Ardından aile,eğitim,hukuk ve siyaset gibi kurumların toplumsal ihtiyaçlara cevap verememesi;insanların o kurumlara olan güveni zedelenince bu kez de hızla bir şekilde toplumsal çözülme baş gösterdi.Buna bir de gelir adaletsizliği ve yoksulluk eklenince insanlar arasında geçmişten gelen yardımlaşma ve dayanışma duyguları büyük oranda zaafa uğradı.Son yıllarda halk arasında,”İnsanlık ölmüş artık,kimse kimseye düşünmüyor. ”diye serzenişleri sık sık duyar hale geldik.İyi de,bunu söyleyenler acaba kendileri bir başkasının yardımına koşuyorlar mı sanki?..Koşacaklarını hiç zannetmiyorum,çünkü insanlara dayatılan yeni yaşam tarzı onlarda sorumluluk ve aidiyet duygularını iyice köreltti.Her şey, kısa vadeli günü kurtarma hesaplarına göre yapılmaya başlandı.
İnsanların kurumlara karşı güveni zedelenip geleceğe ait umutları kalmayınca çözülmenin önü alınmaz oldu. Bu çözülmede en büyük zararı aileler görüyor haliyle.Bir toplumu ayakta tutan yapı olan aile kurumu da zayıflayınca bunun yansıması okula,işyerlerine,sokağa,kısacası hayatımızın her alanına sirayet ediyor.Eskiden maaşıyla evini geçindiren,çocuklarını okutan ebeveynler şimdi ise çocuklarının temel gereksinmelerini karşılayamadıkları için onların karşısında ezilip büzülüyorlar.Bu yüzden onlara sözlerini geçirmede zorlanıyorlar.Okulda öğretmen eskisi gibi öğrencilerinin üzerine fazla gidemiyor.Okulda çocuğa karşı dayak ve şiddet uygulamak asla çözüm değildir.Maalesef, okullardaki şiddetten öğretmenler de fazlasıyla mağdur olmaktadırlar.Öğretmenle öğrenci arasında saygı,sevgi ve güven olmazsa oradan sağlıklı bir eğitim çıkmaz.Aslında eğitimdeki çözülme, eğitimin özelleşmesiyle birlikte başladı diyebiliriz.Yarım asır önce mezun olduğum devlet lisesinden aldığım kaliteli eğitim ve öğretim sayesinde hayatımı idame ettirmiş biri olarak her daim ”Herkese eşit ve parasız eğitimi” savundum.Ama ne yazık ki parasız eğitimden vazgeçilip onun yerine paralı eğitim özendirildi,adeta teşvik edildi.Parası olan aileler çocuklarını eğitim kalitesi yüksek özel okullarda,kolejlerde okuturken; parası olmayanlar ise çocuklarını devletin eğitime ayırdığı kısıtlı olanaklar dahilindeki devlet okullarında okutmaya çalışmaktadırlar.Eğitimdeki bu eşitsizlik, eğitimin kalitesini düşürdüğü gibi beraberinde daha birçok sorunu barındırıyor.“Böyle gelmiş böyle gider”deyip kalıcı çözümler,tedbirler alınmazsa eğitim alanında da çözülmeler katlanarak artmaya devam edecek demektir.
Diğer bir önemli alan olan, STK dediğimiz derneklerde,odalarda,vakıflarda;emek örgütleri sendikalarda;siyasi hayatımıza,ülke yönetimine yön veren siyasi partilerde;site yönetimlerinde,kooperatiflerde;kısacası örgütlü yaşamın olduğu her alanda bu çözülme ve çürüme maalesef bir kanser hücresi gibi hızla yayılmaktadır.
