyorlar.O süreçte hastamızın ruh hali hiç de iyi değildir.Başta ailesi olmak üzre yavaş yavaş herkesten&nbsp; uzaklaşmaya başlamış,kendini iyice yalnızlığa vurmuştur.Zaman ilkbaharın ilk aylarıdır..Doğa, uzun ve kasvetli&nbsp; kış günlerinin etkisini&nbsp; üzerinden yavaş yavaş atmaya başlamış,kendini hızla yenileme telaşındadır.Ağaçlar yeni yeni uyanmaya;çiçeğini açmak için&nbsp; sabırsızlanan badem ve erik ağaçları, gelinlik kızlar gibi&nbsp; pembeler, beyazlara bürünmüşlerdi.Bu arada, aylarca gözükmeyen göçmen kuşlar birer birer yuvalarına dönmeye başlamış,sıcağı gören karıncalar dayanamayıp hücum edercesine toprağın altından kendilerini dışarıya atmaya çabalıyorlardı.Dışarda bunlar olurken can telaşına düşmüş Numan Bey,ne yapacağını şaşırmış vaziyette kara kara düşünmektedir.”Acaba daha ne kadar ömrüm kaldı?”Nişanlı olup,birkaç ay sonra evlenecek kızı için derin kaygı duyuyor,”Kızımın düğününü görecek miyim?...Onun mutluluğunu gördükten sonra ölürsem öleyim...”gibi nevrotik düşüncelerle yalnız başına boğuşup duruyordu.Üzülmesinler diye ailesine bile hastalığıyla ilgili bir şey söyleyemiyordu.Bazen kendini tek başına&nbsp; kırlara vuruyor,kafasındaki ölümü çağrıştıran o olumsuz düşüncelerden kurtulmaya çalışıyordu.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bu arada doktorunun&nbsp; verdiği ağrı kesici,iltihap giderici ilaçları kullansa da&nbsp; kan değerlerinde çok fazla bir değişiklik olmuyordu.Hastalık&nbsp; sebebiyle&nbsp; kandaki hormonal denge bozulmuş,yediklerini çıkardığı için hızla bir kilo kaybı da yaşıyordu.Onun&nbsp; bu zayıflamış,beti benzi solmuş&nbsp; depresif halini&nbsp; gören dostları hayretler içinde kalıyor,söyleyecek bir şey bulamıyorlardı.O ise dostlarının bakışlarından en ufak bir umut belirtisi bulmaya çalışıyor,onların söyleyeceği bir çift&nbsp; güzel&nbsp;&nbsp; söze bile gereksinme duyuyordu.”Dertli insan içi duman dolu oda gibidir derler,onu dinlemek, odaya bir pencere açmak demektir.”İnsanlar dertleriyle baş edemedikleri zaman en yakınlarından manevi destek görsün isterler.Çok şükür ki Numan Bey’in de&nbsp; gerçek dostları vardır elbette.Arkadaşlarının bir mum misali günden güne erimesine;canlı cenaze gibi ortalıkta avere avere dolaşmasına daha fazla müsaade etmezler.Onun uzun bir süreden beri tedavi gördüğü doktora,”O bizim vazgeçemeyeceğimiz gözbebeğimiz,onu oyalayıp durma.Ya iyileştir ya da başka bir yere sevk et”diye baskı oluştururlar.Onun aynı branşta daha donanımlı bir başka uzman hekime daha görünmesini sağlarlar.İşte o doktorun işi sıkı tutup kesin sonucu öğrenmesi için onu acil olarak bir üniversite araştırma hastanesine yönlendirir.Fakülte hastanesinde kesin teşhisin konulması için biyopsi yapılması gerekiyor fakat Numan Bey’in bunu kaldıracak ne mecali kalmıştı ne de cesareti...Biyopsi raporu ya&nbsp; olumsuz çıkarsa buna nasıl dayanacaktı?..Kafasında yeniden bir sürü nevrotik&nbsp; senaryolar dolaşmaya başlamış, artık kronikleşmiş&nbsp; depresyon moduna tekrar girer.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Kendini günden güne ölüme hazır etmeye çabalıyordu ama geride bırakacağı sevdiklerini üzeceğine çok üzülüyordu.Onun için gerçekten zor bir durumdu.”Ne yapalım ömrümüz bu kadarmış,ölümden kaçış olmaz.Nasılsa bir gün öleceğim,ha bir gün önce ölmüşüm,ha bir gün sonra ne fark eder”diye kendisine teselli vermesine rağmen bu dünyadan zamansız gitmeyi de&nbsp; hiç istemiyordu.Yaşam gibi güzel bir şey varken,ölümü kim isterdi ki?..Hastaneden gelecek biyopsi sonuçlarını beklerken aklından geçen bunlardı.Eğer sonuç&nbsp; kötü çıkarsa bunu nasıl karşılayacağını düşünmek bile istemiyordu.Ortada daha fol yok,yumurta yokken bu nasıl can vereceğinin derdine düşmüştü.Kafasında oluşturduğu en kötü ihtimali gözünün&nbsp; önüne getirip aynı hastalığa yakalanmış hemşerisinin dayanılmaz acılar içinde ölmesini kendine uyarlayıp”Ben böyle acı çekeceğine intihar ederim daha iyi”diye olmayacak saçma sapan düşünceler içindeydi.Aklından geçirdiği şey,”Kanser olduğumu öğrendiğimde önce bütün kardeşlerimi,dostlarımı tek tek ziyaret eder birer akşam misafir kalırım.Hiç uyamadan, onlarla sabaha&nbsp; kadar doyasıya muhabbet ederim.Sonra, onlara hiç bir şey söylemeden ortalıktan kaybolur,beni bulamayacakları bir yerde hayatıma son veririm.Öldüğümü bilmesinler,benim için üzülmesinler, o bana yeter.”</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ölümün soğuk nefesini her an ensesinde hisseden;ölümden başka hiç bir şey düşünmeyen&nbsp; Numan Bey’in&nbsp; girdiği çok ağır depresyonu, biyopsi sonucunun almasına kadar sürer.Bir ay gibi süren bekleme sürecinde her gün,her dakika ölüp ölüp dirilir.Bu depresyon sürecinde ne ailesine bir şey anlatıyor ne de bir Psikiyatri hekiminden psikolojik destek almayı akıl erdiremiyor.Belki alsaydı,süreci bu kadar ağır bir depresyonla geçirmeyebilirdi.Bitmek bilmeyen o kaotik günler nihayete erip&nbsp; hastaneden biyopsi raporunun çıktığını bildiren telefonu alır.İdama mahkum olmuş bir mahkumun geçireceği kamus dolu son gecesi gibi o akşam sabaha kadar gözüne uyku girmiyor.Yanıbaşında hiçbir şey olmamış gibi gayet rahat, mışıl mışıl uyuyan karısına&nbsp; bakıp,kendi yalnızlığa sığınarak sabahı zor yapıyor.Sabah erkenden kalkıp uykusu ağır olan eşine bile haber vermeden fakülte hastanesinin yolunu tutar.Hastaneye vardığında biyopsi raporunu alacağı patoloji bölümüne gidene kadar ecel terleri döker.Kapıyı çalıp içeri girdiğinde ona uzatılan raporu alırken korkudan bayılacak gibi oluyor.Son bir gayret edip&nbsp; kendini dışarı atar.Zarfı açarken kalbi yerinden fırlayacakmış gibi atarken o titreyen elleriyle tuttuğu raporu okumaya başlar.Rapordaki tıbbi terimlerin çoğunu anlamasa da en azından&nbsp; kanser olmadığını belirten&nbsp; açıklamayı okuduktan sonra fakülte hastanesinin ilaç ve kasvet konan ıssız koridorun bir köşesine çömelip sevinçten göz yaşlarına boğulur.İlk yaptığı şey,hastalık sürecinde kendisine hiç destek olmasa da&nbsp; çocuklarının annesi, eşini arayarak,”Kanser değilmişim,ölmeyeceğim!”deyip sevincini onunla paylaşır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Tabii ki insanca,sağlıklı,mutlu ve umutlu yaşamaktır aslolan.Fakat, her şeye&nbsp; yine de “yaşamak”çok güzel bir şeydir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 18 May 2026 11:26:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP;İKİNCİ CUMHURİYET SINAVINDA! </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpikinci-cumhuriyet-sinavinda-460</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpikinci-cumhuriyet-sinavinda-460</guid>
                <description><![CDATA[CHP;İKİNCİ CUMHURİYET SINAVINDA! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;</p>

<p><br />
Atatürk’ün önderliğinde 1.Kurtuluş Savaşı’nı kazanan CHP,ardından, yine Atatürk’ün önderliğinde, feodal monarşik Osmanlı İmparatorluğu’un yerine, bir Modernite devrimi olan 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi ile modern Türkiye’yi kurmuş ve 1950 yılında ise ülkeyi çok partili sisteme taşımıştı.<br />
31 Mart 2024 yerel seçimlerden, 47 yıl sonra birinci parti çıkan, bunu bugünde sürdüren CHP, 19 Mart 2025 tarihinden beri, çeyrek yüzyıllık iktidarı sonucu parti devletine dönüşen, emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin “yeşil kuşak” politikalarının &nbsp;bir imalatı olan,siyasal islamcı AKP ve yönetimi sonu gelmez hukuk dışı saldırıları altında! AKP çeyrek yüzyıllık iktidarında Laik Cumhuriyet’in &nbsp;tüm kazanımlarını tasfiye etme gayreti ve yağma ve talana dayanan politikaları ile Türkiye’yi ekonomik iflasa sürükledi. Küçük bir oligarşik azınlık dışında toplumun kahir ekseriyeti aç ve yoksul.Cumhuriyet’in kazanımlarına ve Türkiye’nin yağmalanmasına,talan edilmesine ve de iflasa süreklenmesine halk 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde büyük tepki gösterdi.&nbsp;<br />
&nbsp;İmamoğu-Özel liderliğinde yenilenen CHP’yi 47 yıl sonra &nbsp;bugünde süren 1.parti yaptı. Halka artık anlatacak bir hikayesi kalmayan AKP veyönetimi, çareyi 19 Mart 2025 tarihinden itibaren CHP’ye hukuk yoluyla saldırılarda bulundu. CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu ve CHP li Belediye Başkanları zindana atıldı. CHP’nin başka bir potansiyel Cumhurbaşkanı adayı Yavaş’a operasyon &nbsp;ise an meselesi. CHP’li belediyeler yolsuzluk iddiaları nedeniyle nerdeyse &nbsp;her gün yeni &nbsp;saldırılara maruz kalıyor, fakat halk bir türlü ikna edilemiyor. Halk;CHP’li belediyelerde &nbsp; iddia edilen(!) yolsuzlukların, bin mislinin AKP’nin merkezi ve yerel &nbsp;iktidarında &nbsp;gerçekleştiği kendi gözlemlerinden biliyor! CHP, siyasal İslamcı AKP'nin &nbsp;bu saldırılarına karşı sokakta direniyor! Öte yandan AKP CHP içersinde &nbsp;belki de hiç bir zaman CHP’nin ideolojisini içselleştirmemiş,kripto AKP ‘li &nbsp;belediye başkanlarını (!) transfer ediyor, AK-Matik ile paklıyor! CHP’li belediyelere yeni operasyonlar ve yeni transferler gündemden hiç eksik olmuyor. Transfer edemedikleri belediyelere “kayyum” atıyorlar. Yerel seçimlerde kazanamadıkları başta CHP’li belediyeler &nbsp;olmak üzere muhalefetin elindeki tüm belediyelere hukuku araçsallaştırarak el koyuyorlar. Fakat ne yapsalar &nbsp;halk &nbsp;gene de bir türlü ikna olmuyor. İnşa ettikleri %90’lık medya aparatı bir işe yaramıyor. Bundan dolayı Cumhuriyeti kuran CHP üzerinde “Mutlak Butlan” kılıcını CHP nin başında saldırıyorlar.<br />
Mutlak Butlan2ın çıkarılması demek 75 yıldır süren Çok Partili Sistem’in sona ermesi demektir. Siyasal İslamcı AKP erken ya da zamanında yapılacak bir seçimde kazanamayacağını çok iyi biliyor! Seçimlere muhalefetin adaylarınıda kendisinin belirlediği bir şekilde &nbsp;giderek, seçimleri formalite haline getirmek istiyor. Bütün bunların arka planında siyasal islamcı AKP'nin fiilen gerçekleştirdiği &nbsp;rejimi, &nbsp; Türkiye’yi politik bir İslam emirliğine dönüştürerek tamamlamak &nbsp;ve başarabilirse ilelebet iktidarda kalmak istiyor… &nbsp;Monarşi söylemlerinin tedavüle sokulması tesadüf değil! CHP, ortadan kaldırılmadan bütün bunların &nbsp;yapılması &nbsp;asla mümkün değil… CHP; Özel’in &nbsp;liderliğinde &nbsp;halkla ve zindanlarla yatanlarla beraber bu sürece direniyor. Son günlerde CHP lideri Özel’in itibarsızlaştırılarak yok edilmek istenmesinin ardında bu var! CHP Cumhuriyeti kuran bir partidir. 1923’de kurulan Laik Cumhuriyet’in fiilen yıkıldığı, yerine teokratik-totaliter bir rejimin kurulmak ve kalıcı hale getirilmek istendiği koşullarda CHP’yi “İkinci Cumhuriyet Kurtuluş Sınavı” bekliyor! &nbsp; Bu savaşın nüvelerin CHP’nin örgütlediği direniş eylemlerinde görülüyor. Çünkü bu nüveler sadece CHP’lilerden oluşmuyor. Türkiye tarihsel kavşakta; ya teokratik-totaliter bir Cumhuriyeti ya da Laik Cumhuriyet! &nbsp; CHP; “İkinci Cumhuriyet Savaşı” sınavını 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi birikimine (Bu birikim 1908,1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimleri’ni ve 75 Çok Partili Sistemi getirdi) sahip toplumsal kesimleri kendi önderliğinde birleştirip, aktifleştirerek &nbsp;vermeye çalışıyor.. Bu yolda da epey mesafe de aldı!<br />
&nbsp;CHP’nin bu “İkinci Kurtuluş Sınavı” nı kazanması Türkiye için yaşamsaldır. Yıkılan Laik Cumhuriyet’in yerine, 1923 Cumhuriyet’in kazanımlarınıda içeren laik, demokratik,sosyal ve ekolojik yeni bir Cumhuriyet &nbsp;ancak , CHP’nin &nbsp;“İkinci Kurtuluş Sınavı”nı &nbsp;sınavını sandıkta &nbsp;başarması &nbsp; sonucu kurulabilir…!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 17 May 2026 13:09:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SİLİVRİ GÜNLÜKLERİ</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/silivri-gunlukleri-459</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/silivri-gunlukleri-459</guid>
                <description><![CDATA[SİLİVRİ GÜNLÜKLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ankara’da oturuyorsun. Her sabah aynı adliyeye gidiyor, on altı yıldır aynı koridorlarda haber kovalıyorsun.</p>

<p>Sonra bir gün Silivri’desin.</p>

<p>İnsan bazı haberleri okur geçer. Bazılarıysa eve girer, masaya oturur. Sessizleşir herkes. Çünkü bu kez haberlerde gördüğünüz gazeteci Alican Uludağ, benim kuzenim.</p>

<p>Bir anda evin içindeki cümleler değişiyor. Telefonlar kısa konuşuluyor. Eşi dimdik durmaya çalışıyor ama insan bazı yüklerin omuzda değil, gözlerde taşındığını anlıyor. Çocuklar babalarının ne zaman döneceğini bilmiyor.</p>

<p>Bugün Silivri’deydim. Alican Uludağ’ın eşi, çocukları ve ailesiyle birlikte görüş günündeydik. O uzun bekleyişin tam ortasında onların yanındaydım. Doruk’la Güneş’in babalarını görecekleri anı beklerken yaşadıkları heyecana tanık oldum.</p>

<p>İnsan o an anlıyor; bazı çocuklar yaşından önce büyüyor.</p>

<p>Cezaevi kapısının önünde bazen yalnızca insanlar beklemiyor; özlem bekliyor, hasret bekliyor, yarım kalmış bir ev bekliyor.</p>

<p>Çocukların baba hasretini insanın gözünün içine baka baka yaşaması kolay unutulmuyor.</p>

<p>Bazı cümleler işte tam burada bitiyor.</p>

<p>Silivri, Ankara’ya 550 kilometre uzak. Ama bazı mesafeler kilometreyle ölçülmüyor.</p>

<p>Ankara’dan alındı. İstanbul’a götürüldü. Silivri’ye konuldu. Dosyası Ankara’ya gönderildi; kendisi gönderilmedi.</p>

<p>On altı yıldır haber yaptığı adliyede yüz yüze savunma yapmak istedi. Ekran karşısına çıkarılması uygun görüldü.</p>

<p>Gerekçe: “Kaçma şüphesi.”</p>

<p>Oysa onu tanıyan herkes bilir. Kaçacağı tek yer yine Ankara Adliyesi’nin basın odası olurdu.</p>

<p>Bir mahkeme kararını haber yaptı. Yalnızca bunu yaptı. Üstelik ortada yalanlanan bir haber de yoktu.</p>

<p>Ama Doruk ve Güneş yine de babalarını bekliyordu.</p>

<p>Bazen birkaç rakam uzun uzun anlatır her şeyi:</p>

<p>On altı yıl gazetecilik.<br />
On üç paylaşım.<br />
Bir tutuklama.<br />
Cevapsız bekleyiş.</p>

<p>Silivri’de gün nasıl geçiyor bilmiyorum. Ama insan bazen en ağır şeyin demir kapılar değil, belirsizlik olduğunu anlıyor.</p>

<p>Çünkü dışarıda çocuklar babalarının ne zaman geleceğini bilmiyorsa, orada zaman yalnızca içeride akmıyor.</p>

<p>Ankara’da oturuyorsun. Sonra bir gün Silivri yolunda buluyorsun kendini.</p>

<p>Gelmesi ayrı dert, gitmesi ayrı dert.</p>

<p>İnsan içeride yatmasa bile, dışarıda başka türlü tükeniyor.</p>

<p>Çünkü mesele artık sadece dört duvar meselesi değil. Mesele; insanların bir gün yazdığı bir haberden, kurduğu bir cümleden, sorduğu bir sorudan korkmaya başlaması.</p>

<p>Ve insanlar ihtimalden korkmaya başladığında önce kelimeler değişiyor.</p>

<p>Sonra cümleler.</p>

<p>Sonra sessizlik normalleşiyor.</p>

<p>Kimse yüksek sesle söylemiyor belki.</p>

<p>Ama herkes hissediyor.</p>

<p>Alican geri adım atmadı. Susmadı.</p>

<p>Biz de susmayacağız.</p>

<p>Çünkü bazı dönemlerde sessizlik yalnızca sessizlik değildir.</p>

<p>Tarih bunu hep yazdı.</p>

<p>Bugünü de yazacak.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 15 May 2026 17:55:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>MUTLAK BUTLAN VE CHP …</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/mutlak-butlan-ve-chp-458</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/mutlak-butlan-ve-chp-458</guid>
                <description><![CDATA[MUTLAK BUTLAN VE CHP …]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kökleri “Kurtuluş Savaşı”na kadar giden,Atatürk’ün önderliğinde &nbsp;1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi &nbsp;ile modern Türkiye’yi kuran ve 1950’de Türkiye’ye çok partili sistemi getiren bir asırlık CHP’nin üzerinde “Mutlak Butlan” kılıcı sallandırılıyor! &nbsp;Mutlak butlan, bir işlemin hukuken geçersiz, yok sayılması demek. Peki neden CHP üzerinde mutlak butlan kılıcı sallanıyor? Siyasal islamcılar ve &nbsp;Erdoğan CHP’den ne istiyor? &nbsp;Erdoğan,CHP’den iktidara talip olmamasını ve rejimin sınırları içinde kontrollü bir muhalefet yapmasını istiyor. Öte yandan Erdoğan, CHP’den korkuyor! Çünkü, CHP 31Mart 2024 yerel seçimlerinden beri Türkiye’nin 1. partisi. CHP’yi &nbsp;47 sonra 1. parti &nbsp;yapan toplumdaki “değişim” iradesiydi! CHP’yi toplumdaki değişimin adresi &nbsp;yapan ise 4-5 Kasım 2023 tarihdeki &nbsp;38. kurultay’ını kazanan İmamoğlu-Özel liderliği idi! Bu başarılarından dolayı İmamoğlu-Özel liderliğindeki CHP, 19 Mart 2025 tarihinden beri saldırı altında! &nbsp;CHP’nin buna yanıtı direniş oldu! Üstelik tüm bunların ötesinde CHP, Erdoğan’ı adil yapılacak bir seçimde fark atarak &nbsp;yenecek İmamoğlu ve Yavaş gibi Cumhurbaşkanı adaylarına sahip…Bundan dolayı bugünün CHP’sinin iktidar yürüyüşünden vazgeçmesi isteniyor! &nbsp;Bunun içinde &nbsp;mutlak &nbsp;butlan kılıcı sallandırılıyor. Mutlak butlan ile toplumda hiç bir karşılığı olmayan Kılıçdaroğlu ve ekibi kurultay iradelerine rağmen CHP’nin başına getirilmek isteniyor! Mutlak butlan kararını çıkması toplumdaki “değişim” isteğini ve adresini yok edemeyecek. Toplumdaki değişim talebi kendisine &nbsp;yeni kanallar bulacaktır. Erdoğan için mutlak butlan çıkmaz bir sokaktır. Ezcümle; Mutlak butlan, emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin bir imalatı olan siyasal islamcılar için ,kurdukları &nbsp;yağmaya &nbsp; ve talana dayanan düzenin sürüp gitmesi,reddiye çıkardıkları Laik Cumhuriyet yerine bir islam emirliği inşa etmek ve &nbsp;ilelebet iktidarda kalmamın aracından başka bir şey değil. Üzerinde yaşadığımız topraklarda 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin birikimi var. Bu 200 yıllık modernleşmesi birikimi 1908,1923 Devrimleri’ni ve75 yıllık çok partili sistemi yaşama geçirdi. Toplum bu birikimin adresi olarak yenilenen &nbsp;CHP’yi görüyor! Bundan dolayı CHP &nbsp;birinci parti. &nbsp;Siyasal islamcıların bu 200 yıllık birikimi aşıp, son tahlilde Türkiye’yi politik bir islam emirliğine dönüştürme ve ilelebet iktidarda kalma çabaları sonuçsuz kalacaktır!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 13 May 2026 11:41:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AYNI DAĞ-AYNI ORMAN-İKİ ÜLKE</title>
                <category>Göksal ÇİDEM</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ayni-dag-ayni-orman-iki-ulke-457</link>
                <author>goksalcidem@mansethabergazetesi.com (Göksal ÇİDEM)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ayni-dag-ayni-orman-iki-ulke-457</guid>
                <description><![CDATA[AYNI DAĞ-AYNI ORMAN-İKİ ÜLKE]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bir tarafa bahar geliyor. Bir tarafa ise yıkım projeleri geliyor. </span></span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Mutlu dere Bulgaristan Türkiye sınırını çizer. Sınırı çizerken bir tarafı Mutlu olsa bile bir tarafı&nbsp; ızdırap içinde &nbsp;</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Derenin olmadığı yerde ise sınır taşı var. Bir taraf taş devrini, diğer taraf ise baharı karşılamak için gayda ve davul sesleri ile eğleniyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bizim tarafta ise ağır iş makinaları, dinamit sesleri ve RES lerin uğultusu var.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Yaban hayatı ve sosyal yaşam be yapacağını nereye gideceğini şaşırmış durumda. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Istrancaların 1/3 Bulgaristan’da. 2/3 Türkiye’de. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Istrancalar sadece Kırklareli için ve Ergene havzası için önemli değil. Ülke nüfusunun %20-25 nin yaşadığı İstanbul için de çok önemli. İstanbul’un nefes borusu ve içme suyu kaynağıdır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="background-color:#fefefe"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:black">Bölgede yapılan bilimsel araştırmalarda 2117 bitki türü ve 2062 hayvan türü olmak üzere toplam 4179 tür canlı tespit edilmiştir. Şüphesiz Istrancalar&nbsp; konumu itibarıyla iki kıta arasında bir köprü vazifesi görmesi, geçmiş buzul dönemlerinde buzul geçirmediği için türlere sığınak görevi görmesi, farklı iklimsel koşullara ve farklı ekosistemlere sahip olması Istrancalar biyoçeşitlilik zenginliğinin başlıca nedenleridir.</span></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Kısacası Avrupa kıtasının önemli doğal ormanlardan olup, doğal yaşamın devam ettiği Avrupa’da mutlak koruma altında bulunan Istrancalar ve Ülkemizde ise Enerji ve maden alanı olarak kullanılmaktadır. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">İki ülkenin Istrancalara nasıl baktığı, nasıl koruduğu ise Siyah-Beyaz kadar farklıdır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bulgaristan tarafı&nbsp; her yıl yaptıkları etkinliklerle, 24 Ocak 1995 te korumaya alınmasının 31. Yılını kutladı. &nbsp;Istrancaların her iki tarafını da &nbsp;doğasıyla, kültürüyle sosyal ve doğal yaşamıyla korunması gelecek nesillere bırakılacak en değerli mirastır.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Herkesin gündeminde olan sürdürülebilirlik, Istrancalar &nbsp;&nbsp;için ne yazık ki geçerli değil. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bulgaristan Istarnca Park </span></span></span><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Bulgaristan 'ın en büyük korunan&nbsp; bölgesi, aynı zamanda ülke topraklarının % 1' unu kapsayan en büyük Bulgaristan Doğal Parkıdır. Biyosfer rezerv alanıdır. Alan 1161 kilometre karedir.&nbsp; Toplam 21 yerleşim yeri sınırları içinde bulunuyor. </span></span><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;Bulgaristan Istarnca Park&nbsp; Alan 1161 kilometre karedir . Biyosfer rezerv alanıdır</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Türkiye Istrancaları&nbsp; 1970 Km2 dir&nbsp; Bu alanın yaklaşık %65 i Maden ve Enerji alanıdır. &nbsp;</span></span></strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bulgaristan tarafı Istranca Doğa Parkı, insan ve doğanın, korunmuş çevrenin, korunmuş geleneklerin ve kültürel ve tarihi anıtların başarılı bir şekilde bir arada yaşamasına bir örnek olması nedeniyle, &nbsp;&nbsp;Bulgar biyosfer parkı olma konusunda en büyük potansiyele sahip olup, sosyal yapısı, kültürü, inançları kapsamında asırlardır gelenek ve göreneklerini yaşatmak için yerel ve merkezi yönetimler büyük destek vermektedir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">&nbsp;&nbsp; Bunu&nbsp; da &nbsp;yaparken 7 den 70 e <em><strong>DAĞ'IN YAŞAYAN HAZİNESİNİ KORUMAK İÇİN</strong> </em><em>yapıyorlar. </em></span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Ülkemizdeki Istrancaların durumu ise tam bir yıkım. BG de dikkat “DİKKAT HAYVAN ÇIKAR” yazarken, Türkiye tarafında ise “DİKKAT KAMYON ÇIKAR “ yazıyor. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Aynı ormanın bir tarafında HAYVAN, bir tarafında KAMYON çıkar yazıyor.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bir tarafta &nbsp;festivaller var. İnsanların eğlenirken duydukları Balkan ezgileri, gayda ve davul sesi, Bizim tarafta ise dinamit sesleri, kamyon ve iş makineleri sesleri. Deyim yerindeyse TAŞ DEVRİ ni yaşıyoruz. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bir an önce TAŞ DEVRİ ni bırakıp, Komşumuz gibi Baykuşu, Ağacı, Kaplumbağları, Kurt, Karaca, Karınca, Çalıları, &nbsp;kısacası Istrancalarda yaşayan tüm canlıları bir bütün olarak koruma için acilen adım atılmalı.</span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Türkiye topraklarında ki Istranca Ormanları acilen BİYOSFER REZERVİ ilan edilmelidir. </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Bununla ilgili tüm plan ve projeler zaten hazır. 2010 yılında AB projesi kapsamında tamamlanan biyosfer rezerv alan çalışması UNESCO ya sunulmak üzere 16 yıldır bekliyor. Neden beklediğine gelince. Bilgi edinme yasası gereği verilen cevapta “<em>Bizim yasalarımız korumak için yeterli yetkinliğe sahiptir</em>” deniliyor. O zaman sormak gerekmez mi. AB Projesi için yerli ve yabancı &nbsp;onlarca uzman neden 2 yıl dağda çalıştı..? </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><span style="color:#506241">Dağın bugün ve gelecek için bir hazine olduğu bir an önce anlamalıyız. İstanbul için hangi planı yaparsanız yapın, Istrancalar yok edilmeye devam ederse, İstanbul için plan yapmaya gerek kalmayacak. Çünkü havası ve suyu kalmayacak.&nbsp; </span></span></span></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:14.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Avrupa’nın en önemli alanından biri olan Istrancalar’ın daha fazla tahrip edilmeden, yaban hayatı yok olmadan,&nbsp; doğal varlıkların gelecek nesillerin yaşam kaynağı&nbsp; olarak kayıtsız şartsız koruma alanı ilan edilmesi, geleceğe yapılacak en önemli yatırım ve bırakılacak en değerli mirastır.&nbsp; </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 03 May 2026 14:17:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2021/12/goksal-cidem-1638523524.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Evinin Önünde Durmak Suç mu?</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/evinin-onunde-durmak-suc-mu-456</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/evinin-onunde-durmak-suc-mu-456</guid>
                <description><![CDATA[Evinin Önünde Durmak Suç mu?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
“Benim inancımda dua edilirken ilk başta dağa, taşa, kurda, kuşa, suya, toprağa ver; sonra kalırsa bana ver.” denir.&nbsp;<br />
Bu cümle bir ölçü koyar.<br />
İnsanın kendinden önce neyi göreceğini, neyi koruyacağını anlatır.<br />
Çünkü kendinden büyük bir şeyin farkında olmak, insanı insan yapan şeydir.<br />
O farkındalık kaybolduğunda yalnızca ağaçlar kesilmez; içimizdeki ölçü de eksilir.<br />
Bu ülkede hâlâ o ölçüyü taşıyan insanlar var.&nbsp;</p>

<p>İkizköy’deki Esra Işık da onlardan biri.</p>

<p>Akbelen Ormanı çevresindeki tarım arazilerine yönelik acele kamulaştırma sürecini protesto ederken gözaltına alındı. Ertesi gün tutuklandı. Savunmasında suç kastı olmadığını ifade etti, “Araç keşif heyeti olduğunu bilmiyordum, şirket yetkilileri sandım” dedi. İlk duruşmasına kelepçeli getirildi ve mahkeme tutukluluğunun devamına karar verdi. Esra Işık, tutuklu olarak yargılanmaya devam ediyor. Hukukun üstünlüğüne olan inancımız, bu sürecin adil bir şekilde sonuçlanacağını umut etmemizi sağlıyor.</p>

<p>Onun hikâyesi yalnızca ona ait değil.<br />
Çünkü toprağını koruyan her insan, aynı soruyla yüz yüze geliyor:<br />
Biz neyi öncelik olarak koyuyoruz?<br />
Bu soru Akbelen’de soruldu.<br />
Karadeniz kıyılarında soruldu.<br />
Zeytinliklerin önünde soruldu.<br />
Ve her seferinde verilen cevap, neye inandığımızı da gösterdi.</p>

<p>Geri dönelim o cümleye.<br />
“Kalırsa bana ver” diyordu.<br />
Mesele sadece ağaç değil, sadece toprak değil.<br />
Mesele, o ilk cümlede saklı olan ölçüyü koruyup koruyamadığımızdır.<br />
Çünkü onlar kaybederse-<br />
hepimiz kaybederiz.<br />
Sadece bir yeri değil,<br />
inandığımız o ölçüyü de!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 18:07:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Şiddetin Görünmeyen Mirası</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/siddetin-gorunmeyen-mirasi-455</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/siddetin-gorunmeyen-mirasi-455</guid>
                <description><![CDATA[Şiddetin Görünmeyen Mirası]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün ülke olarak yaşadığımız birçok olayın ardından aynı soruyu tekrar tekrar soruyoruz: “Neden bu hale geldik?” Oysa bu sorunun cevabı çoğu zaman dışarıda değil, en yakınımızda, ailemizin içinde, büyüdüğümüz evlerin duvarlarında saklı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toplumda kadına, çocuğa, hayvana ve doğaya yönelen şiddeti yalnızca bireysel öfke patlamalarıyla açıklamak eksik kalır. Bu şiddetin kökleri, nesilden nesile aktarılan görünmeyen bir mirasa dayanır. Bastırılmış duygular, ifade edilemeyen ihtiyaçlar ve öğrenilmiş çaresizlikler.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Bu çocukları anneler yetiştirir” diyoruz. Ancak bu cümle çoğu zaman eksik bir gerçeği taşır. Çünkü o çocukları yetiştiren kadın, toplum baskısı, eş baskısı, aile içi roller, ekonomik zorluklar ve çoğu zaman görünmeyen duygusal yüklerin altında ezilmektedir. Kendine alan açamayan, kendi duygularını tanımaya fırsat bulamayan bir kadının, çocuğuna sağlıklı bir duygusal zemin sunması pek mümkün değildir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Burada suçlu aramak değil, döngüyü anlayarak çözebilmeye çalışmaktır.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendi ihtiyaçlarını sürekli erteleyen, değerini dış onayda arayan, sevgi vermeyi görev bilirken kendine sevgiyi çok gören bireyler yetiştiriyoruz. Sonra bu bireyler büyüyor, ilişkilerinde kontrol etmeye, bastırmaya, öfke ile var olmaya çalışıyor. Ve biz bu tabloya bakıp yalnızca sonucu konuşuyoruz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Oysa konuşmamız gereken konu sorunun özüne ulaşmaktır. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kadının toplumdaki yeri sadece “anne” rolüyle sınırlandırıldığında, onun bir birey olarak varlığı göz ardı edilir. Kendini gerçekleştiremeyen, duyulmamış, görülmemiş bir kadın, zamanla ya susmayı öğrenir ya da içindeki yükü bağırarak, öfkesini çocuğuna şiddet uygulayarak yaşadıklarını farklı biçimlerde dışarıya yansıtır. Bu yalnızca kadın meselesi de değildir. Erkekler de benzer şekilde duygularını bastırarak büyür, güçlü görünmek adına kırılganlıklarını inkâr eder. Sonuçta ortaya, birbirine temas edemeyen, anlayamayan ve giderek sertleşen bireyler çıkar.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Kadın kadının yurdu olmalıdır” deriz. Ancak bugün çoğu zaman kadın kadının yükünü artıran bir noktaya gelmişizdir. Aynı şekilde erkekler de birbirleriyle sürekli bir rekabet ve çatışma halindedir. Bu durum, bireysel değil, kolektif bir öğrenmenin sonucudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ama bu hikâye burada bitmek zorunda değil. Her öğrenilmiş davranış, kendi gelişimimize emek vererek yeniden öğrenilebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Değişim, büyük söylemlerle değil, küçük farkındalıklarla başlar. Kendi düşüncelerimizi gözlemlemek, duygularımızı fark etmek ve onları bastırmak yerine anlamaya çalışmak… Belki de en büyük dönüşüm burada saklıdır. Çünkü duygularımız, hayatımızın görünmeyen pusulasıdır. Onları tanımadan yönümüzü bulamayız.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün geldiğimiz noktada yaşananlar; sadece bireysel hataların değil, uzun yılların birikmiş ihmallerinin sonucudur. Bu tabloyu “çürüme” olarak tanımlamak kolaydır. Asıl konu bu çürümeyi fark edip sorumluluk alabilmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toplum, bireyin aynasıdır. Ve her birey, bu aynada gördüğünü değiştirme gücüne sahiptir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Belki de şimdi sormamız gereken soru şudur.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Ben, bu döngünün neresindeyim ve onu dönüştürmek için ne yapıyorum?”</span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:27:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİNMEYEN  YÜREK  SIZISI</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dinmeyen-yurek-sizisi-454</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dinmeyen-yurek-sizisi-454</guid>
                <description><![CDATA[DİNMEYEN  YÜREK  SIZISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Oysa onunla ilk&nbsp; tanışdığımızda&nbsp; ülkemiz için,geleceğimiz için öyle güzel ideallerimiz vardı ki...Hayatımızın baharında&nbsp; hızla&nbsp; dallanan budaklanan&nbsp; taze birer fidanlar gibiydik.Herkesin insanca yaşayabileceği bir yaşamı olsun,temel insan hakkı olan eğitimi,sağlığı,barınması devlet tarafından karşılansın,kimse işsiz, aç sefil kalmasın.Herkese eşit haklar sağlansın,sınıf farkı kalmasın.Bir arada barış ve huzur içinde savaşsız,sömürüsüz,korkusuz bir dünya kuralım istedik.Çok şey mi istemişiz?.. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Aslında çok naif,sessiz,uyumlu vefakar bir yoldaşımdı.Yanında bir de hemşerisi vardı tanıştığımızda.O da kişilik bakımından onun adeta bir kopyasıydı.Fazla konuşmazlar,yapılması gereken ne varsa tereddüt etmeden&nbsp; büyük bir sorumluluk bilinci içinde en iyi şekilde yerine getirmeye çalışırlardı.Ayrı fabrikalarda çalışıyorduk.Hafta sonraları veya akşamları işten çıktıktan sonra&nbsp; işçileri birleştirmek amacıyla kurduğumuz&nbsp; dernekte buluşurduk.Gerek ekonomik mücadele dediğimiz sendikal örgütlenme;gerek siyasi,politik mücadele dediğimiz&nbsp; iktidar mücadelesi için gece gündüz demez,hiç yorulmadan ellerimizde bildiriler,afişler mahalle mahalle, kahve kahve dolaşırdık.Gittiğimiz yerlerde bizi tanıyan,amacımızın ne olduğunu bilen&nbsp; tanıdıklara rastladığımızda onların yüzlerindeki&nbsp; memnuniyeti,bize olan güvenleri,sempatileri her şeye değerdi.Onların sorunlarını&nbsp; kendi meselemiz&nbsp; sayar,dertlerine derman olmak için yapamayacağımız fedakarlık yoktu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Bazen grevlerde,işçi direnişlerinde,mitinglerde,gecekondu eylemlerinde hep ön sıraları kapmak için aynı cenahtan diğer siyasi yapılarla birbirimizle kıyasıya bir yarışa giriştiğimiz anlar da oluyordu.Şimdiki aklıma göre&nbsp; çocukça&nbsp; bulduğum bu&nbsp; siyasi rekabetin&nbsp; anlamı şuydu: “Ülkemizde&nbsp; bir devrim olacaksa&nbsp; onu ancak biz yaparız,kitlelere biz önderlik ederiz” diyecek kadar bir özgüvene sahiptik.Bütün bunları yaparken ülkemizi gerek siyasi,gerek ekonomik olarak tam bağımsız kılmak için başta&nbsp; ABD&nbsp; olmak üzre tüm uluslararası&nbsp; emperyalist&nbsp; güçlerin sömürü planlarına karşı da mücadelemizi yürütüyorduk.Sözün özü, bu yola gönül vermiş, baş koymuş her devrimci genç gibi biz de hiçbir karşılık beklemeksizin&nbsp; kendimizi&nbsp; halkımızın kurtuluşuna yani devrime adamıştık.Ne yazık ki inanarak,ölümü göze alarak girdiğimiz bu&nbsp; mücadelemiz&nbsp; ütopik bir rüydan ibaretmiş&nbsp; meğerse.Biz bu rüyadan ancak soğuk savaş döneminin baş aktörlerinden olan;çıkarları için dünyayı kana bulamaktan çekinmeyen&nbsp; büyük ağabey ABD’nin&nbsp; desteklediği 12 Eylül 1980&nbsp; askeri darbesinde caddelerin,sokakların&nbsp; asfaltını&nbsp; tuz buz ederek geçen&nbsp; tankların palet seslerini duyduğumuzda uyanmıştık.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bize göre yaptığımız mücadele, emperyalizme ve oligarşiye karşı halkların kurtuluş mücadelesiydi.İktidarı elinde tutan güçlere göre ise biz kökü dışarda yabancı ideolojilerin peşinde koşan,ülkeyi bölüp parçalamak isteyen&nbsp; teröristler olarak lanse&nbsp; ediliyorduk.Düşlediğimiz özgürlükçü demokratik düzenin yerine daha baskıcı,emeği,emekçiyi yok sayan,1963’te kazanılmış anayasal hakları rafa kaldıran,tek fikrin hakim olduğu bir düzene layık&nbsp; görülmüştük.Yıllarca bitirilmeyen&nbsp; terör ve anarşi nedense bir düdük sesiyle&nbsp; bıçak gibi birden kesilmişti.Geleceğe ait hayallerimiz,umutlarımız büyük bir yıkıma uğramıştı.Darbenin üzerimizde&nbsp; yarattığı&nbsp; ağır tahribat yüzünden her birimiz&nbsp; pamuk ipliğine dizilmiş tespih taneleri&nbsp; gibi dört bir tarafa&nbsp;&nbsp; dağılmıştık.Yeniden toparlanmamız,ayağa kalkmamız için aradan uzun yıllar geçmesi gerekiyordu.Kimimiz&nbsp; zindanlara düşürek ağır bedeller ödedi.Sağ kalanlar dışarda&nbsp; büyük sıkıntılar yaşadılar.Kimi&nbsp; ise paçayı kurtarmak için hiç olmadık mecralara saptılar.İnsana koyan&nbsp; en acı şeyse geçmişte aynı davaya baş koyan yol arkadaşlarının vefasızlığı oldu.Halbuki bu kutsal mücadeleye girerken bizi kimse zorlamamıştı.Her şeyi kendi öz irademizle yapmıştık.Eleştirilerimiz olsa da onu geçmişte ilişki&nbsp; kurduğumuz siyasi yapıya yöneltiyorduk.Çünkü bu şahsi&nbsp; değil toplumsal bir meseleydi.Ama gel gör ki bazılarımız&nbsp; hiç böyle düşünmüyordu.Başına gelen&nbsp; bütün olumsuzluklarda&nbsp; en yakın arkadaşlarını&nbsp;&nbsp; sorumlu tutabiliyordu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Ne tesadüftür ki yıllar sonra bu kadim yol arkadaşımda yollarımız yeniden kesişmişti.Bu en son karşılaşmamızdan&nbsp;&nbsp; otuz küsur sene önce&nbsp;&nbsp; onun liseyi okuduğu kasaba parkında yine böyle tesadüf karşılaşmıştık.Askerden yeni gelmiş&nbsp; fellik fellik iş arıyordu.Boynu kamburlaşmış,avurtları içene çökmüş,gözlerin etrafı kömür karası olmuştu.Morali hiç iyi değildi.Çok sigara içiyordu.Biri bitmeden diğerini yakıyordu.Dostumun o yürek parçalayıcı hali içimi acıtmıştı.Darbeden sonra&nbsp; onu niye arayıp sormadım&nbsp; diye bana epey sitem etmişti.Nasıl sorardım ki?..Hepimiz aynı akıbete uğramış,herkes kendi derdine düşmüştü.Bu son karşılaşmamız&nbsp; ise eşimin doğup büyüdüğü şehirde olmuştu.Kayınpeder,eşimin akrabaları ve ablam o şehirde ikamet ediyorlardı.Ilık bir ilkbahara denk gelen bir bayram günüydü. Hısım akrabayla olan bayramlaşma faslı bittikten&nbsp; sonra&nbsp; o şehre her gittiğimde&nbsp; zaman zaman&nbsp; uğradığım&nbsp; mahalle kahvehanesine gitmiştim.Zaten&nbsp; kahvehane&nbsp; sahibiyle de öteden beri&nbsp; bir hukukumuz vardı.Eşimin uzaktan akrabası sayılan&nbsp; Cihan abi &nbsp;bana&nbsp; bazen “damat”bazen de “enişte”diye hitap ediyordu.Kahveye girdiğimde&nbsp; müşterilere çay servisi yapan&nbsp; Cihan abiyle bayramlaştıktan sonra şehrin en işlek caddesi olan önünde minibüs yolu geçen&nbsp; kahvenin önüne oturdum.Kendime bir çay söyleyip,&nbsp; bayram telaşıyla caddenin&nbsp; kaldırımlarında bir aşağı bir&nbsp; yukarı&nbsp; gelip geçeni insanları seyre daldım.Az sonra kahveye&nbsp; kılık ve kıyafeti gayet düzgün,ihtişamı&nbsp; yerinde&nbsp; biri geldi.Bana gayri ihtiyari&nbsp; bakıp başıyla kerhen selam verip&nbsp;&nbsp; az ötedeki&nbsp; küçük masaya yöneldi.Ona “Hocam” diye&nbsp; hitap eden&nbsp; kahve millletiyle bayramlaştıktan sonra aralarında samimi bir&nbsp; sohbete&nbsp; başladılar.İlk baştan hiç dikkatimi çekmemişti.Sonradan gayet ağırbaşlı,sessiz,ketum duruşu,tane tane&nbsp; konuşması ve sigara yakışı bende&nbsp; birtakım çağrışımlar&nbsp; yaptı.Sesi de hiç yabancı gelmiyordu.İnsanlar ne kadar yaşlanırsa yaşlansın yetişkin bir insanın ses tonu kolay beri değişmiyormuş.Bizim Hoca, etrafını saran&nbsp; kahve milletine&nbsp; çay söylerken&nbsp; çok yakın olduğum için&nbsp;&nbsp; bana da söyledi.O böyle jest yapınca ben de sandalyemi onlara daha da yakınlatırıp sohbetlerine ortak olmak istedim.İlk çayları içtikten sonra ben de&nbsp; masaya birer çay söyledim.İlk baştan o da beni tanıyamadı zannedersem.Onların masaya yanaştığımda işin rengi değişir gibi oldu.Çaylar gelip giderken Hoca sigara yakışlarını hızlandırmıştı.Sanki bir sıkıntısı vardı.Az önceki neşesinden eser kalmamıştı.Arada bir yere bakıyor,sonra bana bakıyor,başını yana çeviriyordu.Gelen kaynar kaynar sıcak çayları iki fırtta bitiriyordu.O an için benim onu tanıyamadığımdan iyice&nbsp; emindi ama sonrası için garanti veremiyor bir haldeydi.O günlerde gözlerimde yeni bir rahatsızlık peyda olmuştu.Doktor göz tansiyonu yani glokom demişti .Bu rahatsızlık benim görmemi,cisimleri ilk bakışta algılamada sorun yaratıyordu.Kısacası insanları ilk gördüğümde&nbsp; tanımakta zorlanıyordum.Ne söyleyeyim,gerçekten onu tanıyamamıştım.En son gördüğüm halinden eser yoktu çünkü.Karşımda bambaşka birini bulmuştum.Çok sağlıklı görünüyordu. Benim de huyumdur,yeni&nbsp; tanıştığım birisine karşı&nbsp; yakınlık duyup kanım ısındığında&nbsp;&nbsp; onunla mutlaka&nbsp; daha samimi bir mutlak&nbsp; bağ kurar onun seceresini çözmeye çalışırım..Hele bu kişi bende geçmişe ait bir şeyleri anımsatıyorsa hiç şansı yok,onda kendimle ilgili mutlaka bir ortak nokta ararım.Bulduğumda da tanışıklığımızı dostluğa dönüştürmekten hiç çekinmem.Hoca’nın&nbsp; bu&nbsp; naif,sessiz hali beni ona daha da yakınlaştırmıştı.İkinci çay faslı bittikten sonra&nbsp; fırsattan istifade ben&nbsp; Hoca’ya:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Hocam,nerede görev yapıyorsunuz?”diye sordum.Hoca yüzüme “Sen ne söylüyorsun be adam?”der gibi şöyle bir anlamlı anlamlı baktı,tam bir şeyler söyleyecekti ki&nbsp; yanındaki ondan önce davranıp çalıştığı yüksek okul yönünü işaret etti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Tebe ya bizim Hoca&nbsp; te orda,yüksek mektepte&nbsp; üretmen”dedi.Hoca da&nbsp; başıyla kerhen onaylarmış gibi yaptı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Branşınız nedir Hocam?”dedim.Bu kez, az önce yanıt verenin yanındaki kişi lafa girdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Abe branşı naapcan,çalışıyi işte,gül gibi işi de var.”dedi.Fakat Hoca’nın ağzında&nbsp; hala tek kelime alamıyorum.Az&nbsp; önce kahve milletiyle&nbsp; gülüş cümbüş muhabbeti koyulaştıran&nbsp; Hoca’dan şimdi tık yoktu.Sanki dili damağı tutulmuştu.Benim ardı ardına sorduğum sorularımdan&nbsp; rahatsız olmalı ki&nbsp; epey gerilmişti.Bir şeylerden çekiniyor gibiydi.Onun bu tedirgin,serçe gibi ürkek halini gören masadakiler&nbsp; çayları içtikten sonra”Görüşürüz Hocam”deyip&nbsp; yanımızdan&nbsp; birer birer ayrıldılar.Kahvenin&nbsp; önünde Hoca’yla tek başına kaldık.İlkbahar güneşinin insanın içine ferah veren sıcaklığıyla&nbsp; samimiyeti daha da pekiştirmek için onun memleketini sormaya kalkınca Hoca birden ayaklanıp:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Kendini hiç zorlama Emin,orda kal !”dedi küstahça.İçilen çay paralarını ödeyip “Hoşça Kal”bile demeden çekip gitti.Bana ismimle hitap ederek&nbsp; bu saygısızlığı bana revan gören&nbsp; bu şahıs kimdi?Niçin&nbsp; birden panikleyerek hızlıca masayı terk etti?Şok olmuştum doğrusu.O masayı terk ederken:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Özür dilerim Hocam, bir yanlışımız mı oldu acaba ?”dedim şaşkın bir şekilde ama Hoca,”Bak işine!”der gibi bir el hareketi yaparak telaşla&nbsp; yanımdan&nbsp; uzaklaşmıştı.O anda dışarda boş bardakları toplayan&nbsp; Cihan abi:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Damat,Hoca&nbsp; neye kızdı da “hoşça kal”bile demeden çekip gitti.Halbuki hiç böyle yapmazdı”dedi ve yanıma oturdu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Valla,ben de anlayamadın.Nereli&nbsp; olduğunu sorunca,her halde ondan rahatsız oldu galiba”dedim.”Sen biraz bekle,ben masaları dolaştıktan sonra&nbsp; gelirim”diyerek içerdeki müşterilerin çay siparişlerini yerine getirdikten sonra birer çay da bize ayırıp yanıma oturdu.Uzun zamandan beri kahvenin&nbsp; müşterisi olan Hoca’nın ismini,memleketini,yüksek okulda çalışan bir memur olduğunu tek tek anlattı.İsmini söyleyince bende jeton ancak o zaman düşmüştü.Kahve milleti tarafında hayli saygınlığı olan&nbsp; Hoca’nın&nbsp; bizim eski yoldaşlardan&nbsp; biri&nbsp; olduğunu öğrendiğimde vurgun yemişe dönmüştüm.Reyhan Ağabey kadim dostumla aramızda bir şeyler geçtiğini sezmiş olmalı:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Hayrola damat,bizim Hoca’yla&nbsp; daha önceden tanışıyor muydunuz yoksa? diye sordu.Ben kadim dostumun bu beklenmedik tavrı karşısında&nbsp; derin bir yürek sızısı hissetmiştim.Kafam allak bullak olmuştu.Benden hala bir yanıt bekleyen&nbsp; kahveciye:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Boşveerr abi, önemli değil.Eski bir tanıdık diyelim”dedim.O da: </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Eskiyse at gitsin,üzerinde fazla durma damat!”diye bana salık verdi.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kadim dostumun bana reva gördüğü o davranışının&nbsp; özü şuydu.Geçmişteki muhalif&nbsp; fikirlerinden ve zikirlerinden&nbsp; dolayı&nbsp; sistem&nbsp; tarafından ağır yaptırımlara uğramış;onun&nbsp; paslı çarkları arasında kaybolmaya yüz tutmuşken birden&nbsp; şansı dönüp&nbsp; devlet kademesinde iyi bir iş bularak hayata yeniden tutunmaya çalışan bu insanın&nbsp; benim onu tanıyıp&nbsp; yanındakilere deşifre edeceğimden korktuğu içindi yaptığı.Kendine yepyeni bir hayat kurmuş,çervesinden çok saygı görüyordu.Benim onun bu mutlu düzenine çomak sokacağımı mı düşünmüştü acaba?O bana&nbsp; hayatım boyunca utamadığım bu saygısızlığı layık görmesine rağmen halbuki ben onun bu duruma gelmesine çok sevinmiştim.Biz&nbsp; tüm ezilen insanların mutlu bir gelecek kurması&nbsp; için hayatımızı ortaya atmışken bir dostumun hayata yeniden tutulmasına niye engel&nbsp; olayım ki?..”Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı unutmaz”derler.Kadim yoldaşım bende&nbsp; kolay kolay silinemeyecek&nbsp; bir yürek sızısı bıraksa da ben onu çoktan affettim ama unutmadım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 10:44:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İSLAM DÜNYASINDA AYDINLANMA VE MODERNİTE  DEVRiMLERİ GÜNCELLİĞİNİ  KORUYOR!</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/islam-dunyasinda-aydinlanma-ve-modernite-devrimleri-guncelligini-koruyor-453</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/islam-dunyasinda-aydinlanma-ve-modernite-devrimleri-guncelligini-koruyor-453</guid>
                <description><![CDATA[İSLAM DÜNYASINDA AYDINLANMA VE MODERNİTE  DEVRiMLERİ GÜNCELLİĞİNİ  KORUYOR!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; aklı &nbsp;inançtan, bilimi,felsefeyi ve sanatı dinden bağımsızlaştıran devrimlerdir! &nbsp; &nbsp;<br />
Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; devleti, eğitimi ve hukuku dinden arındıran devrimlerdir.Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; ile egemenlik yeryüzündeki halkın olmuştur. Yönetme yetkisini gökyüzünden alan mutlak monarşiler,(Kral,Padişah,Emir,Sultan, Çar…) aristokrasiler &nbsp;tasfiye olmuş,ruhban sınıfları ise imtiyazlarını kaybetmiştir . Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; ile hukukun referans kaynağı İnsan Hakları olmuştur.Aydınlanma ve Modernite Devrimleri;sonucu kölelik, kulluk &nbsp;ve teba tarihe karışmış, özgür yurttaşın yolu açılmıştır. Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; ile din kamu hizmeti olmaktan çıkmış, dinin finansmanı inanç gruplarına bırakılmıştır.Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; ile feodalizm tasfiye olmuş ve yerini kapitalizme bırakmıştır.Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; ile insanlık &nbsp;Ortaçağ karanlığından kurtulmuştur.Aydınlanma ve Modernite Devrimleri, kilise dahil tüm toplum kesimlerince benimsenmiş,kilise iktidar ve teokrasi talebinden sonsuza kadar vazgeçmek zorunda kalmıştır.Söz konusu devrimler bitmiş olduğundan , artık tartışılmıyor! Hıristiyan dünyasında “Vatikan” &nbsp;dışında teokrasi ile yönetilen başka bir ülke yoktur!Aydınlanma ve Modernite Devrimleri; temeli laiklik olan “Burjuva Devrimleri”dir. İnsanlığa “Burjuva Demokrasileri”ni getirmiştir. Bu demokrasilerin inşası “emekçi sınıfların” büyük mücadeleleri ile gerçekleşmiştir. Tarihsel anlamda hiç şüphesiz ilericidirler. Tarihin tekerleğini ileriye doğru çevirmişlerdir!&nbsp; İslam dünyası kendi Ortaçağı’nı aşamamıştır. Kendi Ortaçağında debelenmektedir.İslam dünyasında Aydınlanma ve Modernite Devrimleri tam anlamıyla gerçekleşmemiş ya da Türkiye hariç cılız kalmış, onlar da 2010’da başlayan &nbsp;“Arap Baharı” nın (!) başarılı olmaması sonucu tarihi karışmıştır. Aydınlanma ve Modernite Devrimileri’ni gerçekleştiren, islam dünyasında bundan dolayı da özgün bir yere sahip olan Türkiye;dinci bir rejimin tehditi altında bulunmaktadır. Bugün İslam dünyası,Türkiye dışında teokrasi ya da hibrit rejimlerle yönetilmektedir!Dün,(1990’larda )CIA istasyon şefi Graham Fuller, Türkiye’ye “ılımlı islamcı” bir rejim öneriyordu. Fuller, Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş döneminde koptuğu “islamcı” köklerine dönmeyi salık veriyordu. Bugün ise ABD Ankara büyükelçisi Barrack, islam dünyasında demokrasi arayışları çöktü. Bu coğrafyada işe yarayan tek şey güçlü liderlik rejimleri yani otokrasiler ile merhametli monarşiler veya monarşik cumhuriyetler olduğunu pervasızca dile getiriyor.Fuller ve &nbsp;Barrcak, şunu unutuyor Türkiye sıradan bir İslam ülkesi değil! 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin birikimini taşıyor. Bu 200 yıllık &nbsp;Osmanlı-Türk Modernleşmesi birikiminde 1908,1923 Devrimleri &nbsp;ile 75 yıllık çok partili demokrasi deneyimi var. Bu birikim, Fuller’in ve Barrack’ın &nbsp;Türkiye’yi “yeni bir Ortaçağa” sürükleme söylemlerini ve çabalarını boşa çıkaracaktır… &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
Ezcümle; İslam dünyasının bugün yaşadığı sorunların temelinde Aydınlanma ve Modernite Devrimlerini gerçekleştirememesi &nbsp;yatıyor. Bundan &nbsp;dolayı İslam dünya kendi Ortaçağı’nı aşamadı ve kendi Ortaçağı’nda debeleniyor!. İslam dünyasında Aydınlanma ve Modernite Devrimleri tüm yakıcılığı ile güncelliğini koruyor!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Apr 2026 11:37:48 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ABD ELÇİSİ Mİ,  YOKSA  SÖMÜRGE VALİSİ Mİ.?</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/abd-elcisi-mi-yoksa-somurge-valisi-mi-452</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/abd-elcisi-mi-yoksa-somurge-valisi-mi-452</guid>
                <description><![CDATA[ABD ELÇİSİ Mİ,  YOKSA  SÖMÜRGE VALİSİ Mİ.?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Emperyalist haydutluk sisteminin elebaşısı ABD emperyalizminin, haydut başkanı Tramp, Tom Barak adlı bir CIA ajanını Türkiye elçisi olarak Ankara’ya &nbsp;atadı. Geçen süreç gösterdi ki, bu ajan elçi Tom Barak, alışılagelmiş, uluslararası kurallara &nbsp;hareket etmek yerine, başta ABD olmak üzere, Emperyalizmin insanlık düşmanı vahşi haydutluk yüzünü temsil eden katil bir eşkıya gibi dolaşıyor. Haddini aşan terbiyesiz/ukala davranışlar sergilemeye devam ediyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Bilindiği gibi, ABD emperyalizmi, dünya hakimiyetini sürdürmek, İsrail Siyonizminin, genişlemesi ve güvenliğini sağlamak, kuzey Afrika’dan Orta Asya’ya kadar, ülkelerin, kaynaklarına el koymak için, ’Genişletilmiş Büyük Ortadoğu projesi’ BOP’u, 2003 den sonra, Siyonist İsrail desteği ile hayata geçirmeyi ve bölgeyi yeniden şekillendirme işini başlattı. BOP’a göre, 22 ülkenin sınırlarının değişmesi, ABD’ye bağlı, yeni devletçilerin ve &nbsp;rejimlerin &nbsp;oluşması &nbsp;amaçlanıyor.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; ABD’nin açık haydutluğunu temsil eden Turamp eşkiyası, her türlü insani ve ahlaki değerleri, uluslararası kuralları hiçe sayarak, birleşmiş milletlerin üyesi, egemen bir devlet olan İran’a, demokrasi ve &nbsp;özgürlük gelecek sahtekarlığı ile &nbsp;barbarca saldırdı. Binlerce insanın katledilmesine ve yıkımlara sebep olmaya devam ediyor. ABD/ İsrail haydutluğunun vahşetini açıkça ortaya koydular. Ankara’ya, sözde, elçi olarak atanan Tom Barak denen CIA ajanı, Türkiye dahil, Ortadoğu İslam ülkelerini, teker teker gezerek, BOP vahşetinin gerçekleşmesi için, işbirlikçileri olan islamcı iktidarlara talimat veriyor, destek olmalarını emrediyor. Tam &nbsp;bir &nbsp;sömürge valisi edasıyla, emirler yağdırıyor, Emperyalist/Siyonist vahşetin yanında &nbsp;hizalanmasını istiyor. İşbirlikçi, gerici ve demokrasi düşmanı bu şeriatçı rejimler, ülkelerindeki tesisler ve kaynaklarıyla, sözde ‘İslam’ adına, Emperyalist/ Siyonist haydutluğunun yanında &nbsp;onursuzca, yer alıyorlar<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Tom Barak, ‘elçi’ sıfatıyla, işbirlikçi iktidarlara, ABD’ye destek olun demekle kalmıyor, nasıl bir &nbsp;rejim kurmaları, nasıl yönetilmeleri, hak ve özgürlükleri nasıl ortadan kaldırmaları gerektiği konusunda ukalaca, emirler veriyor. Özetle diyor ki, ‘Ulus devletlerin kurulması İsrailin; dolayısıyla ABD ‘nin &nbsp;zararına oluyor, ulusal yapıları yıkın. Bu bölgede demokrasi, hak ve &nbsp;özgürlükler olmaz, hatta buna layık değiller, Bunlar, ancak, güç’ten anlar. Bu nedenle, bölgede, güçlü liderler egemen olmalıdır. En uygun rejim, mutlak monarşilerdir, krallıklardır. (yani ABD/İsrail çetelerine, kul -köle &nbsp;iktidarlardır) Türkiye için, ulusal temelde bir &nbsp;vatandaşlık değil, Osmanlı modeli, yani millet değil ümmet, vatandaş değil kul, &nbsp;en uygundur’ diyebiliyor<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; AKP/saray iktidar muktedirlerine sesleniyorum. Bir elçi, Türkiye Cumhuriyetinde, ağzından salyalar saçarak, nasıl ‘Sizin halkınıza, demokrasi &nbsp;ve özgürlük yakışmaz, &nbsp;monarşiye &nbsp;dönün, millet değil, ümmeti vatandaş değil, kul olsunlar’ diyebiliyor. &nbsp;Bu cesareti, terbiyesizliği kimlerden alıyor. Bu Cumhuriyet, yüz yıl önce, Despotizme, mutlak monarşiye &nbsp; ulusal Kurtuluş Savaşı ve zaferiyle son verdi. Cumhuriyet rejimi sayesinde iktidara geldiniz. &nbsp;Bu terbiyesiz ajanın, derhal ülkeden kovulması gerekiyor. İktidar muktedirleri, neden &nbsp;sessizsiniz. Neden ABD’yi kınayıp, bu terbiyesizi sınır dışı etmiyorsunuz. Cumhuriyetimize ve onurlu halkımıza laf söyleyemezsin diyemiyorsunuz. Bu küstah Tom Barak’’ ABD ELÇİSİ Mİ, ABD’NİN &nbsp;SÖMÜRGE VALİSİ Mİ’’. Vereceğiniz cevap, niyetinizi ve niteliğinizi belirleyecektir.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Apr 2026 11:08:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzayan Bir Bekleyiş!!!</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/uzayan-bir-bekleyis-451</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/uzayan-bir-bekleyis-451</guid>
                <description><![CDATA[Uzayan Bir Bekleyiş!!!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>20 Şubat’tan beri Silivri’de bir gazeteci var. Evine dönemiyor, çocukları ve eşi &nbsp;hasretle onu bekliyor.<br />
Alican Uludağ 18 yıldır yargı muhabiriydi. Kimin nasıl yargılandığını, hangi kararların arkasında ne olduğunu herkesten iyi biliyordu. Şimdi o bilginin ona hiçbir faydası yok. Çünkü artık öte tarafta, haber yapan değil haber olan…<br />
Tutuklandığı gün meslektaşlarına bir mesaj gönderdi: “Dik durun.&nbsp;<br />
Alican Uludağ susmadı, susmayacak.” Bunu onu tanıyan biri olarak okuduğumda boş bir slogan gibi gelmiyor. O cümleyi kuran adamı biliyorum. Ağırlığını da biliyorum.<br />
Bir yargı süreci işliyor, iddianame hazır. Hukuk işlemeli, buna kimsenin itirazı yok. Ama şunu da gördük: Aylık tutukluluk incelemesi için ekrana bağlandı, günlerce savunma hazırladı. Söz hakkı verilmeden karar açıklandı. O gün şunu sordu: “Siz önce infaz ediyorsunuz, sonra savunmanızı verin diyorsunuz.” Yıllarca aynı koridorlarda aynı sahneleri haber yapmıştı. Bu sefer sahnenin içindeydi.<br />
Avukatları Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Süreç devam ediyor. Hukuk kendi yolunda yürüyor. Biz de bekliyoruz.<br />
Bir ülkede gazeteciler sustuğunda, gerçek de yavaş yavaş görünmez olur. Bunu soyut bir cümle olarak okumayın. Bir gazeteci sustuğunda, onun yerine geçen sessizliği de kimse duymuyor.<br />
Yanındayız Alican Uludağ, bu ülkede sabah kalktığında gerçeği okumak isteyen herkes adına yanındayız.&nbsp;<br />
Çünkü adalet ertelenebilir. Ama er geç yerini bulur, unutulmamalıdırki&nbsp;<br />
Devletin dini Adalettir</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 16:36:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÖY ENSTİTÜLERİ!  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/koy-enstituleri-450</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/koy-enstituleri-450</guid>
                <description><![CDATA[KÖY ENSTİTÜLERİ!  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Cumhuriyet (Cumhuriyet’in Kuruluşu, Kurtuluş’la başladı. Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri, Cumhuriyet’in nüveleri) 1919’dan 1940 yılına kadar “Kurtuluş”u ve “Kuruluş”unu gerçekleştirdikten sonra toplumun büyük bir kesimini oluşturan ve yüzyıllardır kendi kaderine terk edilen köylüleri, özneleştirmek için iki girişimde bulundu. Bunlardan biri “Toprak Reformu” diğeri ise “Köy Enstitüleri” idi. Toprak reformu olmadan Köy Enstitüleri’nin ayakta kalması çok zordu. Toprak reformu ile toprak ağalarının ekonomik,sosyolojik , siyasal gücü kırılacak &nbsp;ve feodalizm tasfiye edilecekti. Cumhuriyet, Toprak reformu’nu yapmakta geç kaldı. (Toprak reformu 1930’dan beri Türkiye’nin gündemindeydi. 1939 başlayan 2. Dünya Savaşı bunu daha da geciktirdi.) Çünkü dünyada “soğuk savaş”ın başladığı (1945)koşullarda bunu gerçekleştirmek &nbsp;çok zordu! Nitekim,Toprak reformu, CHP’nin ( CHP kuruluşundan itibaren homojen bir yapı değildi,kanatlı bir yapı gösterdi. Sınıf mücadeleleri partinin içinde yaşanacaktı) içindeki gerici kanat &nbsp;tarafından engellendi. 1946 yılında Recep peker’in Başbakan ve gerici Reşat Şemsettin &nbsp;Sirer’in Milli Eğitim Bakanı olmasıyla Köy Enstitüleri fiilen,( Köy Enstitüleri’ni CHP içindeki ilerici kanat kuruyor, gerici kanat ise kapatıyordu!) 1950 yılında iktidara gelecek olan Demokrat Parti (Demokrat Parti, Toprak Reformu’na muhalefetten doğdu. DP’nin Liderlerinden &nbsp;Menderes toprak ağası idi) iktidarında ise Öğretmen Okulları’na dönüştürülerek 1954’de resmen kapatılacaktı. Köy Enstitüleri 1940 yılında Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ve Öğretmen Okulları Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç’un önderliğinde kuruldu. Bu iki isim CHP’nin içindeki devrimci kanattan geliyordu. Köy Enstitüleri topu, topu 6 yıl yaşadı.Sadece eğitimci (Öğretmen) değil, 1943’den itibaren sağlıkçı da (Sağlık Memuru) yetiştirdi.(1940-1946) Kırsalın, bu topraklarda gördüğü en özgün “özgürleştirme” &nbsp;eylemiydi. &nbsp;Köy Enstitüleri’nin kapatılma sürecine “soğuk savaş”ın başlamasıyla girildiği dikkatlerden kaçmıyor. Ezcümle;Çeyrek yüzyıldır iktidar olan &nbsp;Siyasal İslam’ın ( emperyalizmin imalatı, gerici-faşizan bir ideoloji) iktidarına giden süreç; “Soğuk Savaş” dönemininde “Yeşil Kuşak” politikaları ile önleri açılan gericiliğin, önce “Toprak Reformu” nu engellemesi ,ardından “Köy Enstitüleri’ni” kapatması &nbsp;ve yerlerine İmam-Hatip Okulları’nı &nbsp;inşa etmesi &nbsp;ile başladı. &nbsp;Laik Cumhuriyet’in 80 yıl sonra vardığı yer ne yazık ki aklın, bilimin,felsefenin, eğitimin,hukukun, sanatının, kamusal alanın ve vicdanın yeniden “dinin” hegemonyasına &nbsp;girdiği &nbsp;totaliter -teokratik bir rejimin(Yeni Bir Ortaçağ) &nbsp;kıyısı! &nbsp;Başka bir söylemle,Köy Enstitüleri’nin kapatılması &nbsp;ile girilen süreç sonunda, Cumhuriyet’in sonunu getirdi! Her şeye rağmen bugün en büyük güvencemiz; Laik &nbsp;Cumhuriyeti ve modernleşmeyi içselleştirmiş,(Bunun en büyük göstergeleri 29 Ekim Cumhuriyet kutlamaları ile 10 Kasım’da Anıtkabir ziyaretleri) Laikliğin; Cumhuriyeti, Demokrasiyi, Dini (Laiklik din karşıtlığı olmayıp,dinin sömürüye, siyasete,ticarete alet edilmemesinin, din vicdan &nbsp;ve inanç özgürlüğünün de&nbsp; güvencesidir…) ve İnsanı kurtaracak tek ilke olduğunu bilen, siyasal islamcıların fiilen kurdukları rejimi tamamlamak, kalıcı hale getirmek ve ilelebet iktidarda kalmak istemlerine karşı direnen;200 yıldır sürmekte olan Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin (1908 Hürriyet ve 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi bu sürecin en büyük nirengi noktaları) birikimini &nbsp;taşıyan; CHP, Cumhuriyetçi Sol ve Cumhuriyetçi Güçler’dir. CHP, Cumhuriyetçi Sol ve Cumhuriyetçi Güçler; hem Siyasal İslamcıların “totaliter-teokratik” rejim kurma çabalarını boşa çıkararacak hem de tasfiye edilen 1923 Laik Cumhuriyet’nin yerine laik, demokratik, sosyal ve ekolojik &nbsp; yeni bir Cumhuriyet kuracak “özne” lerdir, ayni zamanda…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 16 Apr 2026 15:14:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LAİKLİK NEDİR?  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laiklik-nedir-449</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laiklik-nedir-449</guid>
                <description><![CDATA[LAİKLİK NEDİR?  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p><br />
&nbsp; 1-Laiklik;aklın inançtan, bilimin,felsefenin ve sanatın dinden bağımsızlaşmasıdır. &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 2-Laiklik;kulluktan,, tebaalıktan &nbsp;yurttaşlığa geçiştir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; 3-Laiklik; egemenliğin kaynağının yeryüzündeki halkın olmasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 4-Laiklik; herhangi bir dinin ya da inancın devlete ve kamusal yaşama egemen olmamasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 5-Laiklik; devletin,eğitimin ve hukukun dinden arındırılmasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; 6-Laiklik; demokrasinin ön koşuludur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 7-Laiklik;teokrasinin panzehiridir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; 8-Laiklik;yasalarının referans kaynağının “İnsan Hakları” olmasıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; 9-Laiklik;din ve vicdan özgürlüğünün güvencesi olduğu gibi dinin siyasi amaçlar için araçsallaştırılmasına karşı &nbsp;en büyük güvencedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; . &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 10-laikliğin;önüne sıfat (özgürlükçü,inançlara saygılı, otoriter, Kemalist …) eklemek anlamsız,gereksiz ve laiklik karşıtlarının istismarına, içeriğinin boşaltılmasına hizmet etmektedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;11-Laiklik; demokrasinin olduğu gibi,özgürlüğün &nbsp;ve eşitlikçi,sömürüsüz bir uygarlığının da ön koşuludur. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp;12-Laiklik;modernite devrimlerinin (1688 İngiliz,1776 Amerikan,1923 Türk … Devrimleri ) ve sömürüsüz uygarlık yaratma devrimlerinin(1917 Ekim Devrimi başta olmak üzere tüm sosyalist devrimler) de temelidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;13-Laikliğin içeriğini, toplumsal ve sınıf mücadeleleri belirlemektedir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;14-Laiklik; ne dini silmek ne de din karşıtlığıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp;15-Laiklik; insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından birisidir.<br />
&nbsp;16-Laiklik; farklı inançve kültürlerin bir arada yaşamasının teminatıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 12:07:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazetecilik Suç Değildir</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-448</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-448</guid>
                <description><![CDATA[Gazetecilik Suç Değildir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gazetecilik suç değildir ve gazeteci halkın doğru haber almasını sağlamak için kamu görevi yapan kişidir.Ancak son günlerde gazetecilere giderek artan baskılar, sansür ve yaptıkları haber yada paylaşım haberlerinden dolayı sabaha karşı operasyonlarla evlerinden gözaltına alınan ve tutuklanan gazeteciler var.<br />
TGS verilerine göre Türkiye 15 gazeteci gazetecilik mesleği yüzünden cezaevlerinde tutukludur.Türkiye’de gazeteciler yazdıkları veya söyledikleri nedeniyle cezaevinde haklarında iddiameler bile hazırlanmadan cezaevlerinde tutuluyor. Gazeteciler özgürlüğünü yitirirken, toplumumuz haber alma hakkını, ülkemiz de demokrasisini kaybediyor. Tutuklu ve hükümlü tüm meslektaşlarımız serbest bırakılmalı. Çünkü gazetecilik suç değildir.<br />
Hepimizin hatırladığı fibi yakın tarihimizde TELE1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında "devletin askeri veya emniyet teşkilatını alenen aşağılamak" suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapis cezası verildi.Ve Yanardağ tutuklanarak &nbsp;cezaevine gönderildi.&nbsp;<br />
Merdan Yanardağ'ın casusluk suçlamasıyla önce gözaltına alınıp ardından tutuklanması, Tele'1 e kayyum atanması, gazeteci Fatih Altaylı'nın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı "hedef alan tehdit içerikli" sözler sarf ettiği suçlamasıyla yargılanan ve dört yıl iki ay hapis cezasına çarptırılan Fatih Altaylı 191 gün yattığı cezaevinden tahliye edildi.Bu uygulamalr ne yazık ki ülkemize yakışmadığı gibi gazetecilik mesleğini yapanlara da haklı olarak endişeye sevk etmektedir.<br />
Alican Uğurlu'nun hakkında iddianame olmadan sosyal medya paylaşımlarını gerekçe göstererek tutuklanması ve hale hakkında geçte olsa iddianame hazırlanmaış ve mahkeme iddianameyi kabul ederken görevsizlik kararı verrek suçuj işlendiği iddia edilen yerin Ankara olması nedeniyle dosyaysı yetkiszlik kararı vererek Ankaraya göndermiştir.&nbsp;<br />
Yine Birgün gaztesi muhabirlerinden İsmail Arı bayram ziyareti için gittiği akraba evinde gözaltına alınıp ardından tutuklanması yakın tarihimizde gazetecilere, Sendikacılara, sanatçılara ve muhaliflere &nbsp;uygulanan uygulamalardır ve halen gazeteciler ve sendikacılar cezaevlerine tutulmaktadır.<br />
Bir gazeteci olarak meslektaşlarıma yapılan bu uygulamalara karşı sessiz kalmak insan onuruna yakışmayan bir davranış biçim olarak gördüğümden dolayıda meslektaşları cezaevlerine girerken alkış tutmasa da sessiz kalmayı içine sindirenleri de anlamakta zorlanıyorum açıkçası.<br />
DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" iddiasıyla tutuklandı. Soruşturma kapsamında Ankara'daki evinde gözaltına alınan Uludağ, 20 Şubat'ta İstanbul 9. Sulh Ceza Hakimliği tarafından "cumhurbaşkanına hakaret" suçlamasıyla tutuklanmıştı.İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, gazeteci Alican Uludağ hakkında X hesabından yaptığı paylaşımlar gerekçesiyle "Cumhurbaşkanına alenen hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "yargı organlarını aşağılama" suçlamalarıyla resen soruşturma başlatmıştı."Basın meslek örgütleri &nbsp;Basın Konseyi, Basın-İş (DİSK), Çağdaş Gazeteciler Derneği, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Ekonomi Muhabirleri Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Haber-Sen (KESK), İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Parlamento Muhabirleri Derneği, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Türkiye Gazeteciler Sendikası tarafından ortak açıklamada,Alican Uludağ'ın tutuklanmasına tepki göstermiş ve kendisinin gazeteci oludğuna vurgu yapılarak kndisine kefiliz açıklaması yaptılar.Alican Uludağ geçmişte çağrıldığında ifade vermeye gitmiş, hiçbir soruşturmadan kaçmamıştır. Hal böyle iken meslektaşımızın evine onlarca polis ile gidilmesi, çocuklarının gözü önünde üzerini değiştirmesine dahi izin verilmemesi, savcılık açıklamasında sanki kaçıyormuş da yakalanmış gibi kullanılan ifadeler asla kabul edilemez. denilmiştir.<br />
Ankara'daki evinden 20 Şubat'ta gözaltına alınıp tutuklanan gazeteci Alican Uludağ hakkında iddianame düzenlendi.Başsavcılık, tutuklu gazeteci Uludağ hakkında, zincirleme şekilde, "Cumhurbaşkanına alenen hakaret", "Yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama" suçlarından iddianame düzenlendi.İddianame, İstanbul 26. Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.Bir gazeteci olarak davayı tabiki takip edeceğiz.<br />
Tutuklu gazeteci İbrahim Arı da tutuklanmasını anlattı.Ramazan Bayramı’nın ikinci gününde, aile ziyareti sırasında Tokat’ın Turhal ilçesinde gözaltına alınıp Ankara’ya getirildim. “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” suçlamasıyla tutuklandım.Gazeteci İsmail Arı, BirGün gazetesinde yolsuzluk ve rant haberleri yapan; bu haberleri nedeniyle defalarca savcılığa ifade veren bir isimdi. Arı’nın tutuklanması, başta gazetecilik meslek örgütleri olmak üzere toplumun geniş bir kesimi tarafından tepkiyle karşılandı.<br />
Bizler gazeteciler olarak neyin suç olup olmadığın bilmiyoruz.Anayasal güvence alrında olan basın özgürlüğünün kapsamı hakkında da bilgimiz yok.Sosyal medya paylaşımların gerekçe olarak gözaltına alınıp tutuklananan gazeteciler varsa o ülkede me kdar demokrasi var tartışırı hale gelir.Biz gazeteciliğin suç olmadığını, ve gazetecilerin kamu adına halkı bilgilendirmek için kamu görevi yaptığını düşünüyoruz.<br />
Biz kimse yargılnamasın demiyoruz ama gazeteciliğinde suç olmadığının bilinmesini isteriz.Gazeteci arkadaşlarımızın cezaevlerinde olmasını işlerini bir parçası olduğu bilinciyle yanlarında olduğumuzu bilinmesini istiyor ve meslektaşlarımızın serbest bırakılmasını talep etmekteyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:04:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNEK ŞABAN’DAN RECEP İVEDİK’E ; YILMAZ GÜNEY’DEN İBRAHİM TATLISES’E!           </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/inek-sabandan-recep-ivedike-yilmaz-guneyden-ibrahim-tatlisese-447</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/inek-sabandan-recep-ivedike-yilmaz-guneyden-ibrahim-tatlisese-447</guid>
                <description><![CDATA[İNEK ŞABAN’DAN RECEP İVEDİK’E ; YILMAZ GÜNEY’DEN İBRAHİM TATLISES’E!           ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><br />
&nbsp; İnek Şaban, büyük göçün başladığında köyden şehre yeni gelen, alçakgönüllü, gecekondu mahallelerinde oturan, başını döndüren şehir karşısında köy saflığını taşıyan, ezik ve etrafa şaşkın şaşkın bakan bir tipti.<br />
&nbsp;Şehrin katakullilerini bilmez ve akıl erdiremezdi. Yüksek binalara &nbsp;hayran hayran bakarken şapkası düşerdi! Karşısına çıkan kızlara bakarken de ne yapacağını bilemezdi. Şaban, zamanla şehre alıştı gecekondunun yerine kaçak bir bina dikti. Altına da bir dükkan açtı.Akrabalarıyla birlikte bir partinin yandaşları arasına girdiği için himaye edildi. Zamanla kaçak binalara tapu tahsis belgesi verildi. Süreç içersinde kaçak &nbsp;binalar kat karşılığı müteahhitlere verildi. Şaban’ın eline &nbsp;para geçtiğinden artık kentlilere çekinerek bakmıyordu. Kentli kızları aşağılıyor,sokakta karşısına çıkana, adap öğretiyor, amaçsızca bağırıyor ve bundan mutlu oluyordu. &nbsp;Yüzündeki o gülümsemenin yerini,insanı aşağılayan ve hakaret eden bir nefret anlatımı almıştı. Kentin yeni efendisi, kentin eski efendilerini aşağılıyordu. Yani İnek Şaban kendini aşıyor ve Recep İvedik’e dönüşüyordu! Türk toplumu artık kendi yüzünü Şaban’da değil,bu yeni Recep’de görüyordu. Bu kültürün değişimidir. Yani toplumun kültürü değişti,başkalaştı. Otuz yılı aşkın sürede medya başta olmak üzere bir çok kurum Recep’leşmeyi, (lümpenleşmeyi) destekledi. Şaban’lar Recep İvedikleşti. Yılmaz Güney çizgisi yoksul halktan gelip,bilincini sosyalizme tahkim etti ve kendi devrimi yaptı. Bununla da yetinmedi “devrimi” kendi dışına da yaymaya çalıştı. Yılmaz Güney, devrimci inancı ve düşüncesini sanatsal eylemle pratiğe dönüştürdü. Bu onu halk kahramanı yaptı. Yoksulluktan gelmenin ve ezilmesinin öfkesini sisteme (oligarşiye) yönelten bir devrimci iradeyi temsil ediyordu, Yılmaz Güney! &nbsp;12 Eylül Askeri Darbesi; “tehlikeli ve politikleşmiş halk kahramanı “ imgesini kıyarak ya da sürgüne yollayarak yok ederken,boşalan tahta “İbrahim Tatlıses” yerleşti. İnşaatlarda sigortasız, güvencesiz ve sendikasız amele olarak çalışırken “İbo” bir türkü çığırdı ve kaderi değişti. Ezilenin kaderciliğini, mağduriyetini ve bireysel yükselişinin (yırtma-sınıf atlama) hırsını temsil eden,yeni imge oldu. Sistemle barışık bu yeni lümpen figür, doğal olarak darbecilerin pek hoşuna gitti. Halk kendini Yılmaz Güney’le özdeşleştirerek onda kendi onurunu ve direnişini buluyordu. Tatlıses ise halka “ bir başarı hikayesi” sundu.”Ayağımda kundura” ile başlayan süreç bireysel bir sınıf atlamaya dönüştü. &nbsp;“Çirkin Kral” Yılmaz Güney’de devrimci kimliği &nbsp;çerçevesinde sömürgecilik karşıtı ve sınıfsal bir bilinci ifade ederken, Tatlıses’de ise bir “folklara”,”şiveye” ve “acılı lahmacun-viski kültürüne” indirgenen, siyasi içeriği boşaltılmış, sisteme entegre edilmiş , devletini seven mağdur “İmparator” imgesi alıyordu. Egemen sınıflar, 12 Eylül ile Yılmaz Güney’in temsil ettiği “umut”u Tatlıses’in temsil ettiği “kader”e dönüştürdü! Yılmaz Güney “başkaldırı”, Tatlıses ise “teslimiyet” ti.&nbsp;</p>

<p>Ezcümle;İnek Şaban, Recep İvedik ve Tatlıses çizgisinin Türkiye’yi getirdiği yer çıkmaz bir sokaktır! &nbsp; Çıkmaz sokaktan “Kurtuluş” ise “Çirkin Kral” Yılmaz Güney’in çizgisinde saklıdır!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:45:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SAVAŞSIZ,SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/savassizsomurusuz-bir-dunya-mumkun-mu-446</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/savassizsomurusuz-bir-dunya-mumkun-mu-446</guid>
                <description><![CDATA[SAVAŞSIZ,SÖMÜRÜSÜZ BİR DÜNYA MÜMKÜN MÜ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; &nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Savaş veya harp,ülkeler,hükümetler ya da ülke içerisindeki toplumlar,gruplar arasında gerçekleşen silahlı çatışma”diye tanımlıyor ansiklopedik bilgi.Savaşların nedenleri arasında dini,milli,siyasi ve ekonomik nedenler sayılsa da gerçek nedeni,gücü ve parayı eline geçiren muktedirlerin gerek ülke çapında olsun gerek uluslararası düzeyde olsun eline geçirdikleri iktidarlarını rahat sürdürebilmek;hükümranlıklarını başkalarına karşı&nbsp; silah zoruyla,zorbalıkla kabul ettirmek için başvurdukları bir yöntemdir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Savaş,daha sade bir anlatımla;kendi egosu ve çıkarlarından başka bir şey düşünmeyen zorbaların, herkese yetenek kadar olan dünya nimetlerini başkalarıyla paylaşmak ismedikleri için&nbsp; çıkardıkları bir yıkım,bir trajedi ve toptan bir yok oluş demektir.Tarihte savaşı çıkaran liderlerin en çok savundukları gerekçeli yalanları,”Biz savaş istemedik ama karşı taraf bizi buna mecbur etti.”Acaba gerçekten öyle mi?..</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; 2.5 milyon yıl önce insanın ilk ortaya çıkışından sonra yaşanan&nbsp; Paleotik dönem de denilen Eski Taş Çağ ile&nbsp;&nbsp; Neolitik dönem de denilen ve&nbsp; M.Ö&nbsp; 8000-5500 arasında hüküm süren Cilalı Taş Devri’ne&nbsp; kadar insan toplulukları arasında yaşadığımız çağda olduğu gibi savaşlar,çatışmalar,birbirini boğazlamalar olmuyormuş.Toplumbilimciler bu döneme “İlkel Komünal Toplum” adını koymuşlar.Çünkü bu toplumda özel mülkiyet,sınıf veya zümre ayrımı hiç olmuyor,toplulukta herkesin yapacağı iş,görev belli olup elde edilen nimetler eşit bir şekilde paylaşıldığından aralarında hiç bir anlaşmazlıklar söz konusu olmazmış.Ne zaman insanlar avcı toplayıcı yaşamdan yerleşik düzene&nbsp; geçip yeni&nbsp; aletler icad etmeye başladıktan sonra tarımcılık,balıkçılık gibi yeni yeni meslekler öğrenirler.İşte bundan sonra aralarındaki koletif üretim ve eşitçe,hakça paylaşım bozulur.Çünkü kazançlarında farklılaşmalar başlayınca çok kazananlar elde ettikleri geliri diğerleriyle paşlaşmak istemezler.Bu dönemden sonra özel mülkiyet ve sınıflar ortaya çıkar ve toplum biçimleri hızla değişime uğramaya başlar.İnsanoğlu İlkel Komünal Toplum’dan sonra sırasıyla Köleci Toplum,Feodal Toplum,Kapitalist Toplum&nbsp; dönemlerini yaşayarak görür.Marksist kuramcıların geliştirdikleri ve pratikte uygulamaya soktukları sınıfsız,sömürüsüz bir toplum düzeni olan Sosyalist veya Komünist toplum sistemi ne yazık ki&nbsp; pek de başarılı olmayıp büyük bir hüsranla sonuçlandı.Bunun niye böyle olduğunu burada anlatacak halimiz yok ama&nbsp; Berlin Duvarı’nın son kalıntıları yıkılırken sınıfsız,sömürüsüz, savaşsız&nbsp; bir dünya&nbsp; özlemi çeken milyonlarca insanın umutları&nbsp; bir nebze de olsun yıkıma uğradı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Siyasi&nbsp; literatürde “devlet” kavramı her ne kadar:”Belirli bir toprak parçası üzerinde yaşayan insan topluluğunu bağımsız ve sürekli bir eğemenlik altında birleştiren kamu düzenini sağlamakla görevli siyasi ve hukuki yapı”olarak tanımlasa da sınıflı topluma geçtikten sonra erki eline geçiren sınıf veya zümreler devlet aygıtını&nbsp; ve kendine hizmet eden baskı aracı olarak kullanmaktan geri durmamışlardır.Ondan dolayı sınıflı toplumu ortaya çıkışından günümüze kadar insanlar arasında savaşlar,çatışmalar hiç eksik olmamıştır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Savaş hakkında birçok düşünür,filozof ,bilim insanı,edebiyatçı çok anlamlı yorumlarda bulunmuşlar.M.Ö. 427-347 yılları arasında yaşamış diğer ismi de Eflatun olan ünlü Yunan filozofu&nbsp; Platon:“Savaşı sonunu sadece ölüler görür”demiş.Yaşam felsefesini&nbsp; savaş karşıtlığı ve insan haklarıyla oluşturan ünlü Fransız yazar,felsefeci,insan hakları savunucusu Jean Paul Sartre,“Savaşı zenginler çıkarır,yoksullar ölür”demiş.Krezus,”Barışta oğullar babalarını gömer,savaşta babalar oğullarını gömez.Albert Einstein,”İnsan inanmadığı bir şey için acı çekeceğine,barış gibi bir dava uğruna ölse daha iyi değil mi?”diyor.George Herbert,”Savaş hırsızlar yaratır,barış da o hırsızları asar”Nazım Hikmet,“Savaş,korku ve sefaletten başka bir şey veremez.Yakar,yıkar,öldürür,yok eder.Bertrand Russel,”Savaş kimin haklılığına değil,kimin güçlü olduğuna karar verir”diye belirtmiş.Savaş hakkında en anlamlı sözü ünlü Diyarbakır’lı Ermeni müzisyen Aram Tigran söylemiş.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Dünyaya bir daha gelsem;ne kadar tank,tüfek ve silah varsa hepsini eritir saz,cümbüş ve zurna yaparım”demiş.Savaş konusunda en son ünlü Amerikalı mucit,yazar,filozof,bilim insanı Benjamin Franklin’in sözüne kulak verelim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“İyi bir savaş,kötü bir barış hiç olmamıştır.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Sınıflı toplumların ortaya çıktığı antik çağdan günümüze&nbsp; kadar&nbsp; savaş hakkında&nbsp;&nbsp; çok anlamlı yorumlar yapmış,sözler söylemiş,adları&nbsp; tarihe geçmiş&nbsp;&nbsp; filozofun,bilim insanının,edebiyatçının,siyasetçinin üzerine basa basa söyledikleri kulağa küpe olacak nitelikteki özlü sözlerine&nbsp; rağmen günümüzde dünyayı babalarının çiftliği gibi gören sözde modern,gelişmiş, uygulamada eşkiya devletler ABD ve İsrail’in adeta kudurmuş bir it gibi sağa sola saldırmaları neticesinde çok yakınımızda kanlı,haksız bir savaşa daha tanık oluyoruz.Vicdan,acıma ve merhamet duygusundan yoksun,uluslararası hak,hukuk tanımaz dünyanın iki&nbsp; faşist lideri Trump ve Netanyahu,&nbsp; emperyalizmin gölgesi altında yaşayan&nbsp; yoksul Ortadoğu halklarına hiç hak etmedikleri&nbsp; o kaotik günleri yeniden yaşatıyorlar.Onların&nbsp; amaçları sadece gözüne kestirdikleri ülkelerin ekonomilerine çökmek değil o ülkelerin halklarını&nbsp; iyice yoksullaştırıp&nbsp;&nbsp; Afrika’nın Çad,Zambiya,Nijer gibi&nbsp; ülkelerde&nbsp; olduğu gibi kamplarda bir avuç una,temiz bir bardak suya muhtaç bırakmaktır.Açlığa mahkum insanların olduğu ülkeleri yönetmek onların işine daha iyi geliyor. ABD’nin&nbsp; İran işgalinde kullandıkları bir tomahawk füzesinin&nbsp; maliyetinin 1- 4 milyon dolar arası dolayı olduğu söyleniyor.Bu füzeden binlercesini&nbsp;&nbsp; molla rejiminin baskıları altında inim inim inleyen&nbsp; fakirleşmiş İran halklarının üzerine attılar.Halbuki bir füzeye harcanan parayla insanlık için neler neler yapılmaz ki..?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Savaşın ne kadar korkunç bir şey olduğunu,niye çıkarıldığını bunu ancak yaşayanlar bilir.Aslında savaş, bir amacı gerçekleştirmek için başvurulam bir araçtır.İşte bu bilince varmış&nbsp; savaş karşıtı,barıştan yana olan dünya halkları için savaşsız,sömürüsüz bir dünya&nbsp; mümkün müdür?Sosyalistlerin çok sık kullandığı jargonla sorulursa,”Sınıfsız,sömürüsüz,savaşsız bir dünya olası mı?..” Evet mümkündür,ama nasıl?..</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;-Yeryüzündeki doğal kaynaklar korunmalı ve adil eşit bir şekilde paylaşılmalı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Yeşil enerjiye geçiş ve çevre dostu politikların benimsenmesi hem dünya barışını koruyacak hem de gelecek nesiller için yaşanabilir bir dünya bırakacaktır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Dünyada silahsizlanma seferberliği ilan edilmeli</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Silaha ve savaşa ayrılan ödeneklerin insanların insanca yaşamları için eğitime,sağlığa,beslenmeye ve barınmaya ayrılmalı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Barış isteyenlerin örgütlü gücü dünyaya hakim olmalı,sesleri savaş çığırtkanlarından daha fazla çıkmalı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Yazarlar,şairler,sanatçılar,bilim insanları savaş aleyhinde toplumu etkileyici eserler yazmalı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Nato gibi savaş örgütleri ortadan kaldırılmalı</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Savaşsız,sömürüsüz bir&nbsp; dünya mümkün,eğer insanlık isterse... </span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:40:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİN,İNSANIN ANLAM ARAYIŞI VE LAİKLİK!      </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dininsanin-anlam-arayisi-ve-laiklik-445</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dininsanin-anlam-arayisi-ve-laiklik-445</guid>
                <description><![CDATA[DİN,İNSANIN ANLAM ARAYIŞI VE LAİKLİK!      ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;Din,acı çeken,sömürülen, ezilen ve nesne yerine konan insan için gerçek bir tesellidir. Bu yadsınamaz. Marks “Din,halkın afyonudur” derken bunu anlatmak istemiştir. Marks hiç bir zaman dini küçümsemedi. Öte yandan din,acının sömürülmenin, ezilmenin ve nesneleşmesinin nedenlerini sorgulamayı da engelleyebilir. Din, hem sığınak, hem perde hem de kafes! Din kim tarafından araçsallaştırılıyorsa onların çıkarlarına göre işlerlik kazanıyor. Tarih’de bunu gözlemlemek mümkün! Din her zaman itaatin aracı da olmadı. Köleliğe karşı direnenler ve sömürüye karşı halklar dinden cesaret aldılar. Latin Amerika’da Teoloji kurtuluşun yanında yer aldı. Din hem tahakkümü hem de başkaldırıyı(isyanı) besleyebiliyor. Sorun dinde değil, dinin kimin elinde işlevselleştiğinde! &nbsp;İran’da din devletin omurgasına yerleşmiş; muhalefet etmek inanmamak anlamına geliyor. Siyasi bir itiraz dini bir sapkınlık olarak görülüyor. Siyonizm’de ise toprak ve siyasi talepler dini referanslarla örülüyor. Eleştiri çoğu zaman dine ya da inanca bir saldırı olarak algılanıyor. Cumhuriyet laikliği benimsedi, dini bireylerin vicdanına bırakıp, dinin siyasete ve ticarete alet edilmesini yani &nbsp;araçsallaştırılmasını önlemek istemiştir. Cumhuriyet’in bu konuda başarılı olduğu söylenemez. Emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin bir imalatı olan, Siyasi İslamcıların iktidarında, dini retorik siyasi meşruiyetin merkezine yerleşti. İktidara itiraz etmek”milletin değerlerine” saldırı olarak nitelendiriliyor. &nbsp;Sorgunun yerini itaat ve sadakat alıyor! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ezcümle; İnsanlık bir anlam arayışı olan dinin siyasi amaçlar için araçsallaştırılmasına karşı çözüm olarak laiklik ilkesini üretti! Laiklik bu yüzden çok önemli. Laiklik dini silmek için değil,aksine onu araçsallaştırmalardan korumak için de vardır! Devlet bir inancın yorumunu öne çıkardığında diğer inançlar kaçılmaz olarak gölgede kalır. Hangi Tanrı, kimin Tanrı’sı tartışmaların sonu gelmez! İnsanlık &nbsp;Ortaçağ’da sonu gelmez din ve mezhep kavgalarından çok büyük acılar çekti. Laiklik; insanın bir anlam arayışı olan dinin, araçsallaştırılıp,iktidar aracına dönüştürülmesini engelleyecek tek ilkedir. Başka bir söylemle, dinin araçsallaştırılmamasının panzehiri Laikliktir!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 11:17:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜİK, YALANLARA VE  ÇARPITMALARA DEVAM EDİYOR</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/tuik-yalanlara-ve-carpitmalara-devam-ediyor-444</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/tuik-yalanlara-ve-carpitmalara-devam-ediyor-444</guid>
                <description><![CDATA[TÜİK, YALANLARA VE  ÇARPITMALARA DEVAM EDİYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; Türkiye’de İnsanları Kandırma Kurumuna dönüştürülen TÜİK, Mart enflasyon rakamlarını açıkladı. Beklendiği gibi, yine gerçekleri çarpıttı, yalanları sıraladı ve başta &nbsp;emekliler olmak üzere, bütün toplumu kandırma ahlaksızlığına devam etti. Nereden, hangi ülke veya gezegenden aldığını, bir türlü açıklamayan TÜİK’e göre, Mart enflasyonu aylık % 1.94, yıllık ise % 30.87 olmuş. (ENAG aylık % 4.10, yıllık % 54.62 olarak &nbsp;açıkladı). Bu kadar, çarşı-Pazar fiyatlarını ters yüz eden, gerçekleri çarpıtan, yalanlarla dolu, gerçek enflasyonun yarısı bile olmayan bu rakamları kabul etmek &nbsp;mümkün değil.Bu rakamların gerçeklerle uyuşmadığını, tamamen yalan ve gerçekleri gizlemek için uydurulduğunu TÜİK de biliyor. Neden yapıyor. Çünkü; bir proje olarak kurdurulan ve laik cumhuriyeti, siyasal islamcı ümmet toplumuna dönüştürme görevi verilen &nbsp;AKP saray iktidarı, devleti, parti devletine, kurumları da, partinin, bağımlı kurumlarına dönüştürdü. Açıklanan rakamlar, sahada, çarşı-pazarda yaşanan gerçeklerden değil, iktidarın emriyle, masa başında ve sarayın emirleri doğrultusunda belirleniyor. bütün toplumla dalga geçercesine açıklanıyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;TÜİK’in rakamlarındaki ahlak sorunu, Türkiye’nin, enflasyon ve hayat pahalılığı sorunundan daha büyük ve tehlikelidir. Çünkü, yalan ve inkar devam ettikçe, gerçek &nbsp;enflasyon önlemez, kurumlara güven kalmaz, çürüme devam eder. İktidar, TÜİK aracılığı ile açıkladığı düşük rezil rakamlar sayesinde, emeklilerin, emekçilerin, memurların maaşlarını, günden güne azaltarak, milyonlarca emekliyi ve çalışanı, açlığa ve yoksulluğa mahkum ediyor. Kaynakları, halka değil, yandaşlarına, yerli- yabancı, emperyalist sermaye çetelerine aktarıyor. 2008 den önce, emekli maaşları, asgari ücretin &nbsp;en az % 110 üzerindeyken, AKP iktidarının, emekli düşmanı dinci zihniyeti yüzünden, asgari ücretin bile altına düştü. Yoksulluk sınırının 107 bin lirayı aştığı bu günlerde, 5 emeklinin maaşı bir yoksulluk sınırına ulaşamaz durumdadır. Emekliler yoksul bile değil. 33bin lirayı aşan açlık sınırının bile altında, sefalete mahkum edildiler. Fiyatların, ahlaksız ve vicdansızca yükseldiği bu dönemde, iktidar muktedirlerinin, TÜİK’ in hayali rakamlarını göstererek, ‘sağlam ve doğru programımız sayesinde, enflasyon düşüş trendine girdi, düşüş sürüyor’ demeleri, gerçeği göremeyen bir zeka sorunundan çok, kasıtlı ve ahlaksızca, toplumu aldatmaktır. Aynı şekilde, Merkez Bankası muktedirlerinin, ’ücretlerin baskılanması ve sınırlandırılması gerekir, ücretlerin yükselmesi, enflasyonu yükseltir, zaten ücretlerin yükseltilmesini istemek, dünyanın en kötü talebidir’ diye zırvalaması, emekli ve çalışan düşmanı zihniyetini yansıtıyor. İktidarın uyguladığı, gerçeklerden uzak, talan ve vurgun politikası gereği, enflasyon ve hayat pahalılığı dahil, hiçbir hedefi tutmuyor. Üç aylık enflasyon bile, şimdiden hedeflerini aştı. Olan, emekli ve asgari ücretliye oluyor. Nitekim, son üç aydaki enflasyon yüzünden, emeklilerin maaşlarında 2008 lira, asgari ücretlilerin ise, 2819 lira eridi. Sırça köşklerde oturan, iğneden ipliğe bütün giderleri bizim vergilerimizden karşılanan, 8-10 yerden maaş, ihale ve iş takiplerinden yüzbinlerce lira alan, yönetimi soygun ve vurguna dönüştüren muktedirler, emeklilerin, geçinemediğini, barınamadığını ve beslenemediğini dikkate bile almıyorlar. Emeklilerimizi ve çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik masalını anlatanlar, başarısızlıklarına kılıf hazırlıyorlar, gerçekleri gizliyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Uluslararası Finans Kuruluşu NATIXIS’e göre, 44 ülkenin, emeklilik sistemleri, enflasyon, sağlık hizmetleri, gelir dağılımı, adalet ve yaşam kalitesi gibi, 18 farklı gösterge üzerinden kıyaslama sonuçlarına göre, Türkiye, emeklilere sağladığı haklar ve refah düzeyi açısından, en kötü 5 ülke içindedir. Sıralamada, 44 ülkenin içindeki yeri 42. Sıradadır. Kolombiya ve Hindistan’ın altındadır. Ülkemizde demokrasi ve hukuk yok edilmiş, zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksullaştığı bir baskı rejimi egemen olmuştur.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;24 yıldır AKP saray rejimi, emeklilerin hiçbir sorununu çözmedi, verilen sözlerini tutmadı. Emeklilere düşman bir politikayla, emeklileri, ekonomiye yük saydı. Emeklileri, açlığa sefalete &nbsp;mahkum etti. Ülke kaynakları, egemen kesime aktarıldı. Kaynak yok masalı, soygunu gizlemek içindir. Boş laflardır. Çünkü, kendilerine ve yandaşlarına kaynak aktarımı aksamadan yürüyor. Emekliler, yıllardır kendilerini açlığa ve sefalete mahkum eden, emekliyi yok ve yük gören bu iktidarı, ilk seçimde YOK sayacaklardır</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 05 Apr 2026 10:25:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CUMHUR İTTİFAKI’NIN  İÇ CEPHE TAHKİMİ!              </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cumhur-ittifakinin-ic-cephe-tahkimi-443</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cumhur-ittifakinin-ic-cephe-tahkimi-443</guid>
                <description><![CDATA[CUMHUR İTTİFAKI’NIN  İÇ CEPHE TAHKİMİ!              ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; İç Cephe Tahkimi,bir toplumun iç dayanışmasını ve direncini artırmayı ifade eder. Cumhur İttifakı yani AKP-MHP Koalisyonu aslında &nbsp;otokrasiyi güçlendirmek için, Ortadoğu’da yaşananları gerekçe göstererek &nbsp;“ İç Cepheyi Güçlendirme”çağrısı yapıyor ve anayasa dahil bir çok düzenleme yapmak istiyor.Eğer başarabilirlerse &nbsp;ilelebet iktidarda kalmak istiyorlar. &nbsp;Tabii bu konuda epey adım da attılar! Önce dini &nbsp;ve yargıyı araçsallaştırdılar. Sonra onlarca &nbsp;belediye başkanı ve yüzlerce belediye çalışanı zindanlara atıldı. Gerçeği yansıtan medya üzerinde demokles’in kılıcı sallanmakta.Belediye başkanlarının yerlerine kayyumlar atandı.İtirafçılar ve gizli tanıklar sahaya sürüldü. İşini yapan gazeteciler gece yarıları evlerinden apar-topar alınarak tutuklandılar ve tutuklanmaya devam ediyorlar. Tele1 örneğinde görüldüğü gibi televizyon kanallarının kapılarına kilit vuruldu. Gazetelerin ve televizyonların yani medyanın ve % 95’i otoriter iktidar koalisyonunun yalan,tahribat ve iftira aparatı haline geldi.Gazeteciden çok iktidarın muhbiri, yalan üreticisi ve iftiracısı oldular. Hiç bir yasaya,anayasaya, kurala saygı göstermeyen, etik ve ahlaki değerlere yabancılaşmış, muhalefete düşman hukuku uygulayan Cumhur ittifakı, başta “Kürt Sorunu” olmak üzere Türkiye’nin hiç bir sorununu çözemez! Kürt Siyasi Hareketi, Cumhur İttifakı’nın “Kürt Sorunu”nu çözeceği yanılsamasından ivedi olarak kurtulması gerekir. Demokrasiden ayrılmış otoriter bir rejimle ,ımüzakere değil, mücadele &nbsp;esastır! Siyasal islamcıların ile ırkçıların &nbsp;fıtratları, barış,demokrasi ve laikliğine engel! Rıza üretemeyen,kazanacağı &nbsp;adaylarla yarışmak isteyen, milli iradeyi sadece kendileri kazandıkları zaman tanıyan,kurdukları otoriter rejimi,kalıcı hale getirmenin ötesinde , ona teokratik-totaliter bir karekter kazandırmak isteyen ve ilelebet iktidarda kalmayı uman Cumhur İttifakı’nın,bırakalım “İç Cepheyi Güçlendirmesi” ni bizzat,”İç Cephenin Güçlendirilmemesi” önünde en büyük engeldir!&nbsp;<br />
&nbsp;Ezcümle;200 yıllık modernleşme birikimine ve 75 yıllık çok partili demokrasi deneyimine sahip Türkiye halkı zamanında ya da erken yapılacak seçimlerde, Türkiye’yi &nbsp;bir İslam Emirliği’ne dönüştürmek isteyen Cumhur İtifakı’nı iktidarına son verecek; Laik, Demokratik, Sosyal ve Ekolojik yeni bir Cumhuriyet’in &nbsp;inşasını gerçekleştirecek, laik-seküler &nbsp;(Çağdaşlaşmadan yana) güçleri iktidara taşıyacaktır.&nbsp;</p>

<p>Barış,demokrasi ve “İç Cephenin &nbsp;Güçlendirilmesi” ancak laik-seküler güçlerin iktidarında gerçekleşebilir…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 01 Apr 2026 14:25:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>TÜRKİYE\&#039;NİN  KURULUŞ  SÜRECİNİ  UNUTMAYALIM    </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/turkiyenin-kurulus-surecini-unutmayalim-442</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/turkiyenin-kurulus-surecini-unutmayalim-442</guid>
                <description><![CDATA[TÜRKİYE\'NİN  KURULUŞ  SÜRECİNİ  UNUTMAYALIM    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;Türk Devrimi İslam dünyasının ilk Aydınlanma ve Modernite Devrimi’dir! Gecikmiş bir burjuva devrimidir. &nbsp;Tarihsel anlamda hiç şüphesiz ilericidir. Türk Devrimi’nin kökleri 200 yüzyıl önce başlayan Osmanlı-Türk Modernleşmesi’ne kadar gitmektedir! 1923’de ilan edilen Cumhuriyet modernleşme sürecin zirvesi ve elbette kurucu eşiğidir. Türk Devrimi ,1908 2. Meşrûtiyet’ten,31 Mart 1909 vakası’na Kurtuluş Savaşı’n dan ve 1923Cumhuriyet Devrimi’ne uzanan uzun bir tarihsel yürüyüştür. 1908 2. Meşrûtiyet,Abdülhamid otokrasisine karşı, anayasal yönetimin yeniden kurulması ile sonuçlanan bir başkaldırı eylemiydi.2.Meşrutiyet, (1908) Türk Devrimi’nin ilk büyük sıçramasıdır. Devlet hanedanın değil,siyasal topluluğun ortak iradesinin örgütlenişidir.Her devrim karşı-devrimide doğurur. 31 Mart Vakası(31 Mart 1325 eski takvim/ 13 Nisan 1909 yeni takvim)tam bu yüzden Türk siyasi tarihinin dönüm noktalarından biridir. 2.Meşrutiyet’in hemen ardından İstanbul’da patlayan bu ayaklanma, Meşrutiyet, karşıtı dini- gerici bir kalkışmaydı. &nbsp;Selanik’ten İstanbul’a gelen Harekat Ordusu tarafından bastırılmıştır. 1908 Meşrutiyet ise 31 Mart o Meşrutiyet’in geri alınmak istenmesinin eylemidir. 1908,anayasal bir devrimse, 31 Mart &nbsp;(1909) ona “karşı-devrimci” &nbsp;bir yanıttır. (Meşrutiyet’i &nbsp;yıkıp, istibdatı geri getirme kalkışması) 1908’de başlayan süreç, İmparatorluğun batması ve savaşlar nedeniyle kesintiye uğradı ama kopmadı. Tam tersine Milli Mücadele, egemenliğin, hanedandan millete doğru kaydığı sürecin yeni aşaması oldu. Osmanlı düzeni çökerken Ankara’da kurulan yeni siyasal merkez Meşrutiyet’ini &nbsp;saraydan değil milletten almaya başladı! Aslında &nbsp;“Kurtuluş” ile “Kuruluş” iç içedir!Saltanatın tasfiyesi ardından 1923 Cumhuriyet’in ilanı, 3Mart 1924’de hilafetin kaldırılması, bu tarihsel hattın rejim düzeyinde büyük sonuçlarıdır. Kurtuluş savaşı sadece bir bağımsızlık savaşı değildir. O savaş kim adına ve hangi siyasal ilkeye dayanılarak &nbsp;yönetileceğin yanıtıdır. &nbsp;Bu nedenle 1919-1923 dönemi, Türk Devrimi’nin ikinci büyük atılımıdır. Mesele anayasal monarşiyi ve teokrasiyi aşmış, onu tasfiye etmiş, ulusal egemenliğe dayalı yeni bir devlet kurma düzeyine sıçramıştır. &nbsp;29 Ekim 1923’de Cumhuriyet ilan edildi ve yeni bir devlet kuruldu. Rejim değişikliğinden sonra sıra toplumu dönüştürmeye gelmişti. Hilafetin tasfiyesi,medeni kanun yani hukuk devrimi,eğitimim birleştirilmesi, harf devrimi,laiklik yönünde düzenlemeler,kadınların kamusal yaşama katılması,3 bin yıldır bu topraklarda süren kulluktan (Hitit, Bizans,Selçuklular, Osmanlı)yurttaşlığa &nbsp;geçişin araçlarıydı. Türk Devrimi, güçlü bir sanayi burjuva sınıfın yokluğundan dolayı (Devrim’e sivil-asker aydınlar ve eşraf yani Küçük Burjuvazi’nin radikal kanadı önderlik etti) 1688 İngiliz,1776 Amerikan ve 1789 Fransız Devrimi kadar radikal olamadı. Feodalizm tam anlamıyla tasfiye edilemedi, devrim tamamlanamadı ve yarım kaldı. Türk Devrimi’ni tepeden inmecilikle ve diktatörlükle suçlamak tarihsel &nbsp;gerçeklerle bağdaşmaz. Kaldı &nbsp;ki, öyle olsa bile egemenliğin halka geçmesini sağlayan “Demokratik bir Diktatörlüktür” onların ki! Türk Devrimi’nin ilerici atılımları ,1946 yılında başlayan “soğuk savaş” döneminde uygulanan &nbsp;“yeşil kuşak politikalar” ile durduruldu. Köy Enstitüleri’nin kapatılması, Toprak Reformu’nun durdurması ve erken Cumhuriyet döneminde yeraltına çekilen tarikat ve cemaatların tekrar yeryüzüne çıkması,İmam-Hatip Okulları’nın açılması ve dinin siyasallaştırılması “karşı-devrimci” sürecin başladığının ve Türk Devrimi’nin kesintiye uğradığının göstergeleridir. Siyasal İslam’ın &nbsp;temelleri &nbsp;bu dönemde atıldı. Siyasal İslam, emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin bir imalatıdır! (Siyasal İslam’ın Cumhuriyet’e yaklaşımları onun reddiyesi üzerindir.) Bu karşı-devrimci süreç 12 Mart &nbsp;Muhtırası(1971) ile 27 Mayıs Anayasası’nın (1961) özgürlükçü yönlerini budamasına ve 12 Eylül 12 Askeri Darbesi ile de tamamen yok edilmesine doğru &nbsp;evrildi! &nbsp;Öte yanadan, 12 Mart Muhtırası ve 12 Eylül Askeri Cuntası tam anlamıyla bir “Solkırım” dı. &nbsp;12Eylül 1982 Anayası ile devletin resmi ideolojisi “Türk -İslam Sentezi “ oldu. &nbsp;Emperyalizm, temellerini “soğuk savaş” döneminde attığı siyasal islamcılar bu dönemde palazlandılar ve güçlendiler. 2002’nin &nbsp; 3 Kasım’ında da “karşı-devrimci” siyasal islamcılar iktidar oldular. Çeyrek yüzyıla yaklaşan iktidarları döneminde siyasal islamcılar başta laiklik olmak üzere 1923 laik Cumhuriyet’nin tüm kazanımlarını tasfiye ettiler. &nbsp;Teokratik, totaliter bir Cumhuriyet kurma yolunda epey mesafe aldılar. Devrim saltanatın, hilafetin kaldırılması ve Cumhuriyet’in &nbsp;kurulması ile &nbsp;tarihsel olarak bitmedi! Bugün devrim, yitirdiği kazanımlarını yeniden tesis edene ve halk egemenliğinin gerçek anlamda yerleşinceye , laikliğin sadece hukuki değil toplumsal olarak kökleşinceye, hukukun üstünlüğünün istisnasız olarak işleyinceye, yurttaşın korkmadığı kamusal bir alanın kuruluncaya ve eşitliğin gündelik hayatta somutlaşması sağlanana kadar &nbsp;sürecektir. Türk Devrimi 1908’de Meşruiyet’le başladı. 31 Mart 1909’da karşı-devrimle yüzleşti. Milli Mücadele’de siyasal öznesini yeniden kurdu.1923’de devlet biçimine kavuştu. Türk Devimi;son çeyrek yüzyılda, siyasal islamcıların iktidarın da tüm kazanımlarını &nbsp;kaybetti. &nbsp;Yarım kalan ve tamamlanamayan Türk Devrimi’ni tamamlanması, Türkiye’nin teokratik-totaliter bir Cumhuriyet’e dönüşmemesi için; laik,sosyal, demokratik ve ekolojik yeni bir Cumhuriyet inşa etmek &nbsp;için, &nbsp;Türk Devrimi tüm handikaplara rağmen sürüyor, sürecek!Türk Devrimlerinin &nbsp;amacı eşit, özgür,laik yurttaş ve Çağdaş &nbsp;bir toplum &nbsp;yaratmaktır.<br />
&nbsp;İşte bu sbepten dolayı kuruluş amaç ve felfesini unutmadan Cumhuriyete aykırı olan akımlarla mücadele etmek esastır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 27 Mar 2026 14:46:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KUŞKU KAPISI</title>
                <category>Neval Kütük</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kusku-kapisi-441</link>
                <author>nevalkutuk@mansethabergazetesi.com (Neval Kütük)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kusku-kapisi-441</guid>
                <description><![CDATA[KUŞKU KAPISI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Kuşku birşeyin doğruluğundan ya da gerçekliğinden tam emin olamama durumudur. Zihin, "acaba doğru mu?" diye sorar. Kuşku doğru kullanıldığında oldukça yararlıdır. Doğruyu bulmayı sağlar. Kuşku sayesinde hemen inanmak yerine araştırılır ve daha doğru sonuçlara ulaşılır.</p>