Peki, toplumdaki bu çözülmeyi ve çürümeyi nasıl durdururuz?Ne gibi çözümler ortaya koyar,önlemler alırsak bir arada huzur ve güven içinde yaşayacağız bir ortam sağlarız?Bu dağ gibi birikmiş sorunların hepsini kısa vadede çözecek sihirli bir formül maalesef yok.Ama çaresiz de değiliz.Atalarımız,”Balık baştan kokar”demişler.Bütün bu aksaklıkların başında bizi yöneten yöneticilerin büyük sorumluluğu var.Onları oraya getiren,seçen bizlerin sorumluluğu hiç mi yok?Olmaz mı?Var tabi ki,hem de çok…Ondan dolayı, işlerin düzelmesini istiyorsak aileden başlamak üzere hayatın her alanında birlik ve dayanışmayı sağlamak için sağlam ilkeler etrafında bir araya gelmek,örgütlenmek gerekiyor.İlk önce bizi yönetecek idarecileri seçerken kişisel çıkarlarımız yerine toplumsal çıkarlarımızı düşünerek hareket etmeliyiz.Sonra seçtiğimiz yöneticileri denetleyebilmeli,gerekirse görev yapmayanları o makamda “Geri Çağırma” gibi bir yetkiye sahip olmalıyız.Bu durum ister milletvekili seçiminde olsun,ister belediye seçiminde veya diğer bütün kurum ve kuruluşların seçiminde olsun eğer sağlam bir denetleme mekanizması olmazsa çözülmenin,çürümenin önü alınmaz.
Aile içinde birlik ve dayanışmayı sağlamak için bütün bireyler sorumluluklarını bilmeli.Evin geçimini sağlayan ebeveynlerin aileyi bir arada tutmak için daha çok sorumluluk almaları gerekir.Onların yapacakları her yanlış çocuklarına yansıyacağını unutmamalıdırlar.Ailedeki huzur,güven ve birbirlerine bağlılık ana babanın tutumları sayesinde sağlanır.Çocukların da ana babalarına karşı saygısını,sevgisini ve aidiyet duygularını yitirmemeleri gerekir. Bir ailede eğer bunlar yoksa o aile,aile olmaktan çıkar.Ev de otel gibi akşamları yatmaya gelip sabah da terk edilecek mekanlara dönüşür.Aile yapısı bozulan toplumlarda birlik ve dayanışma ağı kurmak zorlaşır.En önemlisi, her zaman bizi yönetenlerden talep ettiğimiz hak,hukuk adaleti yani özgürlükçü demokrasiyi ilk önce kendi içimizde yani ailede uygulamamız gerekir.Sonra, hayatın her alanında.Bu haklı taleplerimizi yerine getirmek için de birbirini denetleyebilen,hesap verebilirlik güvencesi olan örgütlü yapılardan asla vazgeçmemeliyiz.”Adaletsiz bir düzende yasalar örümcek ağı gibidir,zayıflar yakalanır,güçlüler deler geçer.”diye bir atasözü vardır.Ondan dolayı,yanlış yapanın yaptığı yanında kar kalmamalı.O kişi de bir gün yasalar önünde hesap vereceğini aklından çıkarmayarak hareket etmeli.Bu iş o kadar da zor değil aslında,yeter ki hukuk ve adalet sistemi herkese eşit ve adil uygulansın.Bu da ancak demokrasinin eksiksiz işletilmesiyle mümkündür.Demokrasiyi sadece kendimiz için değil herkes için ısrarla talep etmeliyiz.Demokrasiyi ısrarla talep ederken birbirimize aidiyet ve güven hissi,birlik duygusu yaratan gerek ailevi gerekse toplumsal dayanışmayı asla ihmal etmemeliyiz.Yoksa başka türlü bu çözülmenin önü alınmaz.Demokrasi ve dayanışma,aslında birbirini tamamlayan kavramlardır.Demokrasi fikriyatı dayanışmayı yaratır,dayanışma da demokrasiyi geliştirir.Eğer ailede ve toplumsal hayatımızda bu değerlerin kıymetini bilir inatla uygulamaya koyarsak önümüzde aşılamayacak herhangi bir engel kalmaz.Kalın sağlıcakla.