<p>Kuşku insanı hatalardan korur çünkü körü körüne güvenmek hatalı sonuçlar doğurur. Kuşku sayesinde eleştirel düşünce gelişir ve daha iyi karar verilir. Fakat kuşku eğer fazlaysa zarar da doğurabilir çünkü birey gereksiz yere kaygı yapar ve bu da strese neden olur. Karar vermek zorlaşır ve insan ilişkileri zedelenebilir. Bu yüzden herşeye inanmak yerine, araştırıp, sorgulayıp, yapıcı olarak eleştirmek daha iyidir. Bu yüzden dengeli kuşku çok önemlidir.</p>

<p>Güvensizlik ise daha kalıcı ve güçlüdür. Bu durumda kanıt olsa bile birey yine de ikna olmayabilir. O yüzden kuşku geçici, güvensizlik ise kalıcıdır. Kuşku insanı araştırmaya götürürken güvensizlik ise uzaklaştırır. Kuşku değişebilir ama güvensizlik çok zor değişir.&nbsp;</p>

<p>Bir insan gerçekle ilgili sorular sorup, cevaplarını bulduğunda rahatlar ve kuşkular böylece buharlaşmaya başlar. Artık kuşkulara yer kalmaz. Birey kendini bedenle özdeşleştirmediğinde, ebedi varlık olduğunu anladığında değişim yolunda yürümeye başlar.&nbsp;</p>

<p>Değişim dolu hayat bireyi coşturur, mutlu eder çünkü artık bireye hiçbir şey dayatılmaz. Birey kendi deneyimleri sayesinde gerçek yaşama adım atar. Birey kuşkuların neden olduğu soruları sormaya başlayınca doyurucu yanıtlar bulur ve değişim yoluna adım atar.</p>

<p>Birşeye inanan kişi gerçeği aradığında, buldukları sadece inandıklarının bir yansımasıdır. Birey bir şeye inanarak aradığında gerçek dışı şeyler bulur ve o zaman tüm çabalar boş kalır. Dünya Değişim Akademisi’nde "Kuşkuları Giderme Sanatı" Değişim programı sayesinde birey nihai gerçeğe giden yolda yürümeye başlar. Doğru sorular sorulur, tatmin edici yanıtlar bulunur; &nbsp;birey gitgide inançlardan özgürleşir.</p>

<p>Birey kuşkulandıkça ve sorular sordukça arınmaya başlar. Zeka uyanır ve zihin aşılarak zihnin &nbsp;ötesine geçilir. Böylece birey saflaşır ve masumlaşır. Cesaret sayesinde farkındalık artar ve artık birey,( gerçeği kendi çabalarıyla görür. İnançlar ve dayatmalar son bulur; koşullanmalar ortadan kalkar.&nbsp;</p>

<p>Kuşku kapıları açıldığında birey insanüstü olmaya adım atar ve dayatmalar yüzünden oluşmuş koşullanmalar ortadan kalkar. Birey artık hipnozdan çıkar ve bir robot gibi mekanik davranmaz. Tepkileri, davranışları doğal ve içten olur. Soru sormak, düşünmek, sorgulamak, araştırma yapmak ortaya çıktığında öğretiler son bulur. Gerçek dışı saçmalıklara inanmak ortadan kalkar.</p>

<p>Neval Kütük<br />
Değişim Uzmanı<br />
Dünya Değişim Akademisi<br />
www.dunyadegisimakademisi.com.tr<br />
nevalkutuk77@gmail.com</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 13:01:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2026/02/neval-kutuk-1771214683.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ENERJİ BEDEN</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/enerji-beden-440</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/enerji-beden-440</guid>
                <description><![CDATA[ENERJİ BEDEN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İnsan sadece etten ve kemikten ibaret değildir.<br />
Bir odaya girdiğimizde hissettiğimiz o “hava” bir insanın yanındayken içimizi kaplayan huzur ya da sebepsiz bir sıkışma hissi. Tüm bunlar bize görünmeyen ama hissedilen bir alanı işaret eder. Bu enerji bedendir.<strong> </strong></span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji beden düşüncelerimizin, duygularımızın ve inanç sistemimizin titreşim alanıdır. Nasıl ki fiziksel bedenimiz beslenmeye, uykuya ve harekete ihtiyaç duyuyorsa; enerji bedenimiz de farkındalığa, dengeye ve temiz duygulara ihtiyaç duyar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Duygularımızın da enerjisi vardır. Olumlu, olumsuz ne düşünüyorsak beden dilimize yansımasını enerji bedenimizde görülür. Korku duyuyorsak bu bizim kalbimizi sıkıştırdığı gibi enerji bedenimiz daraltır. Öfkeli, kızgın, kırgın isek bu da bizi sıkıştırarak yorar.&nbsp;&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Bununla birlikte sevgi, şükran, minnettarlık, keyifli, neşeli isek içimizden gelen saf sevgi ile enerji bedenimizin yani auromuz pırıl pırıl parlar. Bazı kişileri daha gördüğümüzde çekiliriz. Onlarda bizi çeken güzel enerjileri olur. Oturur sohbet ederiz sanki senelerdir tanışıyormuş gibi oluruz, öyle değil mi? Bu temiz enerjili kişiler kendilerine emek verip, kendi değerini bilenlerdir. Bununla beraber insana hayvana yaratılmış her canlıya sahip çıkan koruyup kollayandır. Bütünün hayrına emek verenlerdir. Onların kendi çıkarları yoktur. Egolarını dengeye almışlardır. Makam, mevki, rütbe, tanınmışlık önemini yitirmiştir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Etrafımızda egosuna yenik düşen kişileri gözlemlediğimizde ne büyük kayıptalar değil mi? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bazen bir ortamdayken ya da ayrılırken oranın kasveti bize ağır gelir. Her mekanın da bir enerjisi vardır. Aslında daralan sadece göğsümüz değil enerji alanımızdır. Bastırılmış duygular, ifade edilmeyen kırgınlıklar, söylenmeyen sözler enerji bedeninde birikir. Zamanla bu birikim yorgunluk, isteksizlik ve motivasyon kaybı olarak kendini gösterebilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji bedenimiz sürekli eleştiri ortamında kalmak, değersizlik hissi, yoğun stres, suçluluk yaşadığımız korkulardır, enerji alanımızı zayıflatan. Tıpkı açık bir pencere gibi, dış etkilerden daha kolay etkilenir hâle geliriz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji bedenimizi farkında olmadan zayıflatırız. Yaptığımız yorumlar, yargılamalar, kınamalar bizim enerji bedenimize olumsuz etkiler yapar. O zaman ne yapacağız? Onu yapma bunu yapma, konuşma, konuşmadan mı? duracağız dediğinizi duyar gibiyim. Karşıdaki kişi her ne yaşıyorsa o onun yolculuğu.&nbsp; Onun ne yaşadığını ve neler hissettiğini bilmeden yorumlar havada uçuşur. Her kişinin hayat deneyimi ve tecrübesi farklı yollardan geçebilir. Tabii ki bu ahlak kurallarını kapsamıyor. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Peki enerji bedenimizi nasıl temizleyebiliriz? Ve nasıl güçlendirilebilir, dengelenebilir?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Doğada yürümek, derin nefes çalışmaları yapmak. Meditasyon ve dua. Şükür listesi oluşturma. Tütsü yakmak, zikir çekmek, Kuran-ı Kerim dinlemek sana ne iyi geliyorsa artık. Alanımıza saygı göstermesini henüz bilmeyenlere karşı sınır koyabilmek. Geçmişte kalbimizi kıranlardan özgürleşebilmek adına onları affedebilmek. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">En önemlisi ise kendimizi suçlamayı bırakmak<strong>.</strong> Çünkü enerji bedenin en güçlü ilacı öz-şefkattir. Bir insanla konuştuğunuzda konuşma bitse bile içinizde bir his kalıyorsa, orada enerji alışverişi vardır. Bu yüzden bazı insanlar bizi güçlendirir, bazıları ise yorar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Burada kendimize sormamız gereken soru “Ben hangi enerjiyi yayıyorum?” Enerji beden yalnızca aldığımız değil, verdiğimiz titreşimle de şekillenir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Enerji bedenimizi beslemek çok kıymetlidir.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Son zamanlarda hangi duyguyu daha çok taşıyorum?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Beni aşağı çeken düşüncelerim neler?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendimi hafif hissettiğim anlar ne zaman?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Lütfen hatırlayalım. Işığımız zaten var. Sadece üzerini örten duyguları fark edip sevgiyle araladığımızda, enerji bedenimiz yeniden parlamaya başlayacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sevgiyle.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Mar 2026 12:54:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>  ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cocuklara-kiymayin-efendiler-439</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/cocuklara-kiymayin-efendiler-439</guid>
                <description><![CDATA[  ÇOCUKLARA KIYMAYIN EFENDİLER!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Bütün çocuklar annelerine çok güçlü bir bağlanma arzusuyla doğarlar.Hamileliğin&nbsp; dördüncü ayından itibaren çocuk,annesi tarafından istenip istenilmediğini,sevilip sevilmediğini sinirler yoluyla hissedebiliyormış.Anne tarafından istenen ve sevilen embriyon fiziksel,duygusal ve&nbsp; ruhsal yönden sağlıklı bir gelişme gösteriyorlarmış.Annesinin kendini nasıl hissettiğini,babasının annesine nasıl davrandığını sezebiliyormuş.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Çocuklar&nbsp; yaşama bağlanmaları&nbsp; için ilk önce onu dünyaya getiren annesi tarafından sevilip okşanmasını,şevkat ve ilgi göstermesini;onu dış tehlikelerden koruyup&nbsp; kollamasını istiyor.Bunlar olmadan çocuğun sağlıklı büyümesi ve hayata tutunması çok zor oluyor.Kimi çocukların bahtı güzel olur,Ebeveynlerin şevkati ve koruması altında sağlıklı beslenip büyütülür.İyi bir eğitim,öğretim aldıktan sonra yaşamlarını&nbsp; mutlu ve huzurlu bir şekilde sürdürüyorlar.Kimileri ise daha ana rahmindeyken kötü kaderinin bedelini ödemeye başlarlar.Açlık,yokluk,zorunlu göçler,savaşlar,çatışmalar,doğal afetlerdir onların kaderidir artık.Eğer anasından doğar doğmaz&nbsp; hastanede terk edilmez,bir cami havlusuna veya bir apartmanın kapı önüne bırakılmazsa...Hatta&nbsp; bir çöp konteynerine atıldıktan sonra sağ kalırsa onların hayattan çekecekleri çilelerin haddi hesabı&nbsp; bilinmez.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Çocukların sevgisiz, şevkatsiz sosyalleşmeden ne bir dil öğrendikleri ne de&nbsp; yaşama şansları kalmadığına&nbsp; dair tarihte iki korkunç çocuk deneyinden bahsediliyor.Birincisini MÖ.664-610 yılları arasında yaşamış Mısır Fravunu 1.Psamtik iki bebekle;ikincisini 1200 yılında Kutsal Roma İmparatoru 2.Frederich de 50’ye yakın bebekle yapıyor.Bebeklere hiçbir sevgi şevkat göstermeden sadece beslenip bakılıyorlar.Her ikisinin de&nbsp; amacı, bebekler hiç kimseyle ilişkiye geçmeden kendi kendilerine hangi dili konuşacaklarını ortaya çıkarmak.Bu korkunç deneylerin ikisi de maalesef sonuçlanmıyor,çünkü bir müddet sonra bebeklerin hepsi&nbsp; ölüyorlar.Yani, sevgiden ve şevkatten yoksun ebeveynsiz büyüyen&nbsp; bebeklerin beynin salgıladığı mutluluk ve hayata bağlanma hormonları çalışmadığı için&nbsp; yaşamaları da imkansızlaşıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; İstenmeyen ilişkilerden,istenmeyen hamilelikten dünyaya gelen çocukların&nbsp; ilk karşılaştıkları tehlike, annesinin veya ailesinin onu sahiplenmemesi,onu bir hastane köşesinde veya bir cami havlusunda kundağıyla birlikte terketmesidir.Doğada en vahşi hayvanlar&nbsp; dahi doğurdukları yavrularına sevgilerini şevkatlerini gösterip&nbsp; sahiplenirken bazı ebeveynlerin&nbsp; çocuklarını&nbsp; her türlü tehlikelerin olduğu ortamlara&nbsp; terk etmelerinin hiç bir izahı yoktur.Onlar bir kedi,bir köpek kadar bile olamazlar.Ondan sonra,çeşitli nedenlerden dolayı boşanan eşlerin çocuklarının durumunu göz önüne getirelim.Kendi çıkarlarını her şeyin üstünde tutan;bu ayrılığın çocuklarının o küçücük&nbsp; dünyalarında nice fırtınalar koparacağını,nice travmalara yol açacağını hiç hesaba katıyorlar mı?Katmıyorlar tabii ki,zaten katmış olsalar eften püften sebeplerden dolayı boşanmadan önce şaplarını önüne koyup defalarca düşünmek zorunda kalmaları gerekir.O yetmezmiş gibi çocuklarını, boşanan eşine karşı koz kullanan eşler de yok değil.Hatta boşandığı eşinden istediklerini elde etmek için çocuğunu şantaj malzemesi gibi kullanan ebeveynlerin de&nbsp; olduğunu çevremizde görüyoruz,duyuyoruz.Büyüklerin hatalarının,kibirlerinin,kaprislerinin bedelini niye hep çocuklar ödüyor?..Onlara yazık değil mi?O çocuklar büyüdüklerinde çocukluklarında&nbsp;&nbsp; yaşadıklarını unuturlar mı dersiniz?Hayır! kesinlikle unutmazlar.O kötü anlar,anılar küllenmiş korlar gibi bütün yaşamları boyunca&nbsp; onlarla birlikte yaşayacaklardır.Töre cinayetlerinde,kan davalarında yaşları küçük olduğu için az ceza alırlar diye hep çocuklar kullanılmıyor mu?..Kahrolası önyargılarla bezenmiş, namus ve intikam için işlenmiş cinayetlerin ağır faturalarını hapishane köşelerinde çürüyerek ödeyen&nbsp; yine o gencecik bedenler değil mi?...Maalesef,toplumun cürümüş,küflemiş,köhneniş anlayışların bedellerini hep o genç fidanlara ödetiyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Dünya nimetlerini sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak isteyen,bunun için her türlü vahşeti yapmaya çekinmeyen emperyalist devletlerin körüklediği bölgesel çatışmalarda,savaşlarda daha çocuk yaşta eline silah vererek insan öldürmeleri istenen çocuk savaşçılara ne denmeli..?Bir karıncıyı bile ezemeyecek,bir kuşun kanadını bile incitmeyecek kadar yufka yürekli&nbsp; bu çocukları daha o yaşlarda birer canavara nasıl dönüştürürler insanın hafsalı&nbsp; almıyor.Bir çocuktan bir katil veya bir ölüm makinesi&nbsp; yaratmak onlara göre ne kadar kolay değil mi!Kendi çocukları olsa onları&nbsp; o bu pis işleri hiç&nbsp; bulaştırırlar mıdı acaba..?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Bunun yanısıra,dünyayı babalarının çiftliği gibi yönetmek isteyen;krizi girdiklerinde ekonomilerini&nbsp;&nbsp; insanların&nbsp; ölmesi için&nbsp; silah üretimine çevirip bu silahları deneyip satmak için çeşitli gerekçelerle bağımsız&nbsp; ülkeleri&nbsp; işgal ermekten çekinmeyen emperyalist devletlerin o ülkelerde öldürdüğü&nbsp; küçüçük&nbsp; masum bedenlerin hesabını kim,nasıl ödeyecek?..Şehirlerin üzerlerine yağmur gibi bombalar yağarken,acı acı sirenler çalarken o emri veren o aşağılık savaş baronları korkularından ödü kopan&nbsp; o minicik yavruların yaşadıkları kabusları&nbsp; acaba hiç gözlerinin önüne getirirler mi?..Getirmezler.Zaten getirseler,onlarda biraz acıma,merhamet duygusu olsa&nbsp; savaşa karşı çıkarlardı.Aynı bombalar kendi şehirlerinin parklarında oyun oynarken,okullarında&nbsp; ders yaparken veya sıcacık evlerinde televizyon izlerken kendi çocuklarının üstüne düşse&nbsp; ne yaparlardı acaba?..</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Irak’ta,Suriye’de,Filistin’de,İran’da ve dünyanın daha birçok yerinde dünya rantını paylaşım savaşlarında ölen yüzlerce masumun kanına giren başta ABD olmak üzre etrafındaki bütün komşu devletlerine kudurmuş bir it gibi saldıran, adeta bir savaş makinesine dönmüş siyonist İsrail’in Orta Doğu coğrafyasında öldürdüğü yüzlerce canın yarısından çoğu çocuktu.1991 yılında kimyasal silahları var gerekçesiyle&nbsp; ABD önderliğinde koalisyon güçlerinin&nbsp; Irak’a saldırdığı o kanlı savaş öncesi bir Iraklı çocuk annesine:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Anne,daha ben küçüğüm.Acaba beni küçük bombalarla mı&nbsp;&nbsp; öldürecekler?” diyen&nbsp; o çocuğun ne acılar çektiğini&nbsp; kim bilebilir ki..?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Sözün özü,bu dünyanın nimetleri herkese yetecek kadar&nbsp; vardır.Yeter ki bunları adil ve eşit bir şekilde paylaşmasını bilelim.Ancak,insanların&nbsp; iflah olmaz açgözlülükleri,egoları,bencillikleri ve önlenemez hırsları yüzünden dünyayı kana bulamaktan;hayatı yeni yeni tanımaya&nbsp; çalışan geleceğimizin teminatı dediğimiz küçücük canları&nbsp; hunlarca katletmekten geri durmamaktadırlar.Batsın sizin dünyaya&nbsp; demokrasi götürme yalanlarınız!Yetti artık yoksul dünya halklarına çektirdiğimiz zulümler,acılar!Çocuklara kıymayın efendiler!</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Satırlarımı Nazım’ın “Çocuklara Kıymayın Efendiler” şiiri ile noktalamak istiyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kapıları çalan benim;kapıları birer birer</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Gözünüze görünemem;göze görünmez ölüler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Son verin savaşlara;çocuklar üzülmesin</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Vazgeçin hırsınızdan;soyunuz tükenmesin.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ne yazar hükmetseniz savaşlarla dünyaya</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ne tat alacaksınız çocuk sesleri yoksa.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocuklar geleceğin umut ışığıdırlar</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Söndürmeyin onları;bizi aydınlatsınlar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Benim sizden kendim için hiç bir isteğim yok</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şeker bile yiyemez ki kağıt gibi yanan çocuklar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocuklar öldürülmesin! Şeker de yiyebilsinler.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:53:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ZENGİNLİK,YOKSULLUK VE KAPİTALİZM…        </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/zenginlikyoksulluk-ve-kapitalizm-438</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/zenginlikyoksulluk-ve-kapitalizm-438</guid>
                <description><![CDATA[ZENGİNLİK,YOKSULLUK VE KAPİTALİZM…        ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kapitalizm üretim tarzı’nda yoksulluk peydahlanmadan zenginlik üretilemez. Bu temel eğilim, kapitalizmin fıtratında vardır. Bir &nbsp;kutupta zenginlik üretmek, karşı kutupta yoksulluk üretmeden mümkün değildir… Zira sistem bir sömürü metabolizması olarak işliyor, yol alıyor ve var oluyor. Zengi olmanın iki yolu var. Ya birini emeğini sömüreceksin ya da yaratılmış zenginliklerden birine el koyacaksın. Bu ikinci yöntem istisnadır. Asıl büyük hırsızlık yasal olandır! Maria Garcia; “Kapitalizm yasal mafya, mafya da yasal olmayan kapitalizmdir” der. Fakat nedense bu sorun &nbsp;edilmiyor. Zenginlik bir tabudur. Tabu yasaklanarak korumandır. Zenginliğin tartışma konusu yapılması yasaklanmıştır. Dokunulmaz kılınmıştır. &nbsp;Öte yandan Kapitalizmden kaynaklanan &nbsp;sorunlar ekonominin büyümesi ile çözülecektir diyorlar. Ekonomi sürekli olarak büyüyor ama ekolojik yıkım ve sosyal kötülüklerde (işsizlik, yoksulluk, açlık, aşağılanma sefalet…) büyüyor… Üniversitelerde okutulan iktisadın bilimle bir ilişkisi yoktur, ideolojiler dünyası ile ilgilidir. İktisadın insan iradesinden bağımsız kuralları yoktur! &nbsp;Bilim olarak kabul edilmesi, kapitalist sömürü düzenini meşrulaştırmanın ve kabullendirmenin bir aracıdır. Kapitalizmin sorgulanmaktan muaf olmasının bir nedeni de kendinden önceki üretim tarzlarından, uygarlıklardan farklı olarak çok küçük bir istisnada olsa sınıf değiştirme yolunun açık olmasıdır! Oysa “istisnalar kuralı doğrulamak içindir” denmiştir. Kapitalizm üretim tarzında hiç bir insan ne kadar çalışkan, becerikli, yetenekli,akıllı olur sa olsun kendi çabası, kendi emeğiyle zengin olamaz. Elon Musk’ın seveti 160 ülkenin Gayri Safi Milli Hasılası’ndan daha fazla bir serveti var… &nbsp;O skandal serveti dişiyle, tırnağıyla çalışarak mı kazandı? &nbsp;Elon Musk bu serveti “hukuk devleti”nde sahip oldu! &nbsp;Kapitalizm dahilinde “hukuk devleti “ aldatmanın aracı bir retoriktir! Reel bir karşılığı yoktur. Kapitalizmi sorun etmeden,yok sayarak bu dünyada hiç bir sorunla yüzleşmek, başa çıkmak mümkün değildir. Kapitalizm her şeyi nesneleştiriyor, metalaştırıyor. Parayla alınıp satılmayan bir şey yok! &nbsp;İşe bir meta uygarlığı olan kapitalizmle başlamak gerekiyor. Kapitalizm koşullarında, az gelişmiş ülkelerin Batı’yı yakalamasının ve kalkınmasının mümkün olmadığı gibi,gerekli de değildir. Yani dünyanın geri kalanının(Asya,Afrika, Latin Amerika…) kapitalist-emperyalist Batı’nın zenginlik düzeyine ulaşması kapitalist dünya sistemi dahilde söz konusu olamaz. Bir kere bu ikili arasında sömürü -bağımlılık- hakimiyet ilişkisi var. Küresel Güney’den emperyalist Batı’ya kaynak transferi &nbsp;söz konusu. Bir taraf öbür taraf aleyhine zenginleşiyor. Bu tabi ki Batı’da herkesin refah içinde yüzdüğü anlamına gelmiyor. Kapitalist dünya sistemi hiyararşik ve piramidal bir sistem.Bu sistemde aşağıdakilerin yukarıya tırmanması asla mümkün değildir. &nbsp;Diğer yandan,Küresel Güney (Asya,Afrika,Latin Amerika) ABD,İngiltere,Almanya gibi üretmeye, tüketmeye ve onlar gibi yaşamaya kalkarlarsa dünya kaynakları çok kısa sürede tükenir. (ABD’nin ekolojik ayak izi 8,4,İngiltere’nin 7,9,Almanya’nın 5,4 , Kanada’nın 8,7 gezegen! ) Zira bu dünya da kaynak sınırsız değil. Kaldı ki yakalayıp da ne olacak! Irkçı, katliamcı,emperyalist ABD’nin özenilecek bir &nbsp;tarafı da yok!</p>

<p>&nbsp;Ezcümle; Irkçığın, cinsiyetçiliğin, türcülüğün ve kapitalizmin aşılıp, insanın ve doğanın sömürülmediği yeni bir uygarlık(Eko-Sosyalizm) tek çözüm!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 23 Mar 2026 15:46:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KÜRESEL ISINMAYA ÇÖZÜM YENİLENEBiLİR (YEŞİL) ENERJİ Mİ?</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kuresel-isinmaya-cozum-yenilenebilir-yesil-enerji-mi-437</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kuresel-isinmaya-cozum-yenilenebilir-yesil-enerji-mi-437</guid>
                <description><![CDATA[KÜRESEL ISINMAYA ÇÖZÜM YENİLENEBiLİR (YEŞİL) ENERJİ Mİ?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Fosil yakıtların(Petrol, kömür, doğalgaz, kaya gazı…) gezegeni tüm canlılar için yaşanmaz hale getirdiği tartışmasız bir gerçek.</p>

<p>Sermayenin enerji franksiyonları arasında (Fosil yakıttan yana olanlar ile yenilenebilir enerjiden yana olanlar arasında) mücadele sürüyor. Fosil yakıt sermaye fraksiyonu (Trump onların temsilcisi. Küresel ısınmayı yadsıyor! Bundan dolayıAmerika Paris İklim Anlaşması’ndan çekildi.) insiyatifi ele geçirmiş durumda. &nbsp;ABD’nin İran’a saldırarak fosil yakıt rezervlerin %20’nine sahip Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek istemesi bunun en büyük göstergesi! Savaşın bizzat kendisi Küresel Isınma’yı derinleştiriyor.Fosil yakıttan yana olan sermaye franksiyonunun insiyatifi ele geçirmesi Küresel Isınma Cehennemine odun atmak anlamına geldiği açıktır! &nbsp;Peki Yenilenebilir Enerji, Küresel Isınma’ya çözüm mü? &nbsp;Fosil yakıttan, yenilenebilir enerjiye geçiş yani enerji dönüşümü kulağa çok hoş geliyor. Rüzgar türbinleri,Güneş panelleri, Elektirikli otomobiller, Sıfır karbon hedefleri. Fosil enerjiden, yenilenebilir enerjiye(yeşil enerji) geçişin bir karanlık yüzü var. Karanlık yüz &nbsp;17 &nbsp;nadir toprak elementlerinde saklı! Her biri cep telefonlarında, rüzgar türbinlerinde, güneş panellerinde, elektirikli otomobillerin motorlarında yani hayatımızın içinde ve tam merkezinde. Kurtuluş olarak sunulan yenilenebilir enerji de kullanılan nadir toprak elementleri çıkarılması yeni bir felaket anlamına gelir. Nadir Toprak Elementleri’ni çıkarabilmek çok zor. Cevherin içindeki %1’lik NTE’yi çıkarabilmek için tonlarca kaya parçalanır, asitle yıkanır,geriye zehirli bir çamur ve radyasyonlu atıklar kalır. Yeşil Teknolojiyi elde etmek için toprağın rengi, suyun berraklığı ve yaşamın dokusu yok edilir. Bugün dünyanın bir çok ülkesinde “yenilenebilir enerjiye” geçiş gerekçesiyle Çevre yasalarındaki standartlar düşürülüyor. AB’nin “Kritik ham maddeler yasası” nda bile çevre izin süreleri kısalıyor. Türkiye’de de benzer bir söylem yerleşmiş durumda; “Milli Çıkar” için Çevre engel olmasın! Kime göre milli çıkar? Bu yaklaşım yenilenebilir enerji dönüşümünü, Çevresel gerileme &nbsp;potansiyelini de beraberinde &nbsp; taşıyor. Yeşil dönüşüm denilen şey, doğayı koruma değil,doğadan daha fazlasını alma anlayışı ile yürütülüyor. Karbonsuz bir yaşam uğruna zehirli bir yaşam. Kırk katır mı, kırk satır mı? durumu! &nbsp;Öte yandan gezegendeki yaşam için felaket anlamına gelen “Nükleer Enerji”de temiz enerji sınıfına dahil edildi! Ayrıca NTE’nin bulunduğu ülkeler, Kapitalist-Emperyalist ülkelerin baskısı altında. Bu baskı yeni savaşları beraberinde getirir. Peki gerçek çözüm nerede? &nbsp;Her şeyden önce şu gerçeği kabul etmek zorundayız. Kapitalizm sınırsız, büyüme, yayılma, genişleme, eğilimine ve dinamiğine sahip bir üretim tarzı.Kapitalizm sürekli büyümek zorunda olan bir sistem, aksi taktir de yok olur! Aşırı ve gereksiz üretim ve tüketim ekolojik yıkımlara yol açıyor. Sınırsız büyüme, her şeyin sınırlı olduğu bir gezegende asla mümkün değil. Başta Küresel Isınma olmak üzere ekolojik sorunlar ve ekolojik çöküşler bundan kaynaklanıyor. Bugün doğadan çekilen %30 kaynak ile 8,5 milyar insana &nbsp;insanca bir yaşam kurmak mümkün! Öte yanda Kapitalizmin tarih sahnesine çıktığı 16.yüzyıldan bu yana savaşın olmadığı bir gün yok! Geride bırakılan beş yüzyılda jenositler,kitle katliamları, vahşet ve savaşlar istisna değil, kural. Böyle bir üretim tarzında ne vahşi madencilik olmadan &nbsp;yenilenebilir enerjinin ihtiyacı olan Nadir Toprak Elementleri çıkarılabilir &nbsp;ne savaşlar &nbsp;önlenebilir, ne de her şeyin sınırlı olduğu bir gezegende sınırsız bir büyümenin neden olduğu &nbsp;ekolojik yıkımlar önlenebilir! Ne yapılsa kapitalizm yeşile boyanamıyor! İvedi olarak ideolojik kölelikten kurtulmak ve ekolojik yıkımın sorumlusu kapitalist sistemle hesaplaşmak gerekiyor. &nbsp;<br />
Çözüm türümüz insanoğlu kapitalizmi aşıp,insanın ve doğanın &nbsp;sömürülmediği &nbsp;yeni bir uygarlık inşa etmesinde. Yani “Eko-Sosyalizm”de!!!</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 18 Mar 2026 13:20:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir İddianame Ne Kadar Bekler?</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-iddianame-ne-kadar-bekler-436</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-iddianame-ne-kadar-bekler-436</guid>
                <description><![CDATA[Bir İddianame Ne Kadar Bekler?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Gazeteci Alican Uludağ 20 Şubat’tan beri tutuklu. Günler geçti, haftalar geçti. Ama kamuoyuna yansıyan tabloya bakınca ortada hâlâ açıklanmış bir iddianame görünmüyor.</p>

<p>İnsan ister istemez soruyor:</p>

<p>Eğer ortada bir dosya varsa, iddianame ne zaman ortaya çıkacak?</p>

<p>Bu soruyu sormak kimseyi suçlamak değildir. Ama bu sorunun cevabını merak etmek de son derece doğaldır. Çünkü mesele yalnızca bir kişinin meselesi değildir. Süreç uzadıkça konu doğal olarak kamuoyunun da dikkatini çeker.</p>

<p>Herkesin görmek istediği şey aslında çok basit.</p>

<p>Dosya varsa ortaya konulsun.<br />
İddianame hazırlanmışsa açıklansın.<br />
Mahkeme kurulsun.</p>

<p>Hukuk zaten konuşur.</p>

<p>Ama süreç uzadıkça insanların zihninde aynı duygu büyür: belirsizlik.</p>

<p>Çünkü hukuk devletlerinde güveni zedeleyen şey çoğu zaman verilen kararlar değil, uzayan süreçlerdir.</p>

<p>Kimsenin ayrıcalık istemediği, kimsenin de belirsizlik içinde bırakılmadığı bir düzen…</p>

<p>Aslında toplumun beklentisi tam olarak budur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 16:19:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KARAYOLLARINDA  ALP YOL’UN EMEK SÖMÜRÜSÜ</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/karayollarinda-alp-yolun-emek-somurusu-435</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/karayollarinda-alp-yolun-emek-somurusu-435</guid>
                <description><![CDATA[KARAYOLLARINDA  ALP YOL’UN EMEK SÖMÜRÜSÜ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Karayolları 1. Bölge Müdürlüğü’ne bağlı 12. Şube Şefliği (Mimar Sinan – İstanbul), 11. Şube Şefliği (Lüleburgaz) ve 15. Şube Şefliği’nde (Kırklareli) ALP YOL taşeron firmasında çalışan işçiler, 1 Nisan 2023 – 31 Mart 2025 tarihleri arasında büyük bir mücadele sonucunda sendikalaşmış ve örgütlenmiştir. Bu süreç sonunda toplu iş sözleşmesi yapılmıştır. Ancak taşeron firma, işçi arkadaşlarımızın toplu iş sözleşmesinden doğan haklarını ödememiştir.</p>

<p>Ayrıca ALP YOL firması, çalışan işçilere ne iş kıyafeti sağlamış, ne soyunma yeri vermiş ne de banyo yapabilecekleri bir alan oluşturmuştur. Buna karşın işçiler asfalt üzerinde, toz ve toprağın içinde çalışmaktadır. Bu durum, çalışma hayatında iş sağlığı ve güvenliği yasalarına göre açık bir ihlaldir ve firma bu nedenle suç işlemektedir. Üç</p>

<p>Bunun yanı sıra, mübarek Ramazan ayında taşeron firma, toplu sözleşmeden doğan alacaklarından feragat etmeyen işçilere Ramazan kolisi yardımını da vermemiş ve “Ramazan kolisi yoktur” diyerek bu yardımı engellemiştir. Firma, işçilerin sendikadan istifa etmeleri için her türlü mobbingi uygulamış, işten çıkarma tehdidinde bulunmuş ve bazı işçileri işten çıkarmıştır. Bu durum, Anayasamıza göre de suç teşkil etmektedir.</p>

<p>Daha sonraki süreçte Yol-İş Sendikası, işçi arkadaşlarımızın alacakları için mahkemeye başvurmuştur. Yaklaşık 130 işçi adına açılan davalarda işçilere karşı açık bir ayrımcılık yapılmıştır. Yasaya göre suç olmasına rağmen bu ayrımcı uygulamalar devam etmiştir. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından “işçilere elden yemek parası verilecek, ekip başlarına ekip başı zammı ödenecek ve şoförlere şoförlük ücreti verilecek” şeklinde talimat verilmesine rağmen, sendikalı işçilere bu ödemeler yapılmamıştır. Buna karşılık, sendikadan istifa eden işçilere bu ödemeler elden yapılmıştır. Bu durum aynı zamanda vergi kaçırılması anlamına da gelmektedir.</p>

<p>3 Aralık 2025 tarihinde firmanın işi sona ermiştir. İşçi arkadaşlarımıza ALP YOL firmasından ayrılarak işi devralan yeni firmada çalışabilecekleri söylenmiş; ancak bunun için toplu sözleşmeden doğan alacaklarından feragat etmeleri gerektiği belirtilmiştir. Aksi takdirde yeni firmada işe başlatılmayacakları yönünde baskı yapılmıştır. Bu süreçte bazı işçiler işten çıkarılmış, bazıları ise baskılar nedeniyle bu durumu kabul etmek zorunda kalmıştır. Sonuçta herkesin evinde geçindirmek zorunda olduğu bir ailesi vardır. Bu nedenle bazı arkadaşlarımız haklarından feragat etmek zorunda bırakılmıştır.</p>

<p>Bununla da yetinilmemiş, geriye dönük kıdem tazminatlarının ödenmesi için iş yerine bir arabulucu getirilmiştir. Halbuki arabuluculuk işlemleri iş yerinde yapılmaz; arabuluculuğun özünde tarafsız bir ortamda gerçekleştirilmesi gerekir. Buna rağmen işçiler toplu halde işverenin ofisine götürülmüş ve “kıdem tazminatı için arabuluculuk yapıyoruz” denilmiştir.</p>

<p>Gerçekte birçok işçi arkadaşımızın yaklaşık 39 aylık çalışma süresi ve en az 36 aylık alacağı bulunmaktadır. Bugün asgari ücret 28.500 TL, brütü ise yaklaşık 35.000 TL civarındadır. Kaldı ki bu işçilere toplu sözleşme gereği asgari ücretin altında ödeme yapılması mümkün değildir.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen 39 ay çalışan bir işçiye yalnızca 60.000 TL ödeneceği söylenerek imza attırılmıştır. Ne var ki işçi arkadaşlarımız bu belgeleri fotoğraflayıp incelediklerinde, yalnızca kıdem tazminatı için değil, aynı zamanda toplu iş sözleşmesinden doğan haklarından da feragat ettiklerine dair belgeler imzalatıldığını fark etmişlerdir.</p>

<p>Asıl tabloya bakıldığında bu işçilerin yalnızca iki yıllık toplu sözleşme fark alacakları yaklaşık 300.000 TL civarındadır. Fakat kıdem tazminatı da dahil olmak üzere yalnızca 60.000 TL verilmiş ve hileli yöntemlerle bu belgeler imzalatılmıştır. Bu durum açıkça işçinin hakkının gasp edilmesidir. İşçiler iki yıl boyunca hakları ödenmeden, adeta bedavaya çalıştırılmıştır.</p>

<p>Toplu sözleşme fark alacaklarından feragat etmeyen ve dava haklarını kullanmak isteyen işçi arkadaşlarımız iş yerinde tehdit edilmiştir. Hatta engelli bir işçi arkadaşımız dahi “seni de işten atarız” denilerek baskı altına alınmıştır. Sendika olarak bu duruma bazı noktalarda ana işverenle birlikte müdahale ederek “dur” demeye çalıştık. Ancak firma farklı yöntemlerle baskı uygulamaya devam etmiştir.</p>

<p>Ayrıca “yeni firma” olarak gösterilen şirketin ALP YOL’un ortaklarından biri olduğu görülmektedir. ALP YOL’a ait kamyonların tamamı bu yeni firmada çalışmaya devam etmektedir. Kâğıt üzerinde farklı bir firma gibi görünse de fiiliyatta aynı yapı sürmektedir.</p>

<p>Buradan, bu emek sömürüsüne ve insanlığa yakışmayan ayrımcı yönetim anlayışına karşı; işçilerin emekleri üzerinden elde edilen haksız kazançların son bulması için tüm kamuoyunu ve devletimizin yetkililerini göreve davet ediyorum.</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Mar 2026 11:10:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP’Lİ BELEDİYELERE SALDIRININ ARKA PLANI… </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpli-belediyelere-saldirinin-arka-plani-434</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chpli-belediyelere-saldirinin-arka-plani-434</guid>
                <description><![CDATA[CHP’Lİ BELEDİYELERE SALDIRININ ARKA PLANI… ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>24 Ocak kararları (1980) ile başlayan neoliberal politikalar, Türkiye’de “sosyal devleti” etkisizleştirdi.&nbsp;<br />
Sosyal Devlet’in etkisizleştirilmesi ve tasfiye edilme süreci, Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’nin (1991)tarih sahnesinden çekilmesinden sonra daha da hızlandı. Sosyal Devlet’in zayıflamasıyla ortaya çıkan boşluk yerel yönetimlerce, yani belediyeler tarafından dolduruldu. Devletin hak temelli sunduğu sosyal politikaların yerini giderek yerel düzeyde yardım/sadaka mekanizmaları aldı. Belediyeler sadece asfalt yapan, çöp toplayan kurumlar olmaktan çıkıp &nbsp;, yaptıkları yardımları ile yoksullarla temas etmeye başladılar. Sadece çöp toplayan, asfalt döken bir kurum değil; yiyecek, kömür vb yardımı yapan, lokanta açan… bir kuruma dönüştüler. Yoksullarla kurulan bu temas, sosyal politikanın ötesine geçerek siyaset yapmanın en önemli bir mekanizması haline geldi. Bu mekanizma sadece sosyal politikayı değil, siyasetin doğasını da dönüştürdü! &nbsp;Sonuçta hak temelli sosyal politika yerini alturist bir yardım ve lütuf ilişkisine &nbsp;bıraktı. 25 milyon kişi sosyal yardım alsa da burada sosyal devletten söz edilemez. Sosyal devlet’de yurttaşa yardım edilmez,; yurttaş hakkı olanı alır. Yeni rejim; bir sosyal devlet değil,merkezi/yerel yönetimin, parti mekanizmasına dayanarak işlettiği sadaka(t) rejimidir! Bu sadaka(t) rejiminde hak temelli yurttaşlık hakkı ile değil, yardım ve lütuf ilişkileri üzerinden &nbsp;bir siyasi bağ üretildi. Bu rejim 1990’lı yılların ortalarında &nbsp;Refah Partisi’in yerel yönetimlerde iktidara gelmesi ile başladı. &nbsp;Refah Partili belediyeler klasik belediyecilik anlayışının ötesine geçerek bir sosyal politika pratiği geliştirdiler. Gıda, yakacak yardımları, burs programları ve mahalle ölçeğinde kurulan dayanışma ağları… &nbsp;Burada ortaya çıkan şey sadece yardım yapmak değil, siyasi bir ilişki üretmesiydi! &nbsp;Refah Partisi’nin &nbsp;belediyecilik pratiği, bu mekanizmanın Türkiye’de en erken ve etkili örneklerinden biri oldular. Özcesi; bu dönemde belediyeler yalnızca hizmet sunan kurumlar değil,ayni zamanda siyasi ilişkilerin kurulduğu ve yeniden üretildiği mekanlara dönüştü! &nbsp; Bu modelin gerçek anlamda genişlemesi ve ülke ölçeğinde kurumlaşması ise AKP iktidarı döneminde gerçekleşti. Bu yıllarda sosyal yardımlar sosyal politikanın en önemli göstergeleridir. Bir yandan sosyal devlet tasfiye edilmesi ve özelleştirmeler; sosyal yardımların ister istemez genişlemesini de beraberinde getirdi. &nbsp;Yani sosyal politikalar yerel yönetimlerce üretilmek zorunda kaldı. Yanlız bu sosyal politika düzenini; sosyal devlet politikası olarak değil,”sadaka(t) rejimi” olarak tanımlamak daha doğru olur. &nbsp;Refah partisi döneminde başlayan ve AKP iktidarında ülke ölçeğinde kurumlaşan bu sadaka(t) rejimi mekanizması 2019 seçimleri ile bir kırılma yaşadı. CHP’nin İstanbul, Ankara olmak üzere Büyükşehir belediyelerini kazanması ile birlikte;yerel yönetimlerde yeni bir sosyal politika uygulanmaya başladı.Bu “halkçı belediyecilik” olarak nitelendirildi. CHP’li belediyeler yeni model kurmadılar ama sosyal yardım temelli belediyecilik anlayışına Kent Lokantaları,Kreşler,sosyal destek kartları,öğrenci bursları… ile boyut getirdiler . CHP’nin bu anlayışı AKP’nin seçici lütuf paketlerinin aksine,Kent lokantalarında olduğu gibi kapıdan giren herkesi hak sahibi gören evrensel bir hizmet niteliği taşıyordu. Yani CHP’nin yardımları yurttaşlık, dayanışma ve sosyal hak kavramı etrafında meşruluk kazanıyordu. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>Ezcümle; CHP’li belediyelere yönelik operasyonların, saldırıların arka planında ne yolsuzluk, ne irtikap, ne rüşvet,ne de casusluk … &nbsp;var; AKP’nin “sadaka(t) belediyeciliğni” CHP’ye ( Hak temelli bir boyut katmıştı) kaptırmamak var. Bunun için de siyasal islamcı AKP, hukuku siyasallaştırmada sınır tanımıyor!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Mar 2026 10:41:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GÜNE MUTLU VE UMUTLU UYANMAK</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gune-mutlu-ve-umutlu-uyanmak-433</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gune-mutlu-ve-umutlu-uyanmak-433</guid>
                <description><![CDATA[GÜNE MUTLU VE UMUTLU UYANMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Uzun zamandan beri sağlık sorunlarıyla cebelleşen Emin Bey bu sabah ilk kez yataktan dinlenmiş bir şekilde gayet zinde kalktı.Aslında kendine çok dikkat ediyor,sağlığını bozan hiç bir kötü alışkanlıkları olmamasına rağmen&nbsp; her nedense her kış geldiğinde kronikleşmiş hastalıkları yakasına yapışıp onu kolay kolay bırakmıyordu.İki ay süren sağlam bir tedavi gördükten sonra hasret kaldığı gece uykularını artık deliksiz uyumaya başlamıştı.Banyoda elini yüzünü yıkadıktan sonra her akşam&nbsp; indirdiği pencerelerdeki krem renkli stor perdeleri yukarı çekerek evin içini gün ışığına kavuşturdu.Aaa bir de ne görsün, dışarda lapa lapa bir kar yağıyordu.Komşu evlerin çatıları bembeyaza bürünmüştü.Bütün gece boyunca esen gürültülü soğuk fırtınanın ardından gelen kar moralini daha da yükseltmişti.Bu kez bu manzarayı doya doya seyretmek için oturduğu salonun tül perdesini de sonuna kadar açtı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Sağlıklı bir yaşam,sıcak bir yuva ve dışarıda lapa lapa yağan bir kar...Emin Bey pencere kenarındaki çalışma masasına oturup dışarıdaki enfes manzarayı seyrederken, “Bundan daha güzel ne olabilir ki?”dedi kendi kendine.Bir yerel gazeteye iki haftada bir düzenli olarak yazdığı köşe yazısını yazmak için bilgisayarını açtı.Gözünü dışarda yağan harika&nbsp; kar manzarasından bir türlü&nbsp; alamıyordu.Yazısına başlamadan önce&nbsp; günlük gazete haberlerini&nbsp; okumak için de bir gazete sitesine girdi.Girdiğine de gireceğine de&nbsp; bin pişman oldu.Gazetelerin ilk sayfalarında&nbsp; dünyayı babasının çiftliği gibi gören;kurulduğundan beri dünyayı kan ve gözyaşına boğan eşkiya ABD’nin&nbsp; bir korsanlar&nbsp; çetesi gibi özgür ve bağımsız bir ülke olan Venezuela’ya girip onun Devlet Başkanı Maduro ve Eşini haydutça kaçırıp askerler arasında elleri kelepçeli çekilmiş fotoğrafları...Sağ tarafında, İran’ı&nbsp; işgal etmek için Arap Denizi’ne demirlemiş USS Abraham Lincoln uçak gemisinin tehdit saçan fotoğrafı...Sağ alt köşede&nbsp; ülkeyi tek başına muhalefetsiz yönetmek&nbsp; isteyen,hak hukuk tanımayan&nbsp; iktidarın muhalefetin elindeki belediyelere düzenlediği boy boy operasyon haberleri yer alıyor. İkinci sayfalarında uyuşturucu operasyonunda gözaltına alınan ünlüler...Üçüncü sayfada, sanki ölüm kaderleriymiş gibi arkası bir türlü kesilmeyen kadın cinayetleri...Orta sayfalarda, açlık sınırının çok altında maaşla&nbsp; yaşamaya çalışan emeklilere inat maliye bakanının ülke ekonomisini düzlüğe çıkaracağız palavraları...İşten atılan işçiler... Son sayfasını tamamıyla ekoloji haberlerine ayıran gazeteyi okurken yüreğini hoplatan o haber gözüne ilişir.Trakya’da Nükleer Bela!. başlığı altında verilen haberde,Trakya Çevre Platformu sözcüsü Av.Bülent Kaçar:”Kırklareli Vize Kıyıköy-Kışlacık mevkiinde 14 bin dönümlük&nbsp; ormanlık arazi üzerine&nbsp; kurulması planlanan yer seçimi yapıldı.Bakanlık bölgede sismik ve meterolojik ölçümler ve veri toplama çalışmalarına başladı.Nükleer Santral’ın faaliyete geçmesi için bu bölgede milyona varan ağaç kesileceğini;var olan doğal yapının yok olacağını;sadece kara yaşamı değil deniz yaşamında da büyük tahribatlara yol açacak.Ayrıca Kuzey Ormanları’nın içme ve kullanma suyu tehlikeye gireceğini,tatlı su kaynakları azalacağını,kuraklık daha da artacağını, Istıranca longoz ormanları bölgedeki enerji&nbsp; ve madencilik faaliyetleri nedeniyle büyük tehlike altına gireceğini belirtti.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nükleer santralın faaliyete geçmesiyle birlikte bölgede bu kadar ağır bir kalıcı tahribat bırakacağı yetmezmiş gibi bir de susuzluk ve kuraklık çeken Trakya’da Meriç nehri,gölet ve barajların da sanayi kullanımına açılacağından bu su kaynaklarının aktarma istasyonlarıyla Çorlu ve Çerkezköy bölgesine taşınacağını söyledi.”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son haberi de okuyan Emin Bey’in yüreği daraldı.Okumayı yarıda kesip&nbsp; açık balkonun korkuluk mermerlerine serpinti şeklinde yağmaya devam eden biriken&nbsp; karın üzerine konan birkaç adet sığırcık kuşunu seyre daldı.Baba ocağının olduğu yakın köy ve kasabalar derin bir kuraklık yaşarken,hemşerileri susuzluktan tarım yapamazken bölgedeki gölet, baraj ve nehir suyunun başka bir yere aktarılması nasıl olurdu?..Bu haber orada yaşayan,çiftçilik yapan yöre insanının diri diri mezara koyulması demekti.Susuz ne yetişirdi?..Hangi canlı susuz yaşardı?.. Kaç zamandan beri balkonunda&nbsp; görmediği sığırcıkların&nbsp; maskaralıkları bile onu neşesini tekrar yerine getiremedi.Nükleer&nbsp; santralın soğutma sisteminin çalışmasıyla birlikte deniz suyunun sıcaklığının canlıların yaşamasına mani olacak kadar yükseleceğinden o bölgede yaşayan bol miktarda yaşayan çok sevdiği hamsi,istavrit,mezgit,palamut,çinekop gibi&nbsp; balıkların artık&nbsp; yaşama şansları kalamayacağından tek tek yok olacaklarını düşündü.Hele,&nbsp; Eylül ayı gelip havalar güzlediğinde,sokakları aşındıran balıkçı arabaların hoparlörlerinden “Kıyıköy’den,İğneada’dan çok taze palamut,hamsi,istavrit,çinekop balığı geldi”anonslarını bir daha&nbsp; duyumayacağından içi bir garipsedi.Çünkü açlık sınırının altında bir emekli maaşıyla bütçesi ancak balık almaya yeterdi.O da fiyatları uygunsa alabilirdi.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Haberin devamında,Nükleer santralın Çinliler tarafından yapılacağını ve tesislerde çalışacak işçilerin Çin’den geleceği bildiriliyordu.Bu haber, santralın kurulacağı bölgede yaşayan derin yoksulluk içindeki&nbsp; vatandaşların&nbsp; iş bulma ve arazilerinin kat be kat değerleneceğini hesaplayanların açısından büyük bir hayal kırıklığına uğrayacağı aşikardır.Çünkü&nbsp; Kıyıköy kararı verimeden önce santralın kurulacağı yer olarak İğneada olarak dillendiriliyordu.O sıralar Emin Bey de&nbsp; oradaki yapılacak santralı protesto için yaşadığı şehirdeki doğa koruyucularıyla birlikte İğneada’ya gitmiş;orada&nbsp; çok enteresan bir olayla karşılaşmıştı.Ellerinde nükleer enerji karşıtı pankartlar,dövizler taşıyan epey kalabalık gösterici&nbsp; konvoyu kasabanın içinden geçerek basın açıklaması yapılacak alana giderken&nbsp; kahvehane önünde sere serpe oturan yerli halkla göstericiler arasında aniden tatsız bir olay yaşanıyor.Gösterici yaşlı kadın kahve milletine:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Burada boş boş ne oturuyorsunuz?Bakın buraya&nbsp; Nüleer santral kurmak istiyorlar.Eğer o santral kurulursa sizin hiç birinizin&nbsp;&nbsp; burada yaşama şansı kalmayacak.Buradan göçüp gitmemiz gerekecek.Biz taa nereden sizin için geldik.Gelin siz de bize kaltılın,bu belayı başımızdan def edelim!”diyor.Kadının&nbsp; çıkışına kızan bir vatandaşın birisi ayağa kalkar, kahvede oturan kalabalığı gösterek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Sen ne diyorsun abla!Burada gördüğün insanın çoğu işsiz,geçim sıkıntısı içinde.Tek gelirimiz yazın pansiyonculuk,kışın ise balıkcılık.Bizim bütün umudumuz bu santrala bağlı.İşsizimiz iş bulacak,topraklarımız değerlenecek.”Gösterici kadın:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Ama sizi burada tutmayacaklar,hepiniz kansere yakalanacaksınız!”Adam:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Kimse bizi buradan çıkaramaz.Kansere yakalanırsak yakalanalım,sana ne?Zaten şimdi de kansere yakalanan bir sürü insanımız var”diye tartışma sertleşince jandarma araya girip kadını olay mahallinden uzaklaştırıyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Çocuklarınıza&nbsp; iş verilecek,arazileri değerlenecek..!Bu vaatler,bu taktikler gerek nükleer santral olsun gerek termik santral olsun bu işi pazarlayan simsarların&nbsp; yörede yaşayan insanların ağızlarına çalınan bir parmak baldı.Bütün gayretleri oradakileri kendi saflarına çekmekti.Santral kurulduktan sonraki bölge halkı&nbsp; başına ne çoraplar örüleceğini ancak iş işten geçtikten,ağır bedeller ödedikten sonra öğrenecekti.Buna benzer aynı sahne daha önce Zonguldak Çatalağzı beldesinde yaşanır.Arazilerinin Yüzde altmış beşi orman ve fundalıkla kaplı,başlıca geçim kaynakları tarım ve hayvancılık olan Çatalağzı beldesinde kurulması planlanan termik santrala karşı yapılan çevre eylemlerinde,belde halkı kendilerine desteğe gelen çevrecileri çocuklarına iş,kendilerine aş vereceğini düşündükleri tesisin&nbsp; kurulmasına&nbsp; mani olacaklar diye linç etmek isterler.Aradan bir süre geçtikten sonra devreye alınan santralın çevreye yaydığı kirlilikten ne tarım yapılabilir ne de hayvancılık yapılabilir olmaktan çıkar.Çevre kirliliği o kadar had safhaya varır ki&nbsp; bölgede&nbsp; astım,KOHA,kanser gibi akciğer hastalıklarında müthiş bir artış gözlenir.Beldede gençlere kadrolu iş vereceğiz diye bol keseden atan işletme sahibi onları ancak&nbsp; işletmedeki taşeron firmalarına yönlendirir.Daha önce 9-10 bin nüfusa sahip belde santralın faaliyete geçmesinden sonra nüfusu son sayıma göre 3415’e düşer.Ağırlıklı olarak milliyetçi muhafazakar iktidara oy veren belde halkı santralı dolaşmaya gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı’na,”Çevre kirliliğinden çok muzdaribiz sayın bakanım,ne olur bizi bu dertten kurtar”diye şikayette bulunan belde sakinlerine bakan ne desin beğenirsiniz:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Ne yapalım yani?3-5 bin&nbsp; kişi için santralı mı kapalım!”diye fırçasını atıp çekip gider.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; İğneada’daki çevre eylemi deniz sahilindeki basın açıklamasıyla devam eder fakat grup oraya vardıklarında&nbsp; çok çirkin bir manzarayla daha karşılaşırlar.Bir gün önceden deniz boyundaki ağaçlara asılan pankartlar santral yanlısı&nbsp; kişiler tarafından parçalanmış,zemini çimenlik yere hayvanları salmışlar ve her taraf taze hayvan tezeğiyle kirletilmiştir.Bir de basın açıklaması yapılırken tam da kürsünün önünde açılmış&nbsp; kurukafa&nbsp; resmi olan”Nükeer Öldürür!”yazılı siyah pankartın üzerine,sinsice grubun içine sızan iki provokatör&nbsp; Türk bayrağını, pankartı örtecek şekilde sarkıtırlar.Grup bu yapılan bu provokasyona karşı gayet soğukkanlı davranıp herhangi bir taşkınlığa mahal vermeden&nbsp; eylem olaysız sona erer.Eylem bittikten sonra İğneada’lı olduğunu söyleyen genç bir kadın aktivist,birkaç kişi hariç ne kasaba halkından ne de civar köylerden eyleme gelen olmadığını yüksek sesle dillendirerek serzenişte bulunur.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Dünya halkları emperyalist saldırganlığın tehditi altında iken, Trakya toprakları küresel sermayenin uzantıları nükleer, lobicilerin,maden şirketlerinin saldırı&nbsp;&nbsp; tehlikesi&nbsp; altında iken,ona buna kızıp her şeyden elini ayağını çekme gibi bir lüksümüz olmamalı.”Bu toplum zaten çok duyarsız,bundan sonra bizden de bir bok olmaz!deme&nbsp; kolaycılığa kaçmadan yaşam alanlarımıza;havamıza,suyumuza,toprağımıza sahip çıkmalıyız.Umudumuzu yitirmeden,inatla yanlışa&nbsp; hayır!demeye devam&nbsp; edip;niçin?nasıl?neden?diye sorgulamayı elden bırakmazsak bu dünya ancak o zaman&nbsp; daha yaşanılabilir bir hale gelir.”diye son sözlerini yazdıktan sonra yarına mutlu ve umutlu uyanmak için arkasına dayanarak derin bir nefes alır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:35:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPERYALİST HAYDUTLAR ORTADOĞU’YU ATEŞE  VERDİ!  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/emperyalist-haydutlar-ortadoguyu-atese-verdi-432</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/emperyalist-haydutlar-ortadoguyu-atese-verdi-432</guid>
                <description><![CDATA[EMPERYALİST HAYDUTLAR ORTADOĞU’YU ATEŞE  VERDİ!  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Üstüne Epstein gölgesi düşmüş Trump ve Gazze “soykırım”ının sorumlusu Netanyahu, İran’a saldırarak Ortadoğu’yu ateşe verdiler. Savaş artık Ortadoğu’da sürüyor. Trump ve Netanyahu saldırılarının İran halkına rejimi değiştirme ve demokrasi getirme fırsatı sunduğunu belirterek, onları rejime karşı ayaklanmaya çağırdı! Çağrının beklenen etkiyi yapması beklenmiyor… İran halkı, yarım yüzyıldır ensesinde boza pişiren, zalim rejimden elbette kurtulmak istiyor ama, molla rejimi yerine emperyalist uşakların(şahların) da geçmesini de istemiyor. Nitekim önceki gün yapılan çağrılarda bunu gördük. İran halkı, emperyalistlerden gelecek özgürlüğün kendilerine emperyalist kölelik getireceğini, molla rejiminden daha iyi bir gelecek sunmayacağını bilecek &nbsp;bir halk! Dahası ortada Irak,Libya, Suriye … örnekleri var. Emperyalist haydut Amerika;İran halkının bu çağrılara yanıt vermeyeceğini bilmez mi? &nbsp;Elbette herkesten iyi biliyor. &nbsp;20. yüzyılının ikinci yarısı boyunca özgürlük ve demokrasi vaadiyle organize ettiği savaşları, iç savaşları ve askeri darbeleri bir tarafa bıraksak bile; özgürlük ve demokrasi getirmek için işgal ettiği Irak ve Afganistan halklarına özgürlük ve demokrasi dışında her şey (acı,gözyaşı, ölüm, sömürü, teokrasi, Ortaçağ…) götürmüştür. ABD’nin; özgürlük ve demokrasi retoriği, operasyonlarına, iç savaşlara ve savaşlara meşruiyet kazandırmak içindir. ABD ve &nbsp;Batı’nın uzantısı İsrail; bir zülüm rejimi olan molla rejimini, Ortadoğu’yu emperyalist ve siyonist amaçlar doğrultusunda dizayn için gerekçe olarak kullanmaktadırlar! Öte yandan İngiltere, Almanya ve Fransa’da ,ABD-İsrail’in İran’a karşı yaptığı saldırılara tam destek verdiklerini açıkladılar. Bütün bu gelişmeler &nbsp;bölgesel bir savaşa yol açma olasılığı olan gelişmelerdir. Savaş şimdilik füzelerle ve savaş uçaklarıyla sürmektedir. Kara Savaşı’nın sonuçlarını ABD; Vietnam, Afganistan ve Irak’tan bildiğinden tüm söylemlerine rağmen Kara Savaşı’ından uzak durmaktadır! Bölge halklarının, emperyalist haydut saldırılarına karşı , Halkların &nbsp;Kendi Tayin Hakkı’nı da içeren anti-emperyalist ve seküler karakterli bir barış mücadelesini öne çıkarmaları tek çözümdür… Irak,Suriye ve İran’dan sonra sıranın Türkiye’ye de geleceği söylemi gerçeği yansıtmamaktadır. Çünkü siyasal islamcılar çeyrek yüzyıllık iktidarlarında, bölgede ABD ve Batı emperyalizmin uzantısı gibi davranmaktadırlar. Libya ve Suriye bunun en iyi göstergeleri. &nbsp;Anti-emperyalizm ve siyonizm karşıtı söylemler, söylem düzeyinden öte gitmemektedir. Gerçi İran saldırılarında bu söylemi dahi yapmadılar! &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp;Ezcümle;1979’da seküler solun İran’da iktidar olmasını engellemek için &nbsp;“devrimin” mollalarca çalınmasını(!) destekleyen emperyalist haydut ABD, İsrail ve Batı; bugün &nbsp;enerji kaynaklarının %20’ni oluşturan Ortadoğu’yu yeniden dizayn etmek için molla rejiminden kurtulma retoriğine başvurmaktadırlar…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 04 Mar 2026 11:30:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EMPEYALİST  HAYDUT ÇETESİ ABD VE SİYONİST İSRAİL ORTADOĞU’DAN DEFOL</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/empeyalist-haydut-cetesi-abd-ve-siyonist-israil-ortadogudan-defol-431</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/empeyalist-haydut-cetesi-abd-ve-siyonist-israil-ortadogudan-defol-431</guid>
                <description><![CDATA[EMPEYALİST  HAYDUT ÇETESİ ABD VE SİYONİST İSRAİL ORTADOĞU’DAN DEFOL]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Emperyalist haydutluk sisteminin elebaşı ABD'nin haydut başkanı, faşist katil, Tramp ve israil siyonizminin başkanı, eli kanlı Netanyahu faşistinin, İran'a haydutça saldırısını kınıyorum.<br />
Başta ABD olmak üzere, bütün emperyalist, siyonist sermaye gücü, açıkça, dünyada, gücü olanın istediği yere sorgusuz sualsız saldırmalarını ''haklı'' kılan Haydutlar Çağı yaratmak istiyorlar.<br />
Birleşmiş Milletler, Güvenlik Konseyi vb kurumlar sadece bu emperyalist haydutluk işgallerini seyrediyorlar<br />
Sosyalist Blokun dağılması ve denge sağlama gücünün ortadan kalkması, tek kutuplu dünyanın yaratılması, emperyalistlerin saldırılarına cesaret veriyor.<br />
Dün Venezüella, bugün İran, yarın başka bir yere haydutça saldırıların temelinde bu tek kutuplu kapitalist/emperyalist sistemin şımarıklığı var.<br />
ABD/İsrail saldırıları, Ortadoğu' bir gerçeği de yeniden gözler önüne serdi. Ortadoğu'daki onlarca sözde ' Bağımsız Müslüman' ülkelerin, tamamının ABD emperyalizminin işbirlikçi kuklaları olduğunu, zerre kadar bağımsızlıkçı ve vatansever duygularının olmadığını, mezhepsel bölünmüşlük içinde boğuşup, yeni düşmanlıklara &nbsp;zemin &nbsp;yarattıklarını &nbsp;görüyoruz. Din/iman söylevlerinin, dindar görünüp, dinbazlık yapıp, halka vaaz vermelerinin, şeriat diye &nbsp;bağırmalarının aslında samimiyetsiz olduklarını, asıl gerçekliğin, ABD/ İsrail barbarlığına uşaklık etmek olduğunu ortaya koydu. ABD/İsrail güçleri, bölgedeki İslamcı ülkelerde kurdukları üstlerden İran'ı bombalıyor. Bu kukla rejimler, ABD işgalini değil, İran tarafından bu ülkelerdeki üstlere yapılan saldırıları kınıyorlar utanmadan. Bölgedeki şeriatçı ülkeler sanki Ortaçağ karanlığını temsilcileri değilmişler gibi, 'gerici ' İran rejiminin ABD/İsrail saldırısıyla yıkılmasını istiyorlar, teşvik ediyorlar alçakça. Oysa asıl yıkılması gereken rejimler, İran dahil, din inancını kullanıp ülkelerinde şeriatçı diktatörlükler kuran, Ortadoğu’daki bütün ABD işbirlikçisi rejimlerdir<br />
Dinci rejimler özgürlük ve Laiklik düşmanlarıdır. Tarihsel olarak da görüldü ki, hep emperyalist işgalcilere hizmet etmişler, sömürü aracı olarak kullanılmışlardır. Demokrasi ve özgürlüğe karşı çıkmışlardır, Dini inancı siyasallaştırmışlar, siyasi ve ekonomik çıkarlarına &nbsp;alet etmişlerdir.<br />
İran halklarının kurtuluşu, halkın demokratik mücadelesi/devrimiyle olacaktır. Emperyalist işgale umut bağlayarak, ülkelerini emperyalist/Siyonist barbarların katliamlarına peşkeş çekerek değil.<br />
SAVAŞA HAYIR, KAHROLSUN EMPERYALİZM VE İŞBİRLİKÇİ İKTİDARLAR<br />
YAŞASIN HALKLARIN KARDEŞLİĞİ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Mar 2026 11:40:51 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Her canlının yaşam hakkı kutsaldır</title>
                <category>Göksal ÇİDEM</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/her-canlinin-yasam-hakki-kutsaldir-430</link>
                <author>goksalcidem@mansethabergazetesi.com (Göksal ÇİDEM)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/her-canlinin-yasam-hakki-kutsaldir-430</guid>
                <description><![CDATA[Her canlının yaşam hakkı kutsaldır]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Birleşmiş Milletler Genel Kurulu&nbsp; 3 Mart’ı Dünya Yaban Hayatı Günü ilan etti. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Aynı ekolojiyi paylaştığımız dağda, ormanda, suda&nbsp; yaşayan canlıların günü..!</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Dünyamızda var olan canlı türlerinin yok oluşuna dikkat çekmek , korumak ve farkındalık yaratmak için 2014 yılında ilk defa kutlandı..&nbsp; Özellikle&nbsp; 3 Martın yaban hayatı günü ilan edilmesi&nbsp; anlamlı. Çünkü,&nbsp;&nbsp;&nbsp; Nesli Tehlike Altında Olan Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaretine İlişkin Sözleşmesi’nin (CITES) 1973 yılında 3Mart’ta imzalanmıştı..</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ancak günümüzde Azgın bir azınlığın oluşturduğu , Doğada ki işgal kuvvetleri yaban hayatını yok ediyor.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Yaban hayatının varlığını sürdürmeye çalıştığı yer onların dünyası. Yaşam alanı. Domuzun, sincabın karıncanın, kurdun, kuşun &nbsp;evi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Biz ise onların evlerini başına yıkıyoruz. Bilinçsizce, acımasızca yapılan avcılık, vahşi madencilik ve plansız enerji sektörü yatırımları ile katlediyoruz. Istrancaların ortasında orman içinde kurulan RES (Rüzgar Enerji Santralleri) ve&nbsp; orman derinliklerinde&nbsp; gördüğümüz “dikkat kamyon çıkar”&nbsp; “dikkat iş makinesi çıkar”&nbsp; yerde gördüğümüz tabelalara rastlıyoruz.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Yaban hayatının yaşam alanlarında olmaması gereken faaliyetler yaban hayatını olumsuz etkiliyor. Yaban hayatı sahipsiz. Sermayesi yok. Söz hakkı yok. Basını yok.. TV si yok. &nbsp;&nbsp;İnsanoğlunun doymak bilmeyen aç gözlülüğü, vicdansızlığı&nbsp; onları güçsüz bırakıyor. Yaşam alanlarını savunacak güçleri yok.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">TV haberlerinde domuzların Kırklareli’de pazara, İstanbul’da boğaza, Bodrum’da mahalleye &nbsp;indiğini &nbsp;izliyoruz. Gitmesinde ne yapsın.&nbsp; Sermaye dağa çıkınca, &nbsp;Domuzlar boğaza, mahalleye &nbsp;ve pazara indi.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Haberlerde ve yorumlarda insanımız hala “buralarda &nbsp;&nbsp;ne işi var..?” diyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ne yapsın… Senin evini başına yıksalar,&nbsp; evinin içinde dinamitler patlasa, bahçende iş makinaları ve kamyonlar dolaşsa sen ne yapardın..?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Günlük çıkarlar uğruna yok ettiğimiz yaban hayatın mensuplarını sirklerde, akvaryumlarda ve hayvanat bahçelerinde görebiliyoruz.. Ne yazık ki, Onlar eziyet çekerken, keyifle izlemeye devam ediyoruz. Bir anlık empati yapalım. Biz kafeste onlar tribünde. Oldukça iç acıtıcı değil mi.. ?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bulgaristan sınırına AB mülteci göçünü önlemek için 4-5 metrelik jiletli-dikenli teller çekti.&nbsp; AB kendi sınırlarının güvenliği için diyor. Ancak, yaban hayvanları binlerce yıldır&nbsp; üremek, kış uykusuna yatmak, beslenmek, su içmek ve yaşamak &nbsp;için &nbsp;kullandıkları güzergah bir anda kapatıldı.&nbsp; Karşıya gidemeyenlerin feleği şaştı. &nbsp;Sözde insan ve hayvan haklarını savunan Avrupa, &nbsp;Istrancalar’da ki doğal yaşamı yok saydı. Mülteciler bir şekilde geçmek için yol buluyor. Ya yaban hayvanları..?&nbsp; Doğal yaşamın ortasına AB tarafından finanse edilerek yapılan öldürücü bariyer karada ki yaban hayatını yok ediyor. Öldürüyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">AB bunu yaparken biz ne yaptık..?&nbsp; Istrancalar&nbsp;&nbsp; tüm Palaearktik bölgenin ana kuş darboğazlarından üzerindedir.. Bu nedenle, bölgede rüzgâr santralleri inşa edilmesi tüm biyocoğrafya bölgesindeki (Göçmen Kuşları) avifaunayı çok ciddi olarak&nbsp; etkileyerek olumsuz sonuçlar doğuracağı bilimsel raporlar ile sabit iken,&nbsp; yüzlerce &nbsp;kurulan, binlerce &nbsp;planlanan RES var.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">İletim hatları kuşları yok sayarak planlanınca, leylekler ve nesli tehlike altında olan ŞAH KARTALlar ölüyor. Aslında öldürülüyor. &nbsp;Şah Kartal Yuvalarının bulunduğu üreme ve yaşama alanları RES ile dolduruluyor. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Kırklareli’de bulunan tek Küçük Akbaba yuvasının önüne RES dikmek hangi bilimsel temele dayanmaktadır.?</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Istrancalarda planlanan ve var olan RES sayısı yaklaşık 2000 adet. Hepsi gerçekleşirse, &nbsp;kuşlara uçacak gökyüzü, konacak dal kalmayacak.&nbsp; Plansız yapılaşmayla zaten karada yaşayanların yaşam alanları da her geçen gün daralıyor.. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Ne havada, ne karada yaşama şansı bırakmadığımız yaban hayatı gününü &nbsp;kutlamaktansa, bir an önce onları korumak ve yaşatmak için gerekeni yapmak, insan olmanın gereğidir.&nbsp; </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Son yıllardaki düzensiz göçmen sorunu ülke ya da ülkelerin&nbsp; sorunu değil bütün insanlığın sorunudur. Bu sorunu doğal ve insani olmayan yöntemlerle (örneğin ülkeler birbirlerinin sınırına yüksek duvarlar, jiletli dikenli teller)çözmeye çalıştıklarında bunun diğer hayvan popülasyonlarına yansıması acımasız ve geri dönüşümsüz olabilmektedir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Bir hayvanın veya hayvan grubunun yiyecek veya eş aramak için düzenli olarak üzerinde seyahat ettiği ve komşu hayvanlar veya aynı türden gruplarla örtüşebilecek bir yaşam alanı &nbsp;&nbsp;vardır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;Hayvanlar bu alanı binlerce yüzbinlerce yıldır kullanmaktadır ve bu alandaki davranışlarını hareketlerini çoğunlukla içgüdüsel &nbsp;&nbsp;olarak gerçekleştirirler, yani gen kontrollüdür. Bu alanlardaki insani faaliyetleri (yollar, otobanlar, yerleşim yerleri, sanayi aktiviteleri, ülke sınırlarını çizme-koruma amaçlı dikenli – jiletli teller, yüksek duvarlar v.b.) maalesef hayvanların yapmak zorunda oldukları bu hareketleri engeller. Sonuçta otobanlarda ezilmeler, yerleşim alanlarında, sınır boylarında yaralanmalar-ölmeler gerçekleşmektedir. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">Hayvanların hiçbir suçu yokken insanların bu faaliyetleri maalesef habitatlarını parçalayarak onların beslenme ve üreme faaliyetlerine zarar vermekte, o hayvan türünün popülasyonlarının izole olmasına dolayısıyla iç döllenmenin artmasına ve sonuç olarak genetik çeşitlilikte azalmaya yol açarak popülasyonlarının azalıp yok olmalarına neden olmaktadır. Son yıllarda bunu engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaya başlanmış ve ekolojik koridor-yeşil koridor – yaban yaşamı koridoru gibi insani faaliyetleri veya yapıları ile ayrılmış yaban hayatı popülasyonlarını birbirine bağlayan habitat alanları oluşturulmaya çalışılmakta, böylece o alanlardaki hayvan popülasyonlarının korunması amaçlanmaktadır. Türkiye-Bulgaristan sınır hattı boyunca hayvanların izledikleri rotalar ortaya çıkarılırken aktif geçiş rotalarında bu şekilde yaban yaşamı koridoru-yeşil koridor ya da ekolojik koridorlar yapılması biyoçeşitliliğimizi korumak açısından önemli bir adım olacaktır.</span></span></p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>

<p style="text-align:justify">&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Mar 2026 12:09:50 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2021/12/goksal-cidem-1638523524.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BARIŞ DOLU FARKINDALIK</title>
                <category>Neval Kütük</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/baris-dolu-farkindalik-429</link>
                <author>nevalkutuk@mansethabergazetesi.com (Neval Kütük)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/baris-dolu-farkindalik-429</guid>
                <description><![CDATA[BARIŞ DOLU FARKINDALIK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Farkındalık sayesinde bir değişim, dönüşüm yaşanır. Birey şimdide kalır ve anın gerçekliğini yaşar. Birey her anın, her duygusunun, her düşüncesinin farkına vardığında yaşam anlamlı ve mutluluk dolu olur. Adeta bir uyanış gerçekleşir. Birey tek boyutlu yaşamdan çok boyutlu yaşama geçer.</p>

<p>Farkındalığın yükselmesi için geçmiş ve gelecekten özgürleşip anda kalmak gerekir. O zaman tüm sorular cevabını bulacak ve o zaman bütünleşme gerçekleşecek. Birey ebedi öz varlığında bulununca farkındalık katlanarak artacaktır. Zihinsel spekülasyonlar ortadan kalkacak ve zihin sessizleşecektir. Birey özsel farkındalık düzeyinde olunca içsel barış ortaya çıkacak ve o zaman farkındalık güneşi doğacaktır.</p>

<p>Farkındalığin çiçek açması için birey barış dolu öz varlığını dinlemelidir. Dinlediğinde sessizliği de dinler. İşte o zaman bir farkındalık patlaması gerçekleşir ve birey varoluşsal hayata uyanır. Kuantum bir sıçrama gerçekleşir. Barış kuvveti sayesinde birey içinde bir merkezin olduğunu keşfeder ve bu özsel merkez sayesinde de derin bir değişim gerçekleşir.&nbsp;</p>

<p>Birey kendisi olunca kendi değerini bilir. O zaman sade ve gerçek olur. Maskeleri bırakarak&nbsp; doğal ve kendisi olur. İnsan kendi değerini hissettiğinde değer kazanmaya başlat ve ebedi öz varlık olduğunu deneyimler. O zaman ego saydamlaşır ve bencillik buharlaşır. Birey bencil isteklerden vazgeçtiğinde tatminlik yaşar, öz değer farkındalığı yaşar tüm suni çabalar son bulur.&nbsp;</p>

<p>Dünya Değişim Akademisi’nde "Farkındalık Sanatı" Değişim programı sayesinde eylemler bilinçli olarak icra edilir ve birey kendisine yaklaşır. Birey öz varlığına merkezlenir ve koşulsuz sevgi ile dolar. Bencilliksizlik yaşanır ve sevgi dolu eylemler gerçekleşir.&nbsp;</p>

<p>Farkındalık sayesinde birey ilüzyon uykusundan uyanarak gerçek yaşama yeniden doğar. Bu yeniden doğuş sayesinde birey, hatalarından ders çıkarır ve aynı hataları yapmaz. O zaman sahte yaşam bir sis gibi dağılır. Birey acı ve zevk ikiliğinden özgürleşip zevkin ötesine geçer. O zaman gerçek vazgeçiş yani özgürleşme gerçekleşir.</p>

<p>Farkındalık arttıkça aceleci davranışlar son bulur ve birey teslimiyet içinde akar. Kabullenme gerçekleşir ve birey aynı hataları yapmaz. O zaman pişmanlık acıları da yaşanmaz.</p>

<p>Öz merkezinizden eylemlerde bulundukça o zaman gerçekleşen eylem tamdır yani o zaman eylem geçmiş ve gelecekten özgürdür. Eylem şimdide gerçekleşir. O zaman özgürlük içinde olursunuz. Geçmiş bir yük haline gelmez, gelecek de umutsuzluk yaratmaz. O zaman zihin, duygu, düşünceden özgürleşip öz vardığınızda merkezlenirsiniz.</p>

<p>Farkındalık&nbsp; dolu değişimler....</p>

<p>Neval Kütük<br />
Değişim Uzmanı<br />
Dünya Değişim Akademisi<br />
www.dunyadegisimakademisi.com.tr<br />
nevalkutuk77@gmail.com<br />
0530 877 06 04</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Feb 2026 22:41:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2026/02/neval-kutuk-1771214683.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LAİKLİK ÖZGÜRLÜKTÜR.. BİRLİKTE  SAVUNALIM</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laiklik-ozgurluktur-birlikte-savunalim-428</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laiklik-ozgurluktur-birlikte-savunalim-428</guid>
                <description><![CDATA[LAİKLİK ÖZGÜRLÜKTÜR.. BİRLİKTE  SAVUNALIM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Anayasa &nbsp;mahkemesince ‘’LAİKLİK KARŞITI HAREKETLERİN ODAK NOKTASI OLDUĞU’’ tescil edilen, siyasal islamcı AKP iktidarı, son zamanlarda, Laiklik ilkesine ve laik yaşam tarzına &nbsp;doğrudan saldıran davranışlar ve uygulamalarına hız verdi. Saray rejimi, bir yandan, parti devleti haline getirdiği bürokrasi aracılığı ile, bir yandan, maddi, manevi ve kurumsal olarak destekleyip koruduğu, bürokrasiye yerleştirdiği, emperyalizmin ileri karakolları durumundaki CEMAAT/tarikat militanlarının azgın saldırılarıyla, Türkiye’ de dinci monarşik bir rejimi yerleştirmeye &nbsp;çalışıyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ana okulundan üniversiteye kadar, her kademedeki okullar ve &nbsp;eğitim öğretim &nbsp;işleri, açıkça, Cumhuriyet &nbsp;düşmanı, gericiliğin sembolleri tarikatlara teslim edildi. Ramazan bahanesiyle &nbsp;kurumlara &nbsp;gönderilen genelge, &nbsp;tam bir &nbsp;şeriat propagandasıdır. Küçücük &nbsp;beyinlere, hurafe ve korku salan, pedegoji dışı garabettir. Zorla, çocuklar, din diye, &nbsp;Arap kültür emperyalizminin kalıplarına &nbsp;sokuluyor. Her veli, bu bilim dışı uygulamaya karşı çıkmalıdır. Devlet kurumları, tarikat, cemaat, ve ırkçı yapılar tarafından paylaşılmış durumda. Bu yapılar, sokakta, mahkeme koridorlarında, devlet kurumlarında, açıkça, ‘kahrolsun laiklik, yaşasın şeriat’ &nbsp;diye slogan atıp meydan okuyorlar. Toplumsal yaşama müdahale ediyorlar. Hangi konserin &nbsp;veya tiyatronun, hangi sinema ve &nbsp;konferansın yapılıp yapılmayacağına, cemaatlerin isteği doğrultusunda, idare ve adli makamlar öyle kararlar veriyor. Bu gerici yobaz &nbsp;azgın azınlık, kimi ve ya hangi kurumu, yapıyı hedef &nbsp;gösterirse, hakkında işlemler yapılıyor. Anayasada, ‘Türkiye laik, Demokratik, sosyal hukuk devletidir’ denmesine rağmen, siyasal islamın temsilcisi ve proje partisi olan AKP yüzünden, Laikliği savunmak, yasak, Şeriatçılığı savunmak artık serbest olmuştur.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Siyasal islamcılar, toplumda, samimi inanan insanları aldatarak, eğitilmemiş kesimleri kullanarak, ‘Laiklik dinsizliktir’ yalanı ve iftiraları atarak, toplumsal taban yaratmaya &nbsp;çalışıyorlar. Aslında bu proje, başta ABD olmak üzere, emperyalizmin, islam ülkelerinde &nbsp;demokrasiyi ve bağımsızlık düşüncesini yok ederek, &nbsp;sömürmesi için uydurduğu bir yalandan ibarettir. Siyasal islamci &nbsp;iktidar ve &nbsp;cemaatler de, bu projenin uygulayıcılarıdır. Çünkü, siyasal islamcı cemeatler ve iktidarlar, yaptıkları her türlü, soygun, talan, rüşvet ve ahlaksızlığı, sahtekarca din maskesiyle kapatıp, halkın aç ve yoksulluğunun sebebini, tepkisini, başka &nbsp;alalara, muhalefete, yada yarattıkları hayalı düşmanlara &nbsp;yöneltmek istiyorlar. İslam ülkelerinde, halklarına, &nbsp;şükretmeyi, bir lokma bir hırka &nbsp;masalını &nbsp;anlatan, iktidar muktedirlerine ve cemaat/tarikat &nbsp;şeflerine bakınız, hepsi lüks yaşam içindeler. Toplumları yoksulluk ve perişanlık içindeler. Dini ve samimi din inancını kullanarak, zenginliklerine &nbsp;zenginlik katıyorlar.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Din &nbsp;sosyolojik bir olaydır. Her toplumda farklı inançlar olmuştur. İnanç, kişi ile &nbsp;inandığı varlık/ilah arasındaki bağdır/duygudur. Bu inanç, ne zaman ki, egemenlerce, siyasi ve ticari çıkar ve nüfuz olarak kullanılmaya başladıysa, din, kutsallığını ve saf inanç yapısını kaybetmiş, siyasi sömürü aracı haline getirilmiştir. Türkiye’de ve islam ülkelerindeki ‘Siyasal İslamcıların’ yaptığı budur. Avrupa’da, &nbsp;Kilisenin yaptığı da, böyleydi. Ancak, Avrupa’da, Reform ve Rönesans aydınlanması yaşandığı için, din işleri ile devlet işleri ayrıldı. Sonrasında, toplum, papanın/ papazların fetvalarıyla değil, aklın ve bilimin ışığında yürüyerek kalkındı. Ne yazık ki, İslam dünyasında, böyle bir reform ve rönesans yaşanamadığı için, İslam ülkeleri, akıl ve bilim yerine, dogmatik kalıplarda geri kalmaya ve &nbsp;emperyalizme &nbsp;hizmete devam ediyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Laiklik, dincilerin dediği gibi, din inanca düşmanlık değil, dinin ve inancın özgürleşmesidir. Devlet ve toplum alanında, aklın özgürleşmesi, insanın özgürleşmesi, özgür birey olmasıdır. Bilimin ışığında yol alınmasıdır. &nbsp;Devlet, soyut bir kavramdır, insan değildir. Bu yüzden, devletin dini olmaz, insanın dini, inancı olur. Devleti yönetenler, kişilerin inancına ve inanmayışına, saygı duyarsa, zorlama ve ayrım yapmazsa, o zaman, devlet laik devlet olur. Demokrasi ve hukuk olur. Din çatışması değil, inançlara saygı olur. Ülkemizdeki ve diğer İslam ülkelerindeki siyasal İslamcılar, kendileri, birer sömürü projeleri oldukları için, halkın, ümmet/ kul olarak kalmasını, kendilerine ilahi vasıflar ekleyerek, saltanat &nbsp;sürmeyi istedikleri için, Laikliğe ve Demokrasiye karşı oldukları için şeriat istiyorlar.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Laiklik, özgür insan olmaktır. Akıl ve bilim yolunda yürümektir. Medeniyettir. LAİKLİĞİ HEP BİRLİKTE SAVUNMALIYIZ ASLA TESLİMİYET YOK.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 15:35:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazetecilik Suç Değildir</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-427</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-427</guid>
                <description><![CDATA[Gazetecilik Suç Değildir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle meslektaşımız Gazeteci Alican Uludağ'ın önce gözaltına alınıp ardından da tutuklanmasını "Manşet Haber " olarak doğru bulmadığımızı ifade ederek meslektaşımızın yanında olduğumuzu kamuoyununda bilmesiini isteriz.<br />
Gazeteci Alican Uludağ mesleğini şerefi ile yapan ve halkın haber alma hakkını savunan sevilen bir gazetecidir.ve Gazetecilik suç değildir.<br />
Bizler "Manşet Haber Gazetesi" olarak yayın hayatına başladığımız ilk günden beri gazetecilik mesleğinin suç olmadığını savunduk ve &nbsp;“Biz gazeteciler, gazeteciliğin suç sayılamayacağını bir daha hatırlatarak, Anayasa ve yasal haklarımız ışığında, biz gazetecilere&nbsp; isnat edilen bu tür suçların tarih olacağı, &nbsp;özgürce &nbsp;ifade özgürlüğü ve eleştirel haklarımızın kullanılabileceği bir ülkede mesleğimizi yapmaya çalışacağımızın mücadelesini veriyoruz, vermeyde de devam edeceğiz.<br />
Meslektaşımız Alican Uludağ,sosyal medya hesabındaki paylaşımları gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanı'na alenen hakaret" iddiasıyla tutuklandı.Son günlerde gazeteciler üzerinde baskıların arttığı, şafak operasyonları ile evlerinin arandığı gözaltı ve tutuklamalar ile mesleğimizi yapamama tehlikesi ile &nbsp;karşı karşıyayız.<br />
İstanbul Basın Konseyinin belirttiği gibi Gazeteci Alican Uludağ da, eleştiri sınırları içinde sosyal medyada paylaşımlar yapan, iddia edildiği gibi kaçma şüphesi bulunmayan, paylaşımlarının silinme ihtimali olmadığı halde gözaltı işleminden sonra, yaşadığı Ankara'dan apar topar İstanbul'a getirilerek , CMK 100 ve diğer maddeleri uyarınca &nbsp;İstanbul Cumhuriyet başsavcılığı talebinin kabulu ile &nbsp;tutuklanmasını ,hukukun zorlanması olarak görmekteyiz. Hakimliğin tutuklama gerekçelerinde belirtilen '' yaptığı paylaşımlarında Cumhurbaşkanını onur, şeref ve &nbsp;saygınlığını rencide edebilecek şekilde somut fiil içerdiğine yönelik kuvvetli suç şüphesinin mevcut olduğu, üzerine atılı suçu, zincirleme şekilde işlediğinin değerlendirildiği, paylaşımlarının herkese açık sosyal medya platformlarında sayısız kişiye ulaştığının anlaşılması karşısında, suçun alenen işlendiğinin değerlendirildiği, kaçma şüphesinin bulunduğu, adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı'' tespitleriyle...'' &nbsp;gazeteci Alican Uludağ tutuklanarak apar topar cezaevine gönderildi.</p>

<p>Biz gazeteciler, gazeteciliğin suç sayılamayacağını bir daha hatırlatarak, Anayasa ve yasal haklarımız ışığında, isnat edilen bu tür suçların tarih olacağı, &nbsp;özgürce &nbsp;ifade özgürlüğü ve eleştirel haklarımızın kullanılabileceği günlerin özlemiyle ve halkın haber alma hakkına saygıyla görevimizi yapmaya devam edeceğiz.<br />
&nbsp;<br />
Gazeteciliğin suç olmadığını yineleyerek, ''SUÇ NEREDE'' diye sormaya ve gerçeği halka ulaştırmayı sürdüreceğiz.&nbsp;<br />
Alican Uludağ'ın , hapishaneye götürülürken dediği gibi:<br />
&nbsp;<br />
SUSMADIK.SUSMAYACAĞIZ</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 13:58:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İNSANLIĞIN EN BÜYÜK KAZANIMI LAİLİKLİĞİ SAVUNMAK SUÇ!  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/insanligin-en-buyuk-kazanimi-lailikligi-savunmak-suc-426</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/insanligin-en-buyuk-kazanimi-lailikligi-savunmak-suc-426</guid>
                <description><![CDATA[İNSANLIĞIN EN BÜYÜK KAZANIMI LAİLİKLİĞİ SAVUNMAK SUÇ!  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Laiklik; aklın inançtan, bilimin, felsefenin ve sanatın dinden bağımsızlaşması, devletin, eğitimin, hukukun dinden arındırılması, dinin siyasete, ticarete, sömürüye alet edilmesinin önlenmesi, din-inanç ve ibadet özgürlüğünün güvencesidir.</p>

<p>Laiklik ayni zamanda egemenliğin, yeryüzündeki halkların olmasıdır. Laiklikte, yasaların referans kaynağını “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi”dir. Aydınlanma ve Modernite Devrimi olan 1648 İngiliz, 1776 Amerikan, 1789 Fransız, 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimleri ile &nbsp;Sosyalist Devrim olan 1917 Ekim Devrimi’nin temeli laikliktir. Doğası gereği tüm demokrasiler laiktir! Laiklikte Tanrı-İnanç merkezli bilgi değil, akıl- bilim merkezli bilgi esastir. Laikliğin antitezi teokrasidir. (Dinsel hukuk) &nbsp;Bugün Hıristiyan dünyasında “Vatikan” hariç Hıristiyan şeriatı ile yönetilen bir ülke yok! Öte yandan Hıristiyan dünyasında &nbsp;“Kilise” iktidar talebinden sonsuza kadar vazgeçti. İslam dünyasında ise Türkiye hariç (!) laiklik ile yönetilen ülke yok. Oda uçurumun kıyısında. Camii’nin iktidarı İslam dünyasında sürüyor, Türkiye’de ise iktidar talebini sürdürüyor. Nerdeyse çeyrek yüzyıldır iktidarda olan emperyalizmin “soğuk savaş” döneminde “yeşil kuşak” politikaları ile imal ettiği Siyasal(Politik) islamcılar, İslam dünyasının ilk Aydınlanma ve Modernite Devrimi olan 1923 Türk ( Cumhuriyet) Devrimi’nin tüm kazanımlarını tasfiye etti. Yerine henüz totaliter “teokratik” bir rejim kurabilmiş değiller! Siyasal islamcılar, tüm dinsel sembolleri kamusal alana taşırken, eğitimi de dinselleştirdiler. Bugün İmam-Hatip Okulları medrese işlevi görüyor. Laik ve bilimsel &nbsp;bilginin üretildiği üniversiteler çeyrek yüzyılda bu niteliklerinde uzaklaştı, Camii ve mescitler ile donatıldı. Dini siyasete ve ticarete alet etmede siyasal islamcılar sınır tanımıyorlar. Bir Ortaçağ kurumu olan tarikat ve cemaatlar Osmanlı’da bile izin verilmeyen ölçüde kamu kaynakları ile zenginleştiler (Holdingleştiler, Şeyhler CEO, müritler işçi oldular. Uhrevi işlerden ziyade dünyevi işlerle müşküller!) ve bakanlıkları kendi aralarında paylaşıyorlar. Kamuda kariyer ve yükselmesinin ölçütü &nbsp;hangi tarikat ya da cemaate mensup olmanızdan geçiyor!Öte yandan, MUSİAD’da örgütlenen şeriatçı sermayeyi de inşa ettiler. Türkiye’de eğitim bilimsel ve laiklik niteliğini yitirdi. Yaşamın her alanında laikliği ve sekülerliği tasfiye ediyor ve sözde Türkiye’yi İslamlaştırıyorlar!Siyasal islamcılar çeyrek yüzyılda fiilen kurdukları rejimi kalıcı hale getirmek ve ilelebet gitmemek için; Türkiye’nin totaliter-teokratik “Yeni Bir Ortaçağa” sürüklenmemesi için Cumhuriyetçi Sol” ve “Cumhuriyetçi Güçlere” önderlik eden, kökleri Ulusal Kurtuluş Savaşı’na kadar giden ve Modern &nbsp;Türkiye’yi inşa eden CHP’e saldırıyorlar! Bugün artık Türkiye’de 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’nin temeli olan Laikliği savunmak ve şeriata karşı çıkmak suç! Sol Parti aktivistleri laikliği savunduğu ve şeriata karşı çıktıkları için gözaltına alınabiliyor. Türkiye’nin yüzakı bilim insanları, aydınları, sanatçıları “ Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini kamuoyuna açıkladıkları için Erdoğan tarafından hedefe &nbsp;alındı ve “azgın güruhun hezeyanları” olarak nitelendirildi. Ayrıca bildiriye imza atan 168 Aydın hakkında , &nbsp;bir gecede “profesör” yapılan, eğitimi dinselleştiren, tarikat ve cemaatlara teslim eden, Eğitim Birliği Yasası’nı çiğneyen Milli &nbsp;Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, yargıya suç duyurusunda bulunacaklarını söyledi. Üstelik bütün bunlar Anayasası’nda laiklik yazan ve laiklik düzeni ortadan kaldırmanın suç sayıldığı bir ülkede gerçekleşiyor. Ezcümle; aklın, bilimin, felsefenin, sanatanın özgürleşmesinin ve egemenliğin kaynağının yeryüzündeki halkın olması demek olan “Laiklik” insanlığın en büyük kazanımıdır. Asla suç olamaz!</p>

<p>Laikliğin antitezi insan aklının, bilimin, felsefenin, sanatın boğulduğu, insan özgürlüğünün ve onurunun ortadan kalktığı, doğası gereği totaliter olan “teokrasi”dir!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 22 Feb 2026 13:24:53 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gazetecilik Suç Değildir</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-425</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gazetecilik-suc-degildir-425</guid>
                <description><![CDATA[Gazetecilik Suç Değildir]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bazı hikâyeler insanın uzağında değildir.<br />
Bu kez yazdığım isim yalnızca bir gazeteci değil, aynı zamanda iki çocuğunun gözleri yaşlı bırakan Alican Uludağ.<br />
On sekiz yıldır adliye koridorlarında görev yapan bir yargı muhabiri. Cumhuriyet’te başlayan meslek hayatı bugün NOW TV’de devam ediyor. Deutsche Welle ile de çalışan, Almanya’dan ödül almış bir gazeteci. Ve bütün bunların ötesinde, iki çocuğu olan bir baba.<br />
Ancak burada mesele bir özgeçmiş değil.<br />
Yıllardır iddianameleri satır satır okuyan, kürsünün önünü de arkasını da bilen bir gazeteci bugün kendi hakkında yazılan iddianame için “Burada suç yok, eleştiri var.” diyorsa, sorgulanması gereken dosya değil, yaklaşımın kendisidir.</p>

<p>&nbsp;Savunması net:</p>

<p>Kaçma şüphesi yok. Delil karartma ihtimali yok. Hakaret yok. Küfür yok. Yalnızca eleştiri var. “Çizgimden ayrılmayacağım çünkü suç işlemedim.” diyor.<br />
Bu sözleri söyleyen yalnızca bir gazeteci değil; iki çocuğunu geride bırakmış bir baba.<br />
Basın özgürlüğü söz konusu olduğunda susmanın mümkün olmadığına inandığım için yazıyorum. Açıkça ifade ediyorum: Adalet mülkün temelidir, basın özgürdür<br />
Çünkü mesele artık kişisel değildir. Eğer bir yargı muhabiri yaptığı eleştiriler nedeniyle yargılanıyorsa, bu basının alanına açık bir müdahaledir. Bu, gücün eleştiriye tahammül sınavıdır. Eleştiri ile suç arasındaki çizgi siyasal reflekslerle bulanıklaştırılıyorsa, zarar gören yalnızca bir gazeteci değil, toplumun haber alma hakkıdır.</p>

<p>&nbsp;Bugün mesele yalnızca Alican Uludağ değildir.</p>

<p>Mesele, bu ülkede basının gerçekten özgür olup olmadığıdır.<br />
Basın özgürlüğü bir gazetecinin değil, toplumun nefesidir. Gazetecinin sustuğu yerde adalet konuşmaz. Ve susmak, bazen en büyük ortaklıktır</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 21 Feb 2026 13:03:09 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIZ ÇOCUĞUMUZUN KIYMETLİ OLDUĞUNU HİSSETTİRELİM</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiz-cocugumuzun-kiymetli-oldugunu-hissettirelim-424</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiz-cocugumuzun-kiymetli-oldugunu-hissettirelim-424</guid>
                <description><![CDATA[KIZ ÇOCUĞUMUZUN KIYMETLİ OLDUĞUNU HİSSETTİRELİM]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kıymetli okurlarım merhaba nasılsınız? Umarım hepimiz için her şey yolundadır. Diliyorum vaktiyle hepiniz için umut ve sevgi dolu, birlik bilinciyle yaşayabilen ve bunun için emek veren bir toplum haline geliriz. Yeter ki hepimiz kendi üzerimize düşeni yapanlardan olalım.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Her yıl mağazalar da tüketicilere sunulan değil dayatılan kıyafetler bizlere vitrinlerde mankenlerin üzerinden göz kırpıyor adeta. Tabii mankenlerin boyları ve kiloları özellikle bir kadın için dayatılan güzel, zayıf, ince ve uzun olmalısın. Hayatında ideal kiloya ulaşmak için çabalayan, daha gelişim evresindeyken birçok kız çocuğu, genç kızlar ve kadınlar olmuştur. Aslında hepimizin bildiği gibi kiloyu yapan bizde oluşan, tamamlanmamış eksik duygularımızdır. Neyse konumuza dönecek olursak, daha İlkokul, ortaokula ve liseye giden kız çocuklarının saçı başı, aşırı makyaj ve kıyafetlerine baktığımızda sanki büyümüşte küçülmüş kadın kıyafetleri giyindiklerini görüyoruz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bazı okullarda kıyafet yönetmeliği farklı olduğu için bir kıyafet gösterisi ve yarışı oluyor. Bazı aileler bu konuda zor durumda kalıyorlar. Bu kıyafet saç, baş, makyaj tüm genç kızlarımızı kapsamıyor tabii ki…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İdeallerinin pek farkında olmayan ya da olamayan gençlerin öncelikle aileler olarak bizler onlara sabır ve yol gösterici olmalıyız. Bazen de aileler olarak gösterdiğimiz emek ve çabanın karşılığını görememek anne, babayı ve anne baba yerine geçen büyüklerimizi ne kadar çok üzdüğünün farkındayım. Çocuklarımız arkadaş ortamından ve sosyal medya dayatmalarından çok etkilenerek arkadaş çevresini de olumsuz etkilemektedir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Giyilen kıyafetlere baktığımızda yaz kış bel açık, şort olarak satılan ama şort olmayan kıyafetler, göğüs dekolteli olan kıyafetlerle kızlar ve kadın hemcinslerimiz mahrem olan tüm özel alanını podyuma çıkar gibi “Beni gör, ben buradayım.”&nbsp; Diye sessiz bir çığlık atıyorlar adeta. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocuklarımızı bir bedeninin sergilenecek bir alan olmadığını, korunmaya ve saygıya layık olduğunu öğreterek büyütmeliyiz. Giydiği kıyafet, onun değerini belirlemez. Değer; var oluşundan, kalbinden, neşesinden ve hayallerinden gelir. Çocuk, çocuk gibi giyinmeli; koşabilmeli, oynayabilmeli, özgürce hareket edebilmelidir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yetenekleri, hobisi bir sporda çok başarılı olan bir müzik aleti çalan, ideali olan gençlere ve kadınlarımıza baktığımızda onların çok açık seçik giyindiğini pek göremezsiniz. Çünkü onlar böyle bir gösteriye gereksinim duymazlar. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Onun için lütfen ailelerden çocuklarını küçük yaşlarda yaz sporuna, kurslara, müzik aleti çalmaları ve güzel projelerde bulunmasını imkanlar dahilinde yönlendirmeliyiz. Günümüzde birçok belediye bu imkanları sağlamaktadır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Çocuklarımıza yüzünü renklerdirme (boyama) ile bedenini gösterme ve açma ile değil de yaptığı çalışmalarla kendi yetenekleri ile görünür olabilmesi için aile, okul, belediye ve devletimizin tüm sistemleri tekrar düzenlemesi ile olacaktır. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Asıl sorumluluk ise yetişkinlerdedir. Çünkü çocuk neyin doğru neyin yanlış olduğunu değil, kendisine sunulanı normal kabul eder. Kız çocuklarını korumak; onları kısıtlamak değil, yaşlarına uygun, güvenli ve sağlıklı bir alan açmaktır. Çocuklarımıza “Bedenin sana ait, değerlisin ve korunuyorsun.” Mesajını vermek ve hissettirebilmektir. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:44:31 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YANIK AĞA DEDİKLERİ</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/yanik-aga-dedikleri-423</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/yanik-aga-dedikleri-423</guid>
                <description><![CDATA[YANIK AĞA DEDİKLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Yiğit lakabıyla anılırmış.Yaşadığı&nbsp; çevresinde isim yapmış,geride bir iz bırakmış&nbsp; insanlar lakaplarıyla anılırlar.Kör Abdullah,Sağır Şaban,Boymusalı Niyazi,Kumarcı Emin ,Topal Kazım,Zıpkın Ayşe,Beygir Ali,Yan Takkeli Nuri gibi...Benim doğum büyüdüğüm&nbsp; köyde de Yanık&nbsp; Bayram adında şahsına munhasır bir kişi vardı.Bütün köylü,civar köyler,kısacası onu tanıyan herkes ona kısaca “Yanık”diye hitap ediyorlardı.Şöhreti yedi cihana yayılmış Yanık Bayram’a o lakabı yakın köyün&nbsp; ağalarından&nbsp; Rakip Ağa’nın taktığı rivayet olunur.Ona&nbsp; o lakabı niye layık gördüğünü de anlatacağım.Yanık Ağa’larla&nbsp; aynı mahallede otururduk.Birisi benim yaşlarda dört erkek çocuğu, iki de kızı vardı.Bir doksan boyunda,kireçlemeden olmalı hafif&nbsp; kambur,yengece benzer bir yürüyüşü,altı köşeli şapkasını yan giyen&nbsp; iri kıyım biriydi.Eşi ise&nbsp; topuklu ayakkabısıyla bile ancak bir elli boylarında&nbsp; ufacık&nbsp; tefecik dünya tatlısı bir kadındı.İki numaralı oğluyla&nbsp; arkadaş olduğumuz&nbsp; için&nbsp;&nbsp; onu yakından tanıma olanağı bulmuştum.Çocukları seven,şakacı,komik biriydi aslında.Başkalarına karşı çok iyi olmasına karşın&nbsp;&nbsp; iş kendi ailesine gelince çok sert,disiplinli ve hayli otoriterdi.Aydın,ilerisi gören bir yapısının yanında dizginlenemez,hesapsız işlere girmeyi çok seven bir saplantısı vardı.Bu saplantısı hem kendisine,hem de ailesinin tüm fertlerine çok büyük sıkıntılar yaşatmıştı.Zavallılar, onun sağlığında bir gün olsun rahat yüzü göremediler.Ders çalışması sebebiyle sık sık onlara gider,&nbsp; onun üstün pratik zekasının&nbsp; mantık sınırlarını nasıl zorladığına hayran kalıyordum.Müthiş bir hesaplama yeteneğine sahipti.Bütün hesapları ezbere yapar, anında ortaya koyardı.Fakat her nedense&nbsp; onun yaptığı hesaplar pratikte hiç tutmazdı.Ondan dolayı karısı ve çocukları onun hatalı hesapları yüzünden cehennem azabı çekmelerine rağmen bir kere olsun ona karşı çıkamamışlar “oooff!”bile diyememişlerdi.Nasıl desinler ki?..Babalarından Allahtan korkar gibi korkuyorlardı.Adamda bir pança vardı ki&nbsp; ayı pançası gibi,bir tokatta yeri öptürürdü Alimallah.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 11:47:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>GERÇEK MUTLULUK</title>
                <category>Neval Kütük</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gercek-mutluluk-422</link>
                <author>nevalkutuk@mansethabergazetesi.com (Neval Kütük)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/gercek-mutluluk-422</guid>
                <description><![CDATA[GERÇEK MUTLULUK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Gerçek mutluluk bireyin öz varlığından, ruhi doğasından gelir. Birey gerçekten mutlu olduğunda yapaylığın yerine "gerçek" gelir. Gerçekle yüzleşen bireyin farkındalığı artar ve coşku yükselir. Gerçek mutluluk kendini iyi hissetme halinin çok fazla üzerinde olarak tanımlanabilir.</p>

<p>Gerçek mutluluk insanın özünden, öz varlığından gelir. Birey sezgiler yoluyla iç dünyasına yöneldiğinde ve içsel yolculuk yaptığında hem kendisiyle bütünleşir hem de toplumla uyum halinde olur. O zaman duygular baskılanmaz; negatif düşünceler pozitife dönüşür.</p>

<p>Birey mutlu olmak için çabaladığında mutluluğu ıskalar. Mutluluk ve kendiliğinden gelir ve geldiğinde hiçbir mantıksal hiçbir şeyle açıklanamaz. Mutluluk özdedir; eğer birey kendinden kaçarsa, kendini kabul etmezse, varoluşsal akışta olmazsa ve teslimiyet içinde olmazsa gerçek mutluluğun boyutlarını keşfedemez.</p>

<p>Birey içsel barış içinde olduğunda dışarıda da çatışmalar son bulur. Barış dolu ebedi öz bireyin gerçekten mutlu olmasını sağlar. Barış dolu öz, sessizliği dinler ve bu sessizlikte mutluluk çanları çalmaya başlar.&nbsp;</p>

<p>Birey değişim teknikleri sayesinde bireyselliğini yaşar ve özgürlük içinde dolu dolu yaşar. İçsel barışın getirdiği saf mutluluk hali sayesinde nedensiz mutluluk yaşanır. Gerçek mutluluğun ne olduğu anlaşılır ve mutluluğun farkında olunur.</p>

<p>Dünya Değişim Akademisi’nde "Mutlu Olma Sanatı" Değişim Programı, mutsuzluğun nedenlerini anlayarak sorunlara etkili çözümler bulur. İçsel barış ateşi bireyi bencillikten özgürleştirir ve o zaman acılar son bulur. Acılardan kaçmayınca acı zevke dönüşür ve o zaman mutluluğun zirvesine ulaşılır. Coşkunluk yaşanır ve birey sonsuz barış içinde kalır.</p>

<p>Barış içinde olmak içsel ahengi yaşamaktır. İç dünyadaki barış toplumsal barışa yansır ve barış ateşi bireyin kalbinde yanmaya başlar. Bu alev bireyi geçmişten ve gelecekten kopararak şimdide kalmasını sağlar.&nbsp;</p>

<p>Gerçekten mutlu olan insan pozitif yönde değişir ve dönüşür. Negatif düşünceler pozitif düşüncelere, &nbsp;yıkıcı güçler yapıcı güçlere ve savaş barışa dönüşür. Bütünlük içinde yaşayan birey mutluluğunu herkesle paylaşır ve mutsuz insanlara destek olur.&nbsp;</p>

<p>İçsel barış ateşi sayesinde birey mutsuzluğu tamamen bırakır ve doğal, kendisi olur. Eylemler ruhi özden yani gerçek benlikten icra edilir. Artık mutluluk sadece özden yaşanır ve o zaman birey tatmin, huzurlu olur.</p>

<p>Barış ve mutluluk dolu değişimler....</p>

<p>Neval Kütük<br />
Değişim Uzmanı</p>

<p>Dünya Değişim Akademisi<br />
nevalkutuk77@gmail.com<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 21:05:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2026/02/neval-kutuk-1771214683.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>78 KUŞAĞI      </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/78-kusagi-421</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/78-kusagi-421</guid>
                <description><![CDATA[78 KUŞAĞI      ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
78 Kuşağı,gerek 1980 öncesi iç savaşta, gerekse, 12 Eylül Faşist Askeri Cunta döneminde büyük bedeller ödeyen bir kuşaktır.<br />
78 Kuşağı’nın, 68 Kuşağı’nında olduğu gibi kahramanları olmadığı söylenir. Bu söylem doğru değildir, çünkü 78 Kuşağı’nın tüm mensupları zaten birer kahramandırlar. Öte yandan 78 Kuşağı masum bir kuşak da değildir. Çünkü onlar &nbsp;hem sosyalist hemde devrimciydiler. Düzeni değiştirmek gibi büyük bir “Suç”işlemişlerdir! Bu; bu topraklarda “Celali İsyanları” ndan sonra en büyük başkaldırıydı. 78 Kuşağı’nın düzeni değiştirme mücadelesi, egemen sınıflar ve emperyalizm tarafından cezasız bırakılmaması gereken bir hareketti. &nbsp;<br />
Düzeni değiştirme mücadelesini önlemek isteyen “müesses nizam”’dan yani kurulu düzenden yana olan güçler &nbsp;Türkiye’yi 1980 öncesinde bir sağ-sol çatışmasına sürükledi. Bu sağ-sol çatışmasında ilk ateş eden 78’liler olmadı! Saldırı ve kıyıma uğradılar. Onların bu çatışmalarda konumu bir savunmaydı. Bu iç kargaşada “suç” işlemiş olabilirler.(!) &nbsp;Hiç bir hiç kargaşada masum kalınamaz. Bilinmelidir ki 78’lilerin direniş tarihindeki sicillerinde,faşistlerin iğrenç cinayetlerine benzer; Sivas, Maraş, Çorum, Balgat, Bahçelievler vb katliamlara; kahve taramalarına ve Aydın Kırımı’na benzer hiç bir “suça” rastlanamaz!&nbsp;<br />
&nbsp;Ezcümle; 78 Kuşağı’nın direnişi olmasaydı,1980 öncesi Türkiye’de , Almanya’da olduğu gibi bir Nazi Rejimi; 1980 sonrası 12 Eylül Askeri Faşist Darbesi sonrası, Endonezya’da Suharto dönemindekine &nbsp; (500 bin kişinin yaşamını yitirdiği) benzer &nbsp;bir rejim kurulabilirdi! &nbsp;12 Eylül Faşist Askeri Cunta’sı &nbsp;Solun ve 78’lilerin toplumsal desteğinden dolayı, retorik düzeyde olsa bile &nbsp;Sol ve Sağ arasındaki kavgada (!) tarafsız kaldıklarını kamuoyuna açıklamak zorunda kaldılar.&nbsp;<br />
&nbsp;Bu retorik 12 Eylül Faşist Askeri Cuntası’nın “ Solkırım” yaptığı gerçeğini gizleyemedi…<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 13 Feb 2026 14:02:58 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Devrimci Olmalı İnsan</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/devrimci-olmali-insan-420</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/devrimci-olmali-insan-420</guid>
                <description><![CDATA[Devrimci Olmalı İnsan]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Gece vardiyalarında, karanlık kaldırımlarda, kimsesiz evlerde, evsiz hayatlarda,</p>

<p>hastaların ilaç saatlerinde, tarlalardaki yaralı ellerde, gri soğuk okul merdivenlerinde, karakollarda gözaltılarda, cezaevinde işkencede,&nbsp;</p>

<p>Dertte, kederde, yorgunlukta ve yalnızlıkta, &nbsp;kendine sarılmalı insan, kendini avutmalı.</p>

<p>Fakir olduğu için değil, aşkı bildiği için devrimci olmalı insan.&nbsp;</p>

<p>Sevgilinin saçlarını örmeli, onunla hayaller kurmalı, bilmediği kentlere gitmeli, sokaklarda kaybolmalı.</p>

<p>Yaşı kaç olursa olsun, başını annesinin dizine koyup uykuya dalmalı, salıncağa binmeli, körebe oynamalı, gazozuna çift kale maç yapmalı, kazanırsa ağız dolusu sevinmeli, yenilirse oturup kaldırma üzülmeli.&nbsp;</p>

<p>Kızmışsa, ağız dolusu sövmeli, sevmişse, ölümüne kadar sevmeli.<br />
Burnun dikine yaşamalı,ruhu bedeninden sonra yaşlanmalı.</p>

<p>Anlaşılmamıştır, kandırılmıştır, ağlatılmış ve incitilmiştir.&nbsp;<br />
Yine de inancını yeşetmeli, bahardan vazgeçmemeli.</p>

<p>Evde tuzu, şekeri, çayı kalmamışsa, koşup komşusunun kapısını çalmalı. Gelen tabakları boş göndermemeli.&nbsp;</p>

<p>Hapishane görünümlü siteler, güvenlik görevlileri, kameralar ve demir kapılar, merdivenlerde karşılaşılan solgun ve gergin yüzler...</p>

<p>İnsandan umudu kesmemeli.<br />
Çoluk çocuk, genç yaşlı demenden, hal hatır sormalı, yüreğe giden köprüden ilk o geçmeli.</p>

<p>Fakir olduğu için değil, aşkı bildiği için devrimci olmalı insan.&nbsp;</p>

<p>Gün olur, sigarası biter.<br />
Gün olur, peyniri, zeytini, ekmeği biter.<br />
Cebinde parası, dolapta yemeği, yürekte dermanı biter.&nbsp;<br />
Birası, rakısı, sevinci, sözü biter.&nbsp;</p>

<p>Yine de umudunu bitirmemeli, çoğaltmalı düşleri.</p>

<p>Çocuktur, mahalleden arkadaşları gider.&nbsp;<br />
İşçidir, çektiği eziyet, gördüğü yokluk, işttiği azar zoruna gider.<br />
Ayrılık günüdür, annesi, babası, kardeşleri gider.&nbsp;<br />
Tutar, bir vefasıza gönül verir, deliler gibi sever. Bakmaz gözünün yaşına, bir geceyarısı sevdiği gider.</p>

<p>Dua eder tanrıya, tanrısı gider.&nbsp;<br />
Öldürürler yoldaşını, canının yarısı gider.<br />
Yaslamıştır başını bir omuza. Omuz gider.<br />
Liman olmuştur nice gemiye. Gemiler gider.<br />
Harfsiz hayatlara kelime olmuştur. Cümleyi bulan çeker gider.</p>

<p>Olsun.<br />
Giden gider.&nbsp;<br />
Kendinden gitmemeli insan.&nbsp;</p>

<p>Kapısını çalan kalmaz, yarasını saran olmaz, derdini soran olmaz.</p>

<p>Kalkıp, kendi kapısını çalmalı. Sonra kapıyı açıp, kendine sıkı sıkı sarılmalı, "hoşgeldin" demeli.</p>

<p>Yarasını kendi sarmalı, derdini kendi sormalı.</p>

<p>Fakir olduğu için değil, aşkı bildiği için devrimci olmalı insan.&nbsp;</p>

<p>Çekmecelerde ödenmemiş faturalar, masanın üstünde dağiılmış kağotlar, kitaplar.&nbsp;<br />
Cevaplanmamış sorular, sorulmamış cevaplar.</p>

<p>imza bekleyen banka memuru, sinirli apartman yöneticisi, uykusuz otobüs şöförü, mutsuz insanlar...</p>

<p>Beklenti içinde bütün dost, kardeş, hısım akraba, konu komşu.</p>

<p>Kimilk kontrolleri, fişlenen hayatı…</p>

<p>Acılara çiçekler açtırmalı insan. toprağa yağmur, yağmura bulut olmalı.</p>

<p>Gün olur saldıranı da olur, sırtından vuranı da olur.<br />
İftaraya uğrar, linç edilir, adına kumpaslar kurulur.<br />
Anlatamaz derdini, anlatsana duyanı olmaz.<br />
Tekbaşınadır.</p>

<p>Olsun.<br />
Cehaletin kalabalığında azalacağına, kendi tekbaşınalığında çoğalmalı.</p>

<p>Fakir olduğu için değil, aşkı bildiği için devrimci olmalı insan.&nbsp;</p>

<p>Don inene kadar değil ölene kadar sevmeli "sevdim" dediğini.&nbsp;<br />
Gül vermeli, yoksa gülü gülüvermeli. Güldürebilmeli.&nbsp;</p>

<p>Feryadı, derdi, acısı, hüznü olana el uzatmalı.&nbsp;<br />
Bir şarkısı olmalı ve bir de şiiri.&nbsp;</p>

<p>İlle de güzel bakmalı, güzel görmeli, güzel sevmeli.</p>

<p>Direnişte tetiğe dokunmasını bilen eli, yârin göğüs ucuna dokunmasını da bilmeli.&nbsp;</p>

<p>Hani, zaferlere giden yol yenilgilerden geçer ya, o da yenilgilerden doğmayı, hep doğmayı bilmeli.&nbsp;</p>

<p>Güneşin batışını seyretmeli, açan tomurcuğa bakmalı, yanında şemsiyesi olsa da, yağmurda ıslanmalı.&nbsp;</p>

<p>Kitaplarını koklamalı. tembellik yapmalı.&nbsp;<br />
Kendine hediyeler almalı, kendini korumalı, herkesten çok o kendini sevmeli.</p>

<p>Fakir olduğu için değil, aşkı bildiği için devrimci olmalı insan.&nbsp;</p>

<p>Yoksa hayat devrimcileri neden ayakta alkışlar sanıyorsunuz.&nbsp;</p>

<p>İşte bu yüzden.<br />
Bu yüzden işte.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 07 Feb 2026 18:50:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ENFLASYON, ARALIK 0,89, OCAK 4,84. AHLAK VE VİCDAN YOKSUNLUĞU</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/enflasyon-aralik-089-ocak-484-ahlak-ve-vicdan-yoksunlugu-419</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/enflasyon-aralik-089-ocak-484-ahlak-ve-vicdan-yoksunlugu-419</guid>
                <description><![CDATA[ENFLASYON, ARALIK 0,89, OCAK 4,84. AHLAK VE VİCDAN YOKSUNLUĞU]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; AKP saray iktidarı, yıllardır yaptığı gibi, rakamlarla oynayarak, oynatarak, enflasyonu, hedeflediği şekilde açıklattı. Sonra da, hiç utanıp sıkılmadan, ahlaki ve vicdani &nbsp;bir sıkıntı duymadan, ’emeklilerimizi enflasyona &nbsp;ezdirmedik’ masalına devam etti. Bir kere daha &nbsp;görüldü ki, AKP iktidarı, emekliye ve çalışana düşmanlığını, sermaye &nbsp;çetelerine dostluğunu temel politika haline getirmiştir. Milyonlarca emekli için, AKP iktidarının, çözüm ve umut kapısı olma ihtimali bile, kesinlikle ortadan kalkmıştır. Emeklilerin kurtuluşu bu iktidarın gitmesine &nbsp;bağlıdır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; TÜİK’in rakamlarındaki ahlak sorunu, Türkiye’nin enflasyon sorunundan daha büyüktür. Bu ahlaksızlık ve yalan devam ettiği sürece, gerçek enflasyon asla &nbsp;önlenmez ve düşmez. Çünkü açıklanan rakamlar, kesinlikle hayali ve halkı aldatmaya yöneliktir. Zerre kadar aklı ve vicdanı olan her vatandaş bilir ki, yaz aylarında bile kontrol altına alınamamış, yüksek rakamlarda seyretmiş fiyatlar ve enflasyon, kış aylarıyla birlikte &nbsp;daha çok ihtiyaç ve giderin olduğu, ısınma, kira, çarşı Pazar fiyatlarının el yaktığı Aralık ayında neredeyse sıfıra düşmez, tersine &nbsp;artar. Peki nasıl oluyor da, aralıkta 089 olan &nbsp;enflasyon, aynı kış Ocak ayında 4,84 oluyor. Sahtekarlık burada başlıyor. Çünkü, Aralık’ta gerçek rakamlar açıklanırsa, Ocak ayında emekliye ve kamu memurlarına daha yüksek (en az 4 puan) oranda maaş zammı yapılacaktı. Emekli ve emekçi düşmanı, sermaye yanlısı bu iktidar, uyduruk rakamlar açıklatarak, emeklileri açlığa ve sefalete mahkum etmiştir. Bu, ahlak ve vicdan yoksunluğudur, bilerek yapılmıştır.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;AKP saray iktidarı ve ortakları, Türkiye’de, Ortaçağ Hindistan’da &nbsp;olduğu gibi bir KAST rejimi &nbsp;kurdu. Ülkenin kaynakları, yukarıdan başlayarak, kendilerine, emperyalist ve işbirlikçi sermaye çetelerine, dolar milyoner/milyarderlerine, yandaş holdingleşmiş cumhuriyet ve Laiklik düşmanı tarikatlara, cemaatlere, beslediği medya tetikçilerine, yüzbinlerce trolllere, ihale çetelerine dağıtılıyor. Örneğin, KK Mevduatın maliyeti resmi açıklamaya göre 60 milyar dolar. Bu hesabı olanların sayısı 855 bin kişi. Bunlardan 68 bin kişi dolar milyoneri ve dolar milyarderi. 60 milyar doları, 17 milyon emekliye bölerseniz, en az 140 bin &nbsp;lira düşer ve bu hakkımız iktidarca gaspedildi. 128 milyar dolar uçtu, hesap verilmedi. 2025 de SGK, işverenlere 296 milyar teşvik verdi. Sadece Şehir hastanelerine bu yıl,136 milyar 148 milyon 659 bin lira, üç yıl için de, 444 milyar 57 milyon 607 bin ödenecek. Yol, köprü, tünel garantileri, döviz olarak milyarlar &nbsp;ödeniyor, yetmiyor, garanti süreleri 7-10 yıl uzatılıyor. Milyarlar eksiksiz aktarılıyor. Demek ki kaynak var. Kast yapılanmasının en altında kalan emeklilere de, kendi ülkelerinde PARYA sayıldıkları için kaynak kalmıyor. &nbsp;İktidar da, emekli düşmanlığını, kaynak yok diye açıklıyor.&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Emeklilerin maaşları, devletin her yılın bütçesinden ödediği bir ‘Sosyal Yardım’ değildir. Yıllarca çalışırken ödediği vergi ve kesintilerden oluşan paraların, emekli sosyal fonlarda işletilmesinden elde edilen kaynaklardan ödenir. Bütün demokratik rejimlerde böyledir. Yani, devlet, emekliye bütçeden ödeme yapmaz. Ancak, AKP gibi demokratik olmayan rejimler, bu fonlarda biriken emeklilik &nbsp;keseneklerini, iyi yönetemediği, veya, deprem vergilerinde olduğu gibi, bu fonlardaki emeklilerin alınteri birikimlerini, hesap vermeden talan ettikleri için, asıl sahibi olan emekliye dönüp, kaynak yok, size ancak bu kadar düştü masalını anlatıyor. Bununla da yetinmiyorlar, kimileri dalga geçerek, ekonomik durum düzelirse size kaynak aktaracağız diyor, kimi, siz İşviçre’de mi yaşıyorsunuz, halınıza şükredin susun diyerek, emekliyi insan yerine koymuyor. Kimileri emekli maaşları üzerinde tepinmeyin diyorlar. Hatta, 500 bin lira ile geçinemiyorum diyecek kadar terbiyesizleşebiliyorlar. Ey iktidar muktedirleri, ekonominin bozukluğunun sebebi, emekliler ve emekçiler değil, 24 yıldır iktidarda olan ve ülke kaynaklarını yandaşlarınızla talan eden sizlersiziniz. Bu nedenle, artık emeklileri yalan vaatlerle kandıramayacaksınız. Emekli oylarıyla gelmemek üzere tarihin çöplüğüne gideceksiniz. Hayali rüşvetleriniz artık işe yaramayacak.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Emekliler ve emekçiler, kendi örgütlülüklerini güçlendirerek, örgütsüzleri örgütleyerek, Birleşik Demokrasi mücadeleyi yükselterek, ekonomik, demokratik ve sosyal hak mücadelesini yükseltecekler.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 06 Feb 2026 10:56:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ODALARDA SEÇİM HEYECANI                </title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/odalarda-secim-heyecani-418</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/odalarda-secim-heyecani-418</guid>
                <description><![CDATA[ODALARDA SEÇİM HEYECANI                ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p>5362 sayılı Esnaf ve Sanatkarları Meslek Kuruluşu oluşan ve Kırklareli Esnaf Odaları Birliğine bağlı Kırklareli'de faaaliyet gösteren 9 Oda biri hariç (Seyyar Pazarcılar Odası ) ilhili yasa gereği 4 yıllıkzamanın ardından olağan seçimli genel kurullarını yaparak önümüzdeki 4 yılda görev yapacak &nbsp;yeni Başkan ve yönetinlerini seçerek belirledi.<br />
Kırklareli'de mevcut 9 Odadan 8 i genel kurullarını yaparak biri hariç Başkanlar güven tazeleyerek bir 4 yıl daha üyelerden güven oyu aldı.<br />
7 Ocakta Madeni Eşya Sanatkarları Esnaf Odası seçimi ile başlayan genel kurullar Mart 29 unda Seyyar Pazarcılar odası seçimi ile sona erecek.Nisan ayında verilen aranın aranın ardından da Mayıs ayı içerisinde &nbsp;oda temslicileri "Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birlik" Başkan ve yönetimini seçecek.<br />
Mayıs ayında yapılacak olan &nbsp;"Esnaf ve Sanatkarları Odaları Birlik" Başkanı adaylığı için A.Fuat Şeker'in tek aday olarak seçime girmesi beklenmektedir.</p>

<p>SEÇİMLER VE GÖZLEMLERİMİZ</p>

<p>7 ocakta ikinci oturum ile Sanayi Sitesinde yapılan seçimde seçime tek aday olarak giren mevcut Başkan Ömer Topuz güven tazeleyerek yeniden Madeni Eşya Esnaf Odası Başkanı seçildi.<br />
8 Ocakta iki adayın yarıştığı ve sonucu merakla beklenen İnşaat Sanayi Elektrikçiler-Elektronikçiler Oda Başkanlığı seçiminde mevcut Başkan Ergun Selçuk ile önceki seçimde aday olan Serhat Oruç yine Başkanlık için yarıştı.Yapılan seçimde üyelerden güven oyu alan Ergun Selçuk yeniden başkan seçildi.<br />
9 Ocakta AKM de yapılan Kahveciler Oda Başkanlığı seçiminde mevcut Başkan Şaban Doğan yeniden &nbsp;seçilerek güven tazeledi.<br />
10 Ocak Esnaf Odası düğün salonunda tek adaylı seçimde mevcut Başkan yeniden güven tazeleyip seçildi.Seçimde tek aday olmasına, hava koşullarının olumsuzluğu, sağnak yağmur altında yapılan genel kurula katılım oldukça yüksek oldu.Bu tablo karşısında A.Fuat Şeker duyduğu heyecanı ve mutluluğu gizleyemedi ve tüm meslektaşlarına teşekkür etti.<br />
13 Ocak'ta AKM de yapılan ve yine seçime tek aday olarak giren Lokantacılar Esnaf Odası Başkanı Zafer Sürer seçimde güven tazeleyerek yeniden Başkan seçildi.<br />
17 Ocak'ta yapılan Bakkallar ve Perakendeciler Odası seçimine iki aday katıldı.Önceki genel kurulda aday olan Yeliz Dedeoğlu oda Başkanı olmak için ikinci kez aday oldu. mevcut Başkan Hikmet Ay'ın karşısına Başkan olmak için Mavi liste ile seçime girerek yeniden yarıştı.Yapılan seçimde Beyaz liste ile seçime giren mevcut Başkan Hikmet AY yeniden üyenin oyu ile güven tazeledi ve 4 yıl süre ile Başkan seçildi.Hikmet Ay seçim öncesi yaptığı konuşmada bir daha yapılacak olan genel kurulda aday olmayacğını açıklarken kafalarda oluşan soru işaretlerinede netlik getirdi.<br />
25 Ocak'ta yapılan ve sonucu merakla beklenen bir başka oda seçimi ise iki adaylı Berberler Kuaförler ve Güzellik Uzmanları seçimiydi.Seçime mevcut Başkan Kurtuluş Karakahya beyaz liste, önceki seçimde aday olup kaybeden bu kezde sarı liste ile seçime katılan Hamit Yeşilfidan arasında geçti.İki sandıkta yapılan seçimde seçimin galibi Hamit Yeşilfidan oldu.Kırklareli'de yapılan 8 oda seçiminde tek seçim yenilgisini de Kurtuluş Karakahya tadarak Başkanlığa veda etti ve seçimi kaybeden tek oda Başkanı oldu.<br />
27 Ocak'ta AKM de yapılan ve yine biri kadın iki adayın yarıştığı seçim diğer seçimlerin aksine yoğun bir katılım ile yapıldı.Seçime ikinci kadın aday Sabriye Erşen beyaz liste ile seçime katılırken, mevcut Başkan İbrahim Ertan ise yeşil liste ile seçime katıldı.Yapılan seçim sonucunda mevcut Başkan İbrahim Ertan üyenin oyu ile yeniden seçilip güven tazelerkn önümüzdeki 4 yıl süre ile Terziler Odası İbrahim Ertan ve yeni yönetimi seçildi.<br />
Mart sonunda da yapılacak Pazarcılar Odası iki adaylı bir seçim heyecanı bizleri beklemektedir.<br />
Bizde Manşet Haber Gazetesi olarak Kırklareli'de 9 Odadan 8 odanın yeni Başkanı ve seçilen yeni &nbsp;yönetim kurulu üyelerini tbirk eder başarılar dileriz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 03 Feb 2026 16:10:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>    ÜÇGEN  PARK’IN HİKAYESİ </title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ucgen-parkin-hikayesi-417</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ucgen-parkin-hikayesi-417</guid>
                <description><![CDATA[    ÜÇGEN  PARK’IN HİKAYESİ ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Değerli okurlarım&nbsp; bu haftaki yazımda size&nbsp; Emek ve Demokrasi kenti&nbsp; Lüleburgaz’ın&nbsp; en gözde parklarından biri&nbsp; olan&nbsp; Üçgen Park’tan bahsedeceğim.Şimdi diyeceksiniz,&nbsp; yazacak bir şey bulamadınız da bize&nbsp; bir parkı mı anlatacaksınız Allah aşkına.Öyle demeyin,okuyunca&nbsp; burası sizin de hoşunuza gidecek.Şehrin tam ortasında,en işlek caddelerinden olan&nbsp; İstanbul caddesiyle Fatih caddesinin&nbsp; kesiştiği noktada bulunan;bankaların,otellerin,kuyumcuların,seyyar satıcıların&nbsp;&nbsp; çevrelediği&nbsp; bu müstesna parkın&nbsp; hiç eksilmeyen müdavimleri, başta emekliler olmak üzre sık sık basın açıklaması,imza&nbsp; kampanyası yapan Emek ve Demokrasi Platformu’nun bileşenleri&nbsp; ve işi çarşıya düştüğünde günlük koşuşturmalardan&nbsp; yorulduğunda soluklanan&nbsp;&nbsp; vatandaşlardır.Parka&nbsp; zaman zaman bıçak,boncuk satan isoprtacıların yanısıra karşı süper marketten karton toplayan geri dönüşümcü&nbsp; elemanlar da&nbsp; uğruyor elbette.Diğer bir ismi de Özgürlük ve Demokrasi&nbsp; Parkı olan;alanı birkaç yüz metre kareyi&nbsp; geçmeyen üçgen biçimindeki bu küçüçük parkın esas cazibesi, içinde, altlarında&nbsp; ahşap kaplı beton oturakları&nbsp; olan koyu gölgeli çınar ve akasya ağaçlarının bolca bulunmasıdır.Parkın diğer bir özelliği de ortasında içilebilir suyu olan betondan bir çeşmesi&nbsp; ve hiçbir harcamayı gerektirmeyecek şekilde&nbsp; masrafsız olmasıdır.Şehrin diğer parklarındaki yiyecek,içeçek fiyatlarını&nbsp; hesaba katarsak&nbsp; sayıları otuz bini bulan&nbsp; emekliler için burası adeta ekmeksiz evden iyidir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Üçgen&nbsp; Park, hak arayan,seslerini duyarmak amacıyla&nbsp; eylem yapanlar&nbsp; için en büyük avantajı,iki büyük caddenin kesiştiği noktada&nbsp; merkezi bir yer olması nedeniyle herkes tarafından rahatlıkla görülmesidir.Bir de alanı küçük olduğundan her gün&nbsp; sayıları gittikçe azalan&nbsp; protestocuların&nbsp; alanı doldurmaları daha kolay oluyor.Parkın diğer müdavimleri çoğunlukla emeklilerden oluştuğundan ağaçların altındaki oturaklarda yaz kış hiç insan eksik olmaz.Çarşıya indiğimde oradan geçerken hemen hemen&nbsp; aynı tanıdık&nbsp; yüzleri görüyorum.Kimisi sabah erkenden gelip akşama kadar vaktini orada geçiriyor.Acıktıklarında parka uğrayan simitçiden bir simit&nbsp; alır,açlığını giderdikten sonra&nbsp; çeşmeden suyunu da&nbsp; içer ve ondan sonra&nbsp; bütün gün memleket meselelerini&nbsp; masaya yatırıp olayların kritiğini yapıyorlar.Bazen ben de onlara katılır,parkın o mistik havasını doya doya yaşıyorum.Yazın&nbsp; parkın müşterileri o kadar çok oluyorki oturmaya yer bulmak neredeyse imkansızdır.Parkın cömert koyu gölgeli ağaçların altındaki oturaklarda&nbsp; yer kapmak için ya erkenden gitmek gerekir ya da&nbsp; önceden giden arkadaşına senin için de yer tutmasını söylemek gerekiyor.Kışın&nbsp; çok soğuk günlerinde parkın müşterileri iyice azalıyor.Oturanlar da üşümesinler diye altlarına kartonlar koyup fazla takılmadan kendilerini sıcak mekanlara atıyorlar.Ülkenin siyasi ve ekonomik gündemi malum,işsizlik,yoksulluk,geçim sıkıntısı ve çevremizde oluşan ekolojik tahribat&nbsp; yüzünden insanların hak aramak için meydanlara,sokaklara çıkması bizim Üçgen&nbsp; Park’ın önemini daha da arttırıyor.Pankartını alan,dövizini kapan soluğu burada alıyor.Bilhassa yakın&nbsp; çevremizde&nbsp; ve şehrimizde olan ardı sıra kesilmeyen&nbsp; çevre tahribatlarını&nbsp; halka duyurmak ve kamuoyunun desteğini sağlamak için direniş çadırı kurarak yaz kış demeden günlerce,aylarca eylemler yapıldığı da oluyor.İşte o zaman parkın devamlı müşterileri kendileriyle&nbsp; alakalı bir şey oldu mu kalabalığa&nbsp; katılmasalarda sessizçe izleyip konuşulanlardan bir anlam çıkarmaya çalışırlar.Bazıları da orada bir eylem olacağını sezdiklerinde dakikada arazi oluyorlar.Yazın Temmuz zammından önce&nbsp; yine bir basın açıklamasının öncesinde aynı işyerinde yıllarca beraber çalıştığımız bir tanıdığa rastladım.Grubun toplanmaya başladığını görünce bana insanların neye toplandığını sordu.Ben de “Emeklilere yapılması düşünülen&nbsp; düşük komik zammı&nbsp; protesto edeceğiz”deyince ,kendisi de emekli olmasına rağmen hemen:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Eyvah!O zaman burası birazdan karışır.Zaten benim de işim vardı”diyerek oradan tüymeye çalışırken “Dur gitme,bir şey olmaz!”dememe rağmen arkadaşı orada tutamamıştım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; İnsanların demokratik yönden&nbsp; haklarını aramaları için basın açıklaması,miting yapması,yürüyüş düzenlemesi bir anayasal haktır.Ben de açlık sınırının altında emekli maaşıyla geçinmeye çalışan biri olarak sık sık katılmaya çalıştığım Üçgen Park’taki eylemlerde son zamanlarda şuna şahit oldum.Eylemin yapılmasına konu olan asli unsurlar nedense pek katılmıyorlar.Örneğin,işçilerin rağbet etmediği bir asgari ücreti&nbsp; protestosu....Emeklilerin ilgi göstermedikleri&nbsp; düşük emekli zammı&nbsp; protestosu...Çiftçilerin,köylülerin&nbsp; içinde olmadığı taban fiatını protestosu...Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.İşin içine&nbsp; asli unsurlar katılmazsa&nbsp; o zaman&nbsp; yapılan eylemlerin de&nbsp; pek bir anlamı kalmıyor maalesef.Yolunuz Lüleburgaz’a düşerse,dallarını&nbsp; kuşların&nbsp; yuva yapmalarını açan;gölgesiyle&nbsp; altlarında oturan müdavimlerine&nbsp;&nbsp; huzur ve&nbsp; güven veren&nbsp;&nbsp; ulu&nbsp; ağaçlarıyla;hiç eksilmeyen&nbsp; eylemleriyle ünlü&nbsp; Üçgen Park’a bi uğrayın derim.Oradaki gizemli havayı bir&nbsp; de siz&nbsp; koklayın,inanın sizin de hoşunuza gidecektir.Yaşadığımız yerin havasına,suyuna,toprağına,ormanına sahip çıktığımız gibi parklarına,yeşil alanlarına&nbsp; da sahip çıkmalıyız.Hayatı güzelleştirmek,daha yaşanılabilir bir hale getirmek&nbsp; bizim güçlü ellerimizdedir.Adını tarihe&nbsp; yazdıran&nbsp; şehirler ünlü&nbsp; meydanlarıyla,parklarıyla anılmaktadırlar.İşte&nbsp; antik çağdan günümüze kadar birçok medeniyet yaşamış tarihi&nbsp; şehir Lüleburgaz’ın&nbsp;&nbsp;&nbsp; gözde mekanlarından olan&nbsp; ünlü Üçgen&nbsp; Park’ımızın kısacık hikayesi bu kadardır,</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">kalın sağlıcakla.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 02 Feb 2026 13:40:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1923 TÜRK (CUMHURİYET) DEVRİMİ’NE DAİR…        </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1923-turk-cumhuriyet-devrimine-dair-416</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1923-turk-cumhuriyet-devrimine-dair-416</guid>
                <description><![CDATA[1923 TÜRK (CUMHURİYET) DEVRİMİ’NE DAİR…        ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;&nbsp;<br />
İnsanlık tarihinin en büyük devrimleri 1648 İngiliz,1776 Amerikan,1789 Fransız, 1923 Türk ve 1917 Ekim Devrimi’dir.&nbsp;<br />
1648 İngiliz,1776 Amerikan ve 1923 Türk Devrimi; feodaliteyi, aristokrasiyi, teokrasiyi ve monarşiyi (İngiltere’de monarşi tüm yetkilerini yitirmiş ve sembolik hale gelmiştir)tasfiye etmiş, temeli laiklik olan demokrasileri inşa etmiştir.(1917 Ekim Devrimi bu devrimlerin kazanımları üzerine yükselmiş ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ne iktisadi bir işlev kazandırmak istemiştir. Başka söylemle İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin ancak sömürüsüz bir sistemde &nbsp;yaşama geçeceği iddiasındadır. 1917 Ekim Devrimi, 1789 Fransız Devrimi’ni tamamlamak istemiştir) . &nbsp;Bu devrimler insanı dinin vesayetinden kurtaran devrimlerdir. Yani aklı &nbsp;inançtan, bilim ve felsefe dinden bağımsızlaşmıştır. Öte yandan bu devrimler sayesinde egemenliğin kaynağı gökyüzünden indirilmiş ve &nbsp;yeryüzündeki halkın olmuş, eğitim, hukuk,kamusal alan dinden arındırılmıştır. &nbsp;Fransız devrimi ile dünyaya yayılan İnsan Haklar Evrensel Bilgesi’i bu devrimlerin eseridir. Bu devrimler beraberinde “kadın devrimleri”ni de &nbsp;getirmiştir. Ortaçağ’da en büyük feodal güç olan Kilise;bu devrimlerden sonra sahip olduğu toprakları yitirmiş ve iktidar talepinden de sonsuza kadar vaz geçmek zorunda kalmıştır. &nbsp;İnsanlık bu devrimler sonucu “ortaçağ” karanlığından çıkabilmiştir. Bu devrimler aydınlanma ve modernite devrimlerdir. &nbsp; &nbsp; &nbsp;<br />
1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi; İslam dünyasının 1789’udur! İslam dünyasında tektir ve ne yazık ki ikinci bir örneği de yoktur. &nbsp;İmam Gazeli’nin “içtihat kapısını” ( yorumlamak, güncellemek) kapatması ile &nbsp;Ortaçağ karanlığa giren İslam dünyası, 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi &nbsp;ile Ortaçağ karanlığından çıkış kapısını aralamış ve 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’nin etkileri Ortadoğu’da,Hindistan’da, Pakistan’da ve Kuzey Afrika’da ki &nbsp;Müslüman ülkeler için esin kaynağı olmuştur. Hiç kuşkusuz ve tartışmasız 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi tarihsel anlamda ilericidir. Yani tarihinin tekerleğini ileriye döndürmüştür. İngiltere’de, Amerika’da ve Fransa’da yaşayanlar, söz konusu devrimlerin “tarihsel anlamı ve önemi” konusunda hem fikirdirler. Devrimin gerçekleşmesi sırasında ve sonrasında yaşananları eleştirirler ama ne karalarlar ne de mahkum ederler! &nbsp;1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi geçiş süreci en az sorunlu olan devrimdir. &nbsp;Ayrıca Türk Devrimi’ni tepeden inmecilikle ve demokratik olmamakla suçlaması &nbsp;anlamsızdır. Kaldı ki hangi devrim refandumla yapılmış ki! Siyasal İslamcılar, 1923 Türk (Cumhuriyet) Devrimi’ne, saltanatı(monarşiyi),hilafeti, teokrasiyi, feodaliteyi ve aristokrasiyi tasfiye ettiği için itiraz edip karşı çıkıyorlar. Ayrıca tarihsel gerçekleri eğip, bükerek devrimi kendilerince karalayıp mahkum ediyorlar!Yani gerici bir eleştiri. Devrimci Sosyalistler’in eleştirisi ise ilerici bir eleştiridir. Çünkü onlar Türk Devrimi’in kazanımlarına sahip çıkıp onu aşmak istiyorlar. Devrim ve sonrasında yaşanan kötülükleri eleştiriyorlar ama “1923 Türk Devrimi’ni karalamıyorlar ve mahkum etmiyorlar. 1923 Türk Devrimi’nin tarihsel anlamını (insanlık ve islam dünyasında) ve yerini biliyorlar. 2002’de iktidara gelen Siyasal İslamcılar emperyalizmin “soğuk savaş” döneminde ‘yeşil kuşak’ politikasıyla imal ettiği bir gerici harekettir. &nbsp; Yaklaşık çeyrek yüzyıllık iktidarları döneminde 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’nin tüm kazanımlarını tasfiye ettiler. Ettiler ama çok istedikleri petrolsüz teokratik bir körfez emirliği inşa edemediler. Bu 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’nin, Siyasal İslamcıların sandığının aksine bu topraklarda kökleşmesindendir. Bunun en büyük göstergeleri 29 Ekim Cumhuriyet kutlamaları ve 10 Kasım’da Anıtkabir ziyaretleridir. 1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’nin arkasında 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşmesi’nin birikimi vardır. Ayrıca Türkiye halkı, kadınların okullardan ve kamusal yaşamdan kovulduğu Taliban’ın ( AKP'lilerin ileri gelenleri, inanç yönünden yakın olduklarını söylemişti) yönettiği Afganistan’da ve El Kaide artıklarının iktidara geldiği Suriye’de yaşanları dikkatlice izliyor.</p>

<p>&nbsp;Bugünün Türkiye’sinde Camii’nin iktidar talebi sona ermedi,devam ediyor! Siyasal İslamcıların Türkiye’yi yeni bir ortaçağa taşımasına, başta Cumhuriyetçi Sol ve Cumhuriyetçi Güçler’in önderliğinde Türkiye halkı direniyor.&nbsp;<br />
Ezcümle; bu koşullarda bir Aydınlanma ve Modernite Devrimi olan “1923 Türk(Cumhuriyet) Devrimi’ne sahip çıkmak her şeyden önce “devrimci” ve " insani" bir eylemdir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 11:55:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ORTA SINIF</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/orta-sinif-415</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/orta-sinif-415</guid>
                <description><![CDATA[ORTA SINIF]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;Orta sınıfın &nbsp;güçlü olduğu ülkelerde laiklik ve demokrasi de &nbsp;gelişmiştir. Ayrıca bilim, sanat , felsefe ve edebiyatta öne çıkan isimlerin &nbsp;kahir ekseriyeti, yine orta sınıf içinden çıkar.</p>

<p>Çünkü yoksullar tüm enerjilerini ve zamanlarını &nbsp;biyolojik varlıkları &nbsp;sürdürmek için harcarlarken, varlıklı kesimler ise &nbsp;hazza gitmekle meşgul olduğundan,bilim,felsefe, teknoloji, sanat ve edebiyatla ilgilenmek &nbsp;ve zaman ayırmak, yani insanın insanlaşması sorununa kafa yormak, orta sınıfdan gelenlere kalmıştır. Siyasal İslamcı AKP’nin Türkiye’de “Orta Sınıfı” ortadan kaldırdığı ve Türkiye’nin sadece çok zengin bir azınlık ile çok yoksul bir çoğunluktan &nbsp;oluştuğu tezi gerçeği yansıtmıyor. Laik Cumhuriyet, modernleşebilmek yani çağdaşlaşabilmek için orta sınıfı,liyakat üzerine inşa etti. &nbsp;Eğitimi, &nbsp;Tevhid-i Tedrisat ( Öğretim Birliği) yasası ile dini temellerden arındırdı, bilimsel ,laik ve sosyal temellere oturttu. Ayrıca Cumhuriyet eğitimi bir kamu hizmeti olarak gördü ve tüm toplumsal kesimlere fırsat eşitliğini sağladı. &nbsp;Bu sayede yoksul kesimlerden gelenler orta sınıfa katılabiliyor, hatta bunun da ötesine geçip sınıf bile atlayabiliyorlardı! Cumhuriyet bu sayede bilimde, felsefede, teknolojide, edebiyatta ve sanatta üretken insanlar yetiştirdi. Bundan dolayı Laik Cumhuriyet İslam ülkeleri arasında demokrasi, laiklik ve Çağdaşlaşma yolunda en fazla mesafe alan tek ülkeydi.Nazım Hikmet, Sabattin Ali, Aziz Nesin,Orhan Veli, Orhan Kemal, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Suna Kan…bu sürecin ürünüdür.2002 yılında &nbsp;emperyalizmin bir “soğuk savaş “ döneminin imalatı olan Siyasal İslamcı AKP iktidara geldi. Çeyrek yüzyılda Siyasal İslamcı AKP ,yeni bir orta sınıf inşa etti. Yeni inşa edilen orta sınıf liyakata değil, sadakat ve inanca dayanıyordu. &nbsp;İnşa edilen bu orta sınıf liyakat temelleri üzerine dayanmadığından bilimde, teknolojide,felsefede,sanatta hiç bir şey üretemiyordu. Parazit bir sınıftı. İnanç Gazeli’nin içtihat (yorum yapmak) kapısını kapatması üzerine yükseliyordu. Siyasal İslamcı AKP eğitimi laik ve bilimsel temellerden uzaklaştırıp, dinselleştirdi, fırsat eşitliğini ortadan kaldırdı ve paralı hale getirdi. &nbsp;Türkiye bu dönemde bilimde, teknolojide, sanatta, felsefede ve edebiyatta çoraklaştı, yoksullaştı, laiklik ,demokrasi ve Çağdaşlaşma yolundan uzaklaştı, İslam dünyasının diğer ülkeleri seviyesine indirgendi,yani aklın,bilimin, felsefenin, &nbsp;zincire vurulduğu “Yeni Bir Ortaçağa” girdi. &nbsp;Ezcümle; Türkiye &nbsp;girdiği bu “Yeni Bir Ortaçağ”dan çıkmadan ,hiç bir sorununu &nbsp;çözemez. Bunun içinde liyakata dayalı orta sınıf inşası da var! Yeni Bir Ortaçağ’dan çıkışının ön koşulu ise siyasal islamcıların ,iktidardan ivedi olarak gitmesidir. &nbsp;Çıkış; yıkılan, tasfiye edilen &nbsp;Cumhuriyet’in yerine, &nbsp;1923 Laik Cumhuriyet’in kazanımlarınıda içeren laik,demokratik, sosyal ve ekolojik &nbsp; yeni bir Cumhuriyet’in kuruluşundan geçiyor. Bunu gerçekleştirecek “özne” ise 200 yıllık Osmanlı-Türk Modernleşme’sinin birikimini taşıyan “Cumhuriyetçi Güçler”dir!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 28 Jan 2026 16:45:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NAKŞİBENDİLER!      </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/naksibendiler-414</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/naksibendiler-414</guid>
                <description><![CDATA[NAKŞİBENDİLER!      ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;Osmanlı İmparatorluğu sanılanın aksine bir Balkan devletidir. Balkanlar da yayılmasında başat rolü Bektaşiler(heterodoks) oynamıştır.</p>

<p>Bektaşilik; hümanist esaslı bir öğretidir. Öğretinin odağında “insan” olduğundan,bu;Balkanlarda ki Hıristiyan halkların müslümanlaşmasını &nbsp; sağlamış ve Osmanlı bu bölgede büyümüştür. 1826 yılında “Yeniçeri Ocağı” tasfiye edildi. Bu tarihçiler tarafından Vaka-i Hayriye(Hayırlı olay) olarak tanımlanıyor. Hümanist esaslı bir öğretinin Osmanlı Devleti’nden temizlenmesinin “hayırlı olay” olarak nitelenmesi &nbsp;sorunlu bir yaklaşımdır! &nbsp;1826’daki “Vaka-i Hayriye” den sonra Bektaşilerin mal varlıkları müsadere edildi. Müsadere edilen mal varlıkların büyük kısmı Nakşibendilere verildi. Hacı Bektaş-I Veli dergahında bulunan Camii Nakşibendilerce inşa edilmiştir. &nbsp;Vaka-i Hayriye’den sonra Nakşibendilik devletin yarı-resmi tarikatı olmuştur. Halidilik Nakşibendiliğin en yaygın kollarından biridir. Türkiye’de Nakşibendi Şeyhleri genellikle Halidi’dir. Kol, adını Kürt asıllı İslam Alimi Mevlana Halidi-Bağdadi’den alır. &nbsp;Bu tarikatın en büyük ayaklanması, 1909’da Hürriyet’e karşı oldu. 2.Meşruiyet ile hesaplaşma isteği (2.Abdülhamit ve İngilizlerin desteklediği) 31 Mart gerici ayaklanmasını getirdi. Kurtuluş Savaşı boyunca pek çok ayaklanma başlattılar. &nbsp;Şeyh Eşref Bozkır, Konya, Anzavur, Ali Batı,Düzce,Yozgat ve Zile ayaklanmalarında öncülük Nakşi-Halidilerdeydi! &nbsp;Cumhuriyet kurulduktan sonra da bu ayaklanma girişimleri sürdü. Bir tarafta eski imtiyazlarını kaybetme endişesi bir tarafta Hilafetin,saltanatın &nbsp;ilgası onlardaki 1923Cumhuriyet &nbsp;Devrimi düşmanlığının kaynağıdır. Cumhuriyetin kuruluşuna kadar devletlü bir tarikat olarak varlığını sürdürdü. Cumhuriyet 30 Kasım 1925’de Tekke, Zaviye ve Türbeleri kapattı. Bu yasayla yani erken Cumhuriyet döneminde tarikatlar yer altına çekildi. 1946 yılında başlayan “soğuk savaş” dönemi ile birlikte yani emperyalizmin önlerini açmasıyla tekrar yeryüzüne çıktılar. 1946’dan bu yana tarikat ve cemaatlar hem ekonomik olarak büyüdü hem de bakanları kendi aralarında paylaşacak kadar güçlendiler. &nbsp;Bu dönemde tarikatlar holdingleşti, şeyhler CEO olurken müritlerde işçileştiler. &nbsp;Menzil tarikatının Şeyhi Abdülbaki Erol 2023 yılında ölünce üç oğlu büyük mal varlığını paylaşamadı ve aralarında kavgaya tutuştular. Kavga bugün de sürmekte. Osmanlı’da bile tarikatların bu denli zenginleşmesine izin verilmezdi. Siyasal İslamcı AKP, tarikatların sınırsız zenginleşmesi konusunda Osmanlı’ya rahmet okutuyor! Bütün bunlar 1925 yılında çıkarılan Tekke, Zaviye ve Türbelerin kapatılması yasasının yürürlükte olduğu bir Türkiye’de gerçekleşiyor!Türkiye’nin içine itildiği karanlıkta türeyen pek çok tarikat, Menzil, İskenderpaşa, &nbsp;Erenköy, İsmailağa,Işıkçılar hepsi Nakşibendi-Halidiye kolundan. Turgut Özal’dan Necmettin Erbakan’a,Bülent Arınç’tan Kemal Unakıtan’a Abdullah Gül’den Tayyip Erdoğan’a kadar yakın tarihte kim rol oynamışsa bir ayağı Nakşi-Halidiliktedir. Nakşibendi-Halidi; Osmanlıcıdır,anti-koministtir, Cumhuriyete ve &nbsp;laikliğe düşmandır. Osmanlı onlar için iyi, Cumhuriyet ise büyük bir felaket. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; Ezcümle; Nakşibendiler, 1826 yılından bu yana her ilerici atılıma gerici bir isyanla yanıt vermişlerdir. Türkiye tarikat ve cemaatlar dan ivedi olarak kurtulamadığı sürece “Çağdaşlaşma” yoluna devam edemez. &nbsp;Tarikat ve cemaatlarla varacağı &nbsp;yer “Yeni Bir Ortaçağ”dır…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 22 Jan 2026 11:42:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AHLAKİ ÇÖKÜŞE DUR DE!</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ahlaki-cokuse-dur-de-413</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ahlaki-cokuse-dur-de-413</guid>
                <description><![CDATA[AHLAKİ ÇÖKÜŞE DUR DE!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Herkese merhabalar; nasılsınız?&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu sorunun yanıtı çoğumuzda alışkanlık olsa gerek “ iyiyim “deriz. Ülkemizde yaşananlar bizlere kendimizi iyi hissettirecek gündemler yok maalesef. Geçmişten günümüze ne imkansızlıklarla ve ne yokluklarla var olmuş bir ülkeyiz. Vatanımız, toprağımız, doğamız, yaşlılarımız, kadınlarımız, çocuklarımız için ne emek ve ne mücadeleler vererek ayağa kalkmış ve gelişen bir ülke olduğumuzu biliyoruz.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geçmişten günümüze daha fazla kadınını koruyup kollayan, erkeğini destekleyen, evlatlarımıza sahip çıkan, doğamıza göz bebeğimiz gibi bakacağımız yerde merhametsiz, doğru ve dürüst olmayan, empati yapamayan, ahlak yoksunu, işinde ve evliliğinde sadakatsiz, sevgisiz, değer ve kıymet bilmeyen sadece benim olsun diğerlerinin ne hali varsa görsün diyen bireyler ve toplum oluverdik. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kapitalizm sistemin istediği gibi ülkemizi bölüp parçalamak adına geçmiş yıllarda terör ve sağ parti sol parti ile çöküşümüzü isteyenler son yıllarda dizilerle, gündüz kuşaklarındaki programlarla ahlaki çöküş yaşadığımız bir Türkiye izler hale geldik. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Dizilerdeki entrikaları izleye izleye yasak ilişkileri de normalleştiren bireyler giderek çoğalıyor. Kimse elindekinin kıymetini bilemez oldu. Evdeki eşini görme, yok say dışarıdaki cazip gelsin. Eşinin hiç olmayacak kusurlarını gözünde büyüten ve abartan kişiler bunların arkasına sığınarak kendi hatasını yok sayan davranışlarda bulunuyorlar. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Burada kendimizle iç hesaplaşma yapmamız çok önemli bir konudur. Eşinin yaptıklarından haberi olmayabilir ama sezgileri hisseder ve ruhu zaten bilir. Kadın erkek fark etmez. Yapılan yanlıştır. Empatisi olmayanlar bu şekilde davranır. Bunu kaçamak ve eğlence olarak görerek başlayanlar vakti zamanı gelince tüm yapılanlar ortaya çıkınca hesabını vereceği gün pişman oldukları aşikardır. Tüm bunları nereden biliyorum derseniz yaptığım bireysel görüşmelerden ve iletişime girdiğim bireylerden duyuyorum.&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeri geliyor Müslümanım diyoruz ya Müsli İman demek bu olmuyor. Doğru dürüst yaşamak emanetine sahip çıkmak ve onun değerini ve kıymetini bilmek çok önemlidir.&nbsp;&nbsp; </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ülkemizi seven kıymetini bilen bireyler isek uyanışa geçmenin tam vakti. Ahlaki çöküşe izin vermemek için hepimiz kendi üzerimize düşeni yapmakla görevliyiz. Eşimizin pozitif yönlerine odaklanmalı yaptığımız bir kalp kırgınlığı bile olsa gönlünü, almalıyız. Yapılan hatalar geri dönülmez ve bitme noktasına geldiyse mutlaka bir çözümü vardır. Kendiniz bunu yoluna koyamadıysanız evlilik terapistlerine başvurmalısınız. &nbsp;Daha sonra evliliğimi kurtarayım dediğiniz yerde artık geri dönülmez bir yoldan kimse geri dönmez. Yoluna devam eder. Bu çıkıştan önce son yol ayrımı, kendimizin yaptığı hatalı ya da kusurlu olduğumuz, konularımızı biz kendi adımıza çözüm üretelim daha sonra bu adımları hayatımızın merkezine yerleştirelim. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">AHLAKLI YAŞAMAK BİR ERDEMDİR. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">DÜRÜST VE DOĞRU YAŞAMAK İNSAN OLABİLMENİN EN ÖNEMLİ DEĞERİ OLMALIDIR. </span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 21 Jan 2026 11:36:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>\&quot; 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ \&quot;NÜN ARDINDAN</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu-nun-ardindan-412</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/10-ocak-calisan-gazeteciler-gunu-nun-ardindan-412</guid>
                <description><![CDATA[\" 10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ \"NÜN ARDINDAN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü ülkemizde olduğu gibi Kırklareli'nde de düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlandı.<br />
Benim merak ettiğim meslektaşlarım dahil bir çok kişi ve kuruluşun bu tarihin biz gazeteciler için bir "direnişin sembolü" olduğunun bilinip bilinmediğidir.Neden Aralık, Mart, Mayıs yada bi başka ay değilde 10 Ocak o da neden gün olarakta 30 u 20 si değilde 10 Ocak tarihi neden önemlidir.Bu tarihin önemi nerden gelmektedir. Bizler tarih not düşmk açısından, bilmeyenlere de öğrenmeleri açısından veMerak edenlere de,<br />
10 Ocak gazetecilerin haklarını korumaya yönelik hazırlanan 212 sayılı yasanın 10 Ocak 1961 tarihinde yürürlüğe girmesi sebebiyle seçilmiş bir tarihtir.. Bu günü Çalışan Gazeteciler Günü yapan gelişmeler ise aslında bu tarihten sonra olanlarla ilgili.&nbsp;<br />
Milli Birlik Komitesi 27 Mayıs 1960’da görev başına geldiğinde dönemin basınındaki sorunları çözmek için çeşitli değişiklikler yaptı. Milli Birlik Komitesi “basın mesleğinde çalışanlar ve çalıştıranlar” arasındaki ilişkileri düzenleyen ve “Fikir İşçileri Kanunu” olarak bilinen 5953 sayılı kanunu, 212 sayılı kanun ile değiştirerek gazetecilere çeşitli iş hakları sağladı. “Fikir İşçileri Kanunu” olarak bilinen bu kanunla gazeteciler çeşitliş haklar etti.Kıdem hakkı ile gazetecinin mesleğe ilk giriş tarihinin kıdem başlangıcı sayılması, ölüm ödeneği, gazetelerin kapanması durumunda gazetecilere ödenek verilmesi, istifa eden gazeteciye kıdem ödeneği verilmesi, aylıkların peşin olarak ödenmesi, gece çalışanlara haftada iki gün izin hakkı tanınması, kar eden gazetelerin gazetecilerine her yıl bir maaş ikramiye vermesi, ödemelerin gecikmesinde her gün için %5 faiz yükümlülüğü ve 195 sayılı kanun ile kurulması öngörülen Basın İlan Kurumu’ydu.Basın İlan Kurumu ve Fikir İşçileri Kanunu ile gazetecilere verilecek haklar, gazete sahipleri tarafından tepki ile karşılandı.Kanunun yürürlüğ girmesi ile aralarında "Akşam, Cumhuriyet, Dünya, Milliyet, Tercüman, Yeni Sabah, Hürriyet ve Yeni İstanbul" gazetelerinin patronları yürürlüğe giren bu yasaları protesto etmeye karar verdi. 10 Ocak 1961’de bu kararı gazetelerinde “Gazetemizi 3 gün kapatıyoruz” başlığı ile bir bildiri yayınlayarak duyurdular.Dokuz gazetenin üç gün yayın durduracağını açıklaması üzerine gazeteciler aynı gün işverenleri boykot amacıyla Cağaloğlu’nda sessiz yürüyüş düzenlediler. Yürüyüşe katılan gazeteciler ellerinde pankartlar, Türk bayrağı ve Atatürk posteri taşıyordu. Yine 10 Ocak 1961 tarihinde İstanbul Gazeteciler Sendikası Yönetim Kurulu, dokuz gazete patronunun yayın durdurma kararı ile yarattığı boşluğu doldurmak için “Basın” isimli bir gazete çıkarma kararı aldı. “Dokuz Patron Olayı” olarak geçen üç günlük gazete kapatma boykotu, bu tarihten sonra patlamış ve gazetecilerin patronlar karşısında giriştiği iş hakları mücadelesinde önemli bir mihenk taşı olarak tarihe geçmişti. Bu nedenle 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü basın tarihinde çetin bir mücadeleyi barındıran ve bu mücadeleyi her yıl hatırlatan önemli bir gün. 11-12-13 Ocak 1961 tarihlerinde üç sayı olarak çıkan Basın Gazetesi, döneme iz bırakan gazetecilik faaliyetlerinden biri oldu. 11 Ocak 1961 tarihinde “Daima Halkın Hizmetindeyiz” manşetiyle yayınlanan ilk Basın gazetesinde, 10 Ocak’ta gazetecilerin gerçekleştirdiği yürüyüşün fotoğrafına yer verildi.&nbsp;<br />
11 Ocak 1961 tarihinde yayın boykotu yapan dokuz gazetenin sahipleri ve temsilcileri ile Türkiye Gazeteciler Sendikaları Federasyonu ve İstanbul Gazeteciler sendikası temsilcileri arasında bir toplantı düzenlendi.Toplantıdan olumlu bir sonuç alınamaması üzerine 12 Ocak 1961 günü yeni bir toplantı kararı alınsa da, İstanbul Gazeteciler Sendikası bu toplantıya katılmayacağını belirtti.Üç günlük yayın boykotunun sonunda dokuz gazete, Basın gazetesinde kendilerine yöneltilen eleştirilere yanıt olacak ortak bir açıklama yayınladı. Açıklamada çalışanların emeğine cephe almadıklarını ve sosyal güvenliklerinin zedelenmesini kabul etmediklerini fakat yürüyüşlerde ve gazetede ortaya atılan iddiaların asılsız olduğunu belirttiler. Açıklamada ücret politikalarına yer veren gazetelere &nbsp;İstanbul Gazeteciler Sendikası tepki göstererek, gazetecilere ödendiği söylenen ücretlerin doğru olmadığını belirtti.&nbsp;<br />
Yaşanan bu olaylar, bir yıl sonra İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın 10 Ocak’ı Çalışan Gazeteciler Bayramı olarak anmaya başlaması ile tarihe geçti. 1971’de bayram kelimesi değiştirilerek "10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" olarak anılmaya başlandı.<br />
Kaynak: TGS<br />
"Yani 10 Ocak Çalışan Gazeteciler günü" bir irenişin bir hak eylemin ilk kıvılcımının yakıldığı gündür.Bizler gazeteciler olarak basın açıklamaları, kahvaltı,yemek, ziyaretler, mesajlar yerine basının üzerinde sansür ve baskılar var iken ve günümüzde gazetecilerin 1960 yılının daha gerisine düştüğümüz bir ortamda mücadele bayrağını yükseltmemiz gerekir.Bu güne kadar gazeteciler öldürülürken, hapislere giderken şafak operasyonları ile evlerinden iş yerlerinden göz alınırken tepki göstermeyen, tek kelime haber yapmayan meslektaşlarım dahil sesini çıkarmayanlar 10 Ocakta nedense hepsi gazeteci dostu oluveriyor.<br />
"10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü" nde başta meslektaşlarım olmak üzere Gazteciler Cemiyeti başta basın meslek kuruluşları olmak üzere tüm gazeteci dostlarımız bu gündeöldüürülen meslektaşlarımız olmak üzere gazetecilerin geriye giden hakları ile mücadele etmeleri gerektiği işin doğası gereğidir. gazeteci ve basın agünü olduğunu hatırlamaları ölen öldürülen ve bedel ödeyen meslektaşlarım adına ben üzülürüm.<br />
"10 Ocak'ta Çalışan Gazeteciler günü" nedeniyle gazetemize gelen Kırklareli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Soner Ilık,CHP İl Kadın Kolları ve il SekrEteri Gökben Şenol.CHP Merkez İçe Kadın Kolları Başkanı Deniz Öztekin,il-ilçe kadın yöneticilerine,CHP Belediye Meclis Grup Başkan vekili Vecdi Yüce,İYİ parti il Başkanı Oktay Mutlu,Merkez ilçe Başkanı Arzu&nbsp; Karadağ Yaprak ve il-ilçe yöneticilerine,TMMOB il Koordinasyon Kurulu il temsilcisi Erol Özkan ve yönetim kurulu üyelerine, 2021 Tüm Emekliler Sendikası Kırklareli Şube Başkanı Hüseyin Budak ve yürütme kurulu üyelerine, Türk Anneler Derneği Başkanı hülya Koyuncu ve yönetim kurulu üyelerine,Gazetemize gelen diğer kişi ve kuruluş temsilcilerine, bizleri tel ile arayan, sms atarak destek olan kişi kuruluş temsilcilerine, siyasi parti, meslek odası ve kişilere Manşet Haber ailesi olarak teşekkür ederiz.<br />
Gazetecilerin öldürülmediği,şafak operasyonları ile göz altına alınmadığı,hapishanelere konulmadığı, basın yasalarında yapılacak değişiliklerle başta yerel gazeteciler olmak üzere gazetecelerin mesleklerini yapmaları konusunda çeşitli güvencelerin verildği yasal düzenlemelerin yapıldığı bir ülke özlemiyle,<br />
Nice 10 Ocak Çalışan Gazeteciler gününde buluşmak dileğiyle..Çünkü gazetecilik suç değildir.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Jan 2026 12:51:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2026 YILINA GİRERKEN EMEKLİLER</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/2026-yilina-girerken-emekliler-411</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/2026-yilina-girerken-emekliler-411</guid>
                <description><![CDATA[2026 YILINA GİRERKEN EMEKLİLER]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; AKP/Saray iktidarının, özellikle &nbsp;son on yılında, Emekliler, yoksulluktan da &nbsp;öte, açlık ve &nbsp;sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmiş durumdadır. İktidar, bu durumu, kaynak yok, imkanlar bu kadar, daha fazlasını veremeyiz diye açıklamaya devam ediyor. Sonra da, utanmadan, sıkılmadan, ahlaksızca, emeklilerimizi ve çalışanlarımızı enflasyona ezdirmedik masalını anlatıyor. Kaynak yok sözü de, enflasyona ezdirmedik sözü de, yalan ve ahlaksızlıktır. Ülkede yeterince kaynak var, ama iktidar, &nbsp; paylaşımı adaletli yapmıyor, kaynakları, halktan alıp zenginlere, yerli ve yabancı sermaye çetelerine, emperyalist tefecilere aktarıyor. Emekliye ve çalışana düşman bir politika izleyerek, Biz &nbsp;emeklileri &nbsp;enflasyona, hayat pahalılığına &nbsp;ezdiriyor. Açlığa ve sefalete mahkum ediyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;AKP, başta ABD olmak üzere, emperyalist bir proje olarak kurulmuş, bütün kaynaklar ve &nbsp;siyasi ilişkiler kullanarak iktidar yapılmış, emperyalizmin işbirlikçisi bir &nbsp;partidir. İşbirlikçi iktidarın ve efendilerinin temel amacı, Anayasasında ‘’laik, demokratik, sosyal ve hukuku &nbsp;devletidir’’ diye tanımlanan, Türkiye Cumhuriyeti rejimini, dinci/şeriatçı, ümmet esasına dayanan, ABD temsilcisi Tom Barak isimli CIA &nbsp;ajanının deyimiyle, Ortadoğu’daki bütün ABD işbirlikçisi iktidarlarının olduğu &nbsp;gibi, ‘’hayırsever Monarşilere’’ dönüştürmektir. AKP iktidar olduğu günden beri, bu projeyi adım adım hayata geçirdi. Geldiğimiz &nbsp;süreçte, Cumhuriyet rejimi, yargısından yürütmesine, yasamasından, bütün bürokratik kurumlarına kadar, özünden ve işlevinden &nbsp;koparılarak, laikliği değil, siyasal islamı referans alan, tek adam rejimine &nbsp;dönüşmüştür. Ülke, tarikat/cemaatlerin, dinci vakıf ve &nbsp;radikal cihatçı örgütlerin, uyuşturucu baronlarının, soygun çetelerinin, sığınmacıların, &nbsp;cirit attığı alan olmuştur. Bu nedenle, ülkedeki sorunların çözülebilmesi için, acil olarak, siyasal İslamcılarca ele geçirilmiş Cumhuriyeti, yeniden kurtarmak, Laik, Demokratik Cumhuriyeti yeniden, ilke ve kurallarıyla kurmaktır. Bunun &nbsp;için, söylemler değil, Laik Cumhuriyetten yana her kesimin elini taşın altına sokması gerekiyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Emekliler, kendileri 17 milyon, yakın çevreleriyle 25-30 milyonluk sayılarıyla, ülke &nbsp;nüfusunun &nbsp;üçte birini &nbsp;oluşturuyorlar. Buna rağmen, AKP iktidarı tarafından, işsizlerden sonra, ülkenin, en yoksul ve açlık sınırının altında sefalet içinde yaşamaya mahkum edilmiş durumdalar. Neden böyle oluyor. Çünkü, emekliler örgütsüzler, dağınıklar, güçlerinin farkında değiller, insanca yaşama hak mücadelesine katılmıyorlar, İktidarın ve cemaatlerin, soygun ve talanını gizleyen, dinci söylemlerinin, etkisiyle, ‘’şükür’’ teslimiyeti içinde ölümü bekliyorlar.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Emekliler, Emekli arkadaşlar. Yoksulluk, sefalet ve açlık içinde yaşamak, kader değildir. İnsanca bir yaşam mümkündür ve hakkımızdır. Emekliler olarak, onlarca milyonluk bir gücüz. Gücümüzün &nbsp;farkına varmalıyız. Emekli sendikalarında örgütlenmeliyiz., İnsanca yaşama hakkımız için &nbsp;mücadele etmeliyiz. STK’ların yürüttükleri, ekonomik, demokratik ve sosyal hak mücadelelerine katılıp mücadeleye destek olmalıyız. Emeklileri, bilerek ve yok sayarak, sefalete mahkum ederek, bir an önce ölmemizi bekleyen, emekliyi, saygın insan yerine koymayan, kaynakları &nbsp;kendilerine ve yandaşlarına aktaran, AKP ve ortaklarının iktidarına, artık oy vermemek gerekiyor. Oy verecek olanları uyarmak gerekiyor. Çünkü, AKP iktidarının, ülke kaynaklarını &nbsp;adaletli dağıtmıyor. Kaynakları, başka kesimlere &nbsp;aktarıyor. emeklilere komik denecek sadakalar veriyor. Adeta, dalga &nbsp;geçiyor. Emekliler, hak ettikleri insanca yaşamak için, demokratik mücadeleye kararlılıkla &nbsp;katılmazlarsa, hatta, tuzağa düşüp iktidara oy vermeye &nbsp;devam ederlerse, sonra da, &nbsp;geçinemiyoruz, beslenemiyoruz, barınamıyoruz diye &nbsp;sızlanmalarının hiçbir &nbsp;anlamı olmayacaktır. Çünkü, iktidara destek &nbsp;oldukları için bu sefaleti, fazlasıyla hak etmiş olacaklardır.. Bu nedenle , Emekliler, kendi kaderlerini kendileri belirleyecektir. Dışarıdan bakarak, başkaları yapsın diyerek, çarşı- pazarda perişanlık içinde sızlanarak, insanca yaşama hakkı elde edemeyeceklerdir. &nbsp;&nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Emekli &nbsp;arkadaşlar. &nbsp;İktidar, emekli yılı dedi, emekliler perişan oldu, Aile yılı dedi, &nbsp;bir &nbsp;avuç sermaye ve yandaş dışında, bütün &nbsp;aileler perişan oldu. Yıllardır, emeklileri yok sayan, insan yerine koymayan, bütçeden insan haysiyetine yaraşır bir kaynak &nbsp;aktarmayan, ahlaksız ve vicdansız vergilerle, cezalarla, mal ve hizmetlere yaptığı astronomik zamlarla, hayatımızı daha da &nbsp;çekilmez hale &nbsp;getiren, AKP iktidarı, başta kaldığı sürece, 2026 yılı da, emekliler için, &nbsp;geçmiş yıllardan daha &nbsp;beter olacaktır. Öyleyse, 2026 yılını, insanca bir yaşam hakkı için mücadele yılı yapalım. Uzaktan seyretmeyi, ilgisizliği, sızlanmayı bırakalım, umut ve iradeyle örgütlenip mücadele edelim. Mücadele etmeden hak kazanılmaz. Her mücadele, belki başarılı olmaz, ama yalnızca mücadele edenler kazanır. Görev başına</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 16 Jan 2026 10:09:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ÇARE SOSYALİZM…  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/care-sosyalizm-410</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/care-sosyalizm-410</guid>
                <description><![CDATA[ÇARE SOSYALİZM…  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;Trump’ın Venezuela’ya yönelik haydutluk operasyonu ve Maduro’nun kaçırılması, ABD emperyalizminin gözünü İran ve Grönland’a dikmesini beraberinde getirdi. &nbsp; &nbsp; &nbsp; Venezuela dünyanın en büyük petrol rezervlerine sahip birinci ülkesi. İkincisi ABD’nin fiili sömürgesi Suudi Arabistan, üçüncüsü ise İran. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; Yirminci yüzyıl sömürgelerin bağımsızlıklarını kazandıkları yüzyıl olurken,21.ci yüzyıl ise yeniden sömürgeleştirme çağına girmiş gibi görünüyor. Trump Amerika’sı tam olarak bu yeni çağı temsil ediyor. Öyle ki mesele sadece Venezuela &nbsp;ya da İran değil; Grönland bile yeni sömürgeleştirmenin hedefinde! &nbsp;İran’da başkaldıran halka ABD ve Batı, molla rejiminden kurtulması gerektiğini söylüyor. Çözüm olarak da; İslam Devriminin öncesindeki rejimi yani monarşiyi sunuyor. Yani devrik şah Rıza’nın oğlu Rıza Pehlevi’yi iktidara getirmek istiyor. Rıza Pehlevi iktidarında İran ABD sömürgesi haline gelmesi kaçılmaz! &nbsp;Öte yandan İsrail ve Netanyahu en büyük düşmanı İran’daki gelişmeleri avuçlarını ovuşturarak izliyor. Gazze’de soykırım yapan İsrail “İran’ı Suriyeleştirmek” için elinden geleni ardına koymuyor. Bunun gerçekleşmesi durumunda, bu sadece İran halkı için değil,bölge halkıları &nbsp;için de bir felaket anlamına gelir. Yaşanların böyle olması ne molla rejimine ne de İran halkına düşman olmayı gerektirir. İran ve halkı için tek çıkış yolu bağımsızlıkçı, ilerici, seküler,halkçı kamucu bir yol! İran’daki başkaldırının böyle bir karakter kazanması &nbsp;hem İran’ın hem de bölgenin felakete sürüklenmesini &nbsp;önler. Dünya’da gelir dağılımın bozukluğunun, çoklu krizlerin,(işsizlik,sefalet, açlık, yoksulluk…) ekolojik çöküşün ve insanlığın yaşandığı bütün sorunların kaynağında kapitalizm ve emperyalizm vardır. Yaşadığımız çağda en büyük eksikliğimiz Sosyalizmin olmayışıdır. Emperyalizmin küresel ölçekte at oynatması ve Trump ile Netanyahu ‘nun pervasız ve küstahça harekat etmesinin nedeni Sosyalizmin yokluğudur.</p>

<p>Ezcümle; Çare,İnsanlığın ve Dünya’nın yıkımına karşı, insanlığı ve dünyayı savunmaktır,</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 12:17:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>LAİKLİĞİN ÖNÜNE SIFAT EKLEMEK!</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laikligin-onune-sifat-eklemek-409</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/laikligin-onune-sifat-eklemek-409</guid>
                <description><![CDATA[LAİKLİĞİN ÖNÜNE SIFAT EKLEMEK!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Laiklik;devletin,hukukun, eğitimin dinden arındırılması, yasaların referans kaynağının insan haklarının olması, aklın inançtan, felsefenin ve bilimin dinden bağımsızlaşmasıdır.</p>

<p>Laikliğin önüne, özgürlükçü, otoriter, inançlara saygılı, kemalist gibi sıfatlar eklemek laikliği zayıflatmaktadır. Laiklik doğası gereği inançlara saygılıdır. Laiklik ayni zamanda din ve inanç özgürlüğün de güvencedir. Laiklik ve sekülerlik demokrasinin ön koşulu ve insanlık tarihinin en büyük kazanımlarından biridir. Bütün demokrasiler doğası gereği laiktir. Laikliğin anti-tezi “teokrasi”dir. Çünkü laiklikle ve sekülerlikle birlikte insan aklı özgürleşmiş, bilim ve felsefe de bağımsızlaşmıştır. Laikliğin ve sekülerliğin olmadığı bir toplumda sömürüsüz bir sistem (Sosyalizm) kurulamayacağı &nbsp;gibi sömürü de sınırlanamaz! İnsanlık tarihinin en büyük devrimleri olan 1688 İngiliz, 1776 Amerikan,1789 Fransız,1917 Ekim, 1923 Türk Devrimi’leri… insan aklını, felsefeyi ve bilimi dinin esarettinden kurtarmış ve özgürleşmesinin yolunu açmışlardır. Bu devrimler ayni zamanda egemenliğin kaynağını gökyüzünden, yeryüzüne indirmişler ve &nbsp;insanlığı Ortaçağ’dan çıkarmış devrimlerdir.</p>

<p>&nbsp;Ezcümle;laiklik ve sekülerlik,aklın inançtan ayılması bilimin ve felsefenin dinden bağımsızlaşması, din ve vicdan özgürlüğün güvencesi,dinin siyasallaşmasının ve iktidar talepinde bulunmamasının, sömürüsüz ve sömürünün sınırlandığı bir düzen kurmanın,ırkçılığın, cinsiyetçiliğin,türcülüğün önlenmesinin ve demokrasinin de (Burjuva, Sosyalist) ön koşuludur! Laiklik olmadan insanlık hiç bir sorununu çözemez. Laikliğin önüne sıfat eklenerek zayıflatılmasına ve içinin boşaltılmasına izin verilemez…!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Jan 2026 11:48:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ALLAH HİÇ KİMSEYİ DÜŞÜRMESİN AMA BAŞIMIZDAN DA EKSİK ETMESİN</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/allah-hic-kimseyi-dusurmesin-ama-basimizdan-da-eksik-etmesin-408</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/allah-hic-kimseyi-dusurmesin-ama-basimizdan-da-eksik-etmesin-408</guid>
                <description><![CDATA[ALLAH HİÇ KİMSEYİ DÜŞÜRMESİN AMA BAŞIMIZDAN DA EKSİK ETMESİN]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hani halk arasında bilinen bir söz vardır."Allah düşürmesin ama başımızdan da eksik etmesin" derler Hastaneler için.<br />
Maalesef bizler gençliğimizde önem vermediğimiz sağlığımızın kıymetini yaşımız geçince daha iyi anlamaya başlıyoruz ama maalesef gençliğimizde ihmal ettiğimiz sağlığımızın giden günlerini geri getirme şansımızın olmadığını yaş geçincde çok daha iyi anlıyoruz dimi?. Bende belli yaşın getirdiği sorumluluk ile belli dönemlerde rutin kontrollarımı ihmal etmemeye çalışıyorum.<br />
Yine bu bağlamda yaklaşık 4 ay önce rutin kontrollarım için ilimiz Eğitim ve Araştırma hastanesinde&nbsp; Dahiliye servisine gittim.Uzun uğraşlar sonucu aldığım randevum gereği Dahiliye-Enfeksiyon Hastalıkları servilerinde çeşitli tahliller için labaratuvarda 4 tüp kan, idrar ve ilgili serviste &nbsp;kemik erime testlerine girdim.Başta Dahiliye servisi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Hemotoloji servislerinde rutin kontrollar sonucunda ilgili servis doktorları tarafından tarafıma çokta önemli bir şeyin olmadığını sadece herkeste az bende fazla olan kanımın fazlalığı dışında bir sorun bulunmadığı söylendi.Ve kan fazlalığım nedeniylede kan vermem gerektiği ifade edilince &nbsp;günü birlik yatış işlemlerimin ardından kan verdim ve aynı günde taburcu oldum.Tüm tahlil sonuçların bitmesinin ardından ilgili doktor birde Ultroson çekimi istedi.Ultroson servine gierek gün aldım.kaydımıın yapıldığı ultroson sereterlği tarafından bana 4 ay sonrası olan 5 Ocak 8.45 ve aç karnında gelmem gerektiği söylendi.Ve bende eşim ile birlikte belirtilen tarihte aç karnında sabah Ultroson çekimi için hasyanenin Ultroson servisine geldim.Servis görevlisi bana sizin kaydınız yok.Bilgisayar kayıtlarında adınıza kayıtlı bir bilgi yok deyince şaşırdım.Beni sevk eden doktora gidip durumumu anlatmak için ilgili servise gittim.Doktor olmadığı için geri döndüm ve servis görevlisi kaydımın olmaması gerekçes, ,le işlem yapılamayacağını ifade etti.Bende ben aç karnında bu saatte buraya, kendi kafama göre gelmedim diyede tepki gösterdim.Bana madem geldiniz 8 Ocak 8.45 te gelin deyince aç geldiğim hastaneden geri döndüm.Verilen tarih olan 8 Ocakta tekrar ultrosun servisi sekreterine "ben geldim" dedim.Görevli sizi hangi servis buraya gönderdi ise güncelleme yapacaksınız oraya gidin kayıt alın deyince dahiliye servisine gittim ve bir doktora derdimi anlattım kayıt aldım.Ve sekretere bana önceden verilen yani 8 Ocak kayıt fişi ile aynı gün güncellediğim dahiliye kayıt fişini vererek kaydımı yaptırdım.Sekreter bana 4 no'lu ultroson odasına gidin kapıda üstünde adınız yazacak orada takip edin deyince yönledirdiği servisin önünde gittim.Sıramı beklemeye başladım aç karnında geldim ve sırası gelen girdi çekimlerini yaptırdı.Ben sıramın bana gelmesini beklerken öğle molası verildi.Ben ve 3 hasta kalakaldık.Bende görevliye sabah geldim, açım öğleden sonrayamı kaldım?. diye sordum.Adımı soyadımı sordu ve bilgisayara baktı sizin kaydınız yok ki deyince çok şaşırdım.Kaydım nasıl olmaz? Sabah kaydımın yapıldığını anlattım.Ama çare olmadı.Servilerde öğle arası kimse kalmayınca öğle arası ne yapacağımı düşünürken beni sevk eden doktorun servisin polikliniğine gittim.Görevli sekretere derdimi anlattım.Bilgisayara bakarak sizin bugun değil, 5 Ocakmış randevunuz deyince şaşkınlığımı gizleyemedim.Ben o gün eşimle geldim kaydım yokmuş diye geri çevirdiler.Bugüne gün verdiler.Hiç bir yerde kaydım çıkmıyor ne yapmam gerekir dedim.Sekreter kadına" Bana sıra numarası verirmisiniz? güncelleme istiyorlar" dedim.Sizin zaten 5 inde randevunuz varmış bugüne kadar kaydınız geçerli ama madem öyle size numara verelim bir sorun olursa bizi arasınlar diyen görevliye yardımları için teşekkür edip ilgili servisten tekrar Ultroson sekreterliğine gittim.Ve o servisten aldığım ikinci güncelleme numarası ile sabah olmayan kayıtlarda çıkmayan kaydımı ikinci kez aynı sekreterlikte bir başka görevliye &nbsp;yeni kaydımı yaptırdım.Sabahtan aç karnında geldiğim ve kaydımın olmaması nedeniyle yaptıramadığım işlemlerim için mesainin başlamasını bekledim.Kaydımı &nbsp;güncelleyen kadın görevli sabah bana söylenen Ultroson 4 No'lu odanın yerine öğleden sonra bu kez 3 no'lu Ultroson polikliniği önüne yönlendirildim ve orada beklemeye başladım.&nbsp; Mesai başlar başlamaz adım okununca 3 nolu ultroson servisinde çekimimi yaptırdım.Burada ultroson çekimimi gerçekleşen Dr ve servis görevlilerine ayrıca teşekkür etmek isterim.Son derece güleryüzlü ve en ince ayrıntısına kadar çekim işlerimi gerçekleştirdiler.En ufak bir ayrıntıyı gözden kaçırmamaya, acel etmeden herhangi bir şeyi gözden kaçırmamaya özen gösterdiler.Çekim bitince "geçmiş olsun sizi sevk eden doktora gidebilirsiniz rapor oraya gönderildi" dediler.</p>

<p>3 No'lu Ultroson servisinde gördüğüm bu sevecen ve güzleryüzlü tavırlar karşısında ne yalan söyleyim sabahtan beri aç karnında dahiliye, enfeksiyon servisleri arasında gidip gelmekten bozulan sinirlerime bir ilaç gibi geldiğinide &nbsp;söylemeden geçemeycem.<br />
Şimdi düşünüyorum da biz yaştakiler doktoru da servisleri de arar sorar bulur.Ya yaşlı amcalar,dedeler,teyzeler ve engelli vatandaşlar e yapacak çok merak ediyorum.</p>

<p>Ne demişler " ALLAH HİÇ KİMSEYİ DÜŞÜRMESİN AMA BAŞIMIZDAN DA EKSİK ETMESİN" dimi?</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 11 Jan 2026 11:39:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIYMETİNİ  BİLMEK..!(2)</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiymetini-bilmek2-407</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiymetini-bilmek2-407</guid>
                <description><![CDATA[KIYMETİNİ  BİLMEK..!(2)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Kıymetini bilmemiz gereken en önemli üçüncü husus,ananın,babanın kıymetidir.Çünkü bizim dünyaya geliş sebebimiz,varoluşumuz onlardır.İster isteyerek,ister istem dışı dünyaya gelelim bize bu yaşama gözlerimizi açtıran,dünya nimetlerinden faydalanmamıza vesile olan&nbsp; ebeveynlerimizin kıymetini ne kadar biliyoruz?..Bize can veren,kan veren;gerekirse canını verecek kadar seven bu insanlara bizi dünyaya getirdikleri için hiç teşekkür ettik mi?Siz olmasaydınız bu güzelim dünyayı göremeyecektim,sevip sevilemeyecektim&nbsp; hiç diyebildik&nbsp; mi? Kaçımız bu <strong>duygu durumu</strong> yaşadı veya aklından geçirdi.Maalesef&nbsp; bu soruların yanıtlarını çoğumuz veremeyiz.Çünkü&nbsp; nedense bunları düşünecek kadar ince ruhlu olamıyoruz.Ama onlar bize,”İyi ki senin gibi bir evlat doğurdum”diyebiliyorlar.Biz çocuklar ise onların kıymetini ancak onlar gibi ana baba olduktan sonra idrak ediyoruz.Veya&nbsp; onlar bu dünyadan göçüp gittikten,yokluklarını hissettikten sonra anlayabiliyoruz.İş işten geçtikten sonra kıymetini anlasak neye yarar ki...Halbuki onlar bizden böyle duygusal şeyler&nbsp; beklemezler.Tek dilekleri bizlerin sağlıklı,mutlu ve düzenli bir hayata kavuşmamız; toplum nezdinde saygın,faydalı&nbsp; bir birey olmamızdır.Bizlerin başarıları onları mutlu ve bahtiyar eder,başarısızlıklarımız,problemlerimiz mutsuz ve huzursuz eder.”<strong>Sevinçler paylaşınca artar,üzüntüler paylaşınca azılır”</strong>diyorlar.Onlar her daim yanımızda olmak isterler ama biz ne yapıyoruz?<strong>Herkes için demiyorum</strong> ama sevincimizi paylaşırken&nbsp; onlarla pek&nbsp; paylaşmak istemiyoruz.Üzüntümüzü,çözemeyeceğimiz problemlerimiz&nbsp; olduğu zaman&nbsp; ise eğer hayattaysalar hemen kapılarına dayanıyor:”Aman anacığım,babacığım ne olur bana yardım edin!Ben çok çaresizim,ben bittim!”diye yalvarmaya başlıyoruz.Onlar&nbsp; kılı kırk yararak,varını yoğunu ortaya koyarak zorda kalan evladının imdadına koşarlar.Biz ise ne yapıyoruz,işimiz oluncaya kadar “anacığım,babacığım!”olduktan sonra telefon açıp hal hatır sormak bile bize külfet gelmeye başlıyor.Kızdığımız ağzımıza geleni söylemekten <strong>geri durmaz</strong>,üzüleceklermiş,kırılacaklarmış hiç düşünmez bütün öfkemizi onlardan almaya çalışırız.Çünkü biliyoruz ki onlardan bize bir zarar gelmez.Onlar her şeyi sineye çekebilirler,&nbsp; biz ne yapsak&nbsp; bizi affederler diye onlara yapmadığımız saygısızlıklar,haksızlıklar kalmıyor.Bazen öyle anlar gelir ki saygısızlığın dozunu kaçırıp,”Madem ki bakamayacaktınız, niye beni dünyaya getirdiniz?”diye&nbsp; hesap soranlarımız bile oluyor.Yaşadığımız toplumda çevremizde ebeveynlerini hiç olmayacak sebeplerden bahaneler uydurarak bakmayanlarını,kapısını dahi açmayanları&nbsp; zaman zaman duyuyoruz.Çok nadir de olsa anaya,babaya&nbsp; şiddet uygulayanların olduğu bir dünyada bir kıymet bilirsizlik aldı başını gidiyor.Unutmayalım ki bu dünya etme bulma dünyası...Ne yaparsan karşılığını kat ve kat görürsün.İyilik yaparsan iyiliği&nbsp; iyi insanlar muhakkak anlar.Kötülük&nbsp; yaparsan onu kimse asla&nbsp; unutmaz ve aradan yıllar geçse de hafızalardan bir türlü silinmez.Ebeveynlerimiz,&nbsp; bizim içinde yaşadığımız toplum nazarında saygınlığımızın yansımasıdır,yani aynasıdır.Onlara gereken saygıyı gösterir kıymetlerini bilirsek birgün gelir aynı saygıyı,kıymeti biz de görürüz.Geçmişimizde temiz bir iz bırakmışsak geleceğimiz de onun yüzüsuyu hürmetine güzel gidecektir.Onlar zaten&nbsp; bizlerden fazla bir şey istemezler.Tek arzuları&nbsp; bizim sağlık ve mutluluğumuz...Bir de&nbsp; onların birer parçası olduğumuzu unutmamamız&nbsp; ve&nbsp; aidiyet duygumuzu hiç yitirmememiz...Öldüklerinde vicdanımızı rahatlatmak için&nbsp; şaşalı mermer mezarlar;yedisi,kırkı,senesi&nbsp; gibi dini anmalar yapmak yerine onlar sağken, bizim için değerli olduklarını hissettirmemiz ,üzerlerinden sevgimizi saygımızı hiç eksitmememiz gerektiğini akıldan çıkarmayalım.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Gelelim son değer verdiğimiz ailemize,eşimize,dostumuza.Aile,toplumun en küçük bir birimi ve onun temel taşıdır.Bireyin duygusal gelişimi,eğitim,kültürel değerler kazanma,sağlıklı zeka gelişimini sürdürme;sosyal ve ekonomik&nbsp; temel gereksinmelerinin karşılandığı&nbsp; bir yapıdır.Karı,koca,anne,baba ve çocuklardan&nbsp; oluşan bu sosyal yapı ne kadar sağlam temellere oturtulursa&nbsp; o aile o denli güçlü olur. Aile bireyleri birbirlerine&nbsp; karşı aidiyet duygularıyla&nbsp; bağlı,karşılıklı anlayış, iyi niyet,güven içinde olurlar,sevgi ve saygı da eksik olmazsa&nbsp; o aileyi dışardan&nbsp; hiçbir güç sarsamaz.Temelleri sağlam atılmış ailelerden meydana gelen toplumlar da&nbsp; o denli güçlü ve yıkılmaz olur.Aile içinde bireyler birbirine güvenmeli,sevmeli, saymalı ki o birliktelik huzurlu bir şekilde devam etsin.Güven içinde bu birlikteliği sağlamanın birinci koşulu aile içinde demokratik işleyişi hayata geçirmektir.Üye olduğumuz siyasi parti,dernek,sendika veya diğer sivil toplum örgütlerinden beklediğimiz,talep ettiğimiz demokratik tutum ve davranışları ilk önce evde uygulmaya sokmamız gerekiyor.Bunu uygulayacak olan, başta o&nbsp; ailenin&nbsp; reisi olan&nbsp; anne veya babadır.Aile içinde anne,baba,çocuklar hepsinin rolleri ve görevleri vardır.Sağlıklı bir aile için alınacak kararlarda sürece herkesin katılımı çok önemlidir.Aile içinde çocuklar dahil herkesin&nbsp; sözünün dinlendiği, duygu ve düşüncelerini rahatça ifade ettiği bir ortamda&nbsp;&nbsp; o aile aidiyet duygusuyla birbirlerine&nbsp; daha sıkı bağlarla bağlanırlar.Eğer bu olmazsa,herkesin kendi dünyasında yaşadığı bir aile yapısında ise bireylerde değişik sıkıntılar zamanla oluşmaya başlar.Bu sıkıntılar zamanla depresyon,endişe ve huzursızluklar,düşmanlık duyguları ve suçluluk hisleri hakim olur.Bizim her zaman dile getirdiğimiz,ısrarla savunduğumuz eşit,adil,demokratik bir yönetimi önce aile içinde sonra apartmanımızda,ardından da içinde olduğumuz siyasi,sosyal,kültürel alanlardaki faaliyetlerimizde hayata geçirmemiz gerekiyor.Tabii bunun için başta bizi biz yapan ailemizin,eşimizin,dostumuzun kıymetini daha iyi anlamamız; onlara değerli olduklarını,onlarsız hayatı sürdürememiz zor olduğunu&nbsp; hissettirmemiz gerekiyor.Gururdan,kibirden uzak,kendimizle barışık,sevmeyi bilen,sevilmeyi hak eden bir birey olarak toplumsal sorumluğumuzu bilinci içinde&nbsp; bu güzel hayatı yaşamaya bakalım.Çünkü hayat zannettiğmiz gibi&nbsp; o kadar da uzun&nbsp; değildir.Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için biz dünyadakiler birbirlerimizi kırıp geçiriyoruz,buna değer mi..?</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 07 Jan 2026 11:35:10 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>REEL SOSYALİZM, DEMOKRATİK SOSYALİZM VE DEMOKRATİK İSLAM!    </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/reel-sosyalizm-demokratik-sosyalizm-ve-demokratik-islam-406</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/reel-sosyalizm-demokratik-sosyalizm-ve-demokratik-islam-406</guid>
                <description><![CDATA[REEL SOSYALİZM, DEMOKRATİK SOSYALİZM VE DEMOKRATİK İSLAM!    ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>PKK lideri Öcalan, Reel Sosyalizm’nin başarısızlığa Demokratik Sosyalizm ise başarıya götüreceğini ileri sürüyor ve Rojava &nbsp;Devrimi’ni Demokratik Sosyalizm’e örnek &nbsp;gösteriyor.</p>

<p>Her şeyden önce demokrasi Sosyalizmin doğasında vardır. Sosyalizm, üretim araçları toplumsallaştırılmadan ve üretim ilişkileri değişmeden kurulamaz! &nbsp;Bunlar ancak anti-emperyalist olmakla ve kapitalizm aşılarak gerçekleştirilebilir. Rojava Devrimi’n(!) de bunların hiçbirini göremiyoruz! &nbsp;Son olarak Öcalan &nbsp;Kürt soruna ve Ortadoğu’da yaşanan kaosa çözüm olarak Demokratik İslamı öneriyor! Medine Sözleşmesi’ne &nbsp;(MS 622-24) atıfta bulunuyor.Ayrıcada medreselerin yeniden açılması isteniyor. Çözüm Türk,Kürt,Arap İslam Sentezi’nde görülüyor.21.yüzyılda ümmet çözüm olarak görülüyor. Halbuki Medine Sözleşme’sinden bu yana insanlık İngiliz(1688), Amerikan(1776), Fransız(1789), Ekim (1917) ve Türk Devrimi(1923)… lerini yaşadı. Bu devrimlerinin ortak özelliği hepsinin laik olmasıydı. Öte yandan bu devrimler “İnsan Hakları”nı temel alıyordu. Toplumsal sorunların çözümü ümmette &nbsp;değil, laikliğin ve sekülerliğin geçerli olduğu yapılarda aranmalıdır. Bunu yaparken emperyalizm olgusunu da gözden Irak tutmamak gerekir! &nbsp; &nbsp; &nbsp;Ezcümle,Sosyalizm (1978) gerçekleştirmek için yola çıkanlar,Reel Sosyalizm’in (1991) çözülmesinden sonra ,Demokratik Sosyalizmi’n &nbsp;başarıyı götüreceğini ve bunun da Rojava Devrimi (!)ile gerçekleştiğini tarihsel gerçeklere aykırı bir şekilde ileri sürebiliyorlar! Son zamanlarda ise Demokratik Sosyalizm ve Rojava Devrimi retoriği söylemini bir tarafa bırakarak Kürt sorunu ve Ortadoğu coğrafyasında yaşananlara çözüm olarak Demokratik İslam’ı, Medine Sözleşmesi’ni, Türk-Kürt-Arap İslam Sentezi’ni çözüm (emperyalizmi görmezden gelerek, zaman zaman onunla işbirliği yaparak) olarak sunmaları ilginçtir!Bu ayni zamanda tarihin tekerleğini geriye çevirmek ve toplumsal sorunlarının çözümünü “yeni bir ortaçağ”da aramak demektir…!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 05 Jan 2026 18:09:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>YENİ YIL NİYETİ</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/yeni-yil-niyeti-405</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/yeni-yil-niyeti-405</guid>
                <description><![CDATA[YENİ YIL NİYETİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Merhaba kıymetli okurlarım nasılsınız;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni yıl kimine göre başlangıç, kimine göre umut, kimine göre ise yarım kalan ilişki, iş, sağlık ya da rutinlerinin şefkatle tamamlanmasıdır. Kimine göre ise “ Şimdiye kadar çok koştum, yoruldum bu yıl biraz duraksama ve dilenme zamanlarımı çoğaltmalıyım.” diyenler olabilir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bazılarımız için cesarettir; “ Artık kendim için adım atıyorum. Ben de varım” deme hâlidir.<br />
Bazılarımız için bırakmaktır; yük olanı, ağır geleni, kalpte yer açmayanı, kalpten kucaklamayanı sevgiyle geride bırakmak…<br />
Kimileri için ise kendi değerini, gücünü ve yolunu hatırlamaktır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni yıl niyeti bir takvim değişikliği olarak değil, içsel aldığımız kararlar olsun. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugüne kadar ertelediğimiz sevgiyi, ilgiyi, şefkati önceliğimizi kendimize vermek, sessizce büyüyen hayallerine yeniden inanmak, “ Ben buradayım” diyerek hayatın direksiyonuna geçmektir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Bu yıl düzenli spora başlamak. Belki de şimdiye kadar farkında olmadığımız ve açığa çıkmamış hobilerimiz, sağlıklı kiloya sahip olmak, diş ya da göz sağlığımızı bu yıl önceliğimizin olmasını seçebiliriz. Dans kursuna yazılmak, müzik aleti çalmaya başlamak. Yarıda kalan eğitimimizi tamamlamak. İçimizde kalan bir eğitim ya da bölüm varsa yazılmak. Yabancı dil öğrenmek. Ehliyet almak. Belki bir balık tutmak ya da boğaz da tekne turu yapmak. Bu yıl bir ağaç dikmek, çevremizi korumak ve en önemlisi ahlaklı, doğru ve dürüst yaşamanın ne kadar erdemli olduğunu davranışlarımızla çevremize örnek olmak. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Evet, şimdi hepimiz kendimize yaklaşmak ve özümüze ulaşmak için alacağımız kararların ve eylem adımlarının bir listesini kağıda dökebilir miyiz? </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yeni yıl niyeti, mükemmel olmak değil, gerçekten var olarak, canlı, keyifli, üretken ve kendin olmaya gönül vermektir.<br />
Adım adım, şefkatle ve umutla…</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hadi birlikte güzel bir niyet yapalım. “ Bugün kendimden başlayarak eşim, çocuklarım annem, babam, kardeşlerim, yakın çevrem için adaletli, doğru, dürüst, ahlaklı davranışlarda bulunabilmeye niyet ediyorum.” Niyetlerimiz kabul olsun.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Harekete geçme ile ilgili şimdi sizlere koçluk soruları yöneltmek istedim. Lütfen kağıt kaleminizi alıp sakince düşünerek cevaplayınız lütfen.. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Şu an hayatımın hangi noktasında <em><strong>durakladığımı</strong></em><strong><em> </em></strong>hissediyorum?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hayatımı izleyen tarafta mı duruyorum, yoksa yaşayan tarafta mı?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendim için bugüne kadar ertelediğim <strong>tek bir adım</strong> ne?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu adımı atmaktan beni alıkoyan kök inancım bana ne söylüyor?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Eğer korku değil cesaret konuşsaydı, bugün ne yapardım? Bana ne derdi?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hayat yolculuğumda <strong>kendime nasıl daha iyi eşlik edebilirim?</strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bugün kendim için attığım küçük ama gerçek adım ne olacak?</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Katkı olabilmesi dileğiyle. </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Dec 2025 10:14:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>KIYMETİNİ  BİLMEK (1)</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiymetini-bilmek-1-404</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kiymetini-bilmek-1-404</guid>
                <description><![CDATA[KIYMETİNİ  BİLMEK (1)]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Kıymet sözcüğünün Türkçe karşılığı,bir şeyin&nbsp; ne kadar değerli ve önem taşıyan;maddi ve manevi değerlerimizin bir araya gelmesiyle oluşan bir kavramdır.İnsan tercihleri,değerler ve inançla ilişkilidir;bu nedenle bir şeyin kıymeti,ona yüklediğimiz önem ve değerle ilişkilidir.Yani,bir şeyin kıymetini bilmek için ona yüklediğimiz bir önem,öncelik arzetmesi gerekirmiş.Günlük hayatımızın akışında&nbsp; işler acaba öyle mi yürümektedir?..</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Sağlığımızın kıymetini bilmek</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Özgürlüğümüzün&nbsp; kıymetini bilmek</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Ananın,babanın kıymetini bilmek</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">-Ailenin ,eşinin,dostunun kıymetini bilmek</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; İsterseniz önce sağlığımızın kıymetinden başlayalım,çünkü sağlıklı bir yaşamımız olmazsa diğer şeylerin hiçbir anlamı olamaz.”Her işin başı sağlık” diyoruz ama&nbsp; hangimiz sağlığımıza öncelik verip dikkat ediyoruz?Maalesef,mala mülke değer verdiğimiz kadar&nbsp; kendi sağlığımıza değer vermiyoruz.Arabamız varsa&nbsp; onu aylık,yıllık bakıma sokup hiçbir masraftan kaçınmıyoruz,iş kendimize gelince “amaaan sen de”deyip para harcayacağız diye sağlığımızı öteliyoruz.”Can&nbsp; boğazdan gelir”diyoruz ama “Can boğaz gider”sözünü unutup ne yememize,ne de içmemize dikkat ediyoruz.Çoğumuz,sağlıklı bir besleme nedir,bir insan için günlük ne kadar kalori gerekir? bilmiyoruz.Bilsek de o diyete uyacakmıyız san ki...Ne bulursak midemize götürüyoruz.Mideye aşırı yüklenmenin gerek sindirim sistemimiz,gerekse dolaşım sistemimizi bozacağını hiç hesaba katmıyoruz.Oysa atalarımız ne güzel söylemiş;”Elmayı soy da ye,armudu say da ye”diye.Aşırı alkol ve sigara kullanımının&nbsp; kalp ve damar hastalıklarına,kansere sebep olduğunu bildiğimiz halde bu zıkkımı içmeye devam ediyoruz.Bedenimizi dış etkenlerden korumanın yanında iç dünyamızı da gereksiz düşüncelerden ve evhamlardan uzak tutmalıyız.Aslı astarı olmayan,tamamen önyargılarımızdan kaynaklanan işlevsiz düşüncelerden bir türlü kurtulamıyoruz.Bunlar da bizim ruh sağlığımızı bozduğu gibi sonunda ucu vücut sağlığımıza kadar varıyor.”Ayağını sıcak tut,başını serin;gönlünü ferah tut,düşünme derin”bu sözler boşuna ortaya çıkmadı herhalde.İşte bu söylenenlerin,yazılanların değerini ancak hastalandığımızda,yatağa düştüğümüz zaman anlıyoruz.Solunum yollarımız tıkandığında&nbsp; nefes almak için nelerimizi feda etmeyiz.Veya yediklerimizi öğüten,sindiren&nbsp; sindirim sistemimiz bozulduğunda bir yudum su içebilmek ,birkaç yudum bir şey yiyebilmek; fazlalıkları dışarı atmak için ne kadar zahmet çektiğimizi ancak iş başa geldiğinde görüyoruz.İşte o&nbsp; zaman, ne malk,mülk,para,ne de mevki,makam,şöhret, gözümüz hiçbir şeyi gözmez olur.Sadece bu dertten bir an evvel kurtulup sağlığımıza kavuşmak isteriz.Bunun için gerekirse bütün servetimizi gözden çıkarırız.İşte&nbsp; bütün mesele sağlığımız bozulmadan onun kıymetini bilmek ve ona göre bir yaşam standartı uygulamamız gerekiyor.Ondan dolayı hastalık&nbsp; kapımızı çalmadan tedbirimizi almalıyız.En önemlisi, yaptığımız hatalardan ders çıkarmalıyız ki ayni hataları bir kez daha tekrar etmeyelim.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Kıymetini bilmemiz gereken ikinci önemli konu Özgürlük,bir insanın dış etkenlerden bağımsız olarak hiçbir baskıya&nbsp; maruz kalmadan, başka bireylerin haklarına saygı göstermek koşuluyla kendi iradesine ve düşüncelerine&nbsp; göre karar vererek seçim yapma,düşünce ve davranışlarını serbestçe ifade etme hakkıdır.Özgürlük,demokratik bir toplumun olmazsa olmazı olarak tercih yapma ve kendi yaşamlarını yönlendirme hakkıdır.Haklarına saygı gösterilmesi ve eşit muamele görmeyi hak eder.Özgürlüğün varlığı,insanların kendilerini gerçekleştirme sürecine katkıda bulunur.Toplumsal gelişimi teşvik eder ve insanlık için önemli bir değeri temsil eder.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Özgürlük,düşünce,ifade,inanç,basın,seyahat,toplantı ve dernek kurmak gibi temel insan haklarının korunması;eşit ve adil bir şekilde muamele görme,haksız yere tutuklanma veya cezalandırma durumlarıyla karşılaşmamasıdır.Devletin görevi,bireylerin haklarını korumak ve güvence altına almak için yasaları düzenlemek ve uygulamaktır.Bu kadar geniş bir anlamı olan özgürlük elbette insanlara gökten inmedi.İnsanoğlu bunu elde etmek için ağır bedeller ödemek zorunda kaldı.Toplumların ilk oluşumundan bugüne değin bunu kazanmak için nice mücadeleler,nice savaşlar verdiler.İnançlarından ve fikirlerinden dolayı yeri geldi diri diri toprağa gömüldüler,fırınlarda yakıldılar,çarmıha gerildiler, soykırımlara uğradı ama haklarını almaktan bir milim geri adım atmadılar.Özgürlük mücadelelerini sonuna kadar sürdürerek en nihayet&nbsp; 1789 Fransız İhtilaliyle bunu başardılar.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Özgürlükler&nbsp; büyük&nbsp; bedeller&nbsp; ödeyerek alındıysa insanoğlu bunun kıymetini gayet iyi bilir ve onu sahip çıkarak bir daha elinden gitmesine izin vermez.Fakat bu&nbsp; birileri tarafından bahşeder&nbsp; gibi&nbsp;&nbsp; verilirse geri almaları da kolay olur.Toplumlar bunun kıymetini bilemediği için geri alınırken de hiç tepki göstermez.Çünkü onlar daha henüz bunun bilincine&nbsp; varamamışlar.Dış dünyayı,hep&nbsp; kuyunun dibinden gökyüzüne baktıklarında gördükleri kadar olduklarını&nbsp; zannettiler.Başlarındaki&nbsp; muktedirler de&nbsp; birtakım oyunlarla onların dış dünya ile ilişkilerini yüzyıllarca engellemeyi muvaffak oldular.Romanlarında,öykülerinde sosyal,toplumsal temaları işleyen Amerikalı yazar Ursula.K.Le Guin diyor ki:</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Adaleti hayal edemezsek,içinde yaşadığımız adaletsizlikleri göremeyiz.Özgürlüğü hayal edemezsek özgür olamayız.Adalet ve özgürlük gibi şeyleri hayal etme şansı hiç olmamış insanlardan adalet ve özgürlüğe ulaşma çabası bekleyemeyiz.”Çok doğru bir saptama,çünkü köleler için özgürlük fikri bir idea olarak oluşana kadar yüzlerce yıl köleliğin olanca şiddetiyle yaşanması icap etmişti.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Özgürlük,demokrasi bilincine varmış her birey için hava kadar,su kadar çok önemlidir.İnsan nasıl hava almadan,su içmeden fazla yaşayamıyorsa bilinçli insan da kendini ifade edemiyor;yeteneklerini keşfetme ve geliştirme,hedeflerine ulaşmadan bütün kapılar yüzüne kapanıyorsa o insan mutlu bir yaşam süremez.Beslenme ve barınma hakkı,eşit, ücretsiz eğitim ve sağlık hakkı,seçme ve seçilme hakkı,çalışma&nbsp; hakkı,adil yargılanma hakkı... Evrensel İnsan hakları Beyannamesine göre&nbsp; bunlar herkesin en doğal demokratik hakkıdır.Bunlar&nbsp; olmadığı zaman insanın yaşamı zorlaşır,hayat çekilmez bir hale gelir.Ondan dolayı, büyük bedeller karşılığı bugüne kadar kazandığımız&nbsp; özgürlüklerimizin kıymetini bilip,onları daha da geliştirmek için&nbsp; demokrasi mücadelemizi eksiksiz vermeye devam etmeliyiz.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:14px"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Dec 2025 11:20:43 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SÖNMEYEN YANGIN  MARAŞ KATLİAMI </title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/sonmeyen-yangin-maras-katliami-403</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/sonmeyen-yangin-maras-katliami-403</guid>
                <description><![CDATA[SÖNMEYEN YANGIN  MARAŞ KATLİAMI ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>19 Aralık</strong> ile <strong>26 Aralık 1978'de</strong> Kahramanmaraş'ta meydana gelen Alevilere yönelik katliam. Resmi rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 120 insan öldürüldü. <strong>Alevil</strong>ere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın işyeri tahrip edildi.</p>

<p>Bir kadının "Beni sen öldür, onların eline bırakma" diye yalvardığı yerdir Maraş.&nbsp;</p>

<p>Olayların bir numaralı sanığı soyadını değiştirip meclise sokulup dokunulmazlık kazandırıldı.</p>

<p>Ve <strong>Maraş'</strong>ın hesabı hala açıktır.</p>

<p>ÜLKEMİZDE YAPILAN VE GÜNLERCE SÜREN EN BÜYÜK KATLİAMDIR MARAŞ KATLİAMI VE KANI HALA AKMAKTADIR.&nbsp;</p>

<p>Maraş bir ağıttır, &nbsp;kapanmaz yara<br />
Acısı geçmeyecek , sızısı hiç &nbsp;dinmeyecek.</p>

<p><strong>19 Aralık 1978</strong> te &nbsp;Maraş ta başlayan, &nbsp;Alevilere dönük gerici katliamı , ve yitirdiğimiz canları unutmadık.</p>

<p>&nbsp; 1978 yılında Maraş’ta yaşanan ve resmi rakamlara göre 120 denilen ne yazık’ki daha fazla kişinin hayatını kaybettiği, yüzlerce kişininse yaralandığı Maraş Katliamının üzerinden 42 yıl geçti. Yaşanan bu katliam, basit bir “Alevi-Sünni” düşmanlığı ile açıklanamayacak kadar alçakça yapıldı. Noktasına, virgülüne kadar hesaplanmış, planlı ve örgütlü bir saldırıydı ve 7 gün süren katliama hiçbir müdahalede bulunulmadı.</p>

<p>&nbsp; &nbsp;Laik Cumhuriyetin,demokratik, özgür bir ülkede eşit haklarla, eşit koşullarda, barış içinde, birlikte, bir arada yaşama inadından vazgeçmeyen bizler; aynı zamanda &nbsp;demokrasinin, insan haklarının, özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün yeşermesini istediğimiz bu coğrafyada katliamlarla yüzleşmenin şart olduğunu düşünüyoruz.<br />
&nbsp; &nbsp;Bizler Maraş’ta kocasına “Beni sen öldür, onların eline bırakma” diyen Ümmühan Doğan’ı, parçalandıktan sonra kazana atılıp, yakılan 14 yaşındaki Ali Tıraş’ı, karnında 8 aylık bebeğiyle katledilen Esma Suna’yı, kendi düğün gününde öldürülen Mehmet Ali’yi, Sivas’a türküleri ve semahlarından başka bir şey götürmedikleri halde yakılarak katledilen otuz üç canımızı, Ankara’da barış istedikleri için katledilen canları da, katledenleri de, bu katliamlara seyirci kalanları da unutmadık.</p>

<p>&nbsp; Bu ülkedeki farklı inanç ve kültürlere mesafe koymadan, ötekileştirmeden, bu kan gölüne çevrilmiş topraklara barış, eşitlik ve adalet gelene kadar mücadelemize devam edeceğiz.</p>

<p>&nbsp; &nbsp;Maraş Katliamı büyük bir &nbsp;insanlık suçudur.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 22 Dec 2025 16:06:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bir Çocuğun Gözünden Olanları Algılamak</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-cocugun-gozunden-olanlari-algilamak-402</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-cocugun-gozunden-olanlari-algilamak-402</guid>
                <description><![CDATA[Bir Çocuğun Gözünden Olanları Algılamak]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Sabah karşı, daha şafak sökmeden alaca karanlıkta emniyet güçleri annesini almaya geldiklerinde Büşra bebek ahşaptan yapılmış pempe boyalı&nbsp; karyolasında&nbsp; tatlı rüyalar dünyasında,derin uykularda mışıl mışıl uyuyordu.Daha henüz dokuz aylıktı.Pempe tombul yanaklı,altın sarısı saçları,maviş gözleri olan güzeller güzeli bir bebekti.Polislerin evin kapısına hızlı hızlı vurmalarından o da uyanmıştı.Evin içini dolduran tanımadığı insanları görünce korkup ağlamaya başlar.Ev&nbsp; ahali de bu baskından şaşkın ve tedirgindir.Mahalle Muhtarıyla birlikte eve gelen sivil ekibin başındaki amirin yüksek sesle&nbsp; kendisini gözaltına almaya geldiklerini söyleyince anne Ayşe hanım&nbsp; ne yapacağımı bilmez bir vaziyette karyolasında ağlayan bebeğini kucağına alır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Ağlama kızım,onlar polis amcalar, bize misafirliğe geldiler”demesine rağmen polislerin asık suratlarından bunun böyle olmadığını,olumsuz bir şeyler olduğunu&nbsp; anlar.Arama yaparken evin altını üstünü getiren polis amcalarını izlerken çok korkmuştur,çünkü her şey gözünün önünde olmuştur.Evde aramayı tamamlayıp aldıkları bilgisayarı ve bazı belgeleri bir tutanağa yazıp Ayşe hanıma imzalatırlar.Kalabalık bir araç konvoyu ile mahalleye gelirken&nbsp; araçların&nbsp; çıkardıkları siren seslerinden “Ne oluyor?”diye&nbsp; mahalleli de ayaklanıp ışıklarını yakarlar.Herkes&nbsp; olanları görmek için kimi balkona,kimi pencereye üşüşürler. Ani yapılan şafak baskınında bütün mahalle halkı bile tedirgin olmuştur.Aksilik,gözaltına alınacak Ayşe Hanımın öğretmen olan eşi de bir iş vesilesiyle&nbsp; şehir dışındadır.Evde sadece çocuklara bakan yaşlı kayınvalidesi ve biri beş yaşında oğlu, diğeri dokuz aylık kızıyla birlikte kalmaktadırlar.Az sonra eve olaydan bir şekilde haberdar olan&nbsp; aynı şehirde oturan evli ablasıyla eniştesi&nbsp; gelirler.Gözaltı yapacak ekibin başındaki amir sert ve otoriter bir şekilde:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; “Haydi arkadaşlar,evrakları toplayın,Ayşe Hanımı da alın,toparlanın&nbsp; gidiyoruz”diyor.”Ayşe Hanımı da alın!”emrini duyan ana kuzusu Büşra bebek anasının boynuna sarılırak hıçkırıkla&nbsp; ağlamaya başlıyor.Bu sahneden&nbsp; orada bulunan polisler dahil herkes çok etkilenirler.Amirinin emri üzerine bir memur annesine sıkı sıkı&nbsp; sarılmış bebeği&nbsp; onun kucağından alarak Ayşe Hanımın ablasına verir.İşte o anda Büşra bebek bir polis memurunun&nbsp; bir de annesine gözünün içine çok manalı manalı&nbsp; bakarak ağlamaklı bir şekilde &nbsp;teyzesinin kucağına gider.Ayşe Hanım tutuklanıp cezaevine girer.Bir yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra&nbsp; tahliye olur.Eşi de aynı suçtan gözaltına alınsa da tutuklanmayıp serbest kalır.Yalnız çok enteresan bir şey olur.Ayşe Hanım cezaevinden çıktıktan sonra doğru ablasına gidip çocuğunu almak ister ama Büşra bebek annesini iterek ona gitmez.Kadıncağız ne yaptıysa,ne söylediyse kızını&nbsp; bir türlü kendine ısındıramaz.Henüz&nbsp; dokuz aylık bir bebek olmasına rağmen polislerin annesini almaya geldikleri&nbsp; ogün gözünün önünde olanlardan çok etkilenmiştir.Bir&nbsp; de annesinin onu bırakıp gitmesini&nbsp; bir türlü hazmedememiş,o sahne çocukta kalıcı bir travma oluşturmuştur.Ogün eve gelen ekipten olup da&nbsp; çocuğu&nbsp; annesinden alarak teyzesine veren; çocuğun&nbsp; gözünün içine&nbsp; bakışından çok&nbsp; etkilenen&nbsp; sivil polis bir yıl sonra çarşıda tesadüf rastladığı eniştesine çocuğu&nbsp; merak ettiğini söyleyerek sonradan ne olduğunu sorar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Böyle bir talihsiz olaya şahit olan Büşra bebek şu sıralarda on yaşında ilkokul beşinci sınıfa giden kocaman bir kız olmuştur.Uzun bir süre annesine teyze,teyzesine anne,eniştesine de baba demiş. Hala ogün kendisini bırakan annesini affetmemiş ve teyzesiyle,eniştesiyle&nbsp; birlikte yaşamaktadır.Çocukları olmayan teyzesi de&nbsp; yeğenini&nbsp; kendi çocuğu gibi kabul edip&nbsp; bir evlat şevkatıyle bağırlarına basmışlardır.Ne diyelim, Büşra bebeğin yaşadığı travmayı başka çocukların&nbsp; yaşamaması&nbsp; dileğiyle...&nbsp; </span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 13 Dec 2025 16:51:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İŞARET DİLİ</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/isaret-dili-401</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/isaret-dili-401</guid>
                <description><![CDATA[İŞARET DİLİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Merhabalar kıymetli okurlarım nasılsınız?</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bundan 3 sene önce katılmış olduğum bir projede görme engelliler için yapmış olduğumuz bir projede, işaret dilini öğrenmenin önemini bir kere daha hatırlamış oldum. Zaman zaman da karşıma işitme engelli bir kişi çıksa nasıl anlaşırım? diyordum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Görme ve işitme engellilerin hayatlarına kendimce nasıl katkı sağlayabilirim? sorusuna karşılık artık harekete geçmeyi seçmiştim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İşaret dili hem zihnimizi açık tutmakla birlikte beynimizi de geliştiriyor. Yeni nöronlar oluşuyor ve var olan nöron ağlar güçlenir. İşaret dilinde el hareketleri, yüz, mimikler ve beden dili çok önemlidir. İşaretleri hatırlamak için hafızayı güçlendirmede olumlu etki yapıyor. İşaret dili öğrenen kişilerde dikkat ve odaklanmanın geliştiği gözlemlenir. Aynı zamanda yaş almaya (yaşlanmaya) karşı en güçlü egzersizlerdir. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Toplum olarak işaret dilini öğrenmeye istekli, bilinç ve hevesli olmadığımızın hepimiz farkındayızdır. Oysa ki ilerleyen yaşlarda aile büyüklerimiz hasta olduklarında onlarla anlaşabilmek için de çok katkı sağlayacaktır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;İşitme engelli bireyler ne yazık ki sadece aile bireyleri, akrabaları ya da çalışan arkadaşları ile iletişime geçenler öğrenmiş oluyorlar. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Davet edildiğimiz bir program da sahneye Koda çıktı ve ailesi ile nasıl iletişim kurdukları ve iletişimi geliştirdikleri konusunda bilgi veriyordu. Kendilerince farklı yeni işaretler kullandıklarını da söylüyordu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“KODA” kelimesi, işitme engelliler arasında kullanılır. Anlamı <strong>“Sağır/İşitme </strong>Engelli Ebeveynlerin Çocukları”<strong> </strong>demektir. <strong>KODA, anne veya babası (ya da her ikisi) işitme engelli olan ve işiten çocuklara verilen isimdir. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Halk eğitimlerde açılan kurslar bu eğitimi veriyor. Sonuçta hayatımızın bir parçası olan işitme engelliler için kendi adımıza neler yapabiliriz? </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><strong>Bu konuyla ilgili belediyelerin ve kamu kurumlarının harekete geçmeleri ne güzel olur. Hastanelerde, kamu kurumlarında, şehir içi taşımalarda ve pazarlarda iletişim halinde olanlar ile anlaşabilmeleri çok önemlidir. </strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İşaret dili, işitme engelli bireyler ile aramızda kurduğumuz bir köprüdür. Sessizliği aşmak bizim elimizde. İnsan olmanın en temel hakkı, kendini ifade edebilmektir. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Düşünsenize bazen aynı dili konuşmuş olsak da anlaşılamıyor olmak, hissettiğimiz duygularımızı paylaşamamak bize kendimizi ne kadar kötü hissettiriyor değil mi? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İşaret dili bu engeli kaldırır, sessizliği anlamlı cümlelere dönüştürür.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hadi gelin hep beraber hem kendimiz için hem de birlikte yaşadığımız güzel canların hayatlarına küçük adımlar atarak büyük tebessümler oluşturabilelim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Sevgiyle kalın… </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hoşça kalın….</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 05 Dec 2025 14:30:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AKP’NİN, ENFLASYON DÜŞÜYOR,  ŞAHLANIYORUZ MASALI</title>
                <category>Hüseyin  BUDAK</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/akpnin-enflasyon-dusuyor-sahlaniyoruz-masali-400</link>
                <author>huseyinbudak@mansethaber.com (Hüseyin  BUDAK)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/akpnin-enflasyon-dusuyor-sahlaniyoruz-masali-400</guid>
                <description><![CDATA[AKP’NİN, ENFLASYON DÜŞÜYOR,  ŞAHLANIYORUZ MASALI]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;AKP saray iktidarı tarafından, Türkiye’de İnsanlarını Kandırma &nbsp;Kurulu olarak görevlendirilen TÜİK, yine &nbsp; gerçek rakamları gizleyip, rakamlara yalan &nbsp;söyleterek, Kasım enflasyonunu açıkladı. TÜİK’e göre Kasım da enflasyon aylık yüzde 0,87, yıllık yüzde 31,07 artmış. Yıllardır &nbsp;toplum olarak &nbsp;yazıyoruz &nbsp;söylüyoruz. Ey emir kulu TÜİK, açıkladığınız rakamlar, uzak galaksilerden değil de, Türkiye ile ilgiliyse, zerre kadar &nbsp;dürüstlüğünüz varsa, nerelerden aldığınızı açıklayın. Bu kadar utanmazlık olmaz. Çarşı pazar &nbsp;fiyatları el yakarken, fiyatlar önceki aylara &nbsp;göre azalmak yerine, vicdansızca &nbsp;artarken, nasıl birden bire, bu kadar düşmüş oluyor. Eğer bir zeka &nbsp;sorunu yoksa, &nbsp;açıkça, gerçeklerin yerine, yalan bilgiler servis ediyorsunuz demektir.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; Uluslararası emperyalist &nbsp;sermayenin ve yerli işbirlikçi çetelerinin çıkarlarını koruma projesi olarak &nbsp;kurulup, iktidar yapılan, Anayasa &nbsp;mahkemesince ‘Laiklik karşıtı hareketlerin &nbsp;odak noktası olduğuna‘ karar verilen, dinci AKP iktidarı,23 yıldır, başta &nbsp;emekliler olmak üzere, toplumu, ekonomik krizlerin, hayat pahalılıklarının, enflasyon canavarının girdabına mahkum ederken, ülke ve halkın kaynaklarını, , kendilerine ve yandaşlarına, yerli yabancı sermaye çetelerine &nbsp;akıtmaya devam ediyor. Yani halktan alıp, iç ve &nbsp;para babalarına kaynak aktarıyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Bilindiği gibi emeklilerin ve kamu çalışanlarının, maaşları, iktidarın &nbsp;emir eri, TÜİK tarafından açıklanan &nbsp;enflasyon rakamlarına göre belirleniyor. Saray iktidarı, gerçekleşen enflasyona göre değil, hedeflenen &nbsp;enflasyona göre, TÜİK’e rakamlar açıklatıyor. Şimdiye kadar, hedeflerinin hiçbiri gerçekleşmedi, hayali kaldı. Bu nedenle, &nbsp;iktidarın hedefine uygun açıklanan &nbsp;enflasyon rakamları, hayatla, çarşı pazarla ilgisi olmayan, emeklilere, çalışanlara enflasyon altında zam vermek için uydurulan yalan rakamlarıdır. TÜİK rakamları, gerçek enflasyonun üçte biri bile değil. İktidarın, emekli ve &nbsp;emekçi düşmanı zihniyeti nedeniyle, emekliler ve çalışanlar, yıllardır enflasyon ve hayat pahalılığı altında &nbsp;ezilirken, zenginlere, kendilerine, yandaş çetelere kaynak &nbsp;aktarımı devam ediyor. Sonra da, pişkin pişkin &nbsp;emeklileri ve &nbsp;çalışanları enflasyona ezdirmedik diyebiliyorlar. Oysa, emekliler, enflasyon ve hayat pahalılığı altında, sizin &nbsp;zenginden yana talan politikalarınız yüzünden, açlık ve sefalet &nbsp;altında &nbsp;eziliyorlar. Yıllardır &nbsp;aynı rezillik devam ediyor.<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İktidarın, emekli ve çalışan düşmanlığını maskelemek için uydurduğu gerekçelerden biri, kaynak yokluğu yalanıdır. Aslında, ülkede kaynak da var, para da var. Ama, iktidarın, kaynak dağıtımındaki adaletsiz ve art niyetli dağıtımı sorunu var. Garantili projelere, sarayın ölçüsüz, görgüsüz harcamalarına, savaş ekonomisine, kur koruma mevduatlarına, faiz &nbsp;ödemelerine, &nbsp;sermaye çetelerine ödemelerine kaynak var, ama &nbsp;emekliye, emekçiye yok öyle mi.? Bu masalları bırakın. Bu iktidar, 23 yılda, 3.2 trilyon dolar vergi topladı. &nbsp;69 milyar dolar da, &nbsp;Cumhuriyetin kurumlarını sattı. Bu miktar, geçen 79 yılda toplanan vergilerin tam 6 katı. Buna rağmen, Türkiye’nin borcunu, tam beş kat artırdılar. Nereye gitti bu kaynaklar, toplanan yardımlar, emeklilerin yıllarca kesintileri nerede?. Hesap verebiliyor musunuz? Emekliler artık bu yalanları yutmuyor. Emekliyi, bütçenin sırtında yük olarak gören bu emekli düşmanı zihniyeti, emeklilerin, ilk seçimde YOK sayacaklarını göreceksiniz. &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Milyonlarca emekli ve çalışan emekçiler, asgari ücretliler, işsizler, esnaflar , tarım ve hayvancılık alanında çabaladığı halde, geçinemeyen, siftah etmeyen esnaflar yurttaşlar, yıllardır &nbsp;perişanlık içindesiniz. Bütçeden hakkınızı alamıyorsunuz. İçinizden kızıyorsunuz. İnsanca yaşamak bizim de hakkınız diyorsunuz. Ama durum değişmiyor değil mi? Neden? Çünkü, milyonlarca yurttaşsınız, ama örgütsüzsünüz, dağınıksınız ve haklarınızı aramak yerine seyrediliyorsunuz. Böyle olunca, iktidar yandaşları ve örgütlü zengin zümre, kaynakları kullanıyor, talan ediyor. Öyleyse, insanca yaşamak, haklarınızı almak ve yalana talana dur demek için, kendi alanlarınızda kurulmuş derneklere, sendikalara, meslek örgütlerine, alanlarda demokrasi ve hak mücadelesi veren kesimlere katılıp, bu mücadelede yer almak gerekiyor. Uzaktan gazel okumakla durum düzelmiyor. Yıllarca çalışıp, hala açlıkla ve yoklukla boğuşmak kader değildir. Korku iklimini aşmak gerekiyor. Konuştuğumuz için değil, konuşmayıp, hakkımızı aramadığımız için bu noktaya geldik. Milyonlar, açlık ve yoksulluk içindeyken, bir avuç soyguncu, ülkenin kaynaklarını, vergilerimizi, geleceğimizi çalıp yiyor. 2026 bütçesinde, 18.9 trilyon gider, 16.2 trilyon gelir konmuş. Daha baştan, en az 2.7 trilyon açık var. Nasıl kapatılacak?. Halkın üstüne yeni vergiler, yeni zamlar ve cezalar yükleyecekler. Yoksul daha yoksul, zengin daha zengin olacak. Adaletsizlik ve yoksulluk daha da artacak. &nbsp;<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;İnsan, haklarıyla insandır. Kaybettiğimiz her hak, insanlığımızdan bir şeyler &nbsp;götürür. Öyleyse, hakkımızı korumalıyız, çünkü, kaybettiğimiz hakkımızla birlikte, onurumuzu da kaybederiz. &nbsp;Yoksulluk ve açlık içinde yaşamaya mecbur muyuz?. Artık buna karar vermeliyiz.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 04 Dec 2025 15:11:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/3e51108cfd45bef82d5d3362c8b1d5dc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1688 İNGİLİZ,  1776 AMERİKAN, 1789 FRANSIZ,    1917 SOVYET,  (EKİM)VE 1923 TÜRK  DEVRİMİ!  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1688-ingiliz-1776-amerikan-1789-fransiz-1917-sovyet-ekimve-1923-turk-devrimi-399</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1688-ingiliz-1776-amerikan-1789-fransiz-1917-sovyet-ekimve-1923-turk-devrimi-399</guid>
                <description><![CDATA[1688 İNGİLİZ,  1776 AMERİKAN, 1789 FRANSIZ,    1917 SOVYET,  (EKİM)VE 1923 TÜRK  DEVRİMİ!  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; İngiliz Devrimi ile aristokrasi ve feodalizm tasfiye edilmiş, İngiltere’nin Kilise taassubu ve Kral istibdatı ile yönetilmesine son verilmiş,”anayasal monarşi” düzen kurulmuş, böylelikle Kapitalist Üretim Tarzı’nın önü açılmıştı.&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp;1776 Amerikan Devrimi,İngiliz İmparatorluğu’na, yurttaşlık hakları temelinde bir isyanla başlıyor. İngiliz ordusunun Amerika’da yenilmesinden sonra 4Temmuz 1776’da “Bağımsızlık Bildirgesi” kabul ediliyor ve on üç koloni İngiltere’den kopuyor. 1789’da George Washington ABD’nin ilk başkanı oluyor. Amerikan Devrimi,İngiliz sömürgeciliğine son verdiği için bağımsızlıkçı ve anti-emperyalist bir karakterdeydi. &nbsp;1688 İngiliz ve 1776 Amerikan Devrimi &nbsp;siyasal açıdan 1789 Fransız Devrimi’ni etkilemişlerdir. &nbsp; 1789 Fransız Devrimi; Kiliseyi,feodalizmi ve kölecilik gibi sömürücü ilişkileri tasfiye etmiş, devrim sonucu iktidar burjuvazinin eline geçmiş ve kapitalist ilişkilerin önü açılmıştı.26 Ağustos 1789’da 17 maddelik “İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi” kabul edildi.Devrim 1790’lı yıllarda bir çok çatışmalara, monarşi yanlıları ile jakobenlerin mücadelesine sahne olmuştur.(1830 ve 1848 devrimleri ile 1871 Paris Komünü) “Laiklik”(devletin dinden arındırılması) ile “Sekülerizm”( dinin toplumsal yaşamda belirleyici olması) İngiliz,Amerikan ve Fransız Devrimlerinin kazanımlarıdır. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 1917 Sovyet Devrimi, &nbsp;Lenin’nin önderliğin gerçekleşen devrim tarihte ilk Sosyalist devrimdir. Üretim araçlarını kamulaştırarak, üretici güçlerin önünü açmıştır. &nbsp;74 yıl yaşayan 1917 Ekim Devrimi, insanlığın eşitlikçi, özgürlükçü ve sömürüsüz bir uygarlık denemesiydi! &nbsp;(Sovyet Devrimi’nin “Milli Mücadeleye” ve “Kurtuluş Savaşı”na yaptığı katkılar unutulamaz.) &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;1923 Türk Devrimi; 1919 “Kurtuluş” ile başlıyor ve 1923’de “Kuruluş”ile gerçekleşiyor. 1923 Tük Devrimi’nin ardında 200 yıllık bir Osmanlı-Türk Modernleşmesi birikimi yatıyor. 1923 Türk Devrimi’nde 1789 Fransız Devrimi’nin etkileri çok nettir. Türk Devrimi;Amerikan Devrimi’nden(bağımsızlık savaşı),Fransız Devrimi’nden (toplumsal ve siyasi fikirlerinden) ve Ekim Devrimi’nin den (halkçılıktan) etkilenmiştir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; 1789 Fransız Devrimi ve 1917 Sovyet (Ekim) Devrimi sınıf mücadelelerine sahne olmuş, bu üretim ilişkilerini radikal olarak değiştirmiştir. 1776 Amerikan Devrimi &nbsp;ve 1923 Türk Devrimi &nbsp;sömürgeciliğe karşı &nbsp;bir bağımsızlık savaşı vermiş &nbsp;ve bunun &nbsp;sonucunda köhnemiş yapılar kökten değişmiştir. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Ezcümle; 21. Yüzyılda yani günümüzde ‘Devrimler Çağı’ kapanmış gibi gözüksede, İnsanın &nbsp;dünyayı değiştirme ütopyası hep var olacaktır!..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 28 Nov 2025 10:46:38 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İYİ PARTİ İL KONGRESİ GÖZLEMLERİ</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/iyi-parti-il-kongresi-gozlemleri-398</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/iyi-parti-il-kongresi-gozlemleri-398</guid>
                <description><![CDATA[İYİ PARTİ İL KONGRESİ GÖZLEMLERİ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonucu meraklanan beklenen ve Kırklareli siyasetinin önümüzdeki sürecinde önemli yeri olacak İYİ Partinin Kırklareli İl kongresi geçtiğimiz günlerde yapıldı.<br />
İYİ Parti Kırklareli ilçe kongrelerinin tamamlanmasının ardından il kongre tarihinin belli olmasından sonra eski Lüleburgaz ilçe Başkanı ve önceki dönem İl Başkanı Hilmi Hersek'in de desteğini alan Oktay Mutlu ve önceki dönem il yöneticilerinden olan Halil Karaca'nın il Başkanlığına adaylıklarını açıkladı.İYİ partide iki adaylı yarışla kongreye gidilmesi İYİ Parti tabanı tarafından da olumlu bir gelişme olarak görüldü.Yapılan açıklamaların ardından ve kobgre tarihinin belli olmasının ardından &nbsp;ve her iki adayda il Başkanı olabilmek için ilçeleri ve delegeleri gezerek il Başkanı seçilmesi durumunda yapacaklarını anlatarak seçim yarışına girildi.<br />
İYİ Parti Genel Başkan Meral Akşener'in aday olmamasının ardından genel anlamda parti olarak ciddi yara almasına, birçok milletvekilinin partiden ayrılmasına &nbsp;rağmen yeni Genel Başkan seçilen Musavat Dervişoğlu ile birlikte yeniden toparlanma sürecine girerek ilçe kongrelerinde de bu durum açıkça görülmüştür.Bu toparlanma süreci ile genel ve yerel siyasette bir İYİ parti gerçeğini taraflı tarafsız herkese kabul ettirmiştir.<br />
Kırklareli Yerel partilerde ki buna iktidar adayı ve ana muhalefet partisi CHP de dahil kadın adaylara pek yer verilmezken İYİ Partide kadınlar yönetimlerde yer almış hatta Kırklareli Merkez İlçe Başkanın bir kadın aday seçilmesi parti olarak kadınlara bakış açısındaki farklılığını ortaya koymuştur.Keşke her partide il-ilçelerde ve partinin yönetim kadrolarında daha daha fazla yer bulabilse.Siyaset daha da güzel olur düşüncesindeyim.<br />
Kırklareli Paşa Kafe'de yapılan kongre için geldiğimizde mükemmel bir organizasyon ile hazırlamış bir salon gözümüze çarptı.Mavi liste ile İl Başkanlığına aday olan Halil Karaca pankart ve dövizlerle delegelere yapacaklarını görsellere yazarak salon hakimiyetini ele geçirmişti.Diğer İl Başkan adayı olan önce Sarı renk liste ile, sonrada beyaz liste ile seçime giren diğer aday Oktay Mutlu ise sadece salon içinde tek pankart görseli ile "yarışa hazırım "mesajını verdi.<br />
Çoğunluğun sağlanmasının ardından divan Başkanlığına Edirne milletvekili Prof.Dr. Mehmet Akalın seçilmesinin ardından gündemde yer alan maddeler görüşüldü.Siyasi konuşmalarda söz alan İYİ Partinin genç ve tek il Genel Meclis üyesi Av.Tunahan Sinan Gök söz aldı ve yaptığı konuşma ile salonu coşturdu.Gök konuşmasında,sayın vekilim bizde Kırklareli'nde EDİRNE gibi bir vekil çıkaracaktık ancak genel merkezin hataları bizlere bu faturayı ödetti.Soruyorum şimdi neredeler?. derken adeta geçmişi sorgulamazsak geleceğimizi göremeyeyiz mesajını verdi.Gök konuşmasında bebek katilininde taraf olarak kabul edilmesini de doğru bulmuyoruz dedi.<br />
Divan Başkanı Edirne milletvekili Prof.Dr. Mehmet Akalın da konuşmasına iki adaylı kongreye partinin demokrasi anlayışına vurgu yaparak her iki adaya da başarı diledi ve adayları yönetimlerini ve kendilerini tanıtım için mikrofana davet etti.İl Başkan adayı iki adayda konuşmalarında partinin yerel ve genel politikalarından söz ederek seçilmeleri halinde neler yapacaklarını anlattı ve yönetim kadrolarını tanıttı.<br />
Seçime önce sarı liste ile giren ancak divan tarafından yapılan öneri ile liste rengini deüğiştirerek beyaz yapan il Başkan adayı Oktay Mutlu, seçime Mavi liste ile giren İl Başkan adayı Halil Karaca listelerini seçim kuruluna vererek 3 sandıkta oy kullama işlemine geçildi.liste değişimi nedeniyle tepkiler olsa da oy kullanmak için sıraya giren delegeler uzun kuyruklar oluşturdu.Ve seçim kurulu görevlileri tarafından yapılan sayımda Beyaz liste adayı Oktay Mutlu 225 oy, Mavi liste adayı Halil Kraca'nın 204 oy aldığı açıklandı.Seçim sonucunun belli olmasının ardından Divan Başkanı her iki adayıda yanına alarak ellerini havaya kaldırdı ve bu seçimin kazananı partimiz olmuştur.Her iki adayıda tebrik ediyor kazanan adayımıza da başarılar diliyorum diyerek delegelere ve partililere birlik mesajı vermesi demokrasi adına güzel görüntülerdi.<br />
Bizde Manşet Haber ailesi olarak seçim sonucunun İYİ parti ailesine hayırlı uğurlu olmasını dilerken İl Başkanlığına seçilen İl Başkanı Oktay Mutlu ve ekibinede başarılar diliyoruz.&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Nov 2025 11:38:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>EDİRNE’YE  GELİPTE  CİĞER  YİYEMEDEN  DÖNMEK..!</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/edirneye-gelipte-ciger-yiyemeden-donmek-397</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/edirneye-gelipte-ciger-yiyemeden-donmek-397</guid>
                <description><![CDATA[EDİRNE’YE  GELİPTE  CİĞER  YİYEMEDEN  DÖNMEK..!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Size bu haftaki yazımda Lüleburgaz’ın yetiştirdiği&nbsp; ender kişilerden edebiyatçı,araştırmacı yazar&nbsp; Bahri Berberoğulları Hocamız&nbsp; hakkında birkaç kelam etmek istiyorum.Bahri&nbsp; abi,gerek kişilik bakımından gerekse aldığı eğitim,sosyal,kültürel yönüyle,bitmek tükenmek bilmeyen azmiyle&nbsp; müthiş bir insan.İlk önce Kepirtepe Öğretmen Okulunu dışardan bitirerek öğretmenlik hakkını kazanıyor.Trakya’nın birçok yerinde ilkokul öğretmenliği yapıyor.Ardından askere er öğretmen olarak gidiyor.Askerlik hizmetinden sonra Ankara’nın ilçeleri Haymana ve Polatlı’da görev yaparken Ankara Üniversitesi Dil Tarih,Coğrafya Fakültesi Eski Türk Dili Edebiyat Bölümünü bitiriyor.Sonradan Lüleburgaz Kız Meslek Lisesinde Edebiyat öğretmenliği,kırtasiyecilik ,gazetecilik derken dolu dolu kocaman bir ömür&nbsp; geçiriyor.Doğum büyüdüğü ve çok sevdiği&nbsp; Lüleburgaz’ın tarihi dokusuna,tarihi eserlerine&nbsp; çok kıymet verip var olanları yaşatmak, unutulanları,eksik kalanları gelecek kuşaklara tekrar kazandırmak için azami gayret sarfediyor.Bunun için akademik çevrelerden,yerel yönetimlerden tanıdığı dostlarından aldığı&nbsp; teknik destekler sayesinde tarihi araştırmalarına ve&nbsp; akademik çalışmalarına aralıksız devam ediyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hocamızın bir yönü de iyi bir hatiplik ve yazarlıktır.Lüleburgaz tarihini anlatan “Rumeli’de 653 Yıllık Vatan Lüleburgaz Ve Gazi Kadı Ali Bey Camii ile şehrin tam ortasında eski hükümet konağının yanındaki&nbsp; Zindan Baba türbesinin hayli enteresan hikayesini anlatan “Zindan Baba”kitaplarının da yazarıdır.Yaşı seksen eşiğini aşmasına&nbsp; rağmen gayet dinç,sağlıklı ve müthiş bir hafızası var.Tarihe karşı olğanüstü bir merakı ve bilgisi var.Hocam için yaşayan bir canlı tarih desek yanlış olmaz.Geçtiğimiz&nbsp; Ekim ayının onbirinde Türklerin Rumeliye yerleşip kalıcı hale gelmesinde tarihi bir önem taşıyan Sırpsındığı Savaşının kazanılmasının 663.yılı nedeniyle&nbsp; kendisinin&nbsp; hazırladığı bir konferans için,ailesi ve yakın bir dostuyla birlikte serhat şehrimiz&nbsp; Edirne’ye gittik.Hocamız konferansını&nbsp; tarihi Edirne Kent Müzesinin küçük mütevazi salonunda verdi.Toplantıya Hocamın Lüleburgaz’dan ailesi,dostları,Edirne’den akademik çevreden dostları,öğrenciler,tarihe meraklı dinleyiciler ve yerel,ulusal basın katıldı.Müzenin kadirşinas,güleryüzlü personeli, konuklarını çok güzel ağırladı.Hocamızın&nbsp; bir saati geçen konferansının büyük bir kısmı belleğindeki tarihi bilgilerini salonu dolduran dinleyecilere gayet akıcı ve öğretici bir şekilde&nbsp; anlatmakla geçti.Ardında Sırpsındığı zaferiyle ilgili görselleri hazırladığı belgeleri&nbsp; taktim etti.Konferansın sonunda oradaki ben dahil herkes tarih kitaplarında&nbsp; Türklerin&nbsp; haçlı ordularına karşı kazandığı sıradan bir zafer gibi algılanmasının&nbsp; ne kadar eksik bir bilgi olduğunu tescil edilmiş oldu.Konferans sonrasında dışarıya çıktığımızda bizi ince ince çiseleyen sonbahar yağmurunun serin esintisi karşıladı. Hemen karşımızda tadilatta olan&nbsp;&nbsp; Selimiye Camiine çok kısa bir ziyaret yapıldı.Ardından da&nbsp; tezgahlarında&nbsp; Edirne’nin enfes lokumlarıyla,şekerlemeleriyle,hediyelik eşyalarıyla&nbsp; sergilenmiş Arasta kapalı çarşısı gezildi.Yunan ve Bulgar turistlerin bolca alışveriş yaptığı çarşıdan biz de ufak tefek hediyelik aldık.Çarşı gezisini sonlandırıp&nbsp; Lüleburgaz’a&nbsp;&nbsp; dönüş için Kent Müzesinin önündeki arabaya gelirken yolumuzun üzerindeki simit fırınını&nbsp; gördük.Vakit&nbsp; neredeyse saat 15.00’e geliyor,karnımızda&nbsp; çok acıkmıştı.Odun fırınının camından gözüken nar gibi pişmiş simitlerden,poğaçalardan&nbsp;&nbsp; alarak az ilerdeki çay ocağının önündeki bir masaya oturduk.Balkanlardan esen serin havanın&nbsp; ve ara ara atıştıran yağmurun inadına&nbsp; rağmen&nbsp; içimizi ısıtan sıcak çayla bol susamlı simitlerle,poğaçalarla&nbsp; açlığımızı gidermeye çalıştık.İşte o esnada Ulu Çınar,derin bir iç çekerek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; “Edirne’ye gelipte ciğer yiyemeden geri dönmek...Bunları da&nbsp; mı yaşyacaktık?..”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; O böyle&nbsp; duygusal&nbsp; konuşunca&nbsp;&nbsp; yanındaki bizler&nbsp;&nbsp; ne diyeceğimizi bilemedik.Çünkü ahvalimizin&nbsp; geldiği&nbsp; son durum bundan daha iyi betimlenemezdi.Yaşam tarzımız olumsuz yönde&nbsp;&nbsp; yüz seksen derece değişti.Artık istediğimizi alamayacak,istediğimizi yiyemeyecek duruma geldik maalesef.Aslında Hocamızın&nbsp; serzenişi,&nbsp; tava ciğeriyle ün salmış Edirne’mize&nbsp; gelip de ciğer yerine simitle karnımızı doyurmaya mecbur kalışımızın hazin&nbsp; öyküsü...Kahvaltımız bittikten sonra sessizce arabanın yanına gelerek&nbsp; Lüleburgaz ‘a gelmek için yola koyulduk.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 26 Nov 2025 10:06:11 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>UCUZ HAYATLAR VE ÖLÜMLER ÜLKESİ TÜRKİYE!</title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ucuz-hayatlar-ve-olumler-ulkesi-turkiye-396</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ucuz-hayatlar-ve-olumler-ulkesi-turkiye-396</guid>
                <description><![CDATA[UCUZ HAYATLAR VE ÖLÜMLER ÜLKESİ TÜRKİYE!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp;8 Kasım’da Dilovası’nda üçü çocuk 6 kadın işçi, asgari düzeyde bile iş güvenliğine sahip olmayan parfüm fabrikasında yanarak yaşamını yitirdi. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; 11 Kasım’da Azerbaycan’dan dönen kargo uçağı düştü 20 asker yaşamını yitirdi. 1968 yapımı uçak 2012 yılında 2.el olarak Suudi Arabistan’dan alınmıştı. 12 Kasım’da Almanya’dan Türkiye’ye gelen tatile gelen dört kişilik aile zehirlenerek yok oldu. Hayat ve ölüm dışında her şeyin pahalı olduğu, milyonların insanca gıdaya,insanca sağlığa,sağlıklı bir konuta ulaşamadığı ve tatile gitme olanağı bulamadığı bir ülke Türkiye. &nbsp;Türkiye’de çalışanların yarısı asgari ücretle çalışmaya ve yaşamaya mahkum edildiği, hayatta kalmanın yolunun en ucuz, en kötü ve en sağlıksız ürünleri tüketmekten geçtiği bir ülke burası. İş cinayetlerinde üçer beşer emekçinin öldüğü, katillerin cezalandırılmadığı, ölümlerinin hesabının sorulmadığı ülke Türkiye. Türkiye iş kazalarında (cinayetlerinde) Avrupa’da birinci, Dünya’da üçüncü!Yedi milyon genç ne okulda ne işte,evde mahkum. Çeteler,mafya ve uyuşturucular buradan besleniyorlar. Dünyada gelir &nbsp;dağılımın en kötü olduğu ülkelerin başında gelen Türkiye,ayni zamanda vergi yükünün halkın sırtına yıkıldığı, sermayenin vergi ödemediği bir ülke. &nbsp; &nbsp; &nbsp;Türkiye sırf bu bezirgan saltanatı sürsün diye dinciliğin ve milliyetçiliğin toplumun üzerine boca edildiği bir ülke. Bir Ortaçağ kurumu olan tarikat ve cemaatların cirit attığı ,yoksul halk çocuklarının cehalete &nbsp;sürüklenerek &nbsp;köleleştirildiği,halkın sadaka mekanizmasıyla onurunun, gururunun yok edildiği &nbsp;bir ülke Türkiye! &nbsp;Emperyalizmin “soğuk savaş” döneminin bir imalatı olan Siyasal İslamcı AKP, &nbsp;200 yıllık modernleşme birikimi ve 1950’den beri çok partili demokrasi deneyimi olan , 80 milyonluk koskoca ülkeyi, Neo-Liberalizm ile dinciliğin ölümcül sentezi ile tarumar ederek anayasasızlığı Anayasa; seçimsizliği(Seçimleri formalite haline getirerek) seçim olarak halkın önüne koyuyor! &nbsp;4000 sayfalık baştan sona içi boş ve politik bir iddianame (iddianame siyaset yapmayı suç sayıyor!) ile CHP’nin cumhurbaşkanı adayını hapiste tutuyor ve 1923 Cumhuriyet Devrimi ile Modern Türkiye’yi kuran CHP’yi kapatmak istiyor. Başta laiklik olmak üzere Cumhuriyet’in tüm kazanımları bir bir tasfiye edilirken, şimdi de demokrasinin asgari normu olan halkın seçme ve seçilme hakkına göz dikilmiş bulunuyor. Sandığın formaliteden ibaret hale getirilme arayışı ile birlikte temel yurttaşlık hakkı yok edilmek isteniyor. &nbsp; &nbsp; &nbsp; Türkiye’yi ucuz hayatlar ve ölümler ülkesi olmaktan çıkarmanın yolu; dinci gericiliğin ve milliyetçiliğin emek sömürüsünün üzerini örten bir örtü olduğunu ortaya koymak, Neo-Liberalizm ile dinciliğin ölümcül sentezini dağıtmak, emeği, laikliği, aydınlanmayı ve Cumhuriyeti savunmaktan geçiyor. Anayasasız ve seçimsiz bir rejim arayışına karşı; cepheden esaslı bir karşı çıkışla durmadan ne ucuz hayatlar ne ucuz ölümler ülkesi olmaktan kurtulunur &nbsp;ne insanca gıdaya,sağlığa, konuta sahip olunur ne emek &nbsp;ne de Cumhuriyet savunulur…</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 21 Nov 2025 14:21:57 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ates-dustugu-yeri-yakiyor-395</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ates-dustugu-yeri-yakiyor-395</guid>
                <description><![CDATA[ATEŞ DÜŞTÜĞÜ YERİ YAKIYOR]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Memleketimin başı sağolsun.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Geçtiğimiz günlerde toprağa verdiğimiz o güzel pırıl pırıl evlatlarımıza, Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Haberlerde sayı olarak verilen, bizlerin de birkaç gün ağladığımız, üzüldüğümüz konuştuğumuz günler sayılıdır. Oysaki aile ocağının ciğeri yanar, kavrulur. Günler, aylar, yıllar geçtikçe özlemi artar. Kokusunu özler yavrusunun, eşinin, babasının…</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yıllar öncesi bulunduğumuz yerde gece helikopterlerin sesini duyduğumda içimi bir huzursuzluk kaplardı. İçim daralır hüzünlenirdim.<br />
<br />
Elimi kalbimin üstüne koyar, onlar için dua ederdim. Gece helikopterin uçması demek sınırda çatışma var demekti.<br />
Günün ağarmasıyla birlikte sınırda yaralı ya da şehit olduğunu bilirdik, orada yaşayanlar olarak.<br />
Yaralılar hastaneye yetiştirilebilecek mi? diye endişelenirdik.<br />
<br />
Şehit olduysa ailesine nasıl haber verilecekti? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bu haberi alan aileler bu durumu nasıl atlatacak ? diye düşünürdüm.<br />
Hangi arkadaşımın evine ateş düştü? diye günlerce tüm konuştuğumuz konular bu olurdu.<br />
Bekar mıydı acaba?<br />
<br />
Bekar ise sevdiği vardı mutlaka.<br />
Ya da verilmiş sözü vardı.<br />
Nişanlıydı belki de tezkeresini aldığında memleketine döndüğünde mutlu olmak ve bir ömür boyu yaşamak için evlilik hayalleri vardı.<br />
<br />
Evli miydi çocukları var mıydı?<br />
O anne çocuklarına bu durumu nasıl anlatacak? </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">O çocukların hep bir yanı eksik, hafta sonu olsun istemeyecekler. Bayramlar gelsin istemeyecekler. Özel günlerde sevineceği yerde gözleri yaşlı ve buruk olacaklardır.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Hayat devam ederken acıyı yaşayanlara hayat daha uzun ve yıkıcı olur. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Anne ayakta kalmaya çalışırken yavrularına sarılır, ağlar. Onlara baba yokluğunu hissettirmemek için nasıl dimdik ve güçlü duracaktı, durmaya çalışacaktı... </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Ateş düştüğü yeri kavurur. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Rabbim kabirleri nur ile dolsun. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Mekanları ferah olsun.</span></span></span></span><br />
<br />
&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 18 Nov 2025 11:34:41 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kırklareli\&#039;de 10 Kasım Ardından</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklarelide-10-kasim-ardindan-394</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/kirklarelide-10-kasim-ardindan-394</guid>
                <description><![CDATA[Kırklareli\'de 10 Kasım Ardından]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><br />
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, vefatının 87. yıl dönümünde Kırklareli'nde düzenlenen anlamlı etkinliklerle anıldı.<br />
Öncelikle belirtmek isterim ki 12 yıldır gazetecilik hayatımda ilk kez bir 10 Kasım Anmasının bu kadar kalabalık olmasına tanıklık ettim.Sabahın erken saatinde tatil olmasına rağmen yatağından kalkan Kırklareli'ler &nbsp;aldıkları sorumluluk gereği atasına bağlılığını göstermek için tören alanında yerini aldı.<br />
Bu yıl Özgürlük ve Demokrasi meydanında düzenlenen etkinlikler alışagelmişin dışında olaylarda yaşandı<br />
AKP nin iktidare geldiği 2002 yılından sonra resmi bayramlarda geleneksel olarak konulan çelenk koyma yönetmeliğinde değişiklik yapılarak sadece protokol çelenginin konulması geleneği bu yıl talep edilmesi halinde her siyasi parti,STK, Kamu kuruluşu ve Derneklerin çelenk konulması "olması gereken" olarak tarihe not düşüldü.<br />
Yıllardır var olan ve gelenekselleşen Atatürk sevgisi, her türlü baskı yasaklama ve engellemelere rağmen Türk toplumunun kalbinden söküp atılamayacağı 10 Kasım Anıtkabir ziyaretinde bir rekor kırılması da bunun bir örneği olsa gerek.10 Kasım okullarda resmi tatil oldu.Neden tatil oldu.Takdir kamuoyunun tabiki.Çünkü okullarda etkinliklere izin verilmedi ama yine bu yasaklarla siyasi iktidarın başarılı olduğu söylenemez.<br />
Kırklareli'nde de 10 Kasım Atatürk'ü anma etkinliği sabah 08.30 da Özgürlük ve Demokrasi meydanında başladı.Bu yıl başta protokol çelengi olmak üzere siyasi partilerden AKP, CHP, MHP,Zafer Partisi, İYİ Parti, DSP, Vatan Partisi Atatürk anıtına çelenk koyarken, Kırklareli Barosu,Ticaret ve Sanayi Odası, Esnaf Odaları Birliği, STK lardan da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği,ADD Kırklareli Şubesi,Kent Konseyi, TMMOB, Eğitim İş,TEMAD, Türk Anneler Derneği başta olmak üzere çeşitli kuruluş temsilcileri Atatürk anıtına çelenk koyup saygı duruşunda bulundu.CHP İl Başkanlığıda 10 Kasım anısına basın açıklaması gerçekleştirdi.<br />
" Törenin en dikkat çeken ve basın mensuplarını şaşkına çeviren anı ise AKP’nin çelenk sunum anında yaşandı.<br />
Program sunucusu AKP çelengini anons ettikten sonra yöneticiler çelenki anıta bıraktı; fakat geleneksel olarak çelenk sunumundan sonra saygı duruşunda bulunmaları gerekirken, AKP yöneticileri hiçbir saygı duruşuna katılmadan hızla alanı terk etti.Saygı duruşu yapacaklarını bekleyen biz basın mensupları tek bir fotoğraf dahi çekemedik; çünkü tören düzenine göre herkes çelenki sunar, ardından saygı duruşuna geçer diye düşündük. Ancak AKP heyetinin bu davranışı alışılmış protokol teamülüne aykırı olduğu için tören alanında şaşkınlık ve tepki yarattı.<br />
Çelenk sunumunun ardından yine başta Halk Eğitim Merkezi olmak üzere çeşitli yerlerde düzenlenen anma etkinlikleri Atatürk'çü bir kent olan ilimize yakın etkinliklerdi ve emeği geçen herkesede teşekkür etmek gerektiği düşüncesi ile seneye dahada güzel bir anma etkinliği olması en büyük dileğim olacaktır.<br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 15 Nov 2025 15:14:26 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK’E MEVLiT OKUTMAK!  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ataturke-mevlit-okutmak-393</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ataturke-mevlit-okutmak-393</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK’E MEVLiT OKUTMAK!  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Kocaeli Valiliği’nin &nbsp; 10 Kasım’da Camiller de &nbsp;Atatürk’e mevlit okutma kararı alması, başta Nurcular, Menzilciler ve selefiler olmak üzere siyasal İslam’a mensup çeşitli tarikat ve cemaatler; Mustafa Kemal Atatürk’ün İslamı’ı bu topraklardan söküp attığı gerekçesiyle, Atatürk’e &nbsp;dua ve mevlit okunmasının mümkün olmadığını, bunun tam bir vehamet (Bela,tehlike) olduğu açıklaması yaptılar. Siyasal İslam’ın ılımlısı ve radikaline mensup tarikat ve cemaatlerin yaptığı bu açıklamalar tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz! &nbsp;1400 Yıllık İslam tarihinde aklın özgürleştirin &nbsp;iki büyük devrim oldu. Birinci Mutezile Devrimi (827-1107) ikincisi 1923 Türk Devrimi’dir. Mutezile Devrimi sayesinde akıl özgürleşti &nbsp;ve İslam Abbasiler döneminde en parlak uygarlığını yaşadı. Bu dönem ne yazık ki imam Gazeli’nin içtihad(yorum) kapısını kapatması, yani aklın,bilimin, felsefenin boğulması ve İslam’ın bin yıldır süren kendi “Ortaçağ”ına girmesi ile sonuçlandı. Bu karanlık Ortaçağ, İslam dünyasında bin yıldır sürüyor. İslam Dünyası’nda aklı özgürleştiren ikinci büyük devrim ise 20.yüzyılın İlk çeyreğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleşen 1923 Türk Devrimi’dir. Atatürk; 1923 Cumhuriyet Devrimi ile aklı,bilimi ve felsefeyi özgürleştiyor, dinin siyasete,ticarete, sömürüye alet olmasını yani araçlaştırılmasını önlemek istiyor,bin yıldır ortaçağ karanlığında yaşayan islam dünyasındaki bir ülkeyi, &nbsp;o karanlıktan çıkarıyor,yeniden &nbsp;inşa ediyor ve “Çağdaşlaştıyor”du! &nbsp;Mustafa Kemal Atatürk’ün İslam dünyasında ilk defa gerçekleştiği bu devrim, ne yazık ki 1946’da başlayan “soğuk savaş” döneminde dinin araçlaştırılması demek olan “yeşil kuşak” politikalarına kurban edildi! Türkiye çeyrek yüzyıldır süren Siyasal İslamcı AKP iktidarında aklın,bilimin ve felsefenin zincire vurulduğu “yeni bir ortaçağa” sürekleniyor. &nbsp;1923 Cumhuriyet Devrimi sayesinde, dinin siyasete,ticarete ve sömürürüye alet edilmesine karşı müslümanlar 90 bin Camii (İslam dünyasında en fazla camii Türkiye’de) ve ibadet mekanlarında dinin gereklerini özgürce yaşadılar ve yaşayacaklar. &nbsp;Ezcümle; dininin &nbsp;ve inançlarının gereklerini (araçsallaştırmadan) Atatürk ve Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet sayesinde yaşadığının farkında olan milyonlarca müslümanın, Atatürk’e dua etmesini ve Mevlit okutmasını kimse engelleyemez. Kocaeli Valiliği’nin ; Atatürk’ün kurduğu Diyanet’e bağlı Camiilerde 10 Kasım’da ,Atatürk’e Mevlit okutulması kararı,yukarıda sözü edilen sosyolojik gerçekliğin bir kamu kurumu tarafından gözlenmesi ve yaşama geçirilmesidir…!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 15:11:59 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>ATATÜRK ü Anmak ve Anlamak </title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ataturk-u-anmak-ve-anlamak-392</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/ataturk-u-anmak-ve-anlamak-392</guid>
                <description><![CDATA[ATATÜRK ü Anmak ve Anlamak ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Ulu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK Türkçe dahil sekiz dil biliyordu Almanca,Fransızca ,Farsça Bulgarca ,Rusça ,İngilizce ,Arapça Düşün sen şimdi zamanım yok diyorsun…<br />
Bahane yaratıyorsun o yüzden hiç üzülmeyin..<br />
Bu halimizi görse hepimize hayırdır siz ne yapıyorsunuz.Nedir bu haliniz diye sormaz mıydı???Kaşlarını çatmaz mıydı??<br />
Arkasını dönüp gitmez miydi bize!! Fikri hür ,vicdanını hür ,irfanı hür nesiller yetiştirin derdi. Biz ezberci ,suskun umursamaz, bir kuşak yetiştirdik.Din vicdan da dır derdi.Biz vicdanını unuttuk.irfan yuvalarını çoğaltın derdi biz apartman dairelerini yükselttik.Her yere işsiz ordusu,üniversite mezunu genç bıraktık.Güzelim bir ülke kurdu emanet etti biz ne yaptık?? Köylü milletin efendisidir dedi.Biz köyleri terk ettik ,efendiliğimizi unuttuk.Öğretmenlere, geleceği siz kuracaksınız ,çocukların umudunu ,siz yeşerteceksiniz dedi.Biz çocukları test kitaplarına gömdük.O yüzden 10 Kasım’da ,ağlayan gözler değil ,utanabilen yürekler lazım .Şimdi, tekrar tekrar okuyup ,ayağa kalkma vakti.Verdiği öğütlere sarılma vakti</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 10 Nov 2025 15:09:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>BİR  AKIZ  TETEM  VARDI...</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-akiz-tetem-vardi-391</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bir-akiz-tetem-vardi-391</guid>
                <description><![CDATA[BİR  AKIZ  TETEM  VARDI...]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Köyde geçen çocukluğumda&nbsp; ona “tete(teyze)”diye hitap ettiğim ve çok sevdiğim bir kadın vardı.Aklım erinceye&nbsp; kadar onu öz teyze olarak bildiğim&nbsp; melek gibi&nbsp; bu&nbsp; kadının&nbsp;&nbsp; benim hayatımda apayrı bir yeri vardır.İşin aslı,öz teyzem&nbsp; genç yaşta doğumdan ölünce teyzemin&nbsp; eşiyle evlenir.Üstelik, yetim kalan iki çocuğunu&nbsp; kendi öz evladı&nbsp; gibi sahiplenir.Onlara annelerinin yokluğunu hiç hissettirmez.Sonradan onun da iki kızı bir erkek evladı dünyaya gelir.Başta annem olmak üzre ölen teyzemin&nbsp; geride kalan bütün aile fertlerini kendi akrabası gibi kabul eder çok sever sayardı.Biz de onu aynı&nbsp; duygularla sever,hiç bir şeyden ayırmazdık.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Hani varya bazı insanları betimlerken yanlış bir sözcük kullanmamak için&nbsp; kılı kırk yarıyorsunuz.İşte bu Akız teyzemi sizlere tanıtırken&nbsp; onu tarif edecek sözcükler&nbsp; bulmakta gerçekten zorlanıyorum.Bir insan bu kadar mı iyi olabilir?..Bunun hiç mi ona ters gelen&nbsp; bir meselesi veya hazetmediği birisi&nbsp; olmaz?Çevresinde onunla iyi geçinemeyen,ondan hoşlanmayan birisi hiç tanımadım ki.O her zaman herkese yapıcı yaklaşır;onaylamadığı bir durum bile olsa karşısındakiyle&nbsp; kesinlikle ters düşmez,sorunu çözmek için&nbsp; elinden geleni yapmaktan geri durmazdı.Asıl adı Emine olan bu teyze&nbsp; kadınlarla konuşurken&nbsp; “Akız” sözcüğünü çok kullandığı için&nbsp; yeğenleri olarak biz ona “Akız&nbsp; teyze “veya köy diliyle “Akız tete”diye hitap ederdik.Akız tete,uzun boylu,çakır gözlü,bir kaşı anadan doğma hafif kalkık güzel sayılabilecek bir kadındı.Onlar ölen teyzemin eşi olan eniştemler evlendiklerinde ben dünyada yoktum.Bu evliliklerinden arkası arkaya iki kız ve bir de oğlu oluyor.Kızlar on sekiz yaşına geldikten sonra çalışmak için &nbsp;eşi vefat etmiş İstanbul’da yalnız yaşayan görümcesinin&nbsp; yanına gidiyorlar.Orada çalışırken kendilerine birer eş bulup evleniyorlar.Yetmişli yılların başlarında, İngiltere ve Almanya&nbsp;&nbsp; gibi sanayisi gelişmiş&nbsp; ülkeler&nbsp; ikinci dünya savaşında&nbsp; büyük oranda yitirdikleri&nbsp; işgücünü telafi etmek için devam ettirdikleri yabancı işçi alımı dolayısıyla damatlarının şansı yaver gidip&nbsp; eşleriyle birlikte birisi Almanya’ya,diğeri de İngiltere’ye kapağı atarlar.Eniştem&nbsp; aşırı sigara tüketiminden önce nefes darlığına,ardından da akciğer kanserine yakalanıp altmışını görmeden bu dünyadan göçer.Kızları&nbsp; İstanbul’a gittikten birkaç yıl sonra oğlu da ilkokulu bitirir bitirmez o da İstanbul’un yolunu tutar.Eşinin ölümünden sonra&nbsp; “Paşam”dediği tek dayanağı oğlu da yuvayı terk edince&nbsp; köyde iyice yalnız&nbsp; kalan Akız teyzemin çileli hayatı&nbsp; ondan sonra&nbsp; başlıyor...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Akız&nbsp; teyzemin&nbsp; İngiltere’ye yerleşen&nbsp; kızının çocukları&nbsp; olmaz.Onlar da yıllar sonra erkek kardeşinin üç oğlundan birisini evlatlık edinirler.Almanya’ya&nbsp; yerleşen kızının Türkiye’de iken iki kızı,oraya yerleştikten sonra da iki kızı olur.Karı koca ikisi de fabrikada çalışacakları için&nbsp; kız çocuklarını köyde bizim&nbsp; Akız teyzeye bırakırlar.Onlar da çocuklarının bakımını üstlenen annelerine arada bir para gönderirler.Akız teyze çok cabbar,çalışkan bir kadındır.Hemen yanından dere akan evinin bahçesinde&nbsp; yaz sebzelerinden her çeşidini yetiştirir.O yıllar iklimler şimdilerdeki gibi kurak değildi.Kışlar çok yağışlı,yazlar ise ılıman geçerdi.Dereler durmadan akar,göller susuz kalmazdı.Her hanenin&nbsp; bahçesinde muhakkak domates,biber,patlıcan&nbsp; ve diğer yaz sebzeleri&nbsp; yetiştirilirdi.Köylü her türlü gereksinmelerini&nbsp; kendisi karşılardı.Karpuz,kavun türü şeyler hiç sulamadan sabah düşen çiğle büyürlerdi.Lakin&nbsp; 1986 yılında olan&nbsp; Çernobil&nbsp; Nükleer Santralının&nbsp; patlamasından&nbsp; sonra meralarımızda yıllarca&nbsp; o tür ürünler yetişmez oldu.Köyümüzün diğer önemli geçim kaynağı bağcılıktı.Herkes gibi Akız teyzenin&nbsp; de birkaç tane bağı vardı.Birbirini kaldıramayacak kadar küçük&nbsp; iki torununun bakımlarının yanında hem bağçe eker,hem üzüm bağlarını bakar,hem de karpuz,kavun dahi yetiştirir onları satarak geçimini sağlardı.Torunlarının birisi beş yaşında diğeri ise yedi yaşındaydı.Mavi boncuk gözlü,saçları kıvır kıvır&nbsp; olan büyüğünün&nbsp; ismi Tülay,diğer esmer,tıknaz küçük olanının ismi ise Nedime’ydi.Bana “Dayı”diye hitap ediyorlardı.Ben de o zamanlar 15-16 yaşlarındayım.Biz dört kardeş,annem ve babamla&nbsp; birlikte kalabalık bir aile sayılırdık.Teyzem ise tek başına yalnız bir kadındı.İstanbul’da yeğenleriyle birilikte&nbsp; yaşayan görümcesi Ümmü abla da yeğenleri bir bir yuvadan uçup yalnız kalınca&nbsp;&nbsp; o da tası tarağı toplayıp köye Akız teyzemin yanına gelmişti. Kır işlerine yetişemediği zaman ona&nbsp; yardıma giderdik.Bunun karşılığında o da bize yardıma gelirdi.Biz bu yardımlaşmaya imece diyorduk.O yıllarda gerek akrabalar arasında gerekse komşular arasında müthiş bir dayanışma,yardımlaşma duygusuvardı.Hatır ve vefanın kıymet bilindiği,karşılık beklemeksizin iyiliğin yapıldığı çok güzel yıllardı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Akız teyzenin Almanya’da çalışan kızının sonradan iki tane daha kızı olur.Gurbet ellerde&nbsp; para biriktirmek için her yolu deneyen gurbetçiler gibi bizim teyzenin kızı damadı da Alman devletin nüfus arttırımını teşvik için verdiği&nbsp; yüksek oranlardaki çocuk parası için art arda&nbsp; çocuk yapmaya başlamışlardı.Çocuklar&nbsp; dünyaya geldikten&nbsp; bir iki ay kadar&nbsp; analarını emzirdikten sonra onları Türkiye’ye&nbsp; Akız teyzeye&nbsp;&nbsp; gönderiyorlardı.Öyleki, iki aylık,sütten ayrılmamış&nbsp; bebeklerini bile yolladıklarını oluyordu.Akız teyzemin iki aylık bebekle yazın sıcağında ne zahmetler&nbsp; çektiğini çok iyi bilirim.O tarla senin bu bağ benim kadıncağız torunlarını bakmaktan&nbsp; bir gün olsun ak gün&nbsp; görememişti. O kadar iş yüküne ve sıkıntıya&nbsp; rağmen bir gün olsun off dediğini duymadık.Ona”Niye bu çocuklara&nbsp; bakıyorsun?Bırak anası,babası baksın”diyenlere:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; “Akız,onların işleri var, çalışırlar,çocuklarına nasıl baksınlar?Hem sonra onlar bana yük değiller ki”diyerek kızına,torunlarına kesinlikle hiç laf söyletmezdi.Kızının&nbsp; çocukları büyüyüp Almanya’ya gittikten sonra bu kez&nbsp; oğlunun iki tane erkek çocuğunun bakımını üstlenmişti.Çünkü&nbsp; oğlu ve karısı Edirne’de bir tekstil fabrikasında çalışıyorlardı.Akız teyze&nbsp; çok yaşlanmış,artık&nbsp; erkek torunlarını&nbsp; köy içinde&nbsp;&nbsp; kontrol edememeye başlamıştı.En sonunda oğlu ve gelini kadının haline acıyınca onu ve yaşlı halalarını&nbsp; yanlarına&nbsp; aldılar.Onun Edirne’ye oğlunun yanına gitmesiyle o çileli hayatı biraz olsun iyileşmişti.Görümcesi Ümmü abla da çok iyi bir kadındı.O da Akız teyze gibi talihsiz bir kadındı.Genç yaşında&nbsp;&nbsp; kocası onu&nbsp; bir çocukla bırakıp başka biriyle evlenir.Kızını tek başına büyütür.Kızı&nbsp; büyüdükten sonra annesine ihanet eden babasının yanına sığınır.Çünkü adam yörenin en zengin,en saygın kişilerinden biridir.Yaşadığı kasabada bir un değirmeni,sıra sıra dükkanlar ve çok geniş verimli topraklara sahiptir.Onlarca çalışanı ve hizmetcisi vardır.Kısacası civarda ırgat olarak çalışanların çoğu ona çalışmaktadır.Akız teyze,görümcesiyle birlikte oğlunun yanında yıllarca onların çocuklarına baktılar.Oğlu ve gelini de onları hep el üstünde tuttu. Edirne’de kalırken biz de ailece sık sık evlerine uğrar&nbsp; hal hatır sorardık.İkisi de beni çok severlerdi.Köydeki gibi&nbsp; sıcak,samimi&nbsp; ilişkilerimiz&nbsp;&nbsp; hiç kesintiye uğramadan onlar bu dünyadan göçünceye kadar sürdü.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Beni hayrete düşüren diğer&nbsp; husus;inanılmaz derecede iyi kalpli,kadirşinas;hiç&nbsp; kimse için en ufak bir&nbsp; art niyet düşünmeyen;haktan,hakkaniyetten ayrılmayan,dini bütün&nbsp; böyle muhteşem bir insanın&nbsp; ölümünün çok trajedik olması...Hastalandıktan sonra&nbsp; hastaneye kaldırılan bu kanatsız Melek’in aylarca komada kalıp feci bir şekilde ölmesi benim hayat dair düşüncelerimi allak bullak etti.Bana göre bu derece iyi&nbsp; bir&nbsp; acı çekerek ölmemeliydi.Çünkü Akız teyze, yaşamı boyunca bir kez bile olsa iyilikten,doğruluktan bir milim&nbsp; sapmamıştı.Yakınlarının mutluluğu için kendi hayatını feda eden bir insana bu şekilde bir ölüm hiç yakışmamıştı.Ne yazık ki&nbsp; bir daha eşine benzerine rastlayamayacağım&nbsp; böylesi bir değeri aylar süren&nbsp; trajik bir&nbsp; bitkisel hayattan sonra ebediyete uğurlamıştık.Mekanın cennet,toprağın bol olsun,ışıklar içinde uyu Akız tete...</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 08 Nov 2025 12:57:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DİN,LAİKLİK VE SEKÜLERİZM  </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dinlaiklik-ve-sekulerizm-390</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/dinlaiklik-ve-sekulerizm-390</guid>
                <description><![CDATA[DİN,LAİKLİK VE SEKÜLERİZM  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp; &nbsp; Din, insanlık tarihi boyunca iktidar ve siyaset dinamiklerini şekillendiren kurumların başında yer almaktadır. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Din &nbsp;siyasal, sosyal,ekonomik ve kültürel gücü elde etmenin ve korumanın aracıdır. Din siyasal ve kültürel bir olgunun ötesinde siyasal bir kurumdur. Din kişilerin, toplumların kimliklerini ve dünya görüşlerini şekillendiren kurumların başında yer almaktadır. Tarih boyunca egemen sınıflar dini bir iktidar ve kontrol aracı olarak kullanmışlardır. &nbsp;Tarih boyunca Kralın, sultanın ve imparatorun yanı başında mutlaka dini giysilerle bir din adamı bulunmuştur. Din ve din adamları Kralları, sultanları ve imparatorları meşrulaştıran araçlar olmuşlardır. &nbsp;Din genellikle tarih boyunca egemen sınıfların hizmetinde olmuştur. Krallar,Sultanlar, İmparatorlar ve egemen sınıflar bu dünyada “cenneti” yaşarlarken, ezilen, sömürülen yoksullara ve yeryüzü lanetlilerine (!) başkaldırmamaları için öbür dünyadaki “cenneti” işaret etmişlerdir. “Din halkın afyonudur” sözü ile Karl Marks; ezilenlerin bu dünyadaki,sömürüye ve acılara ancak dine sığınarak katlanabildiklerini &nbsp;ifade etmiştir! &nbsp; &nbsp;<br />
Din değişmeyen bir kurum değildir. Bunun göstergeleri dinlerin içinden çıkan mezheplerdir. &nbsp;Mezhepler dinin yorumlanmasından ortaya çıkmıştır. Teoloji politiktir. Politik olmayan bir Teoloji de yoktur. Teoloji politikadan bağımsız düşünülemez. &nbsp; &nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp; Laiklik ve sekülerizm, dinin, siyasetin, hukukun,ekonominin, eğitimin, felsefenin ve bilimin kaynağı olmaktan çıkartılmasıdır. Akıl,felsefe ve bilim laik ve seküler bir toplumda özgürleşir. Demokrasi,insan hakları, hukukun üstünlüğü, bireysel özgürlükler,sivil toplum, aklın, felsefenin ve bilimin özgürleşmesi laiklik ve sekülerizm sayesindedir. Laiklik ve sekülerizm olmadan, demokrasi, hukuk ve özgürlük var olamaz. Laiklik ve sekülerizm din ve vicdan özgürlüğünün de güvencesidir. İnanç ve vicdan özgürlüğü tam anlamıyla laik ve seküler toplumda yaşam bulur. Dinin siyasete, ticarete ve sömürüye alet edilmesini &nbsp;önler.Laiklik ve seküler bir toplumda devlet,siyaset, hukuk ve kamusal alan hiç bir şekilde dinin kontrolünde olamaz. &nbsp;Bireyin, özgür olmasının ön koşulu dinin, devleti ve siyaseti yönetmemesidir. Modern uygarlığın temeli; rasyonalizm, bilim, akıl,laiklik, sekülerizm, hümanizm ve demokrasidir. &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;Laiklik, kamusal alanını dinden arındırılması, sekülerizm ise toplumsal alanda dinin belirleyici olmaktan çıkmasıdır. Tüm laik ve seküler toplumlarda egemenliğin kaynağı &nbsp;gökyüzündeki &nbsp;Tanrı değil, yeryüzündeki halktır. Laik ve seküler toplumlarda yasaların referansı “İnsan Haklarıdır”.Din ve mezhep kavgalarının, savaşlarının panzehiri laiklik ve sekülerizmdir. Laiklik ve sekülerizm, aklı, felsefeyi ve bilimi özgürleştirdiği için insanlık tarihinin en büyük ilerici atılımlarından biridir. Laiklik ve sekülerizm insanlığa, 1688 İngiliz,1776 Amerikan, 1789 Fransız,1917 Ekim, 1923 Türk Devrimi …gibi devrimler tarafından kazandırılmıştır.</p>

<p>&nbsp;Ezcümle, laiklik ve sekülerizm olmadan sömürü sınırlanamaz ve yok edilemez. Laiklik ve sekülerizm demokrasinin ön koşuludur. Laiklik ve sekülerizm olmadan ne burjuva ne de sosyalist demokrasi mümkün!..</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 06 Nov 2025 14:49:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>SUYA NİYET YÜKLEME</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/suya-niyet-yukleme-389</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/suya-niyet-yukleme-389</guid>
                <description><![CDATA[SUYA NİYET YÜKLEME]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suyun hayatımızdaki önemine baktığımızda; bizlere bahşedilmiş bir hediyedir. Suyun yerini hiçbir içecek dolduramaz. Bazen suyu öylesine içeriz. Önemini ve değerini bilmeden sadece içeriz. </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Su çok büyük nimettir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Su varlığı ile kıymetli, eşsiz ve mükemmeldir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Afrika ülkelerindeki insanlar açlık ve susuzluk çekerken, bizim cennet ülkemiz her yönden zengin su kaynaklarına sahiptir. Yeter ki israf etmeyelim. &nbsp;</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tanıdığım bazı kişiler de ise su içme isteği az olabiliyor. Günlük yaşamın koşturmacası ve telaşı içinde bir bardak suyu sadece susuzluğumuzu gidermek için içeriz. Oysa ki su, yeryüzündeki en saf elementlerden biri olarak, yalnızca bedenimizi değil, zihnimizi ve ruhumuzu da besleyen mucizevi olarak bizlere bahşedilmiştir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yıllar önce bana önerilen kitaplar arasında Uluslararası bir üne sahip Japon bilim insanı <strong>Masaru Emoto’nun</strong> <em>“Sudaki Mucize”</em> ve <strong>“</strong><em>Suyun Gizli Mesajı”</em> kitapları ile buluştum. Yaptığı deneylerde, suya söylenen güzel sözlerin, duaların ve iyi niyetlerin kristal yapısını değiştirdiği görülmüştü. “Teşekkür ederim” denilen suyun kristalleri bir kar tanesi kadar estetik ve uyumlu iken, “Seni sevmiyorum” sözüyle yüklenen suyun kristalleri bozuk ve düzensizdi. Bu çalışmalar, suyun bir hafızası olabileceğini düşündürerek tüm dünyada merak uyandırdı.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bedenimizin yaklaşık % 70’i sudan oluştuğunu biliyoruz. Bedenimizdeki suyumuzu sözlerimizle, düşüncelerimizle ve niyetlerimizle şekillendirdiğimizi bilmemiz önemlidir. İçtiğimiz her bardak suya, niyetlerimizi yükleyebiliriz.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bir bardak suyunuzu elinize alın lütfen. Dilerseniz su dolu bardağınızı kalbinizin hizasına getirin ve suyunuzu göğsünüze temas ettirin. Suyunuza ister bakarak isterseniz gözlerinizi kapatarak derin bir nefes alın “Teşekkür ederim, iyi ki varsın. Varlığın çok kıymetli ve değerli.” Deyip içinizden ya da sesli iyi dileklerinizi ve niyetlerinizi söyleyin. İsteyen dua okuyabilir. “Bu su, tüm bedenime her hücreme sağlık, şifa getirsin.”, “Bu su kalbime, gönlüme huzur ferahlık versin. İçtiğim her yudum su bana neşe veriyor.” gibi cümlelerle niyetinizi yükleyin. &nbsp;Tüm minnettarlığınızı suyunuza yüklediğinizde, bakalım suyunuzun nasıl tatlandığını fark edebilecek misiniz?&nbsp;&nbsp; </span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Suyun moleküler yapısını değiştirmekten öte, kendi zihnimizi ve kalbimizi olumluya yönlendirmektir. Suya niyet yüklemek, hem şükrü hatırlatır hem de içtiğimiz suyun enerjisini yükseltir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif"><em>Sizlere naçizane küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Lütfen tartışma ortamlarında bulunan suyunuzu içmeyi tercih etmeyiniz. Olumsuz söylem ve davranışların olduğu ortamlardaki su, hafızasına bunu kodladığından dolayı içeceğimiz su bize şişkinlik yapabilir.</em></span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Günlük rutinlerimizin arasından bir anlık kendimize emek vermek çok kıymetlidir. Bir bardak su, sadece su değildir; niyetle birleştiğinde, içimizde yepyeni bir yaşam enerjisinin kaynağı olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:12pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">İçtiğimiz su tüm bedenimize, her hücremize sağlık şifa ile yayılsın…</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 01 Nov 2025 13:21:21 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>1923 RUHU VE DEMOKRATİK CUMHURİYET </title>
                <category>Yahya Balcı</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1923-ruhu-ve-demokratik-cumhuriyet-388</link>
                <author>yahyabalci@mansethabergazetesi.com (Yahya Balcı)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/1923-ruhu-ve-demokratik-cumhuriyet-388</guid>
                <description><![CDATA[1923 RUHU VE DEMOKRATİK CUMHURİYET ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp; &nbsp;Kökleri Antik Yunan ve Roma İmparatorluğu’na kadar giden giden Cumhuriyet kavramının modern zamanlardaki anlamı monarşi ile yönetilmemeye ve monarşi karşıtı &nbsp;bir rejimdir.<br />
&nbsp;Bu tanımın dışında Cumhuriyet “kamu işleri” “kamusal şeyler” anlamınada gelir. Bizde 1923’e kadar Cumhuriyetçiliğin ayağını basacağı bir zeminin olduğunu söylemek zordur. Tanzimat-Meşruiyet aydınları arasında Cumhuriyet fikrini ve Cumhuriyet rejimini savunan isimlere ve ekollere pek rastlanmaz. Jön Türkler’in ve İhtiyatçıların tahayyül edebildikleri siyasal rejim en fazla meşruti/anayasal monarşi alabilmiştir. Milli Mücadeleyi yöneten kadrolar arasında da durum aynidir. Mustafa Kemal Atatürk bir istisnadır. O monarşinin olmadığı bir Cumhuriyet rejimini tahayyül etmektedir. Mustafa Kemal olmasaydı bel ki Milli Mücadele kazanabilirdi ama Cumhuriyet kurulamazdı; çünkü Cumhuriyet kurmaya Milli Mücadeleyi yönetenlerin &nbsp;formasyonları uygun değildi! &nbsp;Bundan dolayı Cumhuriyet ve Türk Devrimi bir istisnadır. &nbsp;Egemenliğin gökyüzünden yeryüzüne indirilmesinin, seküleşmenin, anayasacılığın, parlementonun, hukukla yönetmenin Osmanlı’ya kadar giden elbetle kökleri vardır. Ama Cumhuriyetçi radikalizmi Mustafa Kemal Atatürk var etmiştir.Hemde tek başına! &nbsp;Öte yandan &nbsp;1923 Cumhuriyeti bir burjuva Cumhuriyetidir. &nbsp;1908’le birlikte 1923 bizim burjuva devriminin ikinci ayağını oluşturmaktadır. Tıp kı 1789 Fransız Devrimi gibi. Bütün burjuva devrimleri feodalizmi tasfiye etmiş ve yönlerini kapitalizme dönmüşlerdir. Bu Cumhuriyet’in tarihsel bir ilerleme olduğu ve Kemalistlerin tarihin tekerleğini ileriye çevirdiği gerçeğini değiştirmez! &nbsp;Cumhuriyet; monarşiye karşı, kapitalizm feodaliteye karşı,uluslaşma ümmete karşı,sekülerizm ve laiklik şeriata karşı tartışmasız ilerleme anlamına gelir. Öte yandan Cumhuriyet kamusallığı dışlamaz. Cumhuriyet’in erken döneminde kurulan fabrikalar, medeni kanun, öğretim birliği yasası,demiryolları ve Köy Enstitüleri…bunun göstergeleri . İkinci Dünya Savaşı sonrası yönetici sınıflar “soğuk savaş” döneminde “yeşil kuşak” politikalar ile Türkiye’yi Batı’nin ileri karakolu ve Küçük Amerika yapma hayalleri, Cumhuriyet’in radikalizminin gözden kaybollaşmasını da beraberinde getirdi. Emperyalizme eklemlenme ve dinci gericiliğin önünü açma politikalar, Cumhuriyet’in kamusal niteliğini zayıflattı. &nbsp;Ezcümle;Cumhuriyet 102 yılı geride bırakırken, bugün Türkiye’yi &nbsp;dinciliğin ve ırkçı milliyetçiliğin yönetmesi &nbsp;tesadüf değildir. Bunun bir tarih öncesi vardır.Sol düşmanlığı adına açılan kapıdan girenler önce hükümet sonra devlet olmuşlar ve 1923 Cumhuriyeti’ni tasfiye etmişlerdir. Bugün gerekli &nbsp;ve acil olan, 1923 Cumhuriyet’inin (bu topraklarda mucize kabilinde bir istisna ve tarihsel sıçramadır) kazanımlarında içeren demokratik, kamucu, laik, sosyal ve ekolojik yeni bir Cumhuriyet inşa etmektir…<br />
&nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp; &nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 29 Oct 2025 14:09:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/bf1b41191f9b226931c8e6c1332f3127.JPG"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP İl Kongresi ve Gençlik</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-il-kongresi-ve-genclik-387</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-il-kongresi-ve-genclik-387</guid>
                <description><![CDATA[CHP İl Kongresi ve Gençlik]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Kırklareli il kongresi iki adayın yarışmasına sahne oldu ve seçimde sürpriz yaşanmadı&nbsp;<br />
Sarı ve Kırmızı iki listenin yarıştığı seçimde Kırmızı liste ile seçime katılan mevcut Başkan Av. Bora Terzi güven tazeleyerek yeniden CHP Kırklareli il Başkanı oldu.<br />
CHP Kırklareli İl Kongresi CHP Merkez İlçe Başkanınının yaptığı her konuşmada, "Kırklareli İl Başkanı Merkezden olacak" iddialı söylemleri öncesi hayli önem kazanmış ve Merkez ilçeden adayın kim olacağı kulislerde birçok adayın adının geçtiği bir heyecana sahne olmuştu. Herkes ilçe Başkanı böyle konuşursa bir bildiği yada adayı vardır diye düşündü.Ancak kulislerde adı geçen aday adaylarının hiç birinin İl Başkanlığı adaylığını kabul etmemesi üzerine Merkez İlçe aday çıkaramadı.Merkez ilçe Başkanı yaptığ il Başkan adaylık arayışında aday bulamayıca yapılan Çarşamba toplantısında Merkez ilçe olarak Kırklareli merkezli hiçbir adayın İl Başkanlığına aday olmadığını açıklamak zorunda kalmıştı.Çünkü aday olacak adaylar matematiksel olarak kazanma şanslarının olmadığını görünce İl Başkanı adayı olmayı kabul etmedi.Yapılan mahalle delege çalışmalarından başlayan ve ardından da Merkez İlçe seçiminde de devam eden Merkez ilçeden İl Başkan aday olacak söylemleri de böylece havada kalmış oldu.İl Başkanlığı seçimi öncesi Yeşil liste ile seçime giren ve seçimi kazanan yeşil liste &nbsp;kurmayları il Başkanlığı için adaysız kalınca kendi aralarında yaptıkları toplantılarda " Biz seçimlerde İl Başkanı Merkezden olacak.Kimse adaylığı kabul etmiyor ve bizim partililere sözümüz var aday Merkez'den olacak diye.Şimdi bu verdiğimiz söz ne olacak? Aday yoksa İlçe Başkanına siz il başkanı adayı olun? önerileri de ilçe Başkanı tarafından kabul görmeyince Merkez ilçe yaptığı hatanın bedelini adaysız kalarak ödemek &nbsp;zorunda kaldı.</p>

<p>Merkez İlçe İl Başkan Adayları neden aday olmadı?</p>

<p>Kırklareli Merkez İlçeden Gürcan Saatçı il Başkanı adayı olmak için Belediye Meclis üyeliğinden istifa etti.Ardından da kimse sahip çıkmayınca da aday olamadı.Çünkü Saatçı adaylık için Lüleburgaz ilçesinden söz aldı.Saatçı için bizim adayımız değil, aday olursa bizden 5-6 oy ancak alır.Merkez İlçe olarak biz kendisine söz vermedik bizim adayımız değil dedi.Lüleburgaz seçimlerini de kırmızı liste kazanınca Gürcan saatçı aday olmaktan vazgeçti.Kırmızı listenin kazanması Merkez ilçe İl Başkan &nbsp;adaylarından Ünal Başkur ve Tayfun Okan Çobancık'ın da geri adım atmalarına neden oldu.Onlarda sonucu belli olan seçime girip siyasi risk almadı.Önceki yazılarımda belirtmiştim.Lüleburgaz seçimlerinin sonucu Kırklareli siyasetinde kartların yeniden karılmasına, bazı kişilerin siyasete devam yada tamam diyeceği bir seçim olmasına neden olacak diye.Lüleburgaz ilçesinde Kırmızı listenin kazanması Kırklareli Merkez ilçenin ve &nbsp;merkez ilçe Başkan adaylarının bütün planlarını bozdu.Bunu merkez ilçe il Başkan adayları gördü ama Merkez ilçe yönetimi ne yazık ki göremedi.Merkez ilçe Lüleburgaz ilçesinde kırmızı listenin kazanması durumunda bir b planı yoktu.Ve o yüzden adayda bulamadılar adaysız da kaldılar.Birçok kişiye teklif gitti olmadı. Lüleburgaz seçim sonuçlarını görmeden Kırklareli merkez ilçe olarak iddialı söylemler söylemek yada adaylık açıklaması yaparak kamuoyu ile paylaşmak ya siyasi gaf yada siyasette öngörememedir.Merkez ilçe bu il Başkanlığı seçiminde bunun bedelini ödedi ve il Başkan adayı çıkaramadı.Ne yaptı ikinci bir hata daha yaptı.Lüleburgaz'lı bir adaya destek vererek kendi kendine çelişti.Biz size Kırklareli'li aday dedik ama bulamadık.Ama üzülmeyin siz biz Lüleburgaz'lı bir adayla anlaştık. O zaman adama sorarlar.Madem Lüleburgaz'lı bir adayla anlaşacaktın baştan söyle. Neden Kırklareli'den aday çıkarağız dedin, bizi kandırdın &nbsp;diye dimi?.Merkez ilçe Başkanı 115 delegenin oyunun kendi tekelinde olduğu düşüncesi ile Lüleburgaz'lı bir adaya destek vermesi bana göre yapılan çok büyük bir hata oldu.</p>

<p>Yeşil Listenin Çöküşü</p>

<p>Kırklareli İl Kongresi Sarı renkli liste ile Aday Özgür Kaya ve Kırmızı liste ile aday olan mevcut Başkan Av.Bora Terzi arasında neredeyse herkesin sonucunu tahmin ettiği bir sonuç ile av.Bora Terzi ve ekibinin zaferi ile sonuçlandı.Seçimi Lüleburgaz-Kırklareli savaşına çevirenler bu seçimde ağır bir yenilgi aldı ve Lüleburgaz ilçesinin zaferi Kırklareli Merkez ilçenin de hüsranı oldu.Bu siyasette öngörememe ve siyaseti okuyamama sonucunda CHP Kırklareli il yönetimi seçimi hafızam beni yanıltmıyorsa Kırklareli CHP il Başkanlığı seçimlerinde 304-176 gibi tarihi bir farkla sonuçlanan bir seçim oldu.Kırklareli Merkez İlçe yönetimi CHP il yönetimine ve diğer organlara tek bir kişi sokamadı.&nbsp;</p>

<p>Bir Teşekkürde Gençlere</p>

<p>CHP Merkez İlçe kongresinde tek bir pankart,afiş bayrak ve posterlerin olmamasını eleştirmiş ve "mevlüt mü? kongere mi yapıldı? belli değil demiştim.Ama il kongresi ise tam tersi oldu.Park alanı başta olmak üzere kongrenin yapıldığı alan CHP bayrak, afiş ve pankartlarla gelin gibi süslenmişti.Ne yalan söyleyim gurur duydum tabiki.İl Başkanlığı için kongre salonuna gelenler parkın etrafının ve salonun CHP'nin adına yakışır bir il kongresi olarak hazırlanmasını görünce şaşkınlıklarını gizyelemedi.Bende merak ettim?.Kime emekleri için teşekkür edelim diye?.Bu yapılan güzel işte kimi alkışayalım? Merkez ilçeyimi?.Yoksa İl yönetimini mi?.Bu alkışı hak eden &nbsp;kim diye.Araştırdım.Öğrendim ki bu işin gerçek sahibi GENÇLERMİŞ.Hani herkes yatağında uyurken, gece sabaha kadar bu salonu ve parkın etrafını düzenleyen ekip koltuk sevdası olmayan, hiçbir çıkarı ve menfaat gözetmeden sadece kendi geceğini tehlikede gören ve bu düşünce ile partisine sahip çıkan gençler.Bu güzel eserin, salonun ve parkın etrafının bir gelin gibi süslenmesinde imzası olan Üniversite Komisyonu gençler&nbsp;</p>

<p>TEŞEKKÜRLER...Üniversite Komisyonu Gençler, Lülenburgaz Halk Lis. Başkan ve ekibinin gençleri.</p>

<p>Tarih her zaman mücadele edenleri yazar.Sizin yaptığınız gibi.Partiniz adına yaptığınız bu onurlu davranış ve emeğiniz için, partinize sahip çıktığınız için tarihe not düşmek adına sözün bittiği yer dedikleri bu işte.</p>

<p>Atatük ne demiş. Gençler! Cesaretimizi kuvvetlendiren ve devam ettiren sizsiniz. Siz, almakta olduğunuz eğitim ve kültür ile insanlık meziyetinin, vatan sevgisinin, fikir özgürlüğünün en değerli simgesi olacaksınız. Ey yükselen yeni kuşak! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve devam ettirecek sizsiniz&nbsp;</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 24 Oct 2025 18:37:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>  Öyle Bir Cezaevi Yaptılar ki..!</title>
                <category>İbrahim KOSER</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/oyle-bir-cezaevi-yaptilar-ki-386</link>
                <author>ibrahimkoser@mansethabergazetesi.com (İbrahim KOSER)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/oyle-bir-cezaevi-yaptilar-ki-386</guid>
                <description><![CDATA[  Öyle Bir Cezaevi Yaptılar ki..!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp;&nbsp; Eşi pandemide ölen, İstanbul’da oğlu ile birlikte&nbsp; yaşayan ve&nbsp; ciddi&nbsp; sağlık sorunları olan abimin&nbsp; zaman zaman ziyaretine&nbsp; gidiyorum.Son&nbsp; yıllarda&nbsp; hızla yoksullaşan&nbsp; emekli bir vatandaş olarak elbette ekonomik diye trenle yolculuğu tercih ediyorum.Bir de altmış beş yaş indirimi de olunca değmeyin keyfime...Yine bir ziyaret için indirimli biletimi birkaç gün önceden aldım.Treni&nbsp; kaçırmamak için kalkış saatine en az&nbsp; bir saat kala evden çıkıp,epey bir yürüdükten sonra o hatta çalışan&nbsp; bir minibüse binerek kısa sürede istasyona vardım.Valizimi bekleme salonuna bırakarak vakit geçsin diye istasyonun önünde volta atmaya&nbsp; başladım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Aylardan Haziranın ilk haftası...İstasyonun çevresindeki dev çınar,çam ağaçları, dallarında cıvıl cıvıl öten binlerce kuşa&nbsp; tüm&nbsp; cömertliklerini sunuyorlardı.Sabahın erken saatleri olmasına rağmen güneş ortalığı&nbsp; kasıp kavuruyordu.Yaz sıcağını iliklerine kadar hissetmiş toprakta&nbsp; gezinen karıncalar,böcekler&nbsp; öyle ummalı çalışıyorlardı ki sanki yarın düğün dernekleri olacak gibi telaşlıydılar. Ben de bu anın tadını çıkarmak için tren gelinceye kadar&nbsp; gür otlarla örtülü toprağa oturup onları izlemeye başladım.Karıncalar&nbsp; aynı masallarda anlatılanlar gibi yine iş başındaydılar.Kendilerine açtıkları yolda kafileler halinde oradan oraya ağırlıklarının üç dört katı fazla yük taşıyorlardı.Birlikte hareket ettikleri için önüne gelen engelleri aşıp gidecekleri yere varıyorlardı.Gruptan ayrılanlar&nbsp; etrafta bir müddet&nbsp; aval aval dolaştıktan sonra&nbsp; sonunda onlar da&nbsp; kafileye dahil oluyorlardı.Her şey doğanın kendi içinde oluşturduğu&nbsp; ekosistem içinde diyalettik bir şekilde ilerliyordu.Ben doğanın büyük bir uyum içinde işlerini nasıl döndürdüğünü düşünürken&nbsp; Edirne istikametinden gelen İstanbul&nbsp; treni, bir yılan başı gibi&nbsp; kafa ışıklarıyla gür kayın ağaçları&nbsp; arasından&nbsp; göründü.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Hafta sonu olduğu&nbsp; için epey kalabalık trenin&nbsp; iki basamaklı yüksek merdivenlerinden telaşla inen binenleri bir süre bekledikten sonra sakince çıkarak&nbsp; yolculuk edeceğim 2 no’lu&nbsp; vagonuma girdim.Oturacağım&nbsp; koltuğu da buldum.Yalnız, cam boyundaki benim oturacağım koltukta benden genç,ellili yaşlarda&nbsp; gür kırçıl saçlı,bıyıklı biri oturuyor.Selam verdim.Tam,Bu benim koltuğum diyeceğim”adam hiç ikiletmeden gayet kibarca kalkıp bana yer verdi.Tanıştık.İç Anadolu’nun tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan,Tuz gölüne sınırı olan bir ildenmiş.O da&nbsp; geçimini&nbsp;&nbsp; hayvancılıkla sağlıyormuş.Üç erkek çocuğu varmış.En&nbsp; büyüğü ilinde yeni yapılan cezaevinde infaz koruma memuru yani gardiyan,ikinci oğlu sanayide bir kaportacının yanında çalışıyormuş.Tekne kazıntısı olan en küçük oğlu da Edirne’de askermiş.Zaten&nbsp; o da asker oğlunu ziyaret etmekten geliyormuş.O da bana nereli olduğumu,ne işle meşgul olduğumu sordu.Fazla detaya girmeden emekli olduğumu,emekli olduktan sonra bir süre taşeron işçiliği yaptığımı,sonra da yakın zamana kadar kendi başıma çelik konstrüksiyon işleri yaptığımı söyledim.Benimle konuşmaya çok istekli görünüyordu.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;”Şimdi ne yapıyorsun?”dedi çekinerek.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Yazları köyümde bağ bahçe işleriyle meşgul oluyorum”dedim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Onlar haricinde&nbsp; başka bir uğraşın varmı?”diye üsteledi.Pek adetim değildir yeni tanıştığım insanlara açılmak ama o istedi,kıramadım.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Kitap yazıyorum”dedim&nbsp; pencereden&nbsp; Ergene Ovasının&nbsp;&nbsp; insanın yüreğini burkan o halini bakarak.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Yaa!dedi demek ki yazarsın”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Estağfurullah!kitap yazıyoruz ama ben kendimi daha henüz “Yazar”olarak görmüyorum”diye yanıt verdim.Kitap yazdığımı&nbsp; öğrenince adam bana karşı daha bir saygılı davranmaya başladı.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hocam pekiyi,hangi konularda kitap yazıyorsunuz?”dedi merakla.Ben de simsiyah batak gibi akan Ergene’yi göstererek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“İşte bu ayıbı yazıyorum.Bu suyla sulanan zehirli topraklarda yetişen ürünlerini tüketen ve kansere yakalanan insanların dramatik hikayelerini&nbsp; yazıyorum.Taşeron işçilerini;geçim derdinden köyünü terketmek zorunda köylüleri,önyargılarla işlenen kadın cinayetlerini;büyükler için yazdığım kitapların yanında çocuklar için kitap,doğa,insan ve hayvan sevgisi anlatan çocuk kitapları da yazıyorum”dedim.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Ben kitaplarıma konu olan olayları anlatırken&nbsp; İç Anadolu’lu hemşerim pür dikkat beni dinliyordu.Bu kez ben kendisine:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Sizin orada işler nasıl gidiyor?İş güç falan...”diye sordum.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Ne olsun hocam,memleketin halini görüyorsun.Yem,gübre,şeker gibi bazı&nbsp; işyerleri birbiri ardına&nbsp; özelleştikten bir müddet göstermelik çalıştırdılar&nbsp; sonra&nbsp; her nedense&nbsp; kapanıp gittiler.Tekstil&nbsp; fabrikaları da kapılarına kilit vurup&nbsp; makinelerini&nbsp; yabancı melmeketlere&nbsp; taşıdılar.Anlayacağın işsizlik dizboyu...”Ben bir şeyler söyleyecek oldum,sonradan vazgeçtim.Bir ara aramızda bir sessizlik oldu.Belliki adam gidişattan pek memnun değil.Sonra hiç beklenmedik bir şekilde iştahlı iştahlı:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Ama hocam ilimize bir cezaevi yaptılar ki bir göreceksin,koskocaman...İçinde yok yok,aynı bir fabrika gibi...”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;&nbsp; Adam böyle konuşunca&nbsp; o an&nbsp; aklıma ,”Bu cezaevinde&nbsp; ne üretiliyor?”diye&nbsp; sormak geldi.Ama işsizlikten kırılan bölgede&nbsp; büyük bir istahdam alanı yaratıldığını;ülkenin her yerinden gelen mahkum ziyaretçileri sayesinde esnaf da rahat bir nefes aldığını&nbsp; anlatmaya devam edince şevkini kırmamak için sakince dinlemeyi tercih ettim.Üstelik lise mezunu olan asker oğlunun da askerden sonra abisi gibi infaz koruma memuru olacağını söyleyince adama ne diyebilirdim.”Hayırlısı olsun,kesin mi?”dedim.”Kesin” dedi.İşi iktidardaki partinin bölgeden çıkardığı ve sonradan bakan yaptığı kanaldan bağladığını söyledi.O ana&nbsp; kadar konuşmayacağıma dair kendi kendime söz vermişken tutamadım.Şom ağzımı açarak:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Hemşerim,ülkenin her yerinde kapanan fabrikalar yerine niye devasa cezaevleri&nbsp; açıldığını hiç düşündün mü?İlinde özellleştirme adı altında ikdidar yandaşlarına araç mezat satılan fabrikaların kapanmaması için mücadele etseydiniz de o fabrikalar kapanmasaydı&nbsp; daha iyi olmaz mıydı”diye sordum.Adam anlamsız anlamsız yüzüme baktı.Çaresiz bir şekilde:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;“Ama nasıl karşı gelebilirdik ki?Özellleştirmeleri yapanlar yıllardır oy verdiğimiz bizimkilerdi...”deyince “Haklısın hemşerim.Aynı,ağacı kesen baltanın sapı da kendisinden olduğu gibi&nbsp; değil mi?”dedim.Acı bir gülümsemeyle.”Evet”dedi.Bu konuşmamızdan sonra İstanbul’a kadar pek konuşmadık.Yalnız trenden inerken gülerek:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hocam kitaplarınıza nasıl ulaşabilrim?Bana hangi kitabınızı tavsiye edersiniz ”diye sordu.Ben de&nbsp; ismimi gogol amcaya sorduğunda kitaplarımı&nbsp; internetteki&nbsp; bütün satış sitelerinde&nbsp; bulabileceğini söyledim.Ona,Neoliberalizm de denilen&nbsp; Yeni Dünya Düzeninin dünyada ve ülkemizde ekonomide yarattığı tahribatın sonuçlarını işlediğim&nbsp; ÖTEKİLER”Taşeron İşçiler”olan ilk kitabımı tavsiye ettim. Birkaç ay sonra tanımadığım bir telefon aldım.Arayan trende tanıştığım yol arkadaşımdı.Kitaplarımdan birini okuyup çok beğenmiş,yalnız hala tereddüt içinde:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Hocam&nbsp; kitabınızı okudum ,müthişti,çok güzel yazmışsınız,kaleminize sağlık.Bir şey soracam, kitabını bizimkilere de göstereyim mi dedi?”Ben de:</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">“Değil göstermek,okumalarını ısrarla tavsiye et ki yaptıkları&nbsp; işlerin nelere yol açtıklarını görsünler...”</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:16.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp; Değerli okuyucu yazının sonucu merak ediyorsundur.O arkadaşla hala telefonlaşıyoruz.Benim bütün kitaplarımı internetten alıp okumuş ve büyük bir değişim yaşamış.Şimdilerde yıllardır oy verdiği partiyi terkedip&nbsp; muhalefetin en radikal bir taraftarı olup çıkmış.Acaba diyorum ona kitaplarımı önermekle iyi mi yaptım yoksa kötü mü.. ?Ya şimdi muhalif fikirleri yüzünden o çok övgüler düzdüğü cezaevine düşerse..!Eee artık orasını da o düşünsün canım(!)kalın sağlıcakla.</span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>

<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif">&nbsp; </span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 21 Oct 2025 18:52:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ibrahim-koser-1759844216.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Boş Tencerenin Sesi Artık Yankı Yapıyor!!!</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bos-tencerenin-sesi-artik-yanki-yapiyor-385</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/bos-tencerenin-sesi-artik-yanki-yapiyor-385</guid>
                <description><![CDATA[Boş Tencerenin Sesi Artık Yankı Yapıyor!!!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>Hemen her evde akşamları &nbsp;aynı sahne yaşanıyor. Market poşeti küçülüyor, fiyatlar büyüyor. Sofrada bir sessizlik… Sanki herkes birbirinin gözünden kaçırıyor açlığı. İşte tam da bu sessizliğin içinden çıktı “boş tencere” eylemi. Çünkü bazen insan konuşamaz, ama tencere konuşur.</p>

<p>CHP’nin başlattığı bu eylem, aslında hepimizin hikayesini anlatıyor. Artık o tencerenin içinde sadece yemek değil; umut da, sabır da tükenmiş durumda. Çocuklarına bir tabak daha koyamayan anneler, ay sonunu getiremeyen babalar, zam haberleriyle boğuşan emekliler… Hepsi o tencerenin metalinde yankılanıyor.</p>

<p>CHP’nin “boş tencere” eylemi, aslında yıllardır biriken öfkenin, çaresizliğin ve adaletsizliğin dışa vurumu. Bu eylem, sadece bir parti gösterisi değil; halkın cebine, sofrasına, yaşamına kast eden politikaların doğrudan teşhiri. Bugün o tencereler boşsa, bunun nedeni yanlış ekonomi değil, bilinçli bir tercih: Rantın, yandaşın, israfın tercih edilmesi!</p>

<p>Bir zamanlar gülerek yemek pişen mutfaklarda şimdi kaygı kaynıyor. Market raflarına uzanan eller, etiket görünce geri çekiliyor. “Boş tencere” işte o anın sembolü. Ne siyaset konuşuyor orada, ne ideoloji… Sadece açlık, yorgunluk ve suskunluk.</p>

<p>Sokakta çınlayan o metal sesi, iktidarın artık halkın mutfağına kadar dayanmış krizini haykırıyor. Her gün yeni bir zamla uyanan milyonlar, maaşının yarısıyla bile pazara gidemeyen emekçiler, çocuklarına süt alamayan anneler… İşte o boş tencereler onların dili oldu. Çünkü halkın artık konuşacak halleri kalmadı; sadece çınlatacak tencereleri var.</p>

<p>CHP’nin yaptığı bu eylem, bir partinin gösterisi değil; halkın “Yeter artık!” dediği bir çığlıktır. Halkın tenceresi boş olabilir, ama sesi dolu. Çünkü herkes biliyor: Bu düzen böyle gitmez. İnsan onuruyla yaşamak, sofrada bir tabak fazla görmek istiyor.</p>

<p>İktidar yıllardır rakamlarla oynayarak istatistikleri süslüyor, ama gerçek değişmiyor: Mutfaklarda ateş yok. Ekonomiyi “büyütüyoruz” diyenler, aslında sadece yoksulluğu büyütüyor. Halkın sırtına bindirilen vergi yükü, eriyen alım gücü ve çare diye sunulan geçici destekler; hepsi birer pansuman. Oysa ülke, ekonomik olarak kan kaybediyor.</p>

<p>CHP’nin “boş tencere” eylemi bu açıdan bir uyarı değil, bir hesap hatırlatmasıdır. Çünkü boş tencere sadece açlığın değil, adaletsizliğin, liyakatsizliğin ve çürümüş düzenin sembolüdür.&nbsp;</p>

<p>Ama bu sessizlik kalıcı değil. Belki bir gün o tencere yeniden dolacak. Yine mis gibi yemek kokuları yayılacak evlere. Ama o güne kadar, her çınlayan tencere sesi bize bir şeyi hatırlatacak: Bir milletin karnını doyurmadan, hiçbir iktidar ayakta kalamaz!</p>

<p>İktidar artık şunu duymalı: Halkın sabrı kadar tencerenin dibi de tükeniyor. Ve o tencere bir gün kaynayacak; içinden de hesap sormak isteyen bir halkın iradesi taşacak. Boş tencere bugün bir simgeyse, yarın bir sandık sesiyle birleştiğinde çok daha gür çıkacak. Çünkü hiçbir iktidar, halkın mutfağındaki yangını görmezden gelerek ayakta kalamaz!!!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 19 Oct 2025 10:09:40 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP LÜLEBURGAZ KARARI: ALİ CAN BAŞKAN\&#039;LA TAM YOL İLERİ.</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-luleburgaz-karari-ali-can-baskanla-tam-yol-ileri-384</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-luleburgaz-karari-ali-can-baskanla-tam-yol-ileri-384</guid>
                <description><![CDATA[CHP LÜLEBURGAZ KARARI: ALİ CAN BAŞKAN\'LA TAM YOL İLERİ.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>CHP İlçe kongrelerini tamamladı ve şimdi gözler iki adayın yarışacağı il kongresine çevrildi.<br />
CHP Kırklareli İlçe kongreleri Babaeski ve Lüleburgaz dışında tek liste halinde alışagelmiş CHP geleneğinin dışında son derece katılımı düşük adeta üyelerin noter gibi birilerinin hazırladığı tek listeyi onaylanarak bitirdi.Ama yaşanan süreçte tamamlanan &nbsp;merkez ilçe kongresi ve 7 ilçe kongrelerinde iki kongre unutulmaz kongreler olarak tarihteki yerini aldı.Neden derseniz çoklu aday ve katılımlı kongreler olması açısından tabi.<br />
Biri Babaeski ilçe kongresi.Babaeski ilçe kongresinde biri kadın iki adayın yarıştığı kongre heyecan ve katılımı yüksek bir kongre olması açısından oldukça önemliydi.Diğeri de final niteliği taşıyan ve uzun süre unutulmayacak bir kongre olan Lüleburgaz İlçe kongresi..<br />
CHP Lüleburgaz İlçe kongresi Kırklareli il Başkanlığı öncesi herkesin nefeslerini tuttuğu bir yarışa sahne oldu. Lüleburgaz İlçe kongresindeki yaşanan heyecanı diğer kongrelerden ayrı irdelemek gerektiğini düşünüyorum.O yüzden Lüleburgaz ilçe kongresi CHP İl örgütü tarafından neden önemliydi?.Çünkü herkes oradaki sonucuna göre siyasette gardını belirleyecek ya tamam ya devam diyecek yada düşlerini ertelemek zorunda kalması açısından önemliydi.<br />
Lüleburgaz ilçesinde seçim heyecanı mahalle delege seçimlerinde başladı.Mahalle delege seçimlerinde çeşitli renklerin yarıştığı listelerin ardından alınan sonuçlara göre ilçe seçim listelerinin hazırlığı başladı ve pazarlıklar sonucu BEYAZ ve KIRMIZI iki liste ile ilçe seeçimine gidildi.<br />
Beyaz listeye baktığımızda mevcut iki vekil biri eski 3 vekilin açık yada dışarıdan destek verdiğini gözlemledik.Bazı görevde olan yada önceki dönemde görev alan Belediye Başkanları ve il, ilçe, il genel ve bazı Belediye Meclis üyeleri ile Kristal iş Genel Başkanın ekibinin yer aldığı BEYAZ listenin karşısına ise,<br />
Mevcut İlçe Başkanı Ali Can mevcut İl Başkanı Bora Terzi bazı il genel Belediye Meclis üyeleri ile Lüleburgaz Belediye Başkanın açıktan olmasada destek verdiği KIRMIZI liste arasında bir yarış olu ve heyecan doruktaydı.<br />
Kongrenin yapıldı salona girdiğimizde diğer ilçe kongrelerinde olmayan bir karnaval gibi süslenmiş salon tamda adına yakışan bir havadaydı.Salon giririşinde her iki aday ve yönetim kurulları beyaz ve kırmızı renkli giysilerle delegeleri karşılarken salon içinde adelege olmayan ama tezahürat yapmak için yerini alan kalabalık bir izleyeci kitlesi vardı.<br />
Çoğunluğun sağlanıp divanın oluşturuldu ve Divan Kurulu Başkanlığı’na CHP Parti Meclisi Üyesi Turgay Özcan seçildi.Divanın oluşturulmasının ardından faaliyet ve mali gelir gider raporları okunması ve ibrasının ardından söz almak isteyen Kristal İş Başkanı Bilal Çetintaş söz istedi.Divan Başkanı siz delegemisiniz, kimsiiiniz sorusuna Çetintaş benim 40-50 delegem var üstelik ben Genel Başkanım konuşurum diye ititaz edince ortam gerildi.Salon içinde yer alan yakalarında delege kartı olmayan topluluk HAK HUKUK ADALET sloganları ile divana yürüdü.Divan Başkanı tüzük açık tüzükte delege olmayan konuşamaz söz hakkı vermiyorum deyince milletvekilleri ve kalabalık bir topluluk divan Başkanı üzerine yürüdü ortam gerildi.Bunun üzerine İl Başkanı iki vekil ve akil adam konumunda olanların araya girmesi ile çözüm bulundu.Bulunan çözümde divana verilen önerge ile gündem değişti dilek ve temenniler maddesi öne çekilerek oylanmasının ardından Bilal Çetintaş, Olcay Kaya,Ünal Başkur söz alarak görüş ve düşüncelerini delegelerle paylaştılar.Yine divan Başkanı konuşma süresinin 5 dakika ile sınırlamasına da konuşmacılar konuşmalarında açıkça tepki koyarak divan Başkanını kınadılar.2 vekilin de konuşmasının ardından Beyaz listenin Lüleburgaz İlçe adayı Bülent Zafer Saber’in konuşması ve yönetim kurulu üyelerinin tanıtmasının ardından Kırmızı liste le seçime giren Ali Can'ın konuşması ve yöentim kurulunu tanıtmasının ardından seçime geçildiğinde nefesler tutulmuş ve heyecan doruktaydı.Kongrede toplam 413 delegenin oy kullandığı seçimde 1 oy geçersiz sayıldı. Kırmızı Liste 237 oy alarak Ali Can güven tazelerken, Beyaz Liste 175 oyda kaldı.<br />
Seçimin ardından Lüleburgaz delegeleri bugune kadar CHP Kırklareli siyasetinde olan ve siyaseti dizeyn edenlerin ve mevki ve makamlarda olarak gündemde olan yıllanmış siyasetçilere &nbsp;yaptıkları hizmetler için teşekkür ederek DEĞİŞİM diyen kırmızı listeye sahip çıkarak ekbini göreve getirdi ve verdiği mesajda netti.<br />
ALİ CAN BAŞKAN'LA TAM YOL İLERİ.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Oct 2025 11:27:01 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Barışın Susturulduğu Gün”</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/barisin-susturuldugu-gun-383</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/barisin-susturuldugu-gun-383</guid>
                <description><![CDATA[Barışın Susturulduğu Gün”]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p>10 Ekim 2015 yılının bir Ekim sabahı Ankara Garı’nın önünde, “Emek, Barış ve Demokrasi” mitingi için toplanan binlerce insan vardı.<br />
Ama o sabah saat 10.04’te iki büyük patlama duyuldu.<br />
Karanlık, tam da barışın kalbine yerleşti.</p>

<p>Yüzlerce yaralı, 100’den fazla can kaybı…<br />
O gün, Türkiye tarihinin en büyük terör saldırılarından biri yaşandı.</p>

<p>O insanlar slogan değil, umut taşıyordu.<br />
Ellerinde pankartlar, dillerinde sadece tek bir kelime vardı: Barış.<br />
Oysa birkaç saniye içinde o kelime, kan ve dumanın arasında kayboldu.</p>

<p>Bir ülke, kendi başkentinde, kendi vatandaşlarının gözleri önünde paramparça oldu.</p>

<p>Aradan yıllar geçti.<br />
Fakat 10 Ekim unutulmadı.<br />
Her yıl aynı yerde, aynı saatte karanfiller bırakılıyor, isimler tek tek okunuyor.<br />
Aileler hâlâ adalet arıyor, çünkü acı kadar adaletsizlik de yakıyor insanı.</p>

<p>Soruşturmalardaki eksiklikler, cezalandırılmayan sorumlular, cevapsız kalan sorular…<br />
Tüm bunlar sadece öfkeyi değil, derin bir güvensizliği de büyütüyor.</p>

<p>10 Ekim, yalnızca bir saldırının tarihi değil;<br />
barışın, birlikte yaşama arzusunun, insanca bir ülke hayalinin hedef alındığı gündür.</p>

<p>O gün kaybettiklerimizi hatırlamak, onların bıraktığı mücadeleyi sürdürmek demektir.<br />
Çünkü barış istemek suç değildir — bir toplumun en temel hakkıdır.</p>

<p>Bugün Ankara Garı önünde sessiz bir kalabalık yine toplanacak.<br />
Karanfiller bırakılacak, gözyaşları dökülecek.<br />
Ama en önemlisi, unutulmayacak.</p>

<p>Çünkü unutmak, ikinci bir ölüm olur.<br />
Ve bu ülke, barış isteyen insanlarını bir kez daha kaybetmeye tahammül edemez.</p>

<p>Aileler, ellerinde kaybettiklerinin resimleriyle “unutmayacağız” derken, aslında hepimize bir şey söylüyorlar:<br />
Adalet olmadan barış da olmaz.</p>

<p>Katliamın ardından açılan davalar, eksik kalan soruşturmalar, cevapsız kalan sorular…<br />
Kim korumadı, kim önlemedi, kim görmezden geldi?</p>

<p>Bu soruların etrafında yıllardır dönüp duruyoruz.<br />
Ve her yanıt geciktikçe, toplumun güven duygusu biraz daha eksiliyor.<br />
Çünkü bazı sorular sadece yanıt beklemez;<br />
bir toplumu diri tutar.<br />
10 Ekim’i hatırlamaksa o diri kalma iradesinin adıdır.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 16:46:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>DUYGULARLA BAŞA ÇIKMAK</title>
                <category>Ayşe ÖZKILIÇ</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/duygularla-basa-cikmak-382</link>
                <author>ayseozkilic@mansethabergazetesi.com (Ayşe ÖZKILIÇ)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/duygularla-basa-cikmak-382</guid>
                <description><![CDATA[DUYGULARLA BAŞA ÇIKMAK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Merhaba sevgili okurum nasılsınız,</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Yaklaşık birkaç önceki yazımda sizlere duygular‘dan bahsetmiştim. Dilerseniz o yazımı okuduktan sonra bu yazıma devam edebilirsiniz. Bugün sizlerle duygularla başa çıkma yönteminde benim kendi hayatıma kattığım ve faydasını gördüğüm etkili bir teknikten bahsetmek istiyorum. Günlük geçirdiğimiz her türlü rutinimizde duygularımız bizi yönetiyor. Bunun farkında mısınız? Ya da farkında olanlar var mı? Olumlu pozitif duygular içindeyseniz bu duygu durumunuzun katlanarak artmasını diliyorum. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tabii ki her zaman olumlu veya olumsuz duygular içinde kalmıyoruz, kalamıyoruz. Geçişler olması olağan bir durumdur. Bizler evde, iş yerinde ve sosyal yaşantımızda iletişim içinde olduğumuz kişilerle yaşadığımız olaylarda bizleri etkileyen aksaklıklarda ve durumlarda kızgınlık, öfke, kırgınlık, umutsuzluk, üzüntü, kaygı, endişeli olma duyguları ağır basıyor olabilir. Bu duygulardan kaynaklı karnımızda ağrı, boğazımızda düğümlenme, nefesimizde daralma, kalbimizde sıkışıklık ve ağrı hissi olabilme ihtimali çok yüksektir. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Tam da bu noktada kadim bilgeliğin modern yaşamla buluştuğu etkili bir teknik devreye giriyor: <strong>Timus bezine hafif, sakin ve ritmik vuruşlar</strong>.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Timus bezi, göğüs kemiğimizin hemen arkasında, kalp hizasında yer alan minik ama etkisi büyük bir bezdir. Bağışıklık sistemimizin güçlenmesinde önemli rol oynar ve enerji bedenimizle de yakından ilişkilidir. Stres ve olumsuz duygular karşısında bu bölgeyi uyararak hem bedensel hem de ruhsal dengeyi yeniden sağlayabilirsiniz. </span></span><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Hafif dokunuşlar kişinin bedenle ve nefesle bağlantısını güçlendirir. An’da kalmayı kolaylaştırır, zihinsel dağınıklığı toplar.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Kendi bedenimize temas ettiğimizde; kendimizi duyma, kabul etme ve ilgi gösterme eylemidir. Kısacası Öz-şefkatin fiziki bir ifadesi diyebiliriz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">&nbsp;Timus bezine vuruş, özellikle korku, öfke, üzüntü gibi bastırılmış duyguların boşalmasına alan açar. "Ben güçlüyüm, bu duyguyla baş edebilirim." mesajını bilinçdışına gönderir.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><strong>&nbsp;</strong>&nbsp;<span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Stresli anlarda, duygularımızı yönetemediğimizde timus bezine yapılan vuruşlar sinir sistemini sakinleştirir, bedene <em>"Tehdit yok."</em> sinyali gönderir. Bu da kortizol seviyesini düşürerek gevşemeyi destekler.</span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Timus bezine vuruşları, derin bir nefes aldıktan sonra göğsünüzün ortasına, hafif tempolu parmak vuruşları yapıyorsunuz. Bunu yaparken kendinize içinizden <em>“<strong>Güvendeyim, yeterliyim, huzurdayım, değerliyim, kıymetliyim</strong>.”</em> Gibi olumlu cümleler tekrar ediniz, lütfen. Bu vuruşları birkaç dakika yaptığınızda hem bedeninizdeki sıkışmayı gevşetecek hem de zihinsel olarak rahatlamanızı sağlayacaktır. Bu vuruşları yaptığımızda bir daha aynı duruma artık sinirlenmeyeceğiz diye bir durum söz konusu değildir. Olumsuz duygulara teslim olmak yerine onları dönüştürmenin basit, doğal ve yan etkisiz yollarından biridir. Bedenimize “<em>Ben buradayım, güçlüyüm ve devam edebilirim</em>” mesajını vermiş oluyoruz. </span></span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-size:12.0pt"><span style="font-family:&quot;Times New Roman&quot;,serif">Bunun için kendimize çok emek vermemiz gerektiğini önemle vurgulamak isterim. </span></span></span></span></p>

<p>&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 11 Oct 2025 15:59:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/04/ayse-ozkilic-1744808328.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Vicdan sahibi bir insan olarak yazıyorum.</title>
                <category>İsmail Doğan</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/vicdan-sahibi-bir-insan-olarak-yaziyorum-381</link>
                <author>ismaildogan@mansethabergazetesi.com (İsmail Doğan)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/vicdan-sahibi-bir-insan-olarak-yaziyorum-381</guid>
                <description><![CDATA[Vicdan sahibi bir insan olarak yazıyorum.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Filistin</strong>’de yasananlar artık bir catışma değil;bu insanlığın en temel değerlerinin ayaklar altına alındığı bir <strong>soykırım</strong>dır.<br />
Gazze’de Batı Şeria’da,çocuklar bombalar altında can verirken,anneler evlatlarının cansız bedenlerine sarılıyor.Hastaneler hedef alınıyor,okullar yıkılıyor,suya ve elektriğe erişim engelleniyor.Bu yaşananlar,uluslar arası hukukun, insan haklarının ve en temel insani değerlerin açıkca ihlalidir.<br />
Bizler Ulu Önder <strong>Mustafa Kemal Atatürk</strong>’ün “Yurtta sulh,cihanda sulh” &nbsp;ilkesini benimseyen bir anlayışın temsilcileriyiz.Bu ilke sadece kendi ülkemiz için değil,tüm dünya hakları için barışı savunmamızı gerektirir.Filistin halkının yaşadıgı acı,bizim de yüreğimizde yankılanmaktadır.<br />
Buradan tüm dünyaya tüm vicdan sahiplerine sesleniyorum<br />
Filistinde yasanan bu zulme sessiz kalmak insanlığa sırt cevirmektir:<br />
Biz susmayacagız.Biz görmezden gelmeyeceğiz.<br />
<strong>Çocuklar</strong> ölmesin.İnsanlık ölmesin.<br />
Filistin’e barış,<strong>Gazze</strong>ye barış,Batı Şeriaya barış,dünyaya vicdan gelsin.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 10 Oct 2025 17:16:12 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2025/10/ismail-dogan-1760105744.webp"/>
            </item>
                                <item>
                <title>CHP Kongreleri ve Sonuçları</title>
                <category>Editörden</category>
                <link>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-kongreleri-ve-sonuclari-380</link>
                <author>editorden@mansethabergazetesi.com (Editörden)</author>
                <guid>https://www.mansethabergazetesi.com/makale/chp-kongreleri-ve-sonuclari-380</guid>
                <description><![CDATA[CHP Kongreleri ve Sonuçları]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>CHP Genel Merkezi</strong>nin örgütlere gönderdiği seçim takvimine göre <strong>Kırklareli </strong>İlçe kongreleri tamamlandı ve şimdi gözler 19 Ekimde yapılacak olan İl Başkanlığı seçimlerine çevrildi.&nbsp;<br />
Kırklareli'de CHP İlçe kongreleri tamamlandı ama kongreleri ve yarattığı sonuçlar açısından da son derce olumlu yada olumsuz yanlarını da irdelemeden de geleceği görmekte olanaksızdı.Bu yüzdendir tarihe not düşelim dedik ve biten kongrelere ait notlarımızı kamuoyu ile paylaşalım istedik..<br />
CHP ilçe kongrelerinin ilki 19 Eylül Pınarhisar İlçe Başkanlığında yapılan ilçe kongresi ile başladı.Ve belkide alışagelmiş CHP gelenekleri dışında seçimler yapıldı. Pınarhisar, Kofçaz,Vize, Demirköy, Pehlivanköy, Kofçaz ve Merkez ilçemizde ilçe kongreleri rakipsiz ve tek liste ile coşkudan uzak, katılımı düşük ve yarışı olmayan ve geçmişte CHP kongrelerinden farklı kongreler olarak tarihteki yerini aldılar.<br />
Yapılan ilçe kongrelerinde mevcut Başkanlardan<strong> Pınarhisar </strong>başta olmak üzere Merkez İlçe, Vize,Demirköy, Kofçaz ilçe Başkanları yeniden seçilerek güven tazelerken, &nbsp;Kırklareli'nin tek kadın ilçe Başkanı <strong>Pehlivanköy</strong> ilçe Başkanı <strong>Nil Nermin Demirel</strong> aday olmazken yerini yeni seçilen<strong> İrfan&nbsp; Yüksel</strong> CHP Pehlivanköy ilçesinin yeni Başkanı oldu.Nil Nermin Demirel'in aday olmaması ile Kırklareli'de kadın ilçe Başkanı da kalmadı.<br />
Diğer yapılan ilçe kongrelerinin aksine Babaeski ve Lüleburgaz ilçelerinde iki adaylı ve coşkulu kongreler yapıldı.Babaeski ilçesinde önceki ilçe Başkan Erol Mutlu aday olmaz iken mahalle delege seçimlerinde kırmızı beyaz ve mavi üç renk liste yarıştı. Babaeski ilçe seçimi beyaz ve mavi liste ile &nbsp;biri kadın iki adayın medeni bir şekilde yarışına sahne oldu.Katılımın yüksek ve son derece demokratik bir ortamda yapılan seçimde Babaeski ilçesinin yeni Başkanı beyaz liste ile seçime giren<strong> Zafer Çevik</strong> oldu.Babaeski ilçe seçiminde Toplam 250 delegeden 244’ünün oy kullandığı seçimde, beyaz liste 133 oy alarak ipi göğüsledi. Mavi liste ise 110 oyda kaldı. 1 oy ise geçersiz sayıldı.Seçim sonucunun belli olmasının ardından her iki adayda birbirlerini tebrik ederek CHP kongrelerinde yaşanan yarış geleneğini yaşatmanın mutluluğunu yaşadılar.Seçimin ardından her iki adayda &nbsp;birlik mesajı verdi.&nbsp;</p>

<p><strong>COŞKU AZ, KATILIM DÜŞÜKTÜ</strong></p>

<p>Kırklareli merkez ilçe seçimi de tek liste &nbsp;ile yapıldı.Merkez ilçe seçiminin tarihsel sürecindeki geleneğinde olmayan bir seçimin sonuçlarını da gözlemlemek ve tarihe not düşmek ve irdelenmesi gerektiğinin son derece önemli olduğunu düşünüyorum.<strong>CHP Kırklareli </strong>mahalle delege seçimleri de Yeşil ile Kırmızı iki listenin yarışı ile başladı.Daha sonraki süreçte kırmızı liste yarıştan çekildi.Çekilme gerekçesini de kamuoyu ile paylaştığı için detaya girmeye gerek olmadığını düşünüyorum.Merkez ilçe seçimi bu nedenle tek liste ile ve tek adayla yapıldı.Özel bir kafede yapılan bu seçimin ilçe kongesimi? yoksa mevlüt mü yapılıyor kongre salonuna gelenler gibi bizde anlayamadık.Seçime tek aday ve yeşil liste ile giren ve seçilen mevcut Başkan <strong>Ozan Yetkin Hazar</strong> güven tazeledi.Hazar&nbsp; ve yönetimi tarafından özel bir kafede yapılan seçim CHP tarihinde ender görülen ve yapılan bir kongre olarak tarihe geçti.Neden mi.?.Kırklareli'de CHP il-ilçe kongrelerini yaşayanlar bilir ki kongreler her zaman çok adaylı seçimlerle olmuş ve tek adaylı kongre bile bile olsa kongre salonu ve civarı afiş, pankart ve bayraklarla gelin gibi süslenir CHP Marşlarınla da coşku doruğa çıkardı.CHP Kırklareli Merkez İlçe kongresinde maalesef bunların hiçbiri yoktu.<br />
İlçe kongresinde alışagelmişin dışında katılımda çok düşüktü.Coşku heyecan yoktu.Halk arasısnda bir söz vardır."Kendileri çaldılar, kendileri oynadılar" diye.Öyle de oldu.Kongre muhaliflerin listelere konulmadığı birlik ve beraberliğin gözardı edildiği bir ilçe kongre olması açısından üzücüydü.Delegeler noter gibi gelerek listeyi sandığa attı ve seçimi bitirdi.Şirket genel kurulu gibi aynı sülalerin aynı soy isimlerin olduğu Yeşil liste seçimi kazandı.Oldumu derseniz?.Tabiki ki bize göre olmadı. Ama takdir Merkez ilçe CHP üyelerinin tabiki.Merkez ilçe kongresinde CHP ile ilgili tek bir bayrak afiş pankartın olmadığı heyecansız, coşkusuz ve tek bizim liste mantığı ile yapılan seçim bu yüzden ilginç bir yapılan seçim&nbsp; oldu.Seçime de katılım az oldu ve düşük bir oy oranı ile mevcut Başkan güven tazeledi ve Kırklareli Merkez İlçe kongreside bu tespitlerimizle tarihteki yerini aldı.<br />
CHP DE KADININ ADI YOK<br />
CHP Merkez ilçe dahil&nbsp; 7 ilçede tamamlanan kongrelerin ardından tek bir kadın ilçe Başkanının olmaması CHP Kırklareli il örgütüne yakışmadı.Pehlivanköy kadın ilçe Başkanı Nil Nermin Demirel'in aday olmaması ve Babaeski ilçe kongresinde aday olan kadın adayın&nbsp; da&nbsp; seçimi kaybetmesi ile CHP de tek kadın ilçe Başkanı olmadan ilçe kongreleri maalesef&nbsp; tamamlandı.Eğitim oranında neredeyse yüzde yüzü bulduğu, <strong>Atatürk</strong>çü, demokrat ve CHP nin kalelerinden biiri olan Kırklareli de bu ilçe kongrelerinde yaşanan durum hepimiz adına üzüntü vericidir.Bu sonuçlar Kırklareli'mize yakışmadı.Tarihte kadın vekil çıkaramayan il olarak onun utancını yaşarken tek bir ilçe il Başkanı da çıkaramamazın nedenlerini hepimizin sorgulaması gerektiğini düşünüyorum.Ben kendi adıma utanıyorum.Siyaset yapmadık hiçbir yerede aday olmadık.Ama siyaset yapanlar&nbsp; bu utancı taşırmı bilemeyiz. Ama bizce esas utanması gerekenlerinde biraz kendileri ile hesaplaşması gerektiği günler gelmedi mi diye de düşünüyorum.Bu utanç ve sorumlulukta biz erkekler hepimiz pay sahibi değilmiyiz?.<strong>CHP</strong> Kadın il-ilçe Gençlik il-ilçe kolları var diyeceksiniz.Ama pratikte bu işler öyle demekle yürümez.CHP de bir değişimde kadın ve gençlik kollarında olmalı.Çünkü CHP Kadın ve Gençlik kolları partinin yan kolları değil, o partinin öz kollarıdır. Merkez ilçe Başkan ve yöentiicileri&nbsp; gibi partinin bir parçası olarak sözde değil özde olmalıdır.Kadınları ve Gençlerin görevlerinin "afiş asmak,sandalye taşımak, evlere broşür, afiş, bildiri dağıtmak görevleri" anlayışın hakim olmaması gerekir.CHP de bu zihniyetin değişmesi ve Kadınlar ve Gençler de&nbsp; siyaset üreterek ülke sorunlarına katkı sunmaları görevlileri olduğunun farkında olmalılar.<br />
<strong>LÜLEBURGAZ SEÇİMLERİ EZBER BOZDU</strong><br />
CHP ilçe kongrelerinin finali Lüleburgaz ilçe kongresi ile sona erdi.CHP de tüm gözlerin çevrildiği ve mahalle &nbsp;delege seçimlerinde kıran kırana bir yarışın sahne olduğu Lüleburgaz ilçe seçimlerinde beyaz ve kırmızı iki listenin yarışmasının ardından tamamlandı.Beyaz listeye mevcut 2, biri de &nbsp;eski 3 vekil destek verirken , Mevcut ve önceki dönem bazı Belediye Başkanları, il Başkanları, İlçe Başkanları,Bazı il genel, Belediye Meclis ve Kristal İş Genel Başkanının açık destek&nbsp; verdiği beyaz liste ile seçime girerken, mevcut İl Başkanı, Lüleburgaz mevcut ve eski &nbsp;İlçe Başkanı,bazı İl Genel ve Belediye Meclis üyeleri de kırmızı listeye destek vererek bir seçim heyecanı yaşandı. Lüleburgaz ilçe seçim sonucu siyasi beklenti içinde olanların geleceğini yakından ilgilendiren seçim olması açısından oldukça önemliydi.Herkes&nbsp; kırmızı listenin kazanması durumunda<strong> Özgür Özel</strong> ile başlayan değişimin devamı olacağı ve CHP de&nbsp; kartların yeniden karılmasına neden olması açısından oldukça önem taşıdı.Aksi durumda yani beyaz listenin &nbsp;kazanması durumunda ise, statükonun korunarak yıllardır tabanın tepkisine yol açan siyasilerin yeniden koltuklarının devamı demek olacağını, mevki ve makamalarında yine aynı kişiler tarafından paylaşacağı görüşün hakim olması açısından oldukça önem taşıyan ilginç&nbsp; bir kongre oldu.Lüleburgaz delegeleri taşıdığı o sorumluluk ile sandığa gitti ve oyunu kullandı.Sandıklar açılıp seçim sonucu belli olduğunda kırmızı listenin seçimi farklı kazandığı görüldü.Ve gergin başlayan kongre kırmızı listenin kazanması ile yerini mutluluğa çevirdi.<br />
CHP Lüleburgaz ilçe&nbsp; kongresinde kırmızı listenin seçimi&nbsp; kazandığı belli olunca&nbsp; bizler bunu Beyaz listede yer alan tüm siyasilere mesaj olarak okuduk.Lüleburgaz delegelerinin kullandıkları oylar ve yaptıkları tercihler ile beyaz&nbsp; listede yer alan siyasilere,&nbsp; "<strong>CHP Lüleburgaz </strong>ilçesi delegeleri olarak&nbsp; biz delegeler bu güne kadar yaptığınız hizmetler için her birinize ayrı ayrı &nbsp;teşekkür ederiz.Artık evinize dönün.Bizler kırmızı listeye oy vererek değişime evet dedik ve siyasette de artık yeni yüzler görmek istiyoruz.Liyakatlı kişileri siyaset sahnesinde görmek istiyoruz.Değişime EVET statükoya HAYIR&nbsp; diye okuduk.Ama kaybeden beyaz listede yer alanlar delegenin verdiği bu&nbsp; seçim sonucunu nasıl okudu bilemeyiz.</p>

<p><strong>CHP LÜLEBURGAZ İLÇE KONGRESİ CHP ÖRGÜTÜNE "DEĞİŞİM " MESAJI VERDİ</strong></p>

<p><br />
Son günlerde yapılan tüm anketlerde CHP ülke genelinde birinci parti olma özelliğini korurken, <strong>AKP</strong> ile&nbsp; aradaki makası açıp yükselişe geçmişken Trakya'da ise CHP li bazı kişilerin ne yazık ki "ön seçim değil, kendime seçim"anlayışından kurtulaması gerekir.Yok eğer bildiklerini okumaya devam ederlerse, 31 Mart yerel seçimlerinden ders alamamışlarsa önümüzde &nbsp;yapıacak yerel ve genel seçimlerde &nbsp; Kırklareli genelinde kaybedilen Belediyelere yenileri eklenecek, 3 vekil sayımızdan 2 vekil CHP de iken kongrelerde yürütülen "ben varsam parti var" mantığını yerel ve genel seçimlere taşırsa vekil sayısıda 1 olursa kimse şaşırmasın.<br />
<strong>31 Mart Kırklareli</strong> yerel seçim sonuçlarının iyice irdelenerek herkes kendisi ile ve partisi ile yüzleşmelidir.Unutmayalım Kurtuluş yok tek başına, Ya hep beraber ya Hiçbirimiz.</p>

<p><br />
&nbsp;</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 09 Oct 2025 15:58:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.mansethabergazetesi.com/images/kullanicilar/2023/07/editorden-1689953671.webp"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